Bahçeli, CHP’yi Hedef Aldı: Milli Güvenlik Tehdidi

MHP Lideri Devlet Bahçeli, tüketim boykotuna ilişkin yaptığı açıklamada CHP’yi hedef alarak, “Sorumsuz ve soysuz bir siyasi çarpıklığın kendi ülkesine ıslah ve terbiyeden muaf bir ihtiras tufanıyla, aynı zamanda kaotik bir zihniyetle saldırması olağandışı vakıa olup milli güvenlik tehdididir” dedi.

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanması ve sonrasında yaşananlara tepki olarak dün yapılan tüketim boykotuna ilişkin yazılı açıklamalarda bulundu:

“Bilinen ve kolay yollardan geçmektense cesurca yeni yollar açıp risk ve tehlikeleri göğüsleyenler, bununla da kalmayıp canıyürekten, cansiperane ve civanmert mücadeleleriyle öne geçenler her zaman takdir, tebcil ve tebrike layıktır. İşte böylesi liyakat ve liderlik vasıflarına sahip olan Merhum Başbuğumuz Alparslan Türkeş Bey’in Türk siyaset ve devlet hayatında muhterem ve müstesna bir mevkii bulunmaktadır. Ebediyete irtihalinin üzerinden 28 yıl geçmesine rağmen ona duyduğumuz hürmet ve muhabbet hiç azalmamış, hiç zayıflamamıştır.

Türkeş Bey’in yaktığı meşale günbegün daha da güçlenerek hem Ülkücü gönülleri aydınlatmakta hem de milletimizi heyecanlandırıp kutlu hedeflere ulaşma azmini kamçılamaktadır. Elbette insan fani, dava bakidir. Sonlu hayatın sonsuz ve sınırsız ülkülerini tıpkı bir bayrak gibi taşımak ancak ve ancak davasının onur ve varoluş potasında fedakarlığın sıcaklığıyla eriyen yüksek vasıflı insanların harcıdır. Merhum Türkeş Bey her şeyden önce dava ve gönül insanıdır. Bu saygın karakteristik niteliği onu, devlet ve siyaset alanında daha ilkeli, daha itibarlı, daha iradeli duruşuyla temsil ve temayüz edilmesini sağlamıştır.

Türk milletinin, Türkiye’nin ve Türk dünyasının özlemlerini 80 yıllık ömrüne muazzez bir mücadele azmiyle serpiştirmiş, geçmiş ile gelecek arasında inanç, ülkü ve fikir köprüsünün kurulmasına yılmayan bir mizaçla hizmet etmiştir. Şurası muhakkaktır ki, kaynağını Türk-İslam ülküsünde bulmuş Türk milliyetçiliği davası bir yanda Türkiye’nin umut halesi, diğer yanda da gönül ve kültür coğrafyalarımız ile mazlum toplumların uyanış hareketidir.

Türkeş Bey, karmaşa içindeki sadeliği gören, karanlıkta saklı duran ışığı gösteren, durgun yüzeyin dip akıntısını fark eden, zorlu etapları fırsat ve fikir akımına çevirmesini bilen bir liderdi. Tıpkı bugünlere benzer şekilde, azgın ve şımarık bir azınlığın tahakkümü suretiyle oligarşik meramlarını icra ve infaz etmelerinin önünde direniş kuvveti olmayı, Türkiye karşıtlarının habis senaryolarını kararlılıkla reddetmeyi başarmıştı.

Milliyetçi Hareket Partisi’nin müessir siyaset felsefesi önce ülkem ve milletim, sonra partim ve ben anlayışıyla tebarüz etmiştir. Bu kapsamda her şeyden önce Türkiye ve Türk milletinin varlığı, birliği, bekası, toplumsal huzur ve barışı esas ve ehemmiyetlidir. Dünyanın hiçbir medeni ülkesinde devletine, hukukuna, milli kurumlarına, milli ekonomisine ve meşru hükümetine demokrasi dışı vasıtalarla cephe açan, devamlı şiddet saçan bir muhalefet anlayışına tesadüf edilmemiştir.

“Milli güvenlik tehdidi”

Sorumsuz ve soysuz bir siyasi çarpıklığın kendi ülkesine ıslah ve terbiyeden muaf bir ihtiras tufanıyla, aynı zamanda kaotik bir zihniyetle saldırması olağandışı vakıa olup milli güvenlik tehdididir. Esnafımıza, eşrafımıza, velhasıl sosyal ve ekonomik hayatımıza boykot maskesiyle operasyona kalkışmanın tarif ve tercümesi ifade ve düşünce hürriyetiyle, demokratik hak ve kazanımlarla bağdaşmayacağı gibi vatan ve millet sevgisiyle de izah ve ifade edilemeyecektir. Türkeş Bey bu tip fiili Türkiye düşmanlığına teşne odaklarla nasıl kıran kırana mücadele etmişse bugün de söz konusu mücadelenin fevkindeki dirayetimizle, sarsılmaz tavrımızla safımız ve durduğumuz yer devletimizin ve milletimizin yanıdır.

Utanç duyulan, ucuzluğu aşikar olan, uçurum dibine konuşlanan siyasi muhalefetin melun ve menfur gayesi Türkiye’nin mahvına ve ekonomik çöküşüne doğrudan hizmettir. Fakat Türk milleti tuzağa düşmeyecek, oyuna gelmeyecek, sırtına hançer sallayan ve kale içinde yuvalanmış siyasi sömürgecileri affetmeyecek ve inanıyorum ki, kaçınılmaz bedeli muhataplarına ödetecektir.

Güya demokrasiyi diline dolayıp düşman taktikleriyle ve organize halde Türkiye’yi zor duruma düşürmenin çabasında olan siyasi hizip ve yolsuzluk şebekesi çok derin hayal kırıklığına uğrayacaktır. 56 yıl önce nerede duruyorsak gelişmiş ve güçlenmiş fikir ve siyaset yapımızla aynı sevdaların, aynı düşüncelerin, aynı ülkülerin merkezindeyiz.

Merhum Türkeş Bey’in dava, siyaset ve fikri çizgisi de Milliyetçi Hareket Partisi’yle bir ve beraberdir. Bunun hilafına nifak üretimi yapan istismarcı ve inkarcıların hevesleri ise boşunadır. Vefatının 28’inci yıl dönümünde, yani 4 Nisan 2025 Cuma günü, şahsımın kurucusu olduğu ‘Türkiye Alparslan Türkeş Siyaset Akademisi Vakfı’nın yeni hizmet binasının açılışının yapılacak olması gerçek bağlılığın, eksilmeyecek vefanın, bitmeyecek saygı ve sevginin tezahürüdür.

Bu duygu ve düşüncelerle Alparslan Türkeş hizmet binasının hayırlı olmasını diliyorum. Vatan ve millet sevdasının nişanesi ve partimizin kurucu Genel Başkanı Başbuğumuz Alparslan Türkeş Bey başta olmak üzere, bütün ülkücü şehitlerimizi rahmetle, minnetle, hürmetle anıyor, manevi hatıraları önünde tazimle eğiliyorum. Cenab-ı Allah hepsinden razı olsun diyorum. Mekanlarının cennet, ruhlarının da şad olmasını niyaz ediyorum.”

Paylaşın

Bahçeli, CHP’yi Hedef Aldı: Kaos Ve Kargaşa Çıkarma Peşinde

Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasının ardından CHP’nin organize ettiği protesto gösterilerine tepki gösteren MHP Lideri Devlet Bahçeli, “Şayet sokağa davet edilenlerin karşısına 15 Temmuz’da olduğu gibi başkaları dikilirse olayların önüne nasıl geçilecektir?” dedi.

Haber Merkezi / Bu “demokrasi dışı arayışların tezahürü” olan çağrıların “samimi ve masum” olmadığını ifade eden Bahçeli, CHP’nin izlediği siyasetin “popülist söylemler” ile “yalan ve iftiraya” dayandığını savundu. CHP ve partiye destek verenlerin “toplumu isyana çağıran bir tutum içinde” olduğunu savunan Bahçeli, bu dilin “toplumsal kutuplaşmayı” tırmandırdığını belirtti.

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, TÜRKGÜN gazetesine geniş bir röportaj verdi.

“Son günlerde Cumhuriyet Halk Partisi’nin başlattığı, bazı televizyon kanallarının kadrolu yorumcuları tarafından da desteklenen, büyük bir şuursuzluk ve tahammülsüzlük örneği olan sokak çağrıları, Türkiye’nin çok tehlikeli bir sürece sokulmaya çalışıldığına işaret etmektedir” diyen Bahçeli özetle şunları söyledi:

“Bu çağrı toplumsal huzuru tehdit eden sonuçlar doğurabilecek niteliktedir ve bu yönüyle kamu düzenini bozmaya dönüktür. Demokrasi ve özgürlüklerin kullanılması adına yapıldığı ileri sürülse de demokrasi dışı arayışların tezahürüdür ve asla samimi ve masum değildir.

Muhalefetin bilimsellikten ve gerçeklikten uzak, yalnızca popülist söylemlere dayanan politik yaklaşımları, siyaset kurumunun güvenilirliğini sorgulanır hale getirmektedir. Nitekim bugünkü CHP siyaseti ahlaki ilkelerden ve samimiyetten uzak, yalan ve iftiraya dayalıdır. Kendi kuruluş değerleriyle barışık olmayan Atatürk’ün aziz mirasına ihanet içerisindeki CHP, başkalarına da doğru ve dürüst olamamaktadır. Oysa siyaset, bireysel veya partisel çıkarlar uğruna değerleri istismar etmek yerine, samimiyetle toplumun tüm kesimlerini kucaklayan, evrensel ahlak ve bilimsel gerçekliği merkeze alan bir anlayışı benimsemelidir. Ancak bu şekilde demokrasi, hukuk ve toplumsal barış gerçek anlamını bulabilecektir.

CHP ve yandaşlarının toplumu isyana çağıran bir tutum içinde olması, siyasi ahlaktan uzak, hem toplumun huzurunu hem de demokrasiyi tehdit eden bir aymazlıktır. Bu söylemler toplumsal gerilimi ve kutuplaşmayı tırmandırırken kin ve nefret dilinin yaygınlaşmasına yol açmakta, ülkemizin birliğine kast etmektedir. Daha da üzücü hatta utanç verici olan ise, bazı medya yorumcularının bu sorumsuz söylemleri desteklemesi ve körüklemesidir. Medya yorumcularının, toplumu bilgilendirme ve bilinçlendirme görevlerini yerine getirirken büyük bir sorumluluk içinde hareket etmeleri meslek ilkelerinin de bir gereğidir. Söz ve yorum özgürlüğü demokratik bir hak olmakla birlikte, bu özgürlüğün kamu düzenini bozacak, halkı isyana teşvik edecek şekilde kullanılması asla kabul edilemez.

Toplumu kaosa, şiddete veya isyana yönlendiren yorumlar, hem hukuki hem de ahlaki sorumlulukların ihlali anlamına gelmektedir. Medyanın, barış, birlik ve sağduyuyu teşvik eden bir platform olması gerekirken toplumun güvenini ve huzurunu sarsacak söylemlerle kışkırtıcı bir üslup takınması etik ilkeleri aşan bir suç halidir. Demokrasinin vazgeçilmez unsuru olan medyanın ahlaki ilke ve standartlara uygun hareket etmesi için, idari ve hukuki düzenlemelerin yapılmasının yanı sıra medyanın kendi özdenetim mekanizmalarının geliştirilmesi de sağlanmalıdır.

Medya kuruluşlarının imkanlarını kamuoyunu yanlış yönlendirecek şekilde kullanmaları önlenmelidir. Peşinen söylemek gerekir ki, toplumu yönlendirme gücü olan medyanın sadece basın özgürlüğüyle izah edilemeyecek yıkıcı yayınlar yapmasının önüne geçilmesi şarttır. Şiddeti, kaosu ya da demokrasinin dışına çıkmayı teşvik etmek bir özgürlük alanı olamaz. Temel haklardan biri olan ifade özgürlüğünün kullanımı, toplumsal barış ve kamu düzenini koruma gibi sorumluluklarla dengelenmelidir. Siyasi partilerin ve televizyonların, toplumu sokağa çağırması, şüphesiz ki toplumsal düzeni tehdit eden sonuçlara yol açabilecektir. Tarihte birçok örnek, bu tür eylemlerin genellikle provokasyonlar veya kontrolsüz grupların müdahaleleri sonucu çatışmalara dönüştüğünü göstermektedir.

Toplumun tüm kesimlerini kucaklayacak, barışı ve kardeşliği esas alan bir yaklaşım, toplumu güçlendiren en önemli unsurdur. Demokrasi ve insan hakları bahanesine sığınarak kamu düzenini tehdide yeltenenlerin görmezden geldiği husus şudur. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS), ifade ve toplantı özgürlüklerini tanımakla birlikte, bu hakların sınırsız olmadığını açıkça belirtmektedir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 11’nci maddesi, toplantı ve örgütlenme özgürlüğünü güvence altına alırken,

Kamu düzeninin korunması,
Toplumun güvenliği,
Suç işlenmesinin önlenmesi,
Başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması,

yönünde kısıtlamalar getirmiştir. Hatta aynı maddede, silahlı kuvvetler, kolluk kuvvetleri veya devlet idaresi mensuplarınca bu hakkın kullanılmasına meşru sınırlamalar getirilebileceği belirtilmiştir.

“Güvenliğin olmadığı yerde özgürlük olmaz”

Bu yönüyle de kamu düzenini bozacak, toplumun huzurunu tehlikeye atacak eylemlerin engellenebileceği ifade edilmiş ve gerektiğinde devlet otoritesi tarafından bazı kısıtlamaların getirilebileceği evrensel hukukta bir norm halini almıştır. Zira güvenliğin olmadığı bir yerde özgürlükten, demokrasiden ve insan haklarından söz etmek mümkün değildir. Demokratik hukuk devletinde sorunların çözüm yolu sokaklar değil, diyalog ve hukuki mekanizmalardır. Toplumun bir kesimini şiddet içeren veya kaotik hareketlere yönlendirmek, demokrasiyle bağdaştırılamaz. Toplumda farklı görüşlerin ve kesimlerin bir arada uyum içinde yaşayabilmesi, demokrasinin temel değerlerine saygıyla mümkündür.

Türkiye demokratik bir hukuk devletidir. Demokratik bir toplumda fikir ayrılıkları, şiddet ve çatışma yerine diyalog ve müzakere yoluyla çözülmeli, tüm kesimler, ortak bir gelecek için birlik duygusuyla hareket etmelidir.

Bunun için en önemli platform da Türkiye Büyük Millet Meclisidir. Meclisimiz etkin ve güçlü bir şekilde görevini icra ederken, sokakları işaret etmek demokrasiyi hiçe saymakla birlikte gazi meclisimize saygısızlıktır. Birlik ruhu ve anlayışı, bireylerin sadece kendi çıkarlarını değil, toplumun huzuru ve ortak çıkarlarının gözetilmesini de gerektirir. Bu da ötekileştirici değil, kucaklayıcı ve dayanışmacı bir anlayışı teşvik eder. Demokrasi, halkın iradesini sandık yoluyla ifade ettiği ve seçilmişler aracılığıyla yönetimi mümkün kılan bir sistemdir. Milli irade, halkın egemenliğinin temel dayanağıdır ve demokratik toplumlarda her şeyin üstünde tutulmalıdır. Anayasa’nın 6’ncı maddesi “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir. Türk milleti, egemenliğini Anayasanın koyduğu esaslara göre yetkili organları eliyle kullanır.” hükmünü amirdir. O organlar seçimdir, sandıktır, millettir, kurumlardır.

Eleştiri demokratik bir haktır; ancak bu hak, milli iradeyi ve seçilmişlerin meşruiyetini hedef alan, şiddet içeren yıkıcı yöntemlere dönüşmemelidir. Milli iradeye ve halkın kararlarına yönelik tehditlerin yalnızca hükümeti değil, aynı zamanda demokrasiyi de hedef aldığı açıktır. Demokrasiyi, insan haklarına saygıyı ve hukukun üstünlüğünü temel ilke kabul eden Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi; dayandığı katılımcı, kapsayıcı ve uzlaşmacı demokratik anlayışla milli birliği sağlamak için uygun bir hukuki zemin de oluşturmuştur.

Sahibinin sesi bu siyaset ve medya çürümüşleri toplumsal isyanın Cumhuriyet Halk Partisine üye vatandaşlarımızın öncülüğünde başlaması gerektiğini de söylemektedirler. Oysa Türkiye’de sokak olayları yaşandı ve geçmişin acı tecrübeleri de henüz unutulmadı. Yaşanan sokak olaylarının sosyal maliyeti hem devrimciler hem de ülkücüler açısından çok yüksek oldu. Bunların sonucunda Türkiye’ye ödetilen ekonomik, sosyal ve siyasi bedel milletimizin hafıza kayıtlarındadır. O sebeple sokaklar çare değildir.

Şayet sokağa davet edilenlerin karşısına 15 Temmuz’da olduğu gibi başkaları dikilirse kaçınılmaz çatışma nasıl önlenecek, olayların önüne nasıl geçilecektir? Sokak çağrısı yapan provokatörler acaba o vakit ortada bulunacaklar mı yoksa çoktan ülkeyi terk etmiş mi olacaklar. Bunlar, aynı zamanda da Türkiye’de tek adam rejimi olduğuyla yatıp kalkanlardır. Rejim değişti yalanını söylemeye devam edenlerdir. Demokratik seçimleri, milli iradeyi yok sayanlardır. Milletin desteğini almaya çalışmak yerine sokaklardan hareketle anti demokratik süreçlerden medet umanlardır.

Bu amaçla her türlü tahrik, istismar ve yalandan çekinmeyenlerdir. Hatırlatmak isterim! Tek adam olan yerde seçim olmaz. Demokrasiden eser bulunmaz. Milletin yüzde 52’sinin oyunu alarak seçilen cumhurbaşkanı, tek adam olarak ifade edilemez. CHP’nin seçim başarısızlığını gizlemek için hükumet sistemini günah keçisi ilan etmekten vaz geçmeyenler tek adam iftirasını hangi hukuka, hangi bilimsel esasa ve hangi vicdana dayandırmaktadır?

Bunu dillendiren CHP genel başkanının açıklamasından sonra ülkemizde nelerin yaşandığı, nasıl bir felaket tablosunun ortaya çıktığı ve Türkiye’nin sürüklendiği kardeş kavgası milletimizin hafızasındadır. Bugünkü CHP yönetimi sokak çağrısı yaparken acaba hala bu düşüncede midir? Demokrasi dışı arayışlara davetiye çıkarıp darbe beklentisi içine mi girmiştir? Yoksa, Gezi eylemlerinde ve 15 Temmuz’da yapamadıklarını şimdi yapabileceklerini mi sanmaktadır? Şayet bu düşüncede iseler geçmişin tecrübe edilen karanlık dönemlerine özlem duyanlar, bunun ağır bedelini de ödemeye hazır olmalıdır. Zira demokrasiye şaşı bakan kim varsa karşımızdadır. Bizim demokrasiye, mevcut hükumet sistemine ve büyük başarılara imza atan hükümetimize, “Türk ve Türkiye Yüzyılı” hedeflerine bir bir ulaşacağımıza inancımız tamdır.”

Paylaşın

MHP Lideri Bahçeli’den” Yeni Anayasa” Çağrısı

Yeni anayasa için çağrı yapan MHP Lideri Devlet Bahçeli, “Cumhuriyetin temel niteliklerini koruyan, çatısının başkanlık sisteminin ana ilkelerince örüldüğü, milli ve katılımcı, kapsayıcı demokratik yeni bir anayasa ile darbe kalıntıları tamamen temizlenebilecektir” dedi.

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, ülke gündemine ilişkin TÜRKGÜN gazetesine değerlendirmelerde bulundu. Bahçeli, şunları kaydetti:

“Terörsüz Türkiye hedefimiz inşallah gerçeğe dönüşmektedir. Türkiye çok şükür milli birliğin tahkim olduğu, barış ve huzurun kalıcılaşacağı bir döneme girmiştir. Yeni bir siyasi ve toplumsal hayat vasat bulmaktadır. İmralı’nın 27 Şubat’ta DEM Parti heyeti aracılığı ile yaptığı PKK’ya tüm bileşenleriyle silah bırakma ve kendisini feshetme çağrısı tarihi bir dönüm noktasıdır. Milletimiz umutlu bir bekleyiş içerisindedir.

Bu beklentiyi hüsrana değil, sevince dönüştürmek elimizdedir. ‘Neyi, nasıl yaparsak milletimizin hayrına olur’ düşüncesiyle hareket etmek durumundayız. Yol haritamızı bu doğrultuda hukuk, ahlak ve demokratik siyaset çerçevesinde belirleyip iyi niyetle uygulamalıyız. O takdirde yeni bir Türkiye’yle, güvenlikli, huzurlu yeni bir hayatla buluşmamız mümkün olabilecektir.

Terörsüz Türkiye demokrasinin daha güçlendiği bir Türkiye olacaktır. Yeni bir dünya düzeninin şekillendiği dönemde bu gelişmeyi Türkiye için bir fırsata dönüştürmek mümkündür. Elbet terörsüz Türkiye’den rahatsızlık duyanlar da devrededir. Terörden, terörün kanlı elinden, bölücülük melanetinden çıkar devşiren odaklar süreci enfekte etmenin yarışındadır. O sebeple barış ve huzurun inşasında herkese sorumluluk düşmektedir.

Başarmak için dezenformasyonlara, tahriklere, yalan ve iftiralara kulak asmadan kararlı bir tavır gösterilmesi şarttır. Toplumsal barışın güçlendirilmesi ve kutuplaşmanın azaltılması için siyasi aktörlerin kapsayıcı bir dil kullanmasına ihtiyaç vardır. Kullanılacak dilin devletimizin bekasından, milli birlik ve beraberlikten, huzur ve barıştan yana olması tahrikleri boşa çıkaracaktır.

İhtiyacımız; çatışmacı değil uzlaşmacı, ayrıştırıcı değil bütünleştirici, kavgacı değil barışçı, ötekileştirici değil kucaklayıcı, bölen değil birleştiren, kaostan değil huzurdan beslenen bir anlayışa, Türkiye’yi ve Türk milletini geleceğe birlikte taşıma iradesinedir. Takdirle ifade etmek gerekir ki TBMM’nde temsil edilen siyasi partilerin ve siyasetin büyük bir ekseriyeti toplumsal uzlaşmaya dönük mutabakattan yanadır.

Kuşkusuz büyük değişimler fırsatlarla birlikte riskleri de içermekte, bu nedenle birçok dinamiğin dikkatli yönetilmesini zaruri kılmaktadır. Bu kapsamda öncelikle İmralı’nın çağrısında yer aldığı üzere silahlar bırakılmalı, süratle kongreyi toplayıp PKK’nın tüm bileşenleriyle tasfiye edilme kararı hayata geçirilmelidir.

Türkiye için tarihi bir fırsat olan PKK’nın silah bırakması ve fesih sürecinin uzun vadeli beklenen başarıya ulaşması için siyasi, ekonomik ve toplumsal açıdan yeni atılımlar ve kapsamlı reformlarla milli birliğimiz daha da güçlendirilmeli, toplumsal uzlaşı, adalet ve eşitlik esas olmalıdır. Bunu mümkün kılacak siyasi ve sosyal şartlar mevcuttur. Yönetim sistemimiz etkinlik ve esneklik sağlayabilecek özelliktedir.”

“Türkiye prangalarını söküp atmıştır”

“Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemiyle birlikte parlamenter sistem döneminde yaşanan anti demokratik süreçler, muhtıra ve darbeler dönemleri kapanmış, Türkiye prangalarını söküp atmıştır” ifadelerini kullanan Bahçeli, açıklamasına şöyle devam etti:

Cumhuriyetimizin yeni yüzyılına girdiğimiz süreçte bugün bölücü terör prangasından da tümüyle kurtulmak, terörsüz Türkiye’yi inşa etmek vaktidir. Yeni bir toplumsal sürece girdiğimiz dönemde, demokratik olgunluk ve uzlaşı kültürünün egemen olduğu, dışlayıcı ve ötekileştirici söylem ve üslubun törpülendiği, Türkiye’nin millî ve manevî değerlerinin ortak payda olarak kabul edildiği bir siyaset anlayışının hâkim kılınmasını önemli bulmaktayız.

Önümüzdeki süreçte siyasi, sosyal ve ekonomik hayata yönelik bir uzlaşma zemini oluşturulabilecek, birlikte yaşama iradesini güçlendirilebilecek aynı zamanda da gelişmiş bir ülke hedefine odaklanılabilecektir. Bu zemin çerçevesi; öncelikle Türkiye Cumhuriyeti’nin beka ve birliğini azim ve sadakatle savunarak, ülkemizin geleceğini millet iradesinden aldığı güçle güvenceye kavuşturacak, demokrasi, insan hakları ve hukukun üstünlüğüne, milli birlik ve kardeşlikte uzlaşmaya açılan bir siyasetin şekillenmesidir. Zira tüm partilerin bir ‘Türkiye Partisi’ olarak siyaset yapması Türk toplumunun tüm unsurlarıyla kaynaşması için de oldukça önemlidir.”

Türkiye’nin bugüne kadar önemli demokratik ve ekonomik reformlara imza attığını anımsatan Bahçeli, şu ifadeleri kullandı: “Bize göre Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminin yönetim istikrarını, temsil adaletini ve uzlaşma kültürünü tesis eden yapısını daha da kurumsallaştıracak atılımları yapmak 28’nci dönem TBMM’nin önemli bir sorumluluğudur. Bu kapsamda; devletimizin kuruluş ilkelerini, Cumhuriyetin temel niteliklerini koruyan, çatısının başkanlık sisteminin ana ilkelerince örüldüğü, milli ve katılımcı, kapsayıcı demokratik yeni bir anayasa ile darbe kalıntıları tamamen temizlenebilecektir.

Siyasi partiler ve seçim kanunlarında siyaset alanını genişletecek, katılımı artıracak, parti içi demokrasiyi güçlendirecek, parti üyeliğini sağlam teminatlara bağlayacak, siyasette etik ve ilkeyi hâkim kılacak değişiklikler hayata geçirilebilecektir. Toplumsal temsili her alanda yaygınlaştıracak, yasama yürütme ilişkisini güçlendirecek, denge ve denetimi daha da etkinleştirecek düzenlemeler yapılabilecektir.

Bu kapsamda yasama yürütme ilişkilerine, yürütmenin kapsayıcılığına, yargının bağımsız ve tarafsızlığına, katılımcılığa ve temsil adaletine, aynı zamanda da yönetim istikrarına uygun düzenlemeler yapılabilecektir.

TBMM İçtüzüğünde yasama kalitesini artıracak, yasa yapımında katılımcılığı sağlayacak, etkin işleyen bir yasama faaliyetine imkan veren değişiklikler hayata geçirilebilecektir. Sağlam teminatlara bağlanmış bir yargı bağımsızlığı demokratik rejim için hayati önemdedir. Bu kapsamda insan odaklı hizmet, hak ve özgürlüklerin daha etkin korunması, yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığının geliştirilmesi, hukuk güvenliğinin güçlendirilmesi, adalete erişimin kolaylaştırılması, makul sürede yargılanma hakkının gözetilmesi ve yargıya güvenin arttırılmasını sağlayacak adımlar süreklilik içinde atılabilecektir.

Demokratikleşmeye dönük adımlara, milletimizi çağdaş medeniyetler seviyesine ulaştırma gayesi olarak bakılarak, etnik siyasetin taleplerini aşan bir siyaset tarzıyla bakılabilecektir. İmralı çağrısında yer alan ‘kültüralist politikalar dahil hiçbir talep söz konusu değildir’ söylemi çerçevesinde devletin atacağı adımlar etnik değil insani düzlemde ve herkese göre olmalıdır.

MHP siyaseti, milletin huzur ve refahının teminine yönelik politikaların geliştirilmesinin yolu olarak görmektedir. Bu anlayış, Türk milletinin tarih ve kültür potasında erittiği değerler bütününü esas alan ‘kapsayıcı, kucaklayıcı ve uzlaşmacı’ tavrımızın yansımasıdır. O sebeple terörsüz Türkiye sürecinde tüm vatandaşlarımızı ‘Her şeyden önce Türkiye’ ve ‘Herkes eşittir Türkiye’ anlayışı ile ‘millî birlik ve kardeşlikte buluşmaya, Türkiye’nin kutlu geleceğini hep birlikte inşa etmeye’ çağırıyoruz.”

Paylaşın

Bahçeli’nin Mesaiye Döneceği Tarih Belli Oldu

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin “Bayram sonrası da hızla mesaiye dönmek için hazırım” dediği aktarıldı. Bahçeli’nin entübe edildiği iddia edilmiş bu iddialar yalanlanmıştı.

Sözcü TV programcısı Özlem Gürses, Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin kendisini aradığını söyledi. Özlem Gürses’in aktardığına göre sağlık durumunun iyi olduğunu belirten Devlet Bahçeli, “Bayram sonrası da hızla mesaiye dönmek için hazırım” ifadelerini kullandı.

Özgür Gürses, şunları paylaştı: “Dün saat 15.30 gibi telefonum çaldı. MHP’nin Özel Kalem Müdürü arıyordu. Telefonu açtım ve karşımda Devlet Bahçeli’yi buldum. Devlet Bahçeli dün beni aradı, Kandil vesilesiyle aradığını ifade etti. Sesi son derece sağlıklı, hatta espriler yaptı. “Sayın Genel Başkan hakkınızda birçok tevatür var” dedim, “Yok, ben gayet iyiyim” dedi. Bayram sonrası da hızla mesaiye dönmek için hazırım.”

“Entübe edildi” iddiası

Gazeteci Can Ataklı, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’yle ilgili ‘entübe edildi’ iddiasını paylaşmıştı. İletişim Başkanlığı Dezenformasyonla Mücadele Merkezi (DMM), “Devlet Bahçeli entübe edildi” iddiasının doğru olmadığını bildirmişti.

DMM’den yapılan açıklamada, şunlar kaydedilmişti: “MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin sağlık durumuna ilişkin herhangi bir değişiklik söz konusu değildir. 5 Şubat 2025 tarihinde kalp ameliyatı geçiren Devlet Bahçeli, planlanmış istirahat süresi içerisindedir. Evinde çalışmalarını sürdürmektedir. Kamuoyunu manipüle etmeye yönelik asılsız iddialara itibar etmeyiniz.”

Gazeteci Can Ataklı hakkında ise soruşturma başlatılmıştı.

Paylaşın

Bahçeli, Saraçhane Protestoları Üzerinden Muhalefeti Hedef Aldı

Ekrem İmamoğlu’nun gözaltına alınmasının ardından başlayan Saraçhane protestolarını provokasyon ve komplo olarak niteleyen MHP Lideri Bahçeli, muhalefeti “milletine ve devletine yabancılaşmış bir anlayış” olarak tanımladı.

Haber Merkezi / Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun 19 Mart’ta gözaltına alınmasının ardından 25 Mart’a kadar Saraçhane’de her akşam miting düzenlemişti. Mitinge, farklı siyasi partiler de destek vermişti.

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı açıklama ile Ekrem İmamoğlu’nun gözaltına alınmasının ardından düzenlenen Saraçhane protestolarını hedef aldı:

“Saraçhane provokasyonuyla Türkiye’nin önünü kesmek için kuyruğa giren hastalıklı CHP’sinden diğer marjinal parti ve yasa dışı sol gruplara kadar alayı emel, eylem ve sözleriyle düşmanları aratmayan bir çizgide pozisyon almışlardır. Vandallığa demokrasi nöbeti diyecek kadar gerçeklerden kopmuş, milletine ve devletine yabancılaşmış bohem ve bonservis bedeli çoktan ödenmiş bir muhalefet anlayışı karşımızdadır.

Ülkemizin yükselen değer ve prestijinin gözle görülür şekilde hız ve ivme kazandığı bir dönemde Saraçhane komplosunu birden bire devreye alanlar Türk ve Türkiye düşmanlarına rehin düşen ve bundan mülhem batıla hizmetkâr olan işbirlikçilerdir. Maske takıp polisimize taş atan, balta fırlatan, havai fişekle saldıran, asit saçan alçakların demokrasi, hukuk veya özgürlükle hiçbir ilgisi ve ilişkisi yoktur.

Zulüm 1453’de başladı diyenler Şehzadebaşı Camii’ni ve haziresini kirleten bir avuç casus aparatı, aynı şekilde paçoz ve şehir eşkıyasından başkası değildir. Camii duvarına pisleyenlerden, yakıp yıkmayı demokrasi olarak lanse edenlerden, milletimizin alın teri, helal emeği olan belediye kaynaklarını organize rüşvet, hırsızlık ve yolsuzluk anaforunda hiç edenlerden tarih ve adalet önünde hesap sorulmalıdır.

Sayın Cumhurbaşkanımızın merhume ve muhterem annesine edilen küfürler kimlerin köprübaşlarını tutmak için sokaklara çıktığını göstermektedir. Şahsımın tedavi süreciyle ilgili fitne ve dedikodu kampanyası üreten şeytani niyetlerin sokak anarşisini nasıl da alevlendirmek istedikleri malumumuzdur. Türkiye Cumhuriyeti’ni can pahasına savunacağız.

Cumhur İttifakı CHP’nin muhbir ve muhabir mihmandarı olduğu çok boyutlu tahrik ve tahrip dalgasını kırmaya muktedirdir. Çünkü büyük Türk milleti yanımızdadır. Yabancı istihbarat örgütlerinin kuklası olup sokaklara dökülenlerin, iç asayiş ve huzur ortamını bozanların yakasından tutmak mutlaka sağlanmalıdır. Türkiye oyuncak değildir, karanlık oyunlara gelmeyecektir.”

Özel’den Bahçeli’ye “Saraçhane” yanıtı

CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasının ardından İBB Başkanvekili seçilen Nuri Aslan’la basın toplantısının ardından gazetecilerin sorularına yanıt verdi. Devlet Bahçeli’nin Saraçhane açıklamasını ilişkin soruya, “Geçmiş olsun. Sağlık diliyorum” şeklinde yanıt verdi.

Paylaşın

Devlet Bahçeli: PKK, Bir An Evvel Fesih Kararı Almalı

Yazılı bir açıklama yapan MHP Lideri Devlet Bahçeli, açıklamasında “PKK, 27 Şubat İmralı çağrısının gecikmemesi ve aziz milletimizin yoğunlaşan arzusunun boşa düşmemesi maksadıyla bir an evvel kongresini toplayarak fesih kararı almalı” ifadelerine yer verdi.

Haber Merkezi / Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, gündeme ilişkin yazılı bir açıklama yaptı. Bahçeli, açıklamasında şu ifadelere yer verdi: “Türk milleti 21 Mart’ta yakılacak, ortak tarih ve kültürümüzün zenginliğiyle yayılacak Nevruz ateşi etrafında kenetlenip el ele vererek barış ve kardeşlik bağlarını daha da güçlendirecektir.

Nevruz Bayramı, sadece uyanan baharın müjdesi olarak kalmayıp; milli varlığımızın, milli kimliğimizin, kökü derinlere tutunan milli birliğimizin zaman ve zemine sığmayan nişanesidir. Mübarek Ramazan ayının manevi ikliminde canlanan doğaya eşzamanlı olarak hedef ve heyecanlarımız takviye edilmeli; huzur, refah, esenlik, güvenlik ve yaşama sevincimiz çok daha ileri bir aşamaya tahkimat yaparak ilerleyiş kaydetmelidir.

Nevruz Bayramı, bereket ve birliğin simgesi; sevgi ve hürmetin siperidir. Bu bayram asırlar boyunca Türk milletinin ruhunda, şuurunda ve vicdanında taşıdığı ve doğanın kabuk değiştirip renk cümbüşüyle göz kamaştırdığı müstesna bir doğuşun, müessir bir doğruluşun bir tarih ve talih eşiğidir.

Yarınki Nevruz kutlamalarına Sayın Cumhurbaşkanımızın aktif katılımı ise ülkemizin içinden geçtiği hassas dönem dikkate alındığında hem anlamlı hem de değerli bir adım olacaktır. Beklentim ve temennim odur ki, terörsüz Türkiye amaç ve azmi bu yılki Nevruz Bayramı’na mühür vurmalı, doğudan batıya, kuzeyden güneye muazzam beşeri cevher olan Türk milleti ailesi tek yürek halinde geleceğine ve geçmişin kutlu emanetlerine ortaklaşa sahip çıkmalıdır.

Bu kapsamda bölücü terör örgütü PKK, 27 Şubat İmralı çağrısının gecikmemesi ve aziz milletimizin yoğunlaşan arzusunun boşa düşmemesi maksadıyla bir an evvel kongresini toplayarak fesih kararı almalı, nihayet silahları bırakarak Türkiye Cumhuriyeti’ne teslim etmelidir. Fesih kararının sürüncemede bırakılması hiç beklenmedik komplikasyonlara, hiç tahmin edilmedik komplolara ve karmaşık provokasyonlara sahne olabilecektir.
Bölücü terör örgütünün derhal karar alması gerekmektedir.

Bizim tasavvur ve teklifimiz Hıdırellez’in arifesinde, mesela 4 Mayıs 2025 Pazar günü Muş’un Malazgirt ilçesinde DEM Partili belediye başkanının destek, katkı ve yardımıyla PKK’nın kongresini toplayarak fesih tartışmalarına son noktayı koyması ve bu işi bitirmesidir. Terörsüz Türkiye gayesinde tavsama ve tehir pişmiş aşa su katmaktan, bunca gösterilen fedakârlıkların heba olmasından başka bir manaya gelmeyecektir.

Nevruz Bayramı’nın mehabet ve muhabbet havası Hıdırellez’in güzellikleriyle pekişmeli, bununla mündemiç olmak üzere terör sorunu tamamıyla ortadan kaldırılmalıdır. Terörsüz Türkiye hedefi istikametinde güçlü ve güven uyandıran hamleler yapılıyorken, CHP’nin başını çektiği tehlikeli ortam günbegün genişletilmek istenmektedir.

CHP’ye yönelik operasyonlar: İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı’na çöreklenen CHP markalı çıkar ve soygun ittifakının kirli çamaşırları birer birer deşifre edildikçe gündemi meşgul eden mevzu bahis ağır meselenin diploma iptalinin çok ötesinde vahim bir organize terör ve yolsuzluk sarmalı olduğu anlaşılmıştır.

CHP’nin Türkiye’yi karıştırmak ve hukukun işleyişini sakatlamak için bütün kriz tuşlarına bastığı görülmektedir. Terörsüz Türkiye’yi sekteye uğratmak, asayişsizliği teşvik etmek, bindirilmiş kıtaları sokak aralarına ve protesto gösterilerine kışkırtmak CHP Genel Başkanı’yla her rüzgara yelken olan yakın çalışma arkadaşlarının altından kalkamayacağı bir vebaldir.

Türkiye’nin iç barış ve huzur ortamının Saraçhane tertibiyle bozmaya kalkışmak, halkımızı kin ve düşmanlığa tahrik etmek bilinsin ki yasa ve anayasaya meydan okumaktır. CHP’nin nevzuhur Cumhurbaşkanı adayının kim olacağı bizim meselemiz değildir. Aynı şekilde önümüzdeki pazar günü sandık kurulup kurulmayacağı da bizim ilgi sahamızın dışındadır.

Ancak hukuki bir tasarruf ve tedbiri sivil darbe iftirasıyla baltalama girişimi devletin egemenlik vasfına, hukuk ve demokrasi güvenliğine aleni bir saldırıdır. Bu saldırı karşısında devletimizin ve hükümetimizin sonuna kadar yanında duruş göstereceğimizi herkesin bilmesinde çok ciddi yarar olacaktır.

Türkiye’nin istikbal ve istiklalini Saraçhane oyunlarıyla sarsma ve sabote etme girişimlerine Türk milleti müsaade etmeyecek, suç örgütü mahiyeti kazanan ve dış bağlantılı olduğu az çok belli olan belediye çetesine Cumhur İttifakı sonuna kadar direnecektir. Herkesi sükûnete ve aklı selime davet ediyorum.

CHP yönetimini, bilumum sol ve marjinal grupları sonu karanlık eylem ve emellere derhal son vermeye çağırıyorum. Türk yargısının vereceği kararın saygıyla karşılanmasını, sokak dilinden vazgeçilmesini, işbirlikçi kaos ve kriz severlere akıllarını başlarına almalarını tavsiye ediyor, bilcümle bu hususları birliğimiz ve dirliğimiz adına mecburiyet görüyorum.

Türkiye Cumhuriyeti’nde hak arama yolları açıktır. Türk mahkemeleri bağımsız ve tarafsızdır. Konusu suç teşkil eden fiilleri işleyen kim olursa olsun bedelini en ağır şekilde ödemelidir. Türk devleti sokakta kurulmamıştır. Sokakta gelecek arayanların, sokaklara dökülmekten bahsedenlerin, siyaset ve demokrasi dışı özlemleri kabaranların bulacağı sadece ve sadece beladır, bedduadır ve pişmanlıktır.

İhanet ne kadar dinç, cüretkâr, talepkar ve ısrarlı olursa olsun Türkiye’ye kendisini adamış, Türk milletini bir ve bütün yaşatma konusunda and içmiş olan vatanseverler hiçbir habis niyet ve faaliyete geçit vermeyecektir. Bu duygu ve düşüncelerle baharın habercisi olan yeni gün münasebetiyle, tüm vatandaşlarımın ve Türk-İslam âleminin Nevruz Bayramı’nı içtenlikle kutluyorum. Cenab-ı Allah’ın milletimize huzuru, mutluluğu, refahı ve kardeşçe yaşamayı ilelebet nasip etmesini tüm içtenliğimle niyaz ediyorum.”

Paylaşın

Devlet Bahçeli’den “Ekrem İmamoğlu” Açıklaması: Kimse Dokunulamaz Değil

MHP Lideri Devlet Bahçeli, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da aralarında olduğu 100’den fazla kişinin gözaltına alınmasına ilişkin yaptığı açıklamada, “Hiç kimse dokunulamaz, ulaşılamaz, erişilemez ve hesap sorulamaz değildir” dedi.

Haber Merkezi / Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu ve basın danışmanı Murat Ongun’un da aralarında bulunduğu 100’den fazla kişi hakkında gözaltı kararı verilmesine ilişkin sosyal medya hesabından açıklama yaptı.

Bahçeli açıklamasında şu ifadeleri kullandı: “Türkiye Cumhuriyeti milli, üniter, demokratik, sosyal nitelikli bir hukuk devletidir. İnsan ve toplum huzuru vazgeçilmez değerdedir. Milli dayanışma ve adalet ölçüleri her muamele ve müdahalenin belirleyici amilidir.

Hukuki, insani ve inanç temelinde her insan eşittir. Görevi, makamı ve mevkii ne olursa olsun normlar kümesinde herkesin eşit hak ve yükümlülükleri vardır. Hiç kimse ayrımcılığa, ayrıştırmaya maruz bırakılamayacağı gibi ideolojik, politik ve ekonomik üstünlüğe ya da imtiyazlı bir ayrıcalığa sahip değildir. Türk yargısı bağımsız, tarafsız ve objektiftir.

Kanunen suç kabul edilen, takip ve tecziyesi gereken, bu çerçevede soruşturma ve kovuşturmasının temini lazım gelen eylem ve fiillerin göz ardı edilmesi, sürüncemeye bırakılması, kimi zaman da hasıraltına itilmesi maşeri vicdanı derinden yaralayacak, devlet umurunu ve milletin hukuksal güvenliğini zedeleyecektir.

Adalet ve hukuka karşı çıkılması, değilse bile tartışmaya açılması asayişsizlik ve şiddet ortamına davetiyedir. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı hakkında yapılan adli tasarrufu sabır ve sağduyu ile karşılamak, hukukun vereceği her türlü karara saygıyla yaklaşmak ortak sorumluluk olmalıdır. Hukuki bir tedbiri darbe diyerek karalamak, hak arayışını sokağa taşırmaya hazırlık yapmak cinnet geçirmiş, akıl ve ahlak seviyesini kaybetmiş bir siyasi yozluktur.

Hiç kimse dokunulamaz, ulaşılamaz, erişilemez ve hesap sorulamaz değildir. Hukuk ile demokrasiyi, adalet ile sandığı, milli iradeyle mülkün temelini cepheleştirmek, hatta çatıştırmak için beşinci kol faaliyetine tevessül etmek yaygın şiddet olaylarına, yoğun istikrarsızlık tablosuna ve yıkıcı krizlere çağrıdır.

Türk yargısına güvenim tamdır. Mahkeme marifetince suç sabit görülesiye kadar masumiyet esastır. Türkiye’nin şiddetsiz, şikayetsiz, terörsüz, şüphesiz, refah ve huzur dolu bir yüzyıla adım adım ilerlediği şu günlerde içimizi karıştırmaya, düzen ve dirliğimizi bozmaya teşebbüs eden iç ve dış odaklara azami dikkat göstermemiz, devamlı tetikte beklememiz tarihi önemdedir.

Şiddet, insan onurunun hiçe sayılması, insanlık değerlerinin ayaklar altına alınmasıdır. Terör de sistematik bir şiddettir. Terörsüz Türkiye aynı zamanda şiddetsiz bir Türkiye’dir. Hem bireysel hem de toplumsal düzeyde şiddetin önlenmesi öteden beri hassasiyet gösterdiğimiz, duyarlılık sergilediğimiz sıcak konu başlığıdır.

Milliyetçi Hareket Partisi’nin Araştırma-Strateji Geliştirmeden Sorumlu Genel Başkan Yardımcımıza vermiş olduğum talimat kapsamında nadide bir çalışma çok şükür muhtevalı bir eser mahiyetinde ortaya çıkmıştır.

“Bireysel ve Toplumsal Şiddetle Mücadele” çalışmamızın meydana gelmesinde eşsiz katkıları ve emekleri bulunan, zamanlarını ayırarak teşkil edilen komisyonumuza canlılık kazandıran muhterem hocalarımıza, değerli uzmanlarımıza ve fikir insanlarımıza, ayrıca böylesi mühim bir çalışmanın gerçekleşmesini koordine eden Araştırma-Strateji Geliştirmeden Sorumlu Genel Başkan Yardımcımıza teşekkür ediyor, hepsini birden gönülden kutluyorum.”

Soruşturmalar hakkında neler biliniyor?

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da aralarında olduğu 100’den fazla kişi gözaltına alındı.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’ndan yapılan ilk açıklamada İmamoğlu ile birlikte 100 şüpheli hakkında “suç örgütü liderliği’ suçlamasında bulunulurken, “suç örgütü irtikap, rüşvet, dolandırıcılık, ihaleye fesat karıştırma” gibi suçlardan gözaltı kararı verildiği kaydedildi.

Soruşturmalardan ilki “belediye iştiraklerinde usulsüz ihaleler, ihaleye fesat karıştırma, nitelikli dolandırıcılık, kişisel verileri hukuka aykırı ele geçirme, rüşvet eylemlerini örgütlü bir şekilde işleme” gibi iddialarla ilgili. Bu soruşturma kapsamında İmamoğlu dahil 100 kişi hakkında gözaltı kararı verildi.

Başsavcılıktan yapılan açıklamada soruşturmanın kamuoyunda “CHP’de para sayma görüntüleri” olarak bilinen olayın ardından başlatıldığı vurgulandı. İmamoğlu hakkında “çıkar amaçlı suç örgütü lideri” ifadesi kullanılan açıklamada iddiaların Beylikdüzü Belediye Başkanlığı dönemine dayandığı kaydedildi.

Başsavcılık, büyükşehir belediyesinin iştirakleri olan MEDYA A.Ş, KÜLTÜR AŞ., KİPTAŞ ve İSFALT firmalarının da bu eylemlerde kullanıldığını iddia etti.

İkinci soruşturma 31 Mart yerel seçimlerinde hayata geçirilen “kent uzlaşısı” kapsamında terör soruşturması. Bu soruşturma kapsamında İmamoğlu dahil yedi kişi hakkında gözaltı kararı verildi. İkisinin ismi açıklanmadı.

DEM Parti’nin 31 Mart 2024 seçimlerinde gündeme getirdiği bir yerel seçim stratejisi olan kent uzlaşısı, “kentin tüm dinamiklerinin üzerinde uzlaştığı adaylarla seçimlere katılmayı” ifade ediyor.

Bu strateji çerçevesinde DEM Parti, Batı’daki bazı seçim noktalarında aday çıkarmayarak işbirliği temelinde CHP adaylarını destekledi. Başsavcılık bu faaliyetlerin PKK’nın metropollerdeki etkinliğini artırma amacı taşıdığını iddia etti.

Savcılık, CHP kontenjanından seçilen bazı belediye meclis üyeleri ile atanan belediye başkan yardımcılarının terörle bağlantılı olduğunu ve İBB iştiraki olan İPA ve BİMTAŞ bünyesinde de terör örgütü mensupları ve sempatizanlarının işe alındığını iddia etti.

Açıklamada İmamoğlu’nun diğer şüphelilerle birlikte yerel seçimlerde belediye meclis üyesi listelerini şahsen onayladığı vurgulandı, bu nedenle PKK/KCK terör örgütüne yardım etme suçunu işledikleri iddia edildi.

Üçüncü soruşturma 2013 yılında düzenlenen Gezi Parkı protestoları ile ilgili. Gazeteci İsmail Saymaz bu soruşturma kapsamında sabah saatlerinde gözaltına alındı. Saymaz, Taksim Dayanışması içinde görev almak ve eylemlerin derinleştirilmesi ve yaygınlaştırılması amacıyla faaliyette bulunmakla suçlandı.

Başsavcılığın açıklamasında ayrıca Osman Kavala’nın internet sitesinin hazırlanmasında rol aldığı, Gezi davasında tutuklu diğer kişilerle yoğun irtibatı olduğu, sosyal medya hesaplarında Gezi Parkı olayları ile ilgili çok sayıda paylaşımda bulunduğu suçlamaları yer aldı.

Paylaşın

MHP’den DEM Parti Ziyareti Sonrası Tek Cümlelik Açıklama: Çok Faydalı Oldu

MHP’li Semih Yalçın, DEM Parti heyeti ile yapılan görüşme sonrası yaptığı açıklamada, “Arkadaşlar biz MHP olarak biz bir açıklama yapmayacağız. Ancak şunu bilmenizi isterim: Çok faydalı bir görüşme oldu” dedi.

Haber Merkezi / DEM Parti heyeti adına açıklama yapan Tülay Hatimoğulları ise, “Sayın Devle Bahçeli’nin sağlık koşulları elverseydi o da bu görüşmede olacaktı. Fakat yetkilendirdiği heyetle görüştük. Biz kendisine bir kez daha geçmiş olsun dileklerimi iletiyoruz. Acil şifalar diliyoruz” ifadelerini kullandı.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi’nin (DEM Parti), PKK lideri Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat’ta yaptığı “Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı”nın ardından siyasi partilerle yaptığı görüşmeler devam ediyor.

DEM Parti Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan, Meclis Başkanvekili Sırrı Süreyya Önder ile Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, Meclis’te MHP’yi ziyaret etti.

Saat 11.00’da başlayan görüşmede  DEM Parti heyetini, MHP Genel Başkan Yardımcısı Semih Yalçın, Hukuk ve Seçim İşlerinden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız ve Genel Başkan Yardımcısı İsmail Faruk Aksu karşıladı. Yaklaşık 1 saat süren görüşmenin ardından ortak basın toplantısı yapıldı.

DEM Parti heyeti adına Tülay Hatimoğulları, ziyaret sonrası açıklamasında şu ifadeleri kullandı: “Bugün MHP’yle sayın Abdullah Öcalan’ın yapmış olduğu çağrı ve gelişen süreçle ilgili bir görüşme gerçekleştirildi. Detaylı açıklamamızı bugün gün içinde bütün görüşmelerimizi tamamladıktan sonra değerli basın emekçileriyler paylaşacağız.

Biz bizleri kabul eden MHP heyetine teşekkürlerimizi sunuyoruz. Sayın Devle Bahçeli’nin sağlık koşulları elverseydi o da bu görüşmede olacaktı. Fakat yetkilendirdiği heyetle görüştük. Biz kendisine bir kez daha geçmiş olsun dileklerimi iletiyoruz. Acil şifalar diliyoruz.”

MHP adına Semih Yalçın ise “Arkadaşlar biz MHP olarak biz bir açıklama yapmayacağız. Ancak şunu bilmenizi isterim: Çok faydalı bir görüşme oldu” dedi.

Paylaşın

MHP Lideri Bahçeli: Abdullah Öcalan, PKK’nın “Kurucu Önderi”dir

MHP Lideri Devlet Bahçeli, Abdullah Öcalan için kullandığı “PKK’nın kurucu önderi” ifadesine ilişkin yaptığı açıklamada, “Kim ne derse desin aleni ve aşikar gerçek budur” dedi.

Haber Merkezi / Devlet Bahçeli ayrıca, DEM Parti’den gelecek hafta MHP’ye yapılacak ziyaret için de “Hiç kuşkusuz DEM Parti heyetinin Milliyetçi Hareket Partisi’ne yarın gerçekleştireceği ikinci ziyaretinde de olmayı ve karşılık görüş alışverişinde bulunmayı arzu ederdim. Fakat partimizi temsilen görevlendirilen arkadaşlarım inanıyorum ki şahsımı aratmayacaklar, düşüncelerimizi berrak ve temiz bir mizaçla muhataplarına anlatacaklardır. Bu vesileyle değerli dava arkadaşlarımı ve DEM parti heyetini selamlıyor, terörsüz Türkiye seferberliğimiz kutlu olsun diyorum” ifadelerini kullandı.

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, gündemdeki gelişmelere ilişkin yazılı bir açıklama yaptı. Devlet Bahçeli, açıklamasında şu ifadeleri kullandı:

“Ortak aklın etkin ve etkili işletilmesine eşanlı şekilde milli değer ve emanetlere dürüstçe bağlılık elbette geniş çaplı uzlaşmanın ve buruk gönüllere ulaşmanın altın formülüdür. Sıkılmış yumrukların açılması, gerilmiş yüz hatlarının yumuşaması, sırt dönmek yerine sırt sırta verilmesi, bunun yanı sıra iyimser, iyiliksever ve iyi niyetli ilişki ve irtibat ağlarının tesis edilmesi kilitli kapıları açabilecek en makul anahtardır. Sabır, sağgörü ve sağduyu mihverinde atılacak güven veren adımların boşa çıkması asla düşünülemeyecektir.

Daha fazla kaynaşarak, daha çok konuşarak, daha yürekten kucaklaşarak milli ve manevi temelde müessir, müteselsil ve müşterek bir geleceğin inşası mümkün, hatta muhakkaktır. Önyargıların markaj ve mahkumiyetinden mutlaka kurtulmak lazımdır. Üzerimize serpilen ölü toprağını kaldırıp atmanın yanında ilkel dürtülerin, illegal düzeneklerin, sanal ve sipariş provokasyonların zehirli sarmalından inanç ve irade birliğiyle sıyrılmak hem zorunlu bir ihtiyaç hem de tarihi, coğrafi ve kültürel bir mecburiyettir.

Ahlaklı, sorumlu, etik ve milli hassasiyetlere tam sadakat duyan bir siyaset pratiğinin kronik sorunlar karşısında acze düşmesi, çaresizliğin fanusuna kısılıp kalması mümkün değildir. Türk milletinin siyasetten ve siyasi partilerden yegane beklentisi haklı ve meşru taleplerine kulak verilmesi, hayatın ve hadiselerin doğal akışından kaynaklanan zincirleme sorunların aşama aşana dengeli ve demokratik müdahalelerle çözüme kavuşturulmasıdır.

Türk ve Türkiye Yüzyılı aynı zamanda huzur ve refahın yüzyılı olacaktır. Fırtınalı bölgesel ve küresel sisteme karşı esnek, enerjik, erdemli, muhkem, müteyakkız ve stratejik direnç göstermek kadar iç cepheyi sağlam, sağlıklı ve zinde tutmak da beka düzeyinde önceliğimiz olmalıdır. Bu konuda herkes peşin hükümlere aldırmadan titizlik göstermelidir. Türkiye Cumhuriyeti’ne vatandaşlık bağıyla bağlı olan her kardeşimiz, büyük Türk milletine mensup olan her insanımız bölücü terörden ileri düzeyde şikayetçidir.

Artık terörü kalıcı olarak hayatımızdan çıkarmanın zamanı gelip çatmıştır. Çünkü terörle varılacak hiçbir yer, erişilecek hiçbir menzil yoktur. Kaldı ki geride kalan 41 yıllık zamanda bölücü terör örgütü sadece yakmış, yıkmış, katletmiş, kirletmiş, isyan ve şiddet eylemlerinde sürekli çıta yükseltmiştir. 27 Şubat 2025 tarihinde, terör örgütünün kurucu önderi tarafından yapılan ‘Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’ kapsamında PKK’nın silah bırakmasıyla birlikte örgütsel varlığının feshedilmesi istenmiştir. Bu çağrı esas itibariyle talimatla bezenmiş ve belgelenmiş bir çağrıdır.

Suriye Arap Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı ile PYD/YPG elebaşının 10 Mart tarihinde Şam’da imzaladıkları 8 maddelik anlaşma metiniyle mühim bir eşik aşılmış, komşu ülke Suriye’nin siyasi ve toprak bütünlüğü tescillenmiştir. Ülkemiz aleyhine beşinci kol faaliyeti yapan ücretsiz ajan provokatörlerin saptırmaları ve suyu bulandırma çabaları devamlı ilerleyiş halinde olsa da, malum ve vaki gerçek YPG/PYD/(SDG)’nin kendini feshederek silah bırakmış olmasıdır.

Suriye’nin kuzeydoğusundaki sivil ve askeri kurumların, sınır kapılarının, havaalanlarının, petrol ve doğal gaz sahalarının Suriye Arap Cumhuriyeti’ne entegre edilecek olması, Kürt toplumunun Suriye devletinin ayrılmaz bir parçası olarak tanınması ve geçici anayasanın kabulü edilmesi inkarı ve ihmali olmayacak ciddi gelişmelerden bazılarıdır. PKK’nın ise derhal ve hiçbir şart ileri sürmeksizin 27 Şubat çağrısı doğrultusunda kongresini toplayarak feshini kararlaştırması, kanlı silahların teslimini bir an evvel yapması ertelenemez ve geciktirilemez bir gündem konusudur.

Geçmişte, PKK’nın kuruluş manifestosunda hedefi ‘Bağımsız Birleşik Kürdistan’a ulaşmaktır. Federasyon, otonomi, özerklik, demokratik Cumhuriyete katılım gibi seçenekler o dönemde yoktur. Bunlar müteakip yıllarda Türkiye düşmanlarının dayatma ve telkinleriyle alternatif seçenekler olarak tezahür etmiştir. Bu karanlık ve hain hedeflere ulaşmak için yürütülecek strateji ‘uzun süreli halk savaşı’, buna ulaşmanın mekanizmaları ‘parti-cephe-ordu’ yapılanması, hedefe ulaşmanın silahlı yöntemi ise sırasıyla “silahlı propaganda” ve sözde ‘gerilla savaşı’dır.

27 Şubat İmralı açıklamasıyla PKK’nin anlam yoksunluğu, aşırı tekrara yol açması, dolayısıyla ömrünü benzerleri gibi tamamladığı ve feshinin gerekli olduğu netleşmiştir. Kurucu önder ifadesinden rahatsız olan, bu tanımlamayı istismar eden, üstelik Milliyetçi Hareket Partisi’ne haksız ve hayasız şekilde saldırıya geçenler evvelemirde bu sıfatın bize ait olmadığını, patentinin bizde bulunmadığını, örgütsel ve ideolojik bir adlandırmadan başka da bir manaya gelmediğini biliyor olsalar bile bilmezliğe yatan ucuzlaşmış ve koflaşmış şarlatan tiplerdir.

“Abdullah Öcalan, PKK’nın kurucu önderidir”

Nitekim PKK’yı kuran ve kumanda eden teröristbaşı Abdullah Öcalan, aynı zamanda örgütün kurucu önderidir. Kim ne derse desin aleni ve aşikar gerçek budur. CHP’nin ve yandaş televizyon kanallarının terörsüz Türkiye hedefini sabote etme gayesi, diyalog kanallarını baltalama gayreti maalesef gözle görülecek kadar açıktır ve açıktadır. Dil ve üslup çoraklığıyla birlikte fikri ve siyasi çarpıklık CHP’yi Türkiye’nin karşısında sivrilen bozguncu bir odağa dönüştürmüştür.

Bu nedenle CHP yönetimi aklıselim çizgiye gelmedikçe, maşeri vicdanın kabulleneceği makul ve muhterem bir siyaset ahlakına sahip olmadıkça Milliyetçi Hareket Partisi tarafından dikkate ve itibara alınması söz konusu olmayacaktır. Demokrasi devriminden bahsedenler, icazetli tek kişinin oylanacağı, tek kişinin katılacağı karikatür mahiyetli bir önseçimi demokrasinin ilkeleriyle nasıl bağdaştırdıklarını, bunun neresinin demokrasi devrimi olduğunu izah etmeleri tutarlılık gereğidir.

Türkiye Cumhuriyeti’nin yakın tarihindeki en göz alıcı yüksek demokrasi örneği bir yanda Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin milli irade marifetince tescili, diğer yanda da Sayın Cumhurbaşkanımızın aldığı oy seviyesidir.

CHP Genel Başkanı ve çıkarcı yönetimi yine baltayı taşa vurmuştur. Ne yapsalar beyhudedir, terörsüz Türkiye’nin doğuş müjdesini karartamayacaklardır. DEM Parti heyetinin siyasi partilerle bir program çerçevesinde görüşmesi, terörsüz Türkiye mücadelesine destekleri takdire şayandır. Hiç kuşkusuz DEM Parti heyetinin Milliyetçi Hareket Partisi’ne yarın gerçekleştireceği ikinci ziyaretinde de olmayı ve karşılık görüş alışverişinde bulunmayı arzu ederdim.

Fakat partimizi temsilen görevlendirilen arkadaşlarım inanıyorum ki şahsımı aratmayacaklar, düşüncelerimizi berrak ve temiz bir mizaçla muhataplarına anlatacaklardır. Bu vesileyle değerli dava arkadaşlarımı ve DEM parti heyetini selamlıyor, terörsüz Türkiye seferberliğimiz kutlu olsun diyorum. Yanlış anlamaları tetikleyecek, kırılgan ortamı hırpalayıp sarsacak her türlü açıklamadan özenle kaçınılması gerektiğini düşünüyorum.

Gideceğimiz daha uzun bir yol vardır. Denizi geçip de derede çırpınmanın bir manası yoktur. Birbirimize Çanakkale ruhuyla sarılmamız milli varlığımızın topluca muhafazası ve müdafaası adına manevi bir vecibedir, milli bir görevdir. Önümüzdeki günlerde bir yanda Nevruz Bayramı, diğer yanda Ramazan Bayramı kutlanacaktır. Allah’tan dileğim her günümüzün bayram olması, ülkemizin bayram yerine dönmesidir.

Kalpleri pırıl pırıl, adeta dalgasız deniz olan aziz millet evlatları yeni emperyalizmin kalleş pusularına ve kanlı tuzaklarına düşmeyecek, Türk milleti ve Türkiye Cumhuriyeti milli birlik ruhuyla ve bin yıllık kardeşlik şuuruyla sonsuza kadar var olacaktır.”

Paylaşın

MHP’den CHP’ye “Süreç”le İlgili Tavrını Netleştir Çağrısı

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP), Cumhuriyet Halk Partisi’ne (CHP) PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın çağrısı sonrası başlayan süreçle ilgili tavrını netleştirmesi çağrısında bulundu.

MHP Genel Başkan Yardımcısı İsmail Özdemir, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, parti Meclisi Üyesi Ali Haydar Fırat’ı hedef alarak CHP’ye çağrı yaptı.

“CHP, Terörsüz Türkiye hedefiyle ilgili duruş ve görüşünü netleştirmeden, kendileriyle bu meseleyle alakalı herhangi bir temasımız olmayacak” diyen Özdemir’in açıklaması şöyle: “Habertürk Tv’de devam eden Olaylar ve Görüşler programında CHP adına konuşan, CHP Parti Meclisi Üyesi Ali Haydar Fırat’ın yorumlarının aziz milletimizin hiçbir evladı tarafından kabulü mümkün değildir.

“Cumhur İttifakı’nın duruşu gayet açık, temiz ve nettir”

Ali Haydar Fırat, yaptığı yorumlara istinaden açıkça ‘CHP’nin demokratikleşme bahsinde bağımsız kürdistanın kurulmasını isteyip istemediğini’ cevaplandırmalıdır. Bu zihniyet Türkiye bölünsün mü istemektedir? CHP bölünmüş bir Türkiye mi istemektedir? Terörsüz Türkiye hedefimizde MHP ve Cumhur İttifakı’nın duruşu gayet açık, temiz ve nettir.

Program içinde geçen konuyla alakalı sorduğumuz soruya CHP’li parti meclisi üyesinin, partisi adına tutarlı bir cevap verememesi, kendisinden önceki CHP’li tüm yetkilileri de tasdikleyen bir tutum olmuştur. CHP içi boş kavramlar ve tutarsız cümlelerle kamuoyunu oyalamayı hedeflemektedir.

Bu sebeple, Milliyetçi Hareket Partisi olarak CHP’nin, Terörsüz Türkiye hedefiyle ilgili duruş ve görüşünü netleştirmeden, bağımsız kürdistan konusunda tavrını net olarak ortaya koymadan, kendileriyle bu meseleyle alakalı herhangi bir temasımızın olmayacağını, Sayın Genel Başkanımızın iradelerinin de bu yönde olduğunu belirterek saygıdeğer kamuoyu ile paylaşıyoruz.”

Paylaşın