Horlama nedir? Nedenleri, Tanısı, Tedavisi

Burun, ağız ve boğaz yapısının yanı sıra yaşam tarzı alışkanlıklarına da bağlı olarak gelişebilen horlama, üst solunum yollarından geçen havanın, boğaz bölgesinden geçişi sırasında yumuşak dokunun titremesiyle oluşan sestir. 20 yaş ve üzeri 10 erkekten 5’inde görülürken, kadınlarda ise 40 yaş sonrası ve özellikle menopoz döneminden sonra başladığı görülmektedir. 

Horlama, var olan enfeksiyon hastalıklarının yarattığı etki ile artabileceği gibi horlamanın şiddeti, uyku pozisyonu, yaş ve kilo ile paralel olarak artar. Basit horlama olarak bilinen solunumun kesilmesine ya da uykunun bölünmesine yol açmayan horlama şikayeti, kişiye herhangi bir zarar vermez. Ancak bu durum evde birlikte yaşanan kişilerin uykusunun bölünmesine ya da uyku kalitelerinin düşmesine sebep olabilir.

Tıkayıcı uyku apne sendromu ise horlamaya eşlik eden, solunumun kısa süre ile kesilmesine yol açan önemli bir rahatsızlıktır. Bazen bir gecede onlarca hatta yüzlerce kez tekrarlayan solunumun durması, pek çok sağlık problemine yol açabilir. Bu yüzden horlama sırasında çıkan sesin şiddetinden ziyade eşlik ettiği semptomlar önemlidir.

Nedenleri;

Tıkayıcı tipte uyku apnesi boğazdaki kasların havanın geçeceği alanı kapatacak şekilde gevşemesi sonucunda oluşur. Bu kaslar yumuşak damağa, küçük dile, yutağa ve dile aittir. Bu kaslar gevşediğinde nefes alma sırasında hava yolu daralır ve bir süre için solunum durur. Bunun sonucunda kandaki oksijen miktarı azalır, beyin bu azalmayı algılar ve uyku derinliğini azaltarak hava yolunun tekrar açılmasını sağlamaya çalışır. Uyku derinliğinin azalmasını takiben bazı kişilerde bir iki kısa derin nefes alma ile bazı kişilerde ise şiddetli horlama ve yutkunma sesleri ile solunum tekrar başlatılır. Bu durum bütün gece saatte 20-30 kere tekrarlayabilir.

Bu derecede uyku apnesi olduğunda derin uykuya geçmek hiç mümkün olmaz, kişi bütün uykusunu solunum çabası içinde geçirir ve gündüz uyuma ihtiyacı duyar. Uyku apnesi olan kişiler genellikle uykularının bölündüğünün farkında değildir ve iyi uyuduklarını zannederler. Merkezi tipte uyku apnesi çok daha nadir görülür ve beyinin solunumu kontrol eden kaslara doğru sinyaller göndermemesi sonucunda ortaya çıkar. Kanda karbondiositin artması ve oksijenin azalması uyanma ile sonuçlanır. Merkezi tipte uyku apnesi olan hastalar uyanma dönemlerini tıkayıcı tipte apnesi olan kişilere göre daha fazla hatırlarlar.

Belirtileri;

Horlama genellikle obstrüktif uyku apnesi (OSA) adı verilen bir uyku bozukluğu ile ilişkilidir. Tüm horlayanlar OSA’ya sahip değildir, ancak horlamaya aşağıdaki semptomlardan herhangi biri eşlik ediyorsa, daha fazla değerlendirme için bir doktora başvurmak gerekebilir:

  • Uyku sırasında solunumun kısa süreli durması
  • Gündüz aşırı uyku hali
  • Konsantrasyon zorluğu
  • Sabah baş ağrısı
  • Uyandıktan sonra boğaz ağrısı
  • Huzursuz uyku
  • Geceleri solunması veya boğulması
  • Yüksek tansiyon
  • Gece göğüs ağrısı
  • Horlamanın çok yüksek olması ve eşinizin uykusunu kaçırması
  • Çocuklarda, okulda dikkat eksikliği, davranış sorunları veya düşük performans
  • OSA sıklıkla yüksek sesle horlama ile karakterizedir, ardından solunum durduğunda sessizlik dönemleri gelir. Sonunda, bu azalma ya da nefes almada duraklama sizi uyandırmak için işaret olabilir. Sonunda yüksek sesle bir çığlık ya da nefes alma sesiyle uyanabilirsiniz
  • Bozulan uyku nedeniyle hafifçe uyuyabilirsiniz. Bu nefes alma paternleri gece boyunca birçok kez tekrarlanabilir
  • Obstrüktif uyku apnesi olan kişiler her uyku saatinde nefesinin en az beş kez durduğu dönemler geçirirler

Tedavisi;

Uyku sırasında solunumun kesilmesine neden olmayan bu tip horlamalar, uyku pozisyonunun değiştirilmesi, daha yüksek yastıkta uyunması, fazla kiloların verilmesi, hafif yiyecekler tüketilmesi, alkol ve sigara kullanımının bırakılması ve burun bandı kullanılması gibi çözümler de önlenebilir. Horlama nasıl geçer sorusuna verilebilecek en basit yanıt budur. Ancak tüm bunlara rağmen horlama şiddeti azalmıyorsa kişi kulak burun boğaz uzmanına başvurmalıdır. Hekim tarafından yapılan muayene ve ek tetkikler sonucunda horlamaya neden olan etkenler saptanır ve uygun tedavi düzenlenir.

Bazı durumlarda multidisipliner bir yaklaşım ile ağız içi alet kullanımı önerilebilir. Ağız içi alet, diş hekimleri tarafından kişiye özel olarak yapılan, uyku öncesi ağza takılarak, dilin arkaya doğru hareket etmesini engelleyen ve ağız içi boşluğun artırılmasını sağlayan bir tür protezdir. Bir diğer tedavi yöntemi de cerrahi operasyondur. Ancak basit horlamaya bağlı olarak operasyon yapılmadan önce kişinin uyku laboratuvarında yatırılması ve uykusunun incelenmesi gerekir.

Bazı durumlarda horlama, rahatsızlık olarak değil, bir belirti olarak da ortaya çıkabilir. Tıkayıcı uyku apne sendromu olarak adlandırılan bu rahatsızlık dünya çapında %3 oranında görülse de 50 yaşın üzerindeki kilolu erkeklerde bu oran %50’ye kadar yükselir. Uyku apnesi tedavi edilmediğinde kalp ve beyin damarları etkilenir. Cinsel isteksizlik, migren, yüksek tansiyon gibi rahatsızlıkların yanı sıra kalp krizine de yol açabilir.

Horlamayı önlemek veya azaltmak için neler yapılabilir?

  • Aşırı kiloluysanız, kilo verin. Aşırı kilolu kişiler boğazda horlamaya katkıda bulunan fazladan dokulara sahip olabilirler. Kilo vermek horlamayı azaltmaya yardımcı olabilir
  • Sırt üstü uzandığınızda, diliniz boğazınıza geri çekilerek, hava yolunuzu daraltarak hava akışını kısmen engeller. Gece sırt üstü uyumayı engellemek için, pijamanızın arkasına bir tenis topu dikmeyi deneyi
  • Yastığınızı yükselterek başınızın bedeninizden yüksek olmasını sağlamak horlama ihtimalini azaltır
  • Burun köprüsüne uygulanan yapışkan bantlar birçok kişinin burun geçiş alanını genişleterek daha rahat nefes almasına yardımcı olur. Burun dilatörü, burun delikleri boyunca dışarıdan uygulanan, hava akımı direncini azaltan, daha kolay nefes alabilmenizi sağlayan, sertleştirilmiş bir yapışkan şerittir. Bununla birlikte, burun şeritleri ve dış burun dilatörleri OSA’lı kişiler için etkili değildir
  • Alerjiye veya eğri bir septuma sahip olmak burnunuzdaki hava akışını sınırlayabilir. Bu, sizi ağzınızdan nefes almaya zorlar ve horlama olasılığını artırır
  • Yatmadan en az iki saat önce alkol almayı bırakın ve sakinleştirici ilaçlar kullanmadan önce doktorunuzu horlama şikayetiniz ile ilgili haberdar olmasını sağlayın. Yatıştırıcılar ve alkol, merkezi sinir sisteminize baskı yaparak boğazınızdaki dokular da dahil olmak üzere kasların aşırı rahatlamasına neden olur
  • Sigarayı bırakmak horlamayı da azaltabilir
  • Yetişkinler, en az yedi saat uyumaya çalışmalıdır. Çocuklar için önerilen uyku saatleri yaşa göre değişir. Okul öncesi çocuklar günde 10 ila 13 saat uyumalıdır. Okul çağındaki çocukların ise günde dokuz ila 12 saat uykuya ihtiyacı vardır ve gençler de günde sekiz ila 10 saat uyumalıdır

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Paylaşın

Hipospadias nedir? Nedenleri, Tedavisi

Yeni doğan 250 ile 350 arasında her erkek bebeğin 1’inde gözlenebilen doğumsal bir bozukluk olan Hipospadias, halk arasında peygamber sünnetli olarakta bilinir. Hipospadiaslı çocuklarda penisin içindeki idrar kanalı daha kısadır ve idrar kanalı penisin ucu yerine daha alt kısmında sonlanır.

Hipospadias doğumsal (konjenital) bir kusurdur. Penis erkek bir fetüste geliştikçe, bazı hormonlar üretra ve sünnet derisinin oluşumunu uyarır. Hipospadias, bu hormonların etkisinde bir arıza meydana geldiğinde ortaya çıkar ve üretranın anormal şekilde gelişmesine neden olur. Çoğu durumda hipospadiasın kesin nedeni bilinmemektedir.

Belirtileri;

  • •Sünnet derisinin (prepusium) penis başının alt kısmında olmaması. Bu durum halk arasında peygamber sünnetli ya da doğuştan yarım sünnetli diye adlandırılır
  • İdrar kanalının (üretra) penisin ucu yerine alt yüzünde veya daha geride olması
  • Penis başının yassılaşması
  • Ereksiyon durumunda penisin aşağı doğru kıvrılması
  • İdrar kanalının yerleşim yeri nedeniyle karşı tarafa doğru değil ayaklara doğru çiş yapılması. Bu nedenle hipospadiaslı çocuklar ayakta değil oturarak çiş yapabilirler
  • Erişkin yaşa kadar tedavi edilmeyen hipospadiaslı kişilerde cinsel fonksiyon bozuklukları da gözlenebilmektedir

Tanısı;

Gebelik sırasında ultrason ile doğum öncesi tanı konulabilmektedir. Eğer ultrason ile teşhis etmek mümkün olmadıysa doğumdan sonra basit bir fiziksel muayene ile tanı koymak mümkündür.

En kolay anlaşılan belirtisi bebekte sünnet derisinin tam olamamasıdır. Ancak nadir de olsa hipospadiaslı olmasına rağmen sünnet dersi normal olan bebekler de vardır. Bu durumda sünnet derisi geriye doğru sıyrılarak hipospadiası teşhis etmek mümkündür.

Hipospadiasla birlikte en sık görülen bir başka doğumsal problem inmemiş testis ve kasık fıtığıdır. Bu nedenle hipospadiaslı çocukların testislerinin olup olmadığı ve torbalara kadar inip inmediği de mutlaka kontrol edilmelidir. Ayrıca hermafroditizm (cinsiyet farklılaşması problemleri) ile birlikte hipospadias da gözlenebilmektedir.

Tedavisi;

Hipospadiasın tedavisinde amaç, ameliyatla anormalliğin düzeltilmesi ve penisin normal şekle getirilmesidir. Yegane tedavi cerrahi operasyondur. Hipospadias ameliyatları teknik incelik ve özel uzmanlık gerektirir. Bu nedenle ameliyatın deneyimli çocuk üroloğu ya da çocuk cerrahları tarafından yapılması gerekir. Operasyonda penisin aşağıya doğru kıvrılmasına neden olan -kordi- adı verilen fibrotik bant temizlenerek penis ereksiyona geldiğinde aşağı doğru kıvrılmayacak şekilde düzleştirilir.

İdrar kanalının açıldığı noktadan penisin ucuna kadar olan eksikliğini tamamlamak üzere yeni idrar kanalı oluşturulur. Yassılaşmış halde bulunan penis başı (glans)’na doğal konik şekli verilir. Yani sonuçta estetik ve fonksiyonel açıdan kabul edilebilir bir penis şekli oluşturulur. Hipospadiasın bir çok tipinde eksik idrar kanalının oluşturulması amacıyla sünnet derisi kullanıldığı için bu malzemenin sünnet yapılarak harcanmaması gerekir. Yani sünnet yapılmamalıdır!

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Paylaşın

Hipoglisemi nedir? Nedenleri, Belirtileri, Tedavisi

Hipoglisemi, kandaki şeker seviyesinin çok düşük olduğunda ortaya çıkan bir durumdur. Çoğu insan hipoglisemiyi sadece diyabetli kişilerde görülen bir şey olarak düşünür. Ancak, hipoglisemi şeker hastalığı olmayan kişilerde de ortaya çıkabilir.

Toplumda yaygın olarak görülmesine rağmen önemsenmediği için kronikleşen; ellerde titreme, açlık hissi, sinirlilik, unutkanlık, konsantrasyon güçlüğü, uykuya eğilim gibi semptomlarla kendini gösteren hipoglisemi hastalığı belirtileri nedeniyle; tansiyon, bunama, kalp ritim bozukluğu, migren, depresyon gibi ciddi hastalıklarla karıştırılabiliyor. Bu hastalıkların şüphesiyle uzun süreler tedavi gören ancak tedaviye yanıt alamayan hastalarda altta yatan esas nedenin hipoglisemi olduğu örneklerine sıklıkla rastlanıyor.

Nedenleri;

Hipoglisemi, kan şekeri (glikoz) seviyenizin çok düşmesi durumunda ortaya çıkar. Bunun olmasının birkaç nedeni vardır, en yaygın diyabet tedavisinde kullanılan ilaçların yan etkisidir. Hipoglisemiye neden olan diğer faktörler şunlardır:

Belirtileri;

Hipogliseminin belirtileri; şekerin düşme hızına ve kan şekerinin düzeyine bağlıdır. Örneğin; insülin gibi kan şekerini çok çabuk etkileyen ilaçlara bağlı hipoglisemi belirtileri çok belirgindir. Bu belirtiler arasında;

  • Ani gelen soğuk terlemeler,
  • Ellerde titreme,
  • Dalgınlık,
  • Bulantı,
  • Açlık,
  • Fenalık,
  • İç titremesi en sık görülenlerdendir.

Etraftakiler hastanın renginin solduğunu ve terlediğini görürler. Bu belirtiler çok kısa sürede saniyeler, dakikalar içinde ortaya çıkar. Durum daha da ilerlerse nefes darlığı, şuur kaybı ve koma gelişebilir. Ağızdan kullanılan haplara bağlı şeker düşmeleri daha yavaş gelişir. Hafif durumlarda; açlık hissi, baş ağrısı, sersemlik hissi, dikkati toplayamama gibi belirtiler yanında kişilik değişiklikleri ortaya çıkar. Çabuk sinirlenme, anlamsız konuşmalar, şaşkınlık hissi, konuşurken kontrolü kaybetme görülebilir.

Tedavisi;

Hipoglisemi için iki olası tedavi yaklaşımı vardır:

  • Acil tedavi anormal derecede düşük kan şekeri atağını gidermeyi amaçlar
  • Altta yatan nedenin tedavisi ise uzun vadeli bir çözüm sağlayabilir.

Anormal derecede düşük kan şekeri olan bir hastanın, hipoglisemi atağını sonlandırmak için en kısa sürede şekerli bir şeyler yemesi veya içmesi gerekir. Eğer hipoglisemiden şüpheleniyorsanız; yapmanız gereken ilk şey kan şekerinizi ölçmektir. Belirtilerin yanında kan şekeriniz 70 mg/dl’nin altında ise hipoglisemi tedavisine başlamalısınız. Hipoglisemi tok iken oluşmuş ise 2-3 adet kesme şeker ağzınıza atabilir ya da 1 çay bardağı meyve suyu / limonata içebilirsiniz. Eğer ana öğünden 15-30 dakika öncesi hipoglisemi ile karşı karşıya kaldıysanız hemen yemek yiyebilirsiniz. 10-15 dakika içinde herhangi bir değişiklik gözlenmiyor; aksine kötüleşme devam ediyorsa, şeker alımına (aynı miktarda) devam edilmeli.

Diyabetli kişilerin düzenli yemek saatlerine uyması önemlidir. Bu, kan şekeri seviyelerini mümkün olduğu kadar sabit tutmak için hayati öneme sahiptir.

 

 

Paylaşın

Hipertiroidi nedir? Nedenleri, Belirtileri, Tedavisi

Hipertiroidi, adem elmasının altındaki nefes borusunun etrafına sarılmış küçük bir bez olan tiroidin aşırı tiroid hormonu ( T4 ve T3) salgılanmasıyla oluşan bir hastalıktır. Bu hastalığa tirotoksikoz ismi de verilir. Halk arasında zehirli guatr olarak da bilinir.

Hipertiroidi vücudunuzun metabolizmasını hızlandırabilir, istenmeyen kilo kaybına ve hızlı veya düzensiz kalp atışına neden olabilir. Görmezden gelindiği takdirde ciddi sonuçlar doğurabilir, ancak çoğu kişi hipertiroidi teşhisinin ardından uygun tedavi yöntemleri ile tedaviye olumlu yanıt verir.

Nedenleri; 

  • Graves hastalığı
  • Toksik nodüler guatr (tiroid bezindeki aktif bir veya bir kaç nodülden aşırı hormon salgılanması)
  • Tiroid bezinin iltihapları (tiroiditler)
  • Aşırı tiroid hormonu almakla (bilerek veya istemeden)
  • Aşırı iyot alınması (nodülü olan hastaların iyotlu tuz veya iyotlu öksürük şurubu içmeleri ile)

Belirtileri;

  • Ellerde titreme
  • Uyumada zorluk
  • Sinirlilik
  • Huzursuzluk
  • Ciltte incelme ve nemlilik ve aşırı terleme
  • Sıcağa tahammül edememe
  • Çarpıntı
  • Kas zayıflığı ve çabuk yorulma
  • Tiroid bezinde büyüme (guatr)
  • Artmış barsak hareketleri ve bazen ishal
  • Diyet yapmaksızın ağırlık kaybı
  • Tırnakta kırılma
  • Kalp ritm bozuklukları
  • Saçlarda incelme ve dökülme
  • Gözlerde ileri doğru fırlama
  • Adetlerde düzensizlik
  • Erkeklerde meme büyümesi
  • Kemik erimesi (Osteoporoz)
  • Standart tedaviye dirençli kalp yetmezliği

Tanısı;

Hipertiroidi tanısı için kanda tiroit hormonlarına (T3 ve T4) ve TSH düzeyine bakılır. Eğer kanda T3 ve T4 yüksek, TSH düşük çıkarsa hipertiroidi teşhisi konur. Bunun yanı sıra tiroit bezi içinde fazla tiroit üreten bölgeyi değerlendirmek için tiroit sintigrafisinden yararlanılabilir. Tiroit sintigrafisi ile aynı zamanda nodüllerin kontrolü de yapılır. Sintigrafi, çok düşük doz radyoaktif iyot verilerek yapılmaktadır.

Tiroit sintigrafisinde fazla iyot tutan nodüller “sıcak nodül”, az iyot tutan nodüller “soğuk nodül” olarak değerlendirilir. Sıcak nodüllerin kötü huylu hücre içerme ihtimalleri daha düşüktür. Tiroit bezini ayrıntılı şekilde görüntüleyebilmek için tiroit ultrasonografisi, ekokardiyografi ve göz muayenesi de yapılır

Tedavisi;

Üç basamaklı bir tedavi yaklaşımı uygulanır. İlk basamakta tiroid hormon salgısını baskılayan ilaçlar vardır. Sıklıkla hastaya önce bu ilaçlar verilir ve takibe alınır. İlacın yeterli gelmediği, çok yüksek doz ilaca gereksinim duyulduğu ya da ilaca bağlı yan etkiler ortaya çıktığında ikinci basamak tedaviye geçilir. Bu radyoaktif iyod tedavisidir. Tiroid bezinin boyutlarına ve salgıladığı hormon miktarına bakılıp bir hesaplama yapılarak hastalara uygun dozda radyoaktif iyod içirilir. Radyoaktif iyodun etkisi birkaç ay içinde ortaya çıkar. Bu tedavi sıklıkla sorunu çözer ama çocuk ve genç hastalarda pek tercih edilmemektedir. Bu hastalarda üçüncü basamak yani ameliyatla tiroid dokusunun tamamının ya da büyük bir bölümünün alınması seçeneği uygulanmalıdır.

Beslenme;

Hipertiroidi hastalarının iyottan yoksun beslenmeleri ve sigara içmemeleri en önemli beslenme kuralıdır. Hipertiroidi tedavisinde ilaç kullanırken kilo alma durumu oluşabilir. Bu nedenle nişastalı, şekerli gıdalardan uzak durmak faydalıdır.  Bağışıklık sitemini güçlendirmek de hipertiroidi hastaları için hastalığın seyrini etkileyen faktörlerdendir.  Hipertiroidi hastalarının bu önerilere dikkat etmesi gerekir;

  • Sarımsak, mantar ve brokoli sofranızda sıklıkla bulunmalıdır
  • Probiyotik içerek yoğurt ve faydalı yağlar mutlaka her gün tüketilmelidir
  • Omega 3 almak için haftada bir, iki kez balık tüketimi tavsiye edilir
  • Çay, kahve ve asitli içeceklerden uzak durulmalıdır
  • Glisemik indeks diyeti hipertirodi için faydalı olabilir

Hamilelikte Hipertiroidi;

Geçmişte hipertiroidi tedavisi gören ya da ailesinde hipertiroidi olan kadınlar hamilelik öncesinde ve süresince mutlaka uzman kontörlünde tiroit hormonlarını takip etmelidir. Eğer gebelik öncesinde kişide nodül varsa hamilelikten önce biyopsi yapılması gerekir. Çünkü hamilelik döneminde nodüller büyüyebilir ve hem anne adayını hem de bebeği olumsuz etkilenebilir. Hipertiroidi düşük yapma olasılığını da hastalığın seviyesine göre artırabilir.

Hamilelikte genellikle Basedow-Grasev hastalığına bağlı olarak hipertiroidi ortaya çıkar. Hamilelikte ortaya çıkan hipertiroidi, bebeğin tiroit bezinin de fazla çalışmasına yol açar. Anne aldığı antitiroit ilaçlarla tedavi olurken bu ilaçlar plasentadan bebeğe de geçer. Ayrıca hamilelik sırasında hipertiroidi tedavisinde radyoaktif iyot uygulanmaz. Eğer ameliyat gerekiyorsa, bunun için gebeliğin 20’inci haftasını doldurması beklenir.

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Paylaşın

Hipersomnia nedir? Nedenleri, Belirtileri, Tedavisi

Hipersomnia, gün içinde aşırı uykulu hissetme durumdur. Hipersomni hastaları gün içinde zorluk çekerler çünkü sıklıkla yorgun hissederler, bu da konsantrasyon ve enerji seviyesini etkiler. Hipersomnia hastarı ne kadar uyusalar da dinlenememekten yakınırlar.

Farklı bir bilinçlilik durumu olarak tanımlanan uyku, vücut ve beyin sağlığı için gerekli olan bir işlevdir. Farklı nöronların etkilendiği karmaşık uyku durumu insan ömrünün 3’te 1’ini kapsayan bir ihtiyaçtır. Uyku REM ve non-REM evrelerinden oluşur. Aktif uyku durumu olarak tanımlanan REM uykusu, toplam uyku süresinin yaklaşık olarak %20 ile %30’unu oluşturur ve bu evre, uykunun başlamasından yaklaşık olarak 90 dakika sonra başlar.

Düzenli aralıklarla her 90 dakikada bir bu döneme girilir. Rüyaların görüldüğü bu evrede göz ve solunum dışındaki tüm kaslar hareketsizdir. Nabız ve solunum sayısı yüksek olan REM uykusunda, beyin faaliyeti artmıştır. Non-REM dönemi ise uykunun daha büyük bir kısmını kapsar ve bu dönemde göz hareketleri gözlenmez, nabız ve solunum da yavaştır.

Hastaların uyandıktan sonra tam uyanık olmakta güçlük çektiği hipersomnia hastalığı, narkolepsi, idiyopatik hipersomnia ve Kleine-Levin sendromu olarak üç ayrı kategoride incelenir. Her üç kategori de hipersomnia ile birlikte seyreden ve yaygın olan uyku bozukluklarıdır.

  • Narkolepsi: Gündüz 2-6 kez görülebilen, halüsinasyonların eşlik ettiği ani uykuya geçiş durumudur. Hastalar, yemek yemek, araba kullanmak gibi monoton ortamlarda ani şekilde uykuya dalarlar. Bu uyku birkaç dakika sürer ve dinlendiricidir. Hipersomnianın eşlik ettiği narkolepsi hastalığında katapleksi ve uyku paralizisi de görülür. Katapleksi ani olarak duygu değişimlerinde meydana gelen kas tonusunda azalma sonucu uykuya geçiştir. Birkaç dakika sürer ve sıklıkla halüsinasyonlar eşlik eder. Uyku paralizisi hastanın 10-15 saniye süre ile hastanın hareket edememesi ve nefes alamaması durumudur. Hasta bu sürede istese de kaslarını hareket ettiremez, nefes alamadığı için boğulma hisseder ve ses çıkaramaz. Genellikle 15 saniyeden uzun sürmeden biten bu ataklara halüsinasyonlar da eşlik edebilir. Narkolepsi hastalığı bu durumların bazısıyla veya birkaçıyla başlangıç gösterir.
  • İdiyopatik Hipersomnia: Hastalık genellikle 15-30 yaşları arasında görülmeye başlar. Başlangıçta hafiftir. İlerleyen yaşlarda ağırlaşır ve hayat boyu kalıcıdır. Hastanın gün içerisindeki faaliyetlerini etkileyecek kadar etkili uykululuk hali vardır. Genellikle gece uykuları uzun ve kesintisizdir. Buna rağmen sabah zor uyanma ve sabah uyku sarhoşluğu denilen kendine gelememe durumu söz konusudur. Hastaların yaptığı uzun süreli gündüz uykuları dinlendirici değildir ve bir süre sonra sürekli uykululuk halinden şikayetler baş gösterir.
  • Klein-Levin Sendromu: Hastalık genellikle genç erkeklerde görülür. Sebebi henüz bilinmeyen Klein-Levin sendromlu hastalarda aşırı uyku isteği ile birlikte aşırı iştah ve seksüel isteklerde artış görülür. Hafızada geçici kayıp, hatırlamakta güçlük, dengeli hareketlerin işlevinde bozukluk ve odaklanma güçlüğü görülebilir.

Nedenleri;

Hipersomnia yani gündüz uykululuk hastalığına sebep olan faktörler genellikle nörolojik ve psikolojiktir. Hipersomniaya narkolepsi, idiyopatik hipersomni, Kleine-Levin sendromu, şiddetli kafa travması, beyin kafa içi basıncının artması, kronik yetersiz gece uykusu, uykuda üst solunum yolu direnci sendromu, depresyon, kronik yorgunluk sendromu, gecikmiş uyku fazı sendromu, ilaç ve madde kullanımı, tıkayıcı tipte uyku apne sendromu gibi uyku ile ilişkili solunum ve hareket bozuklukları gibi pek çok hastalık yol açabilir.

Belirtileri;

Hipersomnia belirtileri hastalığın alt türlerine göre benzerlik ve farklılık gösterebilir.

Narkolepsi de belirtiler:

  • Uyku ataklarının dinlendirici nitelikte olması
  • Katapleksi ataklarının 6 ay devam ediyor olması
  • Uykuya dalarken ve uyanırken halüsinasyon görülmesi
  • Uyku paralizisi

İdiyopatik Hipersomnia da belirtiler:

  • Uzamış uyku atakları
  • Aşırı uykululuk veya aşırı derin uyku varlığı
  • Gece uykusunun uzaması veya gündüz sık uyku ataklarının olması
  • Başlangıcın sinsi ve 25 yaşından önce olması
  • Şikayetlerin en az 6 aydır olması

Klein-Levin sendromunda belirtiler:

  • Uyku sonrası aşırı beslenme isteği
  • Değişen cinsel davranışlar
  • Değişen algı

Teşhisi;

Hipersomnia hastalığının doğru tanısı çok önemlidir. Hastalık birincil hipersomnia da olabilir, ikincil hipersomnia da olabilir veya başka bir uyku bozukluğu hastalığına benziyor olabilir. Burada iyi ayrım doğru teşhis ve etkin tedavi oldukça önemlidir.

  • Hastalık Öyküsü: Hipersomnia hastalığının tanısına gidebilmek için hastanın uyku düzeni, günlük yaşantısı, kullandığı ilaçlar, geçirdiği hastalıklar, uyku bozukluğuna ilişkin şikayetlerin yanında ek şikayetler mutlaka sorgulanmalıdır.
  • Uyku Günlüğü: Hastanın öyküsüne ek olarak ilgili hekim hastadan uykularını rapor etmesini isteyebilir. Uykuya yatış saati, kalkış saati, aralıklı/aralıksız uyuduğu, gün içerisinde kaç saat, ne sıklıkla uyuduğu hastalık hakkında ipucu verir. Bunun için hastadan gün içerisinde geçirdiği uyku ataklarının, gece uykularının düzenli bir şekilde not edilmesi istenmelidir.
  • Epworth Uykululuk Ölçeği: Gün içerisinde ne sıklıkla, hangi faaliyetler esnasında uykuya geçildiği, nasıl bir hisle uykudan uyanıldığı gibi sorular barındıran Epworth uykululuk testi yapılır ve ölçeğe göre puanlama yapılır. Belli bir puanın üzerindeki hastalar için hipersomnia düşünülür.
  • Uyku Testi: Bazı hastalarda kesin tanıya gidebilmek için uyku testi yapılır. Bunun için hasta hastanedeki uyku odasında bir gece gözlem altında tutulur ve uyku sırasında beyin fonksiyonları, solunum ve kalp işlevleri takip edilir. Yapılan test ve tetkikler sonucunda hipersomnia tanısı konur. Hipersomnia tablosuna neden olan altta yatan başka bir hastalık varlığını ortaya çıkarmak veya dışlamak için doktor ek testler isteyebilir.

Tedavisi;

Hastadan alınan bilgiler ışığında yapılan fizik muayene sonrası hekim tarafından uygun görülen uyku testleri uygulanır. Kesin tanı konduktan sonra hastalığa yönelik uygun ilaç tedavisi başlanır. Tedavide ilk adım, uyku hijyeninin sağlanması ve gece uykusunu etkileyecek olumsuz ortam ve etkenlerin giderilmesi yönünde hasta bilgilendirilir. Düzenli egzersiz ve beslenme önerilerek uyku ve uyanıklık döngüsünün sağlanması hedeflenir. Gerekirse diyet önerilerek beslenme alışkanlıkları değiştirilir. Planlanmış kısa süreli gündüz uykuları önerilebilir.

Yaygın olarak görülen hipersomnia kişilerin yaşamlarını tehdit eden ev, iş ve trafik kazalarına sebebiyet verebilen, sosyal uyumu bozan, kişisel performansın düşmesine sebep olan ve hayat kalitesini son derece düşüren bir hastalıktır. Sağlıklı bir uyku ve sağlıklı bir yaşam için düzenli olarak doktor kontrollerinizi yaptırmayı ihmal etmeyin.

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

 

Paylaşın

Hiperemezis nedir? Belirtileri, Tedavisi

Gebelerin çoğunda sabah bulantı, kusma olur. Şiddetli bulantının hormon seviyesinin yükselmesi nedeniyle olduğu düşünülse de gerçek neden bilinmiyor. Hamileliğinin ilk aylarındaki sorunlardan biri olan mide bulantısının sık, inatçı, aşırı ve şiddetli olduğu durumlara Hiperemezis Gravidarum adı verilir.

4.-6. haftalarda başlayıp 9-10 hafta civarlarında maksimuma ulaşıp 14. hafta civarlarında iyice azalır. Bulantı kusma bazı gebelerde doğuma kadar sürebilir.

Nedenleri;

Hiperemezis gravidarumun kesin nedeni bilinmemektedir. Hiperemezis gravidarumun nedeni ile ilgili bazı teoriler arasında gebelik hormonu dengesizlikleri, B vitamini eksikliği; hipertiroidizm; mideyi etkileyen kasların elektriksel özelliklerinde anormallikler ile birlikte ortaya çıkan gastroözofageal reflü (gastrik ritmiler); Helicobacter Pylori enfeksiyonları; psikolojik faktörler; ve karbonhidrat metabolizmasındaki bozukluklar yer almaktadır.

Hiperemezis gravidarum çoklu gebeliklerde (ikiz veya daha fazla) ve migrenli kadınlarda daha yaygındır. Ailesinde hiperemezis gravidarum öyküsü olan veya daha önceki bir hamilelikte bu durumu yaşayan kadınların gelecekteki hamileliklerde Hiperemezis gravidaruma sahip olma olasılığı daha yüksektir.

Belirtileri;

  • Şiddetli bulantı kusma
  • Yemekten tiksinme
  • Gebelik öncesi kilonun % 5 ve fazlası kaybetme
  • İdrar çıkışında azalma
  • Dehidratasyon
  • Baş ağrısı
  • Bilinç bulanıklığı
  • Aşırı yorgunluk
  • Sarılık
  • Bayılma
  • Kan basıncı düşmesi
  • Çarpıntı
  • Deri elastisitesi kaybı
  • Anksiyete ve depresyon

Tedavisi;

Eğer hastalığın ilk evrelerindeyse ve hafif seyrediyorsa doktorun kusmayı tetikleyen yiyeceklerden uzak durmanı, sık sık ama az az yemek yemeni ve yatak istirahati yapmanı önerir. Gerekli durumlarda reçetesiz bazı ilaçlar da yazabilir.

  • Yağlı ve baharatlı yiyeceklerden uzak durarak
  • Bol su içerek
  • Her türlü yemek kokusundan uzak durarak
  • Öğün miktarlarını azaltarak bu sorunu göğüsleyebilirsin
  • Bu yazıya da bak: Hamilelikte Beslenme Hakkında Bilmen Gereken Her Şey!

Bu arada tuvalete çıktığında idrar rengini kontrol ederek vücudundaki su oranını inceleyebilirsin. Eğer idrarının rengi koyudan açığa döndüyse işler yolunda demektir.

Ancak, hamilelikte mide bulantın çok yüksek seviyelere ulaştıysa düzenli ve ciddi bir tedaviye ihtiyacın var. Bunun için doktorun farklı yöntemler deneyebilir ve bu süreç içerisinde birkaç gün hastanede kalmanı isteyebilir. Bu tedavileri kısaca açıklayalım:

İntravenöz tedavi: Aşırı kusma nedeniyle kaybedilen besin maddelerinin serum yoluyla vücuda sağlanmasıdır. Bu sayede ihtiyacın olan sıvı, elektrolit, vitamin ve mineralleri geri kazanırsın.

Bunları bilmelisin: Hamilelikte Alınması Gereken Vitamin ve Mineraller Nelerdir?

İlaç tedavisi: Doktorun gerekli gördüğü takdirde B1 vitamini takviyesi, Postadoxin, Dramamine, Emedur, Metpamid ve Largactil gibi ilaçlar önerebilir. Bunları doktorun tavsiye etmediği sürece kullanmamalısın.

Tüp beslenme: Kaybedilen besin maddelerinin bir tüp yapı aracılığı ile burun ve mideden vücuda iletilmesidir.

Bunlar dışında beslenmeye dikkat etmek de tabii ki çok önemli. Doktorun sana bir hiperemezis diyeti önerecektir. Normal hamilelikte mide bulantısında olduğu gibi;

  • Ağır, yağlı, asitli ve baharatlı yiyeceklerden kaçınmak
  • Besin alınmadığı ve mide bulantısının başladığı zamanlarda tuzlu krakerler tüketmek
  • Beyaz leblebi, fındık gibi atıştırmalıklar yemek faydalı olabilir
  • Bunlar da işine yarayabilir: Hamilelikte Halsizlikle Savaşmana Yardımcı Olacak 8 Besin

Bunlar dışında hamilelikte kusmayı önleyen yiyecekleri merak edebilirsin. Zencefil ve nanenin mide bulantısı üzerinde iyi bir etkisi olduğu biliniyor. Doktoruna danışarak bu gıdaları da tüketebilirsin.

Elbette yoğun kusmaların ardından güçsüzlük ve halsizlik sorunun olacak. Bunları aşmak için en iyi yöntem ise yatak istirahati! Stresten, yorgunluktan ve ağır işlerden kaçınarak güzelce uyuduğun birkaç gün de sana iyi gelecek.

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

 

Paylaşın

Uçuk Hastalığı (Herpers Simpleks) nedir? Tedavisi

Hem erişkin hem de çocuklarda oldukça sık gözlenen Uçuk Hastalığı, Herpes Simpleks virüsün neden olduğu cilt ve mukozalarda gözlenen içi su dolu keselerden ibaret bulaşıcı bir hastalıktır. Yapılan araştırmalar insanların yaklaşık %60’ının hayatlarının bir döneminde uçuk çıkarmış olduğunu göstermektedir.

Herpes enfeksiyonları kişinin bağışıklık sisteminin güçlü olması durumunda genellikle bir hafta içerisinde kendiliğinden geçebilmektedir. Ancak ağrılı ve kaşıntılı yaralar da söz konusu olabilir. Bu gibi durumlarda hekim tarafından krem veya çeşitli ilaçlar verilebilir.

Tedavinin olumlu sonuçlanması için hastanın erken dönemde hekime başvurması gerekmektedir. İlerlemiş uçuk enfeksiyonlarında tedavinin olumlu sonuç vermesi daha uzun bir zamana yayılır. Eğer yılda birkaç kere tekrarlayan uçuk enfeksiyonları oluyorsa antiviral tedavisi uygulanabilir.

Uçuk neden çıkar?

Uçuğa neden olan “herpes simpleks” denilen virüslerdir. Herpes virüsleri; HSV-1 ve HSV-2 olmak üzere 2 tiptir. HSV-1; genellikle dudakta, HSV-2 ise genital bölgede hastalık oluşturmaktadır. Her iki tip virüs de deri döküntüsüne neden olabilmektedir.

Uçuk virüsleri bulaşıcıdır ve temas ile geçmektedir. Kişiye bir kez bulaşan herpes simpleks virüsü belirti vermeden vücutta kalabildiği gibi, ileri dönemlerde tekrar eden enfeksiyonlarla da ortaya çıkabilmektedir.

HSV-2 enfeksiyonu yeni doğanda ciddi hastalığa neden olabilir. Bu nedenle uçuk virüsü olanların bebeklere yaklaşmamaları oldukça önemlidir.

Darbeler, enfeksiyon, adet dönemi, stres, yorgunluk, bağışıklık sisteminin zayıflaması ile uçuk virüsü tekrar aktif hale gelebilir ve hastalık tetiklenebilir.

Vücudun hangi bölgelerinde uçuk çıkabilir?

Herpes simpleks virüsünün (HSV) neden olduğu lezyonlar (uçuk lezyonları) tipik olarak; eritemli (kızarmış)ve ödemli (şişmiş) zemin üzerinde grup halinde veziküller (içi su dolu kabarcıklar) şeklindedir.

Uçuk deri ve mukozada her yerde ortaya çıkabilmektedir. Ancak en çok; ağız, dudaklar, burun, kulaklar, konjonktiva (göz kapaklarının iç ve gözlerin beyaz kısmını kaplayan ince ve şeffaf bir zar), kornea (gözün bölümlerinden biri) ve genital bölgede gözlenir.

Kimlerde uçuk çıkar?

Uçuk virüsü kadın erkek yetişkin çocuk herkeste gözlenebilmektedir. Hastaların çoğunda yaklaşık 6 saat önce yanma, batma, kaşıntı gibi belirtiler ortaya çıkar. Bu belirtileri kızarıklık ve şişlik zemininde su dolu kabarcıkların (vezikül) oluşumu izler.

Uçuk; bağışıklık sistemi baskılanmış kişilerde (kanser hastaları gibi) daha şiddetli ve yaygın seyredebilmektedir.

Bulaşıcı mıdır?

Uçuklar bulaşıcı rahatsızlıklar arasında yer almaktadır. Genital virüsler korunmasız cinsel ilişki sonrasında yayılım gösterebilmektedir. Dudak bölgesi ve diğer bölgeler de çıkan uçuklar da yine temas yoluyla yayılım göstermektedir. Eşya paylaşımı veya enfekte olan bölgeye temas ile uçuk bulaştırılabilir.

Fakat tüm bunların dışında hormonsal değişiklikler, korku, ameliyat veya aşırı stres gibi durumlarda vücudun farklı bölgelerinde uçuk çıkmasına neden olabilir.

Herpes Simpleks’in türleri organlara nasıl etki eder?

HSV 1 ise yüz, dudaklar, burun ve ağız içinde içi su dolu kabarcıklar oluşturur. Bu kabarcıklar çok kısa süre içerisinde açılıp üzerleri ülserleşir ve yakınlarındaki diğer küçük ülserlerle birleşme eğilimi gösterirler. Ardından üzeri sulanan bu yaralar kabuklaşır. Kabuklar sarı beyaz renktedir. Daha sonra kabuklar kendiliğinden yumuşayarak düşerler. İlk başta yerlerinde kahverengi bir leke bırakır . Daha sonra kahverengi bir ize dönüşür. HSV 2 ise genital bölgeyi tutar. Kasıklar, kadında vajina dış dudakları, iç kısmı, anüs ile vajina arasındaki bölgeyi, rahim ağzını, erkekte penisin özellikle gövdeye yakın kısmını, nadiren penis başı ve testisleri, kalçaları tutabilir.

Belirtileri;

  • Kaşıntı
  • Ateş
  • Dudaklarda karıncalanma
  • Dudaklarda ve ağızda kuru veya tahriş olmuş cilt
  • Dudaklarda, diş etlerinde, ağzın çatısında veya yanakların içinde küçük kabarcıklar
  • Şişmiş lenf bezleri
  • Kas ağrısı
  • Deride su toplaması
  • Kızarıklıktır

Tekrarlayan ataklarda (yüzde 60-90 tekrarlar) hasta ya hiç fark etmez, ya da hafif bir kaşıntı ve yanma sonrası ufak su toplayan kabarcıklar olur ve kabuklanarak iyileşir.

Virüs bulaştıktan sonra sinir ganglionlarına (sinir hücrelerinin gövdeleri) yerleşir ve uygun ortam bulduğunda zaman zaman buradan sinir dokusunu izleyerek gelir ve deride uçuk yapar.

Genellikle vücut direncinin düştüğü veya duygusal stres halinin yaşandığı dönemlerde ortaya çıkan uçuklar, kadınlarda adet dönemleri öncesinde de olabilir.

Tanısı;

Şikayetten – Klinik bulgular ( sulu , hemen kabuklanan kaşıntı veya yangılı içi su dolu kesecikler ..) – Laboratuvar bulguları ile tanı koyulabilir. – Laboratuvar testleri arasında yaradan sürüntü ile yapılacak kültür çalışmaları vardır. – Sitolojik tanıda HSV Tip1 ve Tip2’ye karşı oluşmuş antikorların varlığı ve PCR ayırıcı tanıda frengi, fix ilaç allerjileri, travma, temas alerjileri düşünülmelidir.

Tedavisi;

Uçuk tedavisi; uçuğun ortaya çıkmasını tetikleyen faktörlerin ortadan kaldırılması (bağışıklık sisteminin güçlendirilmesi, güneşten korunma gibi) ve ilaç kullanımı ile sağlanmaktadır.

Uçuk tedavisi için kullanılan ilaçlar; lokal olarak sürülebilen, ağızdan alınan ve enjekte edilen şekillerdedir. Tedavi için bazen tek bazen de kombine olarak kullanılabilirler.

Genital bölgede çıkan uçuklar, rahim ağzı kanserine neden olan HPV (human papiloma virüsü) ve aids hastalığına neden olan HIV virüsünün ortaya çıkma riskini arttırabilmektedir. Bu nedenle genital bölgedeki uçuklar mutlaka tedavi edilmelidir.

Genital bölge uçuklarının tedavisinde de yine ağızdan alınan güçlü antiviral ilaçlar ve lezyonların çabuk iyileşmesini sağlayan lokal/sürülebilen ilaçların kullanımı ile başarılı bir şekilde tedavi edilebilmektedir.

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

 

Paylaşın

Hepatit nedir? Belirtileri, Nedenleri, Tedavisi

Karaciğerin bazı etkenlere bağlı olarak iltihaplanma durumu olarak tanımlan Hepatit, erken teşhis edilmediğinde karaciğer yetersizliği başta olmak üzere birçok hastalığa davetiye çıkarabilir. Tedavi edilmezse siroz, karaciğer yetersizliği ve daha pek çok hastalığa yol açarak dünyada her yıl binlerce kişinin ölümüne yol açmaktadır.

Hepatit denilince akla ilk olarak viral olan “kronik hepatitler” gelmektedir. Viral hepatitler ise virüs tipine bağlı olarak Hepatit A, Hepatit B, Hepatit C, Hepatit D, Hepatit E, Epstein-Barr virüsünün yol açtığı hepatit ve herpes virüsü hepatiti olarak adlandırılıyor. Hepatit A, E ve Epstein-Barr virüsü gibi virüslere bağlı hepatitlerde, virüs haftalar ya da aylar içinde iltihaba neden olup, vücut virüse karşı savaşıyor ve onu yenip, kendini virüsten temizleyebiliyor.

Ancak Hepatit B, C ve D’de hastalık akut (başlayıp daha sonra) olmayıp kronikleşebiliyor. Yani bu mikrop vücutta sürekli tutunup, ilerleyen zamanlarda karaciğerde siroz oluşumuna yol açabiliyor. Hepatit D ise yalnızca Hepatit B ile infekte kişilerde kronikleşebiliyor. Türkiye’de mikrobun artık çok iyi tanınmış olması, nasıl bulaştığının iyi bilinir hale gelmesi, tanının çok hızlı konulabilmesi, nasıl önlem alınacağının bilinmesi ve basın-yayın organlarının bilgilendirici yayınlara yer vermesi sayesinde, yeni kuşaklarda kronik hepatit hastalarının görülme sayısı hızla azalıyor.

Hepatit nasıl bulaşır?

Hepatit A, virüsü taşıyan dışkı ile kirlenmiş su ve besin maddelerinin (sebze ve meyveler) ağızdan alınması ile bulaşır. Bulaşmada ellerin rolü büyüktür. Virüs ellerde saatlerce canlı kalabilir. Okullardaki sıra ve kapı kolları, tuvaletlerdeki musluklar virüs taşıyan dışkı ile kirlenebilir. Buralardan eller aracılığı ile ağızdan bulaşma daha kolay ve yaygın olur.

Hepatit B ve C, kan ve vücut sıvıları ile bulaşır. Buradaki temel mekanizma, virüsle bulaşmış kan ya da vücut sıvılarının, yeni bir kişinin dolaşım sistemine bulaşmasıdır. Bu nedenle diş çekimi gibi tıbbi girişimler, kan nakilleri, cinsel ilişki başlıca risk faktörlerini oluşturur. Hepatit B’de cinsel yolla bulaşma ön planda iken; Hepatit C’de kan yolu ile bulaşma ön plandadır.

Kan ve vücut sıvılarındaki hepatit B virüsünün bulaşıcılığı AIDS’e neden olan HIV virüsüne göre 100 kat daha fazladır. Bu nedenle hepatit B’li kişilerin cinsel partnerleri mutlaka güvenli seks için önlem almalı (prezervatif kullanımı gibi) ve en önemlisi aşılanmalıdır.

Belirtileri;

Hepatit B veya Hepatit C virüslerinin bulaşma yolları aynı olsa da kronikleşme oranları farklılık gösteriyor. Kişinin yaşı ne kadar gençse, kronikleşme oranı da o kadar artıyor. Anneden doğum sırasında bulaşan virüs yüzde 90 oranında kronikleşirken, bu oran beş yaş altında yüzde 15 ile 30, yetişkinlerde ise yüzde 5’in altında görülüyor. Hepatit B hastalarında mikrobun vücuda girmesinin ardından önce akut bir enfeksiyon gelişebiliyor ve vücut mikrobu yenip, tamamen temizleyebiliyor.

Yetişkinlerde mikrop vücuttan temizlendikten sonra hasta ona karşı doğal bir bağışıklık geliştiriyor ve mikrop tekrar geldiğinde hastalık oluşmuyor. Hepatit B, akut döneminde nadiren ölümlü tablolara yol açıyor. Hepatit C’de vücudun mikrobu yenme oranı yüzde 15, hastalığın kronikleşme oranı ise 85 civarında gerçekleşiyor. Bir çocuğun yeni gelişen bağışıklık sistemi, mikrobu tanımıyor ve onunla savaşamıyor. Tüm viral enfeksiyonlarda olduğu gibi halsizlik, kırgınlık, yorgunluk, bulantı, kusma, hafif ateş, ishal gibi belirtilere bazen göz aklarında sarılık ve idrar renginde koyulaşma da eşlik edebiliyor.

Tanı;

Hepatitlerde kesin tanı kan testi ile konulur. Bu nedenle hepatitten şüphelenilen bir durumda hiç vakit kaybetmeden en yakın sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır.

Tedavisi;

Akut hastalıkta özel bir tedavi yoktur. Bazı hastaların, hastanede yatarak tedavi olmaları gerekebilir, serum ve diğer ilaçlar kullanılır. Hastaya sindirimi kolay yiyecekler verilir. Yağı az yiyecekler önerilir. Üzüm, bal gibi glikozdan zengin besinlerin mönüde yer alması uygundur. İstirahat önerilir. Akut hastalık genel olarak 4-6 haftada kendiliğinden iyileşip şifa ile biter. B virüsü hepatitinde, hasta görünürde iyileşmiş olsa bile, virüs, 6 aydan sonra hala kanda bulunmaya devam ediyorsa, hastalık kronik döneme geçmiş demektir. Bu kişiler için düzenli doktor kontrolü esastır.

İlerleyen (kronikleşen ) hepatit B ve hepatit C enfeksiyonları için tedavi seçenekleri vardır. B ve C virüsü taşıyıcısı, hasta olmasa bile, kanı ve diğer vücut sıvıları ile hastalığı başkalarına bulaştırabileceğini bilmelidir. Her 4-6 ayda bir karaciğer fonksiyon testlerini yaptırmalıdır. Alkol almaktan kaçınmalı, herhangi bir nedenle ilaç almak zorunda kalırsa bunu doktoruna danışmalıdır.

Korunma ve öneriler;

Hepatit A için;

  • Eğer Hepatit A’ ya karşı bağışıklığınız yoksa mutlaka aşılanın
  • Dışkı değmiş su ve yiyeceklerle bulaştığı için; her tuvaletten sonra, yemek hazırlamaya başlamadan ve yemek yemeden önce mutlaka ellerinizi yıkayın

Hepatit B ve C için;

  • Hepatit B’ye karşı bağışıklığınız yoksa mutlaka aşılanın
  • Diş fırçası, jilet, tırnak makası gibi kişisel bakım malzemelerinizi kimseyle paylaşmayın
  • Güvenli seks için mutlaka prezervatif kullanın
  • Dövme, piercing gibi girişimlerin riskli olduğunu unutmayın
  • İlaç bağımlığınız var ise enjektörünüzü paylaşmayın
  • Hepatit B taşıyıcı ya da hastasıysanız tıbbi bir girişim öncesi mutlaka hekiminize haber verin
  • Hepatit B taşıyıcı ya da hastasıysanız kesinlikle kan ve organ bağışında bulunmayın!
Paylaşın

Hemoroid nedir? Belirtileri, Nedenleri, Tedavisi

Halk arasında ‘basur’ olarak bilinen hemoroid, alt rektum ve anüs kısmında genişlemiş damar yumakları durumudur. Hemoroidin nedeni olabilecek pek çok sebep bulunur; fakat çoğu zaman hemoroidin neden kaynaklandığı tam olarak anlaşılamaz. 

Hemoroidler, iç kısımda ( rektumun içi) veya dış kısımda (anüs çevresi) bulunabilir. İç hemoroidler genelde acı vermezler fakat çok fazla kanamaya neden olurlar. İç damarlar gergin ve sıkı özelliklerini kaybedip dışarı doğru basınç ile sarkabilir. Bu çok acı bir durum olabilir. Dış hemoroidler ise anal kanal çevresinde rahatça görülebilir ve hissedilebilir. Şişmiş damarlar gerilirse, deşilirse, sürtünürse kanayabilirler.

Nedenleri;

Eğer aile bireylerinde geçmişte hemoroid görüldüyse, hemoroid olma olasılığı artar. Bunun yanı sıra alt rektum bölgesinde fazla basınç kan akışını etkileyerek oradaki damarları şişirebilir.

Bu durum tuvalet yaparken, ağır bir cismi kaldırmaya ya da itmeye çalışırken zorlanınca, obezite nedeniyle vücudun ekstra ağırlık taşımasında, gebelik esnasında büyüyen fetüs uterus damarlarına bastırması durumunda, sürekli düşük lifli bir diyet takip ediliyorsa, egzersizden uzak bir hayat yaşanıyorsa, ya da makat aracılığıyla cinsel ilişkiye girildiğinde ortaya çıkabilir.

Çok uzun süreler boyunca pozisyon değiştirmeden ayakta duran ya da oturan kişiler de risk altındadır. Yine uzun süre boyunca geçmeyen ishal ya da kabızlık hemoroid risk faktörlerini arttırmaktadır. Öksürme, hapşırma ya da kusma var olan hemoroid durumunu kötüleştirebilir.

Belirtileri;

Hemoroid (Basur) belirtileri hemoroid türüne göre farklılık gösterir. Eksternal hemoroidi olanlarda:

  • Anüs etrafında ortaya çıkan şiddetli kaşıntı ve rahatsızlık hissi
  • Anüs yakınında kaşıntılı, ağrılı yumru veya şişlik
  • Bölgede özellikle oturmakla artan ağrı
  • Dışkıda kan

en sık görülen belirtilerdir. Bölgenin aşırı zorlanması, ovulması veya temizlenmesi belirtileri daha da kötüleştirebilir. Birçok kişide dış hemoroid ile ilişkili bu belirtiler birkaç gün içinde kaybolur.

İnternal hemoroid rahatsızlığında görülen belirtiler:

  • Dışkıda veya tuvalet kağıdında parlak kırmızı kan
  • Makattan basurun sarkarak ele gelmesi

olarak sıralanır. Genellikle sarkık olmayan iç hemoroid ağrılı değildir. Fakat sarkmış iç hemoroid ağrıya ve rahatsızlığa neden olur.

Anüsle ilgili belirti ve bulguların en büyük nedeni basur olsa da hepsinin sebebi değildir. Bazı hemoroid semptomları, diğer sindirim sistemi problemlerine benzerlik gösterir. Örneğin; makattan kan gelmesi; crohn hastalığı, ülseratif kolit, kolon veya rektum kanseri gibi çok farklı bağırsak hastalıklarının bir işareti olabilir.

Tanısı;

Hemoroid problemi yaşayan kişilerin büyük bir bölümü, doktora gitmekten çekinir. Bu yüzden kişi, çevresinden duyduğu, basur kremi ya da hemoroid ilacı kullanarak rahatsızlığını gidermeye çalışır. Hemoroid kanaması gibi yaygın görülen basur belirtileri varlığında, doktor tavsiyesi olmaksızın hemoroid kremi kullanılması, hastalığın tedavi sürecinin uzamasına ya da altta yatan farklı hastalığın geç tanı almasına yol açabilir.

Bu noktada sıklıkla karşılaşılan sorulardan biri de “Basur için hangi doktora gidilir?” şeklindedir. Hemoroid rahatsızlığı için kişinin genel cerrahi polikliniğine başvurması gerekir. Hekim, öncelikle kişinin öyküsünü dinler ve ardından fizik muayenesini yapar. Dış hemoroid varlığında tanı hızlıca koyulabilir. İç hemoroid tanısı içinse anal kanal, rektum muayenesi ya da kolonoskopi gibi ek tetkikler yapılması gerekebilir. Elde edilen bulguların sonucunda tanı koyulur.

Tedavisi;

Maalesef hemoroid şikayetleri olan hastalar hem önemsemedikleri hem de utandıkları için hekime geç başvurarak; ileri evrede tedavi için yardım isterler. Oysaki daha hastalığın başında hemoroid tedavi edilmelidir ki ilerleyip şikayetler artmasın, ilaçlarla düzelebilecek hastalık ameliyat gerektirmesin ve çok miktarda kan kaybından dolayı kansızlık gelişmesin. Hemoroidde evrelerine göre çeşitli tedaviler vardır.

  • Birinci derece hemoroidde ilaç tedavileri, barsak alışkanlıklarının düzenlenmesi, acılı yiyeceklerden sakınmak, kabızlığın giderilmesi genellikle yeterlidir
  • İkinci derece hemoroidde de; ilaç, ışın (infrared koagülasyon) ve lastik bantla bağlama tedavileri uygulanır. Lastik bantla bağlama yöntemi henüz ameliyat aşamasına gelmemiş iç hemoroidler için çok uygun; 5-10 dakika gibi kısa süreli ve ağrısız bir işlemdir. İşlem sonrası normal hayata hemen dönülür
  • Üçüncü derece hemoroidde, lastik bantla bağlama ve ameliyat tedavileri uygulanır
  • Dördüncü derecede hemoroidde ise sadece ameliyat tedavileri uygulanır. Ameliyat ile hastalığı oluşturan memeler ortadan kaldırılır

Bu tedavi yöntemleri arasında uzun vadede en etkilisi ve tekrarlama ihtimali en düşük olanı halen ameliyattır. Güncel olarak Longo yöntemi denilen metod ile ağrısız olarak hemoroide müdahale edilebilir. Bu metodda makatın yaklaşık 4 cm içinden 2 cm genişliğinde bir silindirik halka çıkarılıp kalan iki uç tek kullanımlık bir cihaz (stapler) ile uç uca dikilir. Böylelikle hemoroid memeleri makatın içine çekilmekte ve kan akımı kesintiye uğratılarak sönmeleri sağlanır.

Hemoroid ameliyatı;

I. ve II. evre hemoroidlerde genellikle hemoroid ameliyatı tercih edilmezken belirtilerin şiddetli olduğu III. ve IV. evre hemoroidde cerrahi operasyon uygulanmaktadır.

Açık hemoroidektomi (Miligan/Morgan) ve kapalı hemoroidektomi (Ferguson) benzer yöntemlerle yapılmaktadır. Açık ameliyatta bistüri ile genişleyen doku çıkarılır ve bu bölge açık bırakılırken kapalı operasyonda bu bölge sağlıklı dokularla kapatılmaktadır. Bu operasyonlar genel anestezi altında yapılmaktadır.

Bu geleneksel yöntemlerin yanı sıra hemoroidin çıkarılmasında stapler kullanılan longo yöntemi operasyonlardan biridir. Bu yöntemde anüsten sarkan hemoroid memesinin sinir uçlarının yoğun olmadığı bir bölgede kesilmesi ve bu bölgenin normal haline getirilmesi amaçlanmaktadır. Bu yöntem II., III. ve IV. evre hastalar için ideal yöntemlerden biridir.

Günümüzde yaygın olarak tercih edilen lazerle hemoroid ameliyatı ise I. ve II. evre hastalarda hemoroid pakelerini söndürmede; III. ve IV. evre hastalarda ise genişleyen ve sarkan memeleri kesmek amacıyla tercih edilmektedir. Hastalar, genellikle 1 gün istirahatin ardından günlük hayatlarına geri dönmektedir.

Hemoroid ameliyatı öncesi;

Hemoroid ameliyatı öncesinde Asprin ve Plavix gibi kan sulandırıcı ilaçların en az bir hafta önceden kesilmesi gerekmektedir. Ameliyattan bir gece önce ise su ve gıda tüketimi yapılmamaktadır. Bununla birlikte çoğu hemoroid operasyonundan önce hastalara bağırsakların boşaltılmasını sağlayan müshil etkili ilaçlar verilmekte ya da lavman uygulamaktadır.

Hemoroid ameliyatı sonrası;

Hemoroid ameliyatı sonrası iyileşme süresi ameliyat tekniğine göre değişiklik göstermektedir. Lazerli operasyonlarda açık yara bulunmadığı için hastalar 1 gün istirahatin ardından taburcu olurken açık ve kapalı hemoroidektomi ameliyatlarından sonra yaralı bölgenin iyileşmesi daha uzun sürmektedir.

Operasyonlar sonrasında belirtilerin tekrarlamaması içinse hemoroid ameliyatı sonrası beslenme şekline ve hijyen koşullarına dikkat etmek gerekmektedir. Uzman doktorun önerilerine göre ilk birkaç gün sindirimi kolay posasız besinler tüketilmelidir. Bu dönemin ardından ise lif oranı yüksek gıdalar alınabilmektedir.

Paylaşın

Hematosel nedir? Belirtileri, Tedavisi

Skrotal kese içinde, ancak testisin dışında kan toplanması durumu olan Hematosel, erkeklerin skrotumunda kan birikimini tanımlamak için kullanılan tıbbi bir terimdir. Skrotum, testisleri içeren kese veya kesedir.

Bir hematosel, ameliyat veya skrotumu içeren travmatik bir yaralanmadan sonra nispeten hızlı bir şekilde gelişme eğilimindedir. Çoğu durumda, skrotumdaki bu kan toplanması, özellikle boyutta büyümeye başlarsa, oldukça rahatsız edici hale gelebilecek sertleşmiş bir kütleye dönüşür. Tedavi seçenekleri hematosel nedene ve hastaya verdiği rahatsızlık miktarına bağlı olarak yatak istirahatinden cerrahi girişime kadar uzanmaktadır.

Kesin tanı almak için genellikle bir doktor tarafından yapılan fizik muayene yeterlidir. Bazı durumlarda, mevcut kütle tipini belirlemek için bir ultrason gerekli olabilir. Testislerin etrafındaki alanda bulunabilecek birkaç kitle türü bulunduğundan, bir hematosel tanısında ultrasonun en güvenilir araç olduğu düşünülmektedir.

Bir hematoselin kendisi iyi huyluyken, kanser hücrelerini içermediği, kan birikmesinin nedenini bulmak çok önemlidir. Kasık bölgesi ile ilgili yakın zamanda herhangi bir travma ya da ameliyat olmadıysa, nedeni bulmak için daha fazla test yapılmalıdır. Bazı durumlarda, testis kanseri kanamaya neden olabilir ve bu da hematosel oluşumuna neden olabilir.

Hematosel nispeten küçükse ve çok fazla ağrıya neden olmazsa, ayak yüksekliği ve yatak istirahati gibi konservatif tedavi yeterli olabilir. Daha ciddi vakalarda cerrahi müdahale gerekli olabilir. Birikmiş kanın skrotumdan boşaltılması için cerrahi uygulanabilir. Kanamanın nedeni olarak bir testis tümörü bulunursa, kanserin vücudun diğer bölgelerine yayılmasını önlemek için tüm testis genel olarak çıkarılır.

Hematosel tedavisi için ameliyat gerekli olursa, hastanın işlemden tamamen iyileşmesi birkaç hafta sürebilir. Bu, skrotumun ameliyat sonrası şişmeye meyilli olmasından kaynaklanmaktadır. Bu şişme kolayca kaybolmayan bir rahatsızlığa veya acıya neden olabilir. Reçeteli ilaçlar sıklıkla hastanın ameliyattan iyileşmesine yardımcı olmak için verilir. Genital bölgenin hassas doğası gereği, hasta ameliyattan sonra birkaç hafta boyunca kısmen ya da tamamen devre dışı bırakılabilir, bu işlem sadece en uç vakalarda gerçekleştirilebilir.

(Kaynak: netinbag.com)

Paylaşın