MHP Lideri Bahçeli’den “Türkiye Partisi” Çıkışı

MHP Lideri Devlet Bahçeli, “Türk siyasetinde faal halde bulunan her partinin birincil kaynağı Türk milleti, aidiyeti de Türkiye’dir. Her parti Türkiye partisi olmak mecburiyetindedir” dedi ve ekledi:

“Bir milletin milli ve manevi değerler manzumesini kabullenmek ve savunmak, toplumsal merkezi siyaseten ifade etmek demektir. Milli duruş ve ortak değerlerin merkezde yer aldığı Türk siyaset arenasında her siyasi parti kendisini bu merkeze göre tanımlamak zorundadır. Siyasi partilerin kuruluş, program, faaliyet ve hedefleri Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu felsefesiyle, Anayasa’nın ilk 4 maddesiyle çelişemez,  çatışamaz, ters düşemez.”

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, “Terörsüz Türkiye ve Siyasi Partiler” konusunda açıklama yaptı. Devlet Bahçeli, Türkgün’de yayınlanan açıklamasında şu ifadeleri kullandı:

“Milli kaynaklarımızı sömüren terörü gündemden tamamen çıkaracak, ‘terörsüz Türkiye’ hedefimiz bu anlayışla gerçeğe dönüşecektir. Terörsüz Türkiye hedefine ulaşılması yönündeki gayret sürmekte, Türkiye önemli bir eşiği aşmak için milli, sosyal ve siyasi titizlikle faaliyet yürütmektedir. Ya terör ya demokrasi, ya silah ya siyaset yönündeki tercihlerin ortaya konulacağı bu süreç, silahsız ve terörsüz Türkiye’de siyasetin ve siyasi partilerin nasıl olması, nelere dikkat etmesi gerektiğini de gündeme getirmektedir. Terörsüz Türkiye, terörü geçmişiyle normalleştirmek değil, tüm varlığıyla fiil ve eylemleriyle, katliamlarıyla lanetlemek, hayatın her yerinden ve zihinlerden çıkarmaktır.

Tam demokrasi böyle bir zihinsel ve sosyal iklimde istendiği gibi gelişebilecektir. Türkiye partisi olmanın siyaset ayağı, sosyal ilişki boyutu, TBMM’ne yansıması, toplumsal uzlaşma ve uyum meselesi siyaset felsefesi yönüyle de ele alınarak değerlendirilmesi gerekli bir husustur. Türkiye partisi olmak Siyasi Partiler Kanununa göre kurulmuş olmakla hukuken sağlansa da “Türkiye Partisi” kavramsallaştırmasının altında yatan temel motivasyon Türkiye Cumhuriyetine, ortak tarih ve kültüre, gelecek tasavvuruna ve ortak yaşama iradelerine bağlılık bu anlamda kurulan duygudaşlıktır.

Bu doğrultuda tüm partilerin, öncelikle şiddetten arınması, her türlü silahlı örgütle ilişkisini tamamen kesmesi ve demokratik meşruiyet üzerinden siyaset yapması gerekir. Türkiye partisi olmak, bölgesel veya etnik temelli bir siyasi hareketten, ülke çapında geniş bir tabana hitap eden bir partiye dönüşmek anlamına gelir. Hukukun üstünlüğünü, insan haklarını ve barışçıl siyaseti öncelik haline getirmeyi, meşru demokratik zeminde mücadele eden bir parti olmayı zorunlu kılar.Farklı kesimlerden vatandaşların parti içinde ve siyasi süreçlerde temsil edilmesini mümkün kılmayı etnik ve mezhepsel kimliklerin ötesine geçen bir söylem geliştirilmeyi, Türkiye’nin ortak değerlerine ve birlik içinde çoğulculuk ilkesine vurgu yapmayı gerektirir.

Türkiye partisi olma hedefinde, meclis, siyaset ve toplum arasındaki uyum büyük önem taşır. Bu üç bileşenin uyum içinde olması için meclis ayağında temsilin güçlendirilmesi, siyaset ayağında kapsayıcı politikalar geliştirilmesi, toplumda kucaklayıcı bir anlayışın egemen olması sağlanmalıdır. Türkiye partisi olmak isteyen siyasi hareketler, kapsayıcı, barışçıl ve toplumun tamamına hitap eden bir söylem geliştirmelidir. Siyaset felsefesi açısından, demokratik meşruiyetin halkın rızasına ve hukukun üstünlüğüne dayanması gerektiği unutulmamalıdır. Böylece siyaset şiddetten arınarak çoğulcu ve kapsayıcı bir demokrasiye evrilebilecektir.

Bu çerçevede somutlaştırmak gerekirse Türkiye partisinden beklenenler şunlar olabilecektir:

Türk devletinin kuruluş ilkelerine, Cumhuriyetin temel niteliklerine bağlılık.
Türkiye’nin hukuk düzenine uygun hareket etme.
Ortak tarih, kültür ve medeniyete, gelecek tasavvuruna, birlikte yaşama iradesine güçlü vurgu, tasada ve kıvançta bir olma yönünde duygudaşlık.
Vatandaş odaklılık
Bölgesel veya belirli kimlikler üzerinden değil Türkiye’nin bütününe yönelik toplumsal sorunlara odaklanan bir siyaset anlayışının egemen olması
Milli birliği içselleştirme

Terörü ve şiddeti bir yöntem olarak görmeme, amaçları için terörü yöntem olarak görenleri lanetleme
Türkiye’yi temsil noktasında milli hedef ve politikalara göre hareket etme
Türkiye’nin gelişmesi, kalkınması, daha müreffeh bir ülke olması, huzur ve güvenliği, beka ve birlikteliği için çalışma
Bölücü, dışlayıcı, toplumu kışkırtıcı, tahrik edici, ayrıştırıcı dil kullanmama
Anayasal düzene, hukuk normlarına uygun söylem geliştirme
PKK, FETÖ, DEAŞ gibi terör örgütlerini meşrulaştırmama
Kimlik siyasetini öne çıkarmak yerine kapsayıcı Türk vatandaşlığı üzerinde mutabakat
Türkiye’nin birliği, bekası ortak geleceği ve güçlü Türkiye için çaba sarfetme

Siyasete katılımı artırma, teşkilatlarında çeşitliliği sağlama
Etnik temelli siyaseti çağrıştıran unsurlardan vaz geçme
Devlet kurumlarıyla iletişimi güçlendirme
Devlet karşıtı politika ve söyleme son verme
Parti programlarında istiklal marşı okuma, Türk bayrağı asma gibi ritüelleri yerine getirme
Kurucu değerlere Atatürk’e sahip çıkmak
Şehidine ağlamak, milli maç galibiyetine sevinmek

Milli sınırlar içinde üniter yapıda birlikte yaşama iradesine inançla bağlı olmak, tek devlet, tek millet, tek vatan tek bayrak ta birleşmek, anayasanın ilk üç maddesindeki kurucu ilkere sadık olmak
Güçlü Türkiye ve müreffeh toplum için politika geliştirmek
Kısaca Önce ülkem ve milletim diyebilmek hep birlikte Türkiye’ye inanmaktır.

Evrensel demokratik normlara göre de demokratik siyaset, bireylerin ve toplumun ortak yaşamını düzenleyen bir yönetim biçimidir ve hukukun üstünlüğü, halkın katılımı, temel hak ve özgürlüklerin korunması gibi unsurlar üzerine inşa edilir. Sadece belirli bir kesimin değil, milli hedef ve ilkeler doğrultusunda tüm toplumun çıkarlarını gözeten kapsayıcı bir yönetim anlayışını benimser.

Bu amaçla destekleyici mevzuat adımları da atılabilecektir.

Bu kapsamda,
Temsili ve katılımcı demokrasiyi güçlendirmek.
Farklı toplumsal kesimlerin, inanç gruplarının ve etnik kimliklerin siyasal sistemde temsil edilmesini sağlamak.
Demokratik çoğulculuğu korumak,
Yolsuzluğu önlemek ve hesap verilebilir bir yönetim anlayışı oluşturmak. kamu alanında keyfi yönetimi engellemek.
Kamu kaynaklarının adil ve etkin bir şekilde kullanılmasını sağlamak.

Ekonomik eşitsizlikleri azaltmak ve fırsat eşitliğini sağlamak.
Temel insani taleplere duyarlı olmak,
Eğitim, sağlık, adalet, güvenlik ve sosyal haklara erişimi güvence altına almak.
Düşünce, ifade, inanç ve örgütlenme özgürlüğünü garanti altına almak.
Bu hedefler doğrultusunda kurulan bir demokratik siyasal sistem, barış, istikrar ve sürdürülebilir kalkınmayı sağlayacak bir altyapı da oluşturacaktır.

Terörsüz siyaset ve ‘Türkiye partisi olma’ meşruiyet, temsil, toplumsal sözleşme ve demokrasi gibi kavramlar üzerinden değerlendirilebilecektir. Siyasal iktidarın en önemli meşruiyet kaynaklarından biri, toplumsal rızadır. Bir partinin veya yönetimin, silahlı unsurların gölgesinde olmadan, halkın özgür iradesiyle desteklenmesi ve şiddet kullanmadan siyaset yapması, demokratik meşruiyet açısından temel bir gerekliliktir. Eğer bir siyasi hareket, yalnızca belirli bir etnik veya bölgesel kimliğe dayanırsa ve şiddetle ilişkilendirildiği algısı yaygınsa, geniş toplumsal desteğe ulaşması zor olur.

Kuşkusuz partiler, Türkiye’deki tüm toplumsal kesimlere yönelik politika geliştirmeli, ekonomi, eğitim, sosyal adalet, demokrasi ve özgürlükler gibi konularda kapsayıcı bir siyaset yürütmelidir. Şiddetle arasına net çizgiler çekerek, demokratik kanallar aracılığıyla mücadele eden bir parti olduğunu göstermelidir. Türkiye’de herkesin siyasette kendini ifade edebilmesi çoğulcu demokrasinin gereğidir. Ancak bu durum, bölücülüğe veya şiddeti meşrulaştırmaya yol açmamalıdır. Temsil, demokratik sistemlerin en önemli unsurlarından biridir. Siyasal sistemin adil ve kapsayıcı olabilmesi için farklı toplumsal kesimlerin parlamentoda, yerel yönetimlerde ve karar alma mekanizmalarında yeterince yer alması gerekir. Temsilde yaşanan sorunlar, demokrasinin işleyişini aksatabilir ve halkın siyasete olan güvenini zedeleyebilir.

Temsilin adil ve kapsayıcı olması, demokrasinin kalitesini artırır ve halkın siyasete olan güvenini pekiştirir. Böylece siyaset, yalnızca belirli grupların değil, toplumun her kesiminin yer aldığı daha kapsayıcı ve demokratik bir alan haline gelebilir. Terörsüz bir Türkiye’nin inşası, yalnızca güvenlik politikalarıyla değil, aynı zamanda kapsayıcı siyaset ve toplumsal uyum gibi unsurlarla desteklenmelidir. Silah bırakma süreci sonrası siyasi partilerin nasıl bir yol izlemesi gerektiği, Türkiye partisi olma idealinin nasıl inşa edilebileceği ve meclis-siyaset-toplum uyumunun nasıl sağlanabileceği gibi sorulara sağlıklı cevaplar oluşturabilmek, siyasetin ve siyasi partilerin kurumsallaşmasını da mümkün kılacaktır.

Anayasa’da da vurgulandığı üzere siyasi partiler, demokratik siyasi hayatın vazgeçilmez unsurlarıdır. Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü hedef almaması, terör ve şiddeti siyasi amaç ve araç olarak görmemesi kaydıyla, her siyasi görüşün partileşerek bu görüşlerini Anayasal çerçevede kalarak, demokratik platformlarda açıklama, savunma ve yayma özgürlüğüne sahip olması gerektiğini temel ilkelerinden biri olarak görmekteyiz. Hukuk düzeni içinde tüm kurum ve kuruluşlar gibi siyasi partilerin de Anayasa ve kanunlarla belirlenmiş kurallara uyma yükümlülüğü bulunmaktadır. Anayasanın 68’inci ve 69’uncu maddelerinde ‘Siyasi partilerle ilgili hükümler’ düzenlenmiştir.

Anayasanın 68’inci maddesi ‘Parti kurma, partilere girme ve partilerden ayrılma’ hükümlerini içermektedir. Buna göre; vatandaşlar, siyasi parti kurma ve usulüne göre partilere girme ve partilerden ayrılma hakkına sahiptir. Parti üyesi olabilmek için onsekiz yaşını doldurmuş olmak gerekir. Siyasi partiler önceden izin almadan kurulurlar ve Anayasa ve kanun hükümleri içerisinde faaliyetlerini sürdürürler. Anayasa’nın 68’nci maddesinin 4’ncü fıkrasındaki vurgu ise çok nettir:

‘Siyasi partilerin tüzük ve programları ile eylemleri, Devletin bağımsızlığına, ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, insan haklarına, eşitlik ve hukuk devleti ilkelerine, millet egemenliğine, demokratik ve laik Cumhuriyet ilkelerine aykırı olamaz; sınıf veya zümre diktatörlüğünü veya herhangi bir tür diktatörlüğü savunmayı ve yerleştirmeyi amaçlayamaz; suç işlenmesini teşvik edemez.’

Siyasi partilerin uyması gereken esasları içeren Anayasa’nın 69’ncu maddesinde de, bir siyasi partinin tüzüğü ve programının 68’nci maddenin dördüncü fıkrası hükümlerine aykırı bulunması halinde temelli kapatma kararının verileceği bariz olarak ifade edilmiştir. Bununla birlikte, siyasi partilerin faaliyetleri, parti içi düzenlemeleri ve çalışmalarının demokrasi ilkelerine uygun olması, bu ilkelerin uygulanmasının kanunla düzenlenmesi öngörülmüştür. 2820 Sayılı Siyasi Partiler Kanunun 4’ncü maddesi, ‘Siyasi Partilerin Vazgeçilmezliği ve Niteliği’ üzerine amir hükümdür. Siyasi partilerin kuruluşu, organlarının seçimi, işleyişi, faaliyetleri ve kararları Anayasada nitelikleri belirtilen demokrasi esaslarına aykırı olamayacaktır.

“Her parti Türkiye partisi olmalı”

Türk siyasetinde faal halde bulunan her partinin birincil kaynağı Türk milleti, aidiyeti de Türkiye’dir. Her parti Türkiye partisi olmak mecburiyetindedir. Bir milletin milli ve manevi değerler manzumesini kabullenmek ve savunmak, toplumsal merkezi siyaseten ifade etmek demektir. Milli duruş ve ortak değerlerin merkezde yer aldığı Türk siyaset arenasında her siyasi parti kendisini bu merkeze göre tanımlamak zorundadır. Siyasi partilerin kuruluş, program, faaliyet ve hedefleri Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu felsefesiyle, Anayasa’nın ilk 4 maddesiyle çelişemez, çatışamaz, ters düşemez. Türkiye’nin geçmişten tevarüs edip geleceğini risk ve tehlikelere sevk eden sorun alanlarına ciddiyetle eğilmek, bu mahut sorunları cesaretle ele almak öncelikle siyaset müessesinin başlıca sorumluluğudur.

Anlaşmazlıkların, görüş ayrılıkların, soğuk bakışların, katılaşmış diyalogların, yanlış anlamaların, hastalık derecesindeki peşin hükümlerin muhakkak bitirilmesi halisane dilek ve temennimizdir. Yerel ve yöresel farklılıkların Türk kültürünün zenginliği içinde ve onun tamamlayıcı renkleri olarak görüldüğü bir anlayış üzerinde sağlanacak genel bir uzlaşmanın, toplumsal barış ve huzur için önemli katkı sağlayacağına şüphe yoktur. Türk ve Türkiye yüzyılında, toplumsal yaraların sarıldığı, kronik meselelerin köklü çözümlerle buluşturulduğu, milli ve manevi değerlerle kenetlenmiş bir Türkiye’ye Allah’ın izniyle vasıl olmak hepimizin müşterek gayesidir. Her alan ve sahada bir uzlaşma vasatı tezahür etmelidir.

Devlet ve siyasetin varoluş gayesi insana hizmettir. Her insanın dokunulmaz, devredilmez ve vazgeçilmez temel hak ve özgürlükleri bulunduğuna; bu hakları kullanma yetki ve özgürlüğünün kutsallığına, bunları her türlü istismardan korumanın, teminat altına almanın ve işlerlik kazandırmanın vazgeçilmezliğine inanmaktayız. Siyaset anlayışımızın öznesi insan, nesnesi devlet, yüklemi demokrasi, cümlesi ise millettir. Hür birey, müreffeh toplum ve güçlü devletin inşasını, daha insanî bir dünyanın gerçekleştirilmesini tasavvur etmekteyiz.

Siyaseti, milletin huzur ve refahının teminine yönelik politikalar geliştirilmesinin yolu olarak görmekteyiz. Siyasetimizin ve siyasi hedeflerimizin uygulama alanı evvelemirde Türkiye’dir. Türk-İslam coğrafyalarına bakışımızın ve kavrayışımızın ağırlık merkezi Türkiye’dir. Hep Birlikte Türkiye’yiz. Hepimiz Türk milletiyiz. Yalnız başına uzlaşmak da yetmeyecektir. Nitekim mühim olan doğruda uzlaşmaktır, adalette uzlaşmaktır, hukukta uzlaşmaktır, ahlakta uzlaşmaktır, vicdanda uzlaşmaktır, huzurda uzlaşmaktır, ebediyete kadar birlikte yaşama gayesinde uzlaşmaktır. Bize göre uzlaşmanın adresi de büyük Türk milletinin kutlu varlığıdır.

Kökeni, yöresi, mezhebi ve anasının dili ne olursa olsun milli ve manevi değerlerin ortak paydasında yerini alan her insanımız bizim kardeşimiz, Türk milletinin özbeöz evladıdır. Türkiye; ekonomisiyle, siyasetiyle, diplomasisiyle, milli birlik ve kardeşlik ruhuyla, tarihi ve kültürel müktesebatıyla, kavga yerine kucaklaşmayı öne alan sarsılmaz iradesiyle önümüzdeki yüzyılı lehine çevirebilecektir.

22 Ekim 2024 günü TBMM Grup Toplantımızda yaptığım çağrı ile başlayan “terörsüz Türkiye” girişimi, İmralı’nın DEM aracılığı ile yaptığı PKK’nın feshi ve silah bırakma çağrısı ile önemli bir aşamaya gelmiştir. İmralı açıklamasında ayrı bir devlet, federasyon, herhangi bir şekilde özerklik ya da kültüralist talepler olmaksızın örgütü silah bırakmaya çağırması Türkiye’de yeni bir sürecin başlaması için önemli bir adım olmuştur.

Bu sürecin tam olarak başarıya ulaşması terör örgütünün silah bırakmasının da ötesinde, herhangi bir şekilde terörü olumlayan ya da sırtını teröre ya da vandalizme dayandıran siyaset anlayışının da tarihe karışması ile mümkün olabilecektir. Terörsüz Türkiye sürecinde yalnızca dağdaki terörün değil şehirdeki vandalist anlayışın da bitirilmesi elzemdir. Siyasetin doğasında yer alan ve hukukla bir kesişim kümesine işaret eden hakkaniyet ve hak arama ilkelerinin şiddetsiz bir şekilde anlamlandırılması bir zarurettir.

Terörsüz Türkiye’de tüm siyasal partiler için elzem olması gereken kavramların başında sivilleşme gelmektedir. Söz konusu sivil siyaset yıllarca Türkiye’de askeri vesayetten kurtulma anlamında kullanılmıştır. Darbe anayasası yerine yeni bir sivil anayasa hazırlanması Türk demokrasisi için zarurettir. Demokrasiyi, monokrasi ve oligarşiden ayıran temel özelliği kitlenin tamamının yönetimde muhtelif biçimlerde söz hakkı olmasıdır. Bu da, modern demokrasilerde siyasi partilerin kitlenin geneline hitap etme ya da en azından genel toplumsal değer yargılarıyla çatışmama ihtiyacını beraberinde getirmektedir.

Türk siyasetinin terörden arındırılmasının ardından, terör ya da vandalizme başvuran ya da meşrulaştıracak siyaset izleyen yapıların demokrasiyi bu anlamda özümsemesi ve evrensel normlarla birlikte toplumsal normları da göz önünde bulundurması zaruridir. Bu anlamda evrensel demokrasi normu kavramı da göz ardı edilmemelidir. Demokrasinin temel ilkelerinin yalnızca benimsenmesi değil özümsenmesini de merkeze alan bir anlayışa işaret eden evrensel demokrasi normu şiddetin her türlüsünü reddetmektedir.

Kast edilen sivilleşme terörün militarist anlayışından sıyrılmayı işaret etmektedir. Eleştirel tartışma kültürünün Türk siyasetinde sağlıklı bir zemine oturtulması ve bilinçli eylemciliğin şiddetten uzaklaştırılması bu konudaki en önemli sacayaklarıdır. Zira teröristlerin silah bıraktıktan sonra, silaha sarılma istidadına sebep olan zihniyetten kurtulunması da bir zarurettir. Bu da ancak militarist anlayış yerine sivil bir anlayışın yerleşmesi ile mümkün olabilecektir. Yani, yıllarca terörün uzantısı olmuş siyasi yapılar gerek tüzükleri ile gerekse de siyasi dilleri ile sivilleşmek zorundadır. Modern siyasetin en önemli ilkelerinden biri olan yurttaşlık bilincine sahip olmak tam anlamıyla ancak böyle sağlanabilecektir.

Bunun için ise terk edilmesi gereken husus kimlik siyasetidir. Kimlik teorik anlamda birey ya da topluluğun kendisini tanımladığı şuurdur. Ancak Batı’da ve bizdeki kimlik tanımları farklıdır. Latince’de kimlik kavramı (identity-idem) aynılaştırmak kökenine ve dolayısıyla mantığına dayanırken Türkçedeki kimlik bir tanımlama meselesidir ve kim sorusundan türemektedir. Bu fark önemlidir zira bizdeki kimlik anlayışının homojenleştirici (asimile edici) olmadığının göstergesidir.

Ancak Dem ve benzeri partilerin bugüne değin yaptıkları kimlik siyaseti (Buna CHP’nin Alevi yurttaşlarımıza yönelik siyaseti de eklenebilir) batı medeniyet dairesinin tarzıdır ve yanlıştır. Bölgeciliğe dayalı etnik siyaset aşılmalıdır. Literatürdeki “denge sağlama” kavramını merkeze alarak bölgeciliği olumlayan anlayışlar yanılgı içerisindedir. Zira bölgecilik bütünü bozan, birliğe zarar vererek milleti ve toplumu zayıflatan bir siyaset tarzıdır. Üstelik etnik siyaset ile birleştiğinde çok daha vahim durumlar doğurabilmektedir. Millet olma gerçeğimiz ve demokrasi kültürümüz dikkate alındığında kimlik, siyasetin öznesi yapılmamalıdır.

Bu anlamda Türk siyasetinde kimliğe dayalı siyaset yerine müşterekleri ön plana çıkaran, farklılıklara hürmetkar bir anlayış hâkim olmalıdır. Bu dil siyasete hâkim olmalı ve aksini sürdüren yapılara siyasal dil uyarısı ve kamuoyu baskısı ile yaklaşılmalıdır. Bunun yolu da bu yapılar üzerinde siyasi ve toplumsal bir kamuoyu baskısı yaratılması ve siyasi partiler kanununun bu içeriğe kavuşturulmasıdır. Milleti oluşturan her bir ferdin yerel kimliği ne olursa olsun müşterek hislerde buluşması milli birlik için zorunludur. Bu hissiyat bazen sevinçte bazen acıda mümkün olabilecektir. Şiddetsiz siyasetin mümkün olabilmesinin unsurlarından biri de şüphesiz bu duygudaşlığın inşası, müşterekleri çoğaltmak ve bu müşterekleri sosyal yaşamda görünür kılmaktır.

Terörsüz Türkiye sürecinin tam olarak başarıya ulaşmasının ileri adımlarından biri her türlü vandalizmin siyasetten dışlanmasıdır. Bu ihtiyaç İstanbul’da yaşanan sokak eylemleri ile de net bir şekilde görülmektedir. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı’nın pek çok yolsuzluk iddiası ile tutuklanması sonrası Cumhuriyet Halk Partisi öncülüğünde marjinal sol grupların -ki bu gruplar polise asit, molotof kokteyli gibi maddelerle saldırmaktadır- saldırıları ile sokaklar karıştırılmıştır. Bu, siyaset biliminde vandalizm ile karşılansa da aslında fundamentalizm (köktencilik) ile vandalizmin birleştiği noktadır.

Hukuku yok sayarak adalet talep etmek bir çelişki olduğu gibi, şiddetin bir yöntem olarak görülmesi ve normalleştirilmesi vandalist bir siyaset anlayışıdır. Kuşkusuz adalet hak edenin hakkını alması, hak ise bir kişinin aleyhine veya lehine olanın tecelli etmesidir. Vandalizmin köktenleşmesi ise zaten Türkiye’de CHP ile ilişkileri malum sol grupların anlayışıdır. Siyasetin doğasında yer alan ve hukukla bir kesişim kümesine işaret eden hakkaniyet ve hak arama ilkelerinin şiddetsiz bir şekilde anlamlandırılması bir gerekliliktir. Bunun için kamuoyu oluşturulması yanında gerekli hukuki düzenlemelerin de yapılmasıdır. Bu doğrultuda öncelikle siyasi partiler kanununda ilgili değişiklikler yapılabilecek ve siyasi etik yasası çıkarılabilecektir.

Bu hususta yapılması elzem ilk somut düzenleme siyasi partiler kanununun yenilenmesi olabilecektir. Mevcut kanunda milli devlet niteliğinin korunması başlığında bölgecilik ve ırkçılığı reddeden 82. Maddeye ilave olarak milli devletin korunmasının her türlü vandalizmin reddi ile mümkün olabileceği ile ilgili bir ekleme yapılabilecektir. Bu aynı kısımdaki 79. Maddede bahsedilen devletin tekliğinin korunması ile de ilişkilidir. Devletin bütünlüğü için siyasi partilerin şiddet eylemlerinden uzak durmayı net bir biçimde taahhüt etmesi ve bunun yaptırımlarının artırılması gerekmektedir.

İkinci gerekli düzenleme ise bir siyasi etik yasası çıkarılmasıdır. Çıkarılacak siyasi etik yasasının oldukça kapsamlı olması gerekse de Terörsüz Türkiye’de siyasetin dilinin, üslubunun şiddetten arındırıldığı bir anlayışa ihtiyaç vardır. Bunun için siyasete kazandırılması gereken bazı etik kodlar da bulunmaktadır. Bu kodlar siyaseti şiddetten uzaklaştırarak ya da başka bir tabirle siyaset ile şiddetin bir dikotomi yarattığını vurgulayacak şekilde kanunlaştırılmalıdır.

Bu etik kodlar şu şekilde sıralanabilir:

Hukukilik: Tüm siyasi partilerin hukuka hürmetkar olması şarttır. Hukuki kararların itiraz mercii de yine hukuk kurumları ya da hukuk yapma meşruiyetini elinde bulunduran yasama organı olmalıdır.

Sorumluluk: Tüm siyasi partiler siyasal ve en önemlisi de toplumsal sorumluluk içerisine hareket etmekle yükümlü olmalı, bu bir zaruret teşkil etmelidir.

Vicdanlı olmak: Vicdan, her ne kadar soyut ve subjektif gibi görünse de siyasal etik literatüründe sıklıkla vurgulanan bir kavramdır. Şiddetin önlenmesi, toplumsal vicdan ve siyaset kurumuna duyulan güven açısından oldukça önemlidir.

Erdem ve Karakter: Bu iki etik kod, her siyasi partide bulunması gereken kavramlardır ve siyasal partiler karakterlerini vücuda getirirken genel toplumsal hususiyetleri yaşatmalıdır. Bu, özellikle terörün siyasi uzantısı olarak görülen yapıların Türkiyelileşmesi ve genel toplumsal normlarla uyumlanması için hayati ehemmiyete haizdir.

Toplumsal kaynaşmanın ana sütunlarından birisi de temsildir.

Modern devletler, tebaadan ‘vatandaş’a doğru evrilmiş, kendi halkını ‘vatandaş’ potası altında eritmiştir. Modern sonrası dönemde ise temsilde “dışlanma” duygusu yaygınlaşmış, özellikle ‘kimlik’lerin kamusal ve siyasal alanda daha yoğun bir biçimde görünürlüğünün artması, temsilde adalet ilkesinin yorumlanmasını gündeme getirmiştir.

Bu adaletin sağlanmasının yolu kurumsal ve yasal/Anayasal düzenlemelerin yapılmasında görülmüştür. Herkesin kanunlar önünde eşitliği, temel hakların kullanılması ve kamu hizmetlerine erişim gibi düzenlemeler bu kapsamda belirleyici olmuştur.

Milli birlik ilkesinin ve vatandaşlık bilincinin tehlikeye atılması ise bu yöndeki risk olarak belirmektedir. Toplumsal kesimlere kurumsal düzeyde yer verilmesi ve yasal/Anayasal düzenlemelerde zikredilmesi, ‘milli birlik ilkesi’nin ve vatandaşlık bilincinin zayıflaması riskini taşımaktadır.

Toplumsal kesimlerin temsili konusunda her ne kadar teorik ve pratikte ciddi sıkıntılar bulunsa da, temsilin zıt anlamlısı ‘dışlanma’ olacaktır.

Temsil edilmediğini düşünen kişiler/gruplar/kesimler, dışlanmışlık hissiyle ya apolitize olacak ya da tam tersi bir istikamette aşırı politize olarak sisteme ve mevcut yönetime karşı gerçekçi olmayan sübjektif değerlendirmelerde bulunabilecektir.

Dolayısıyla dışlanma duygusunun azaltılması için, vatandaşı ilgilendiren konularda daha açık, adil ve etkili politikalar geliştirme zorunluluğu yanında temsil biçimlerinin geliştirilmesi ve uygulamaların da bu doğrultuda olması gerekmektedir.”

Paylaşın

Bahçeli, CHP’yi Hedef Aldı: Kaos Ve Kargaşa Çıkarma Peşinde

Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasının ardından CHP’nin organize ettiği protesto gösterilerine tepki gösteren MHP Lideri Devlet Bahçeli, “Şayet sokağa davet edilenlerin karşısına 15 Temmuz’da olduğu gibi başkaları dikilirse olayların önüne nasıl geçilecektir?” dedi.

Haber Merkezi / Bu “demokrasi dışı arayışların tezahürü” olan çağrıların “samimi ve masum” olmadığını ifade eden Bahçeli, CHP’nin izlediği siyasetin “popülist söylemler” ile “yalan ve iftiraya” dayandığını savundu. CHP ve partiye destek verenlerin “toplumu isyana çağıran bir tutum içinde” olduğunu savunan Bahçeli, bu dilin “toplumsal kutuplaşmayı” tırmandırdığını belirtti.

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, TÜRKGÜN gazetesine geniş bir röportaj verdi.

“Son günlerde Cumhuriyet Halk Partisi’nin başlattığı, bazı televizyon kanallarının kadrolu yorumcuları tarafından da desteklenen, büyük bir şuursuzluk ve tahammülsüzlük örneği olan sokak çağrıları, Türkiye’nin çok tehlikeli bir sürece sokulmaya çalışıldığına işaret etmektedir” diyen Bahçeli özetle şunları söyledi:

“Bu çağrı toplumsal huzuru tehdit eden sonuçlar doğurabilecek niteliktedir ve bu yönüyle kamu düzenini bozmaya dönüktür. Demokrasi ve özgürlüklerin kullanılması adına yapıldığı ileri sürülse de demokrasi dışı arayışların tezahürüdür ve asla samimi ve masum değildir.

Muhalefetin bilimsellikten ve gerçeklikten uzak, yalnızca popülist söylemlere dayanan politik yaklaşımları, siyaset kurumunun güvenilirliğini sorgulanır hale getirmektedir. Nitekim bugünkü CHP siyaseti ahlaki ilkelerden ve samimiyetten uzak, yalan ve iftiraya dayalıdır. Kendi kuruluş değerleriyle barışık olmayan Atatürk’ün aziz mirasına ihanet içerisindeki CHP, başkalarına da doğru ve dürüst olamamaktadır. Oysa siyaset, bireysel veya partisel çıkarlar uğruna değerleri istismar etmek yerine, samimiyetle toplumun tüm kesimlerini kucaklayan, evrensel ahlak ve bilimsel gerçekliği merkeze alan bir anlayışı benimsemelidir. Ancak bu şekilde demokrasi, hukuk ve toplumsal barış gerçek anlamını bulabilecektir.

CHP ve yandaşlarının toplumu isyana çağıran bir tutum içinde olması, siyasi ahlaktan uzak, hem toplumun huzurunu hem de demokrasiyi tehdit eden bir aymazlıktır. Bu söylemler toplumsal gerilimi ve kutuplaşmayı tırmandırırken kin ve nefret dilinin yaygınlaşmasına yol açmakta, ülkemizin birliğine kast etmektedir. Daha da üzücü hatta utanç verici olan ise, bazı medya yorumcularının bu sorumsuz söylemleri desteklemesi ve körüklemesidir. Medya yorumcularının, toplumu bilgilendirme ve bilinçlendirme görevlerini yerine getirirken büyük bir sorumluluk içinde hareket etmeleri meslek ilkelerinin de bir gereğidir. Söz ve yorum özgürlüğü demokratik bir hak olmakla birlikte, bu özgürlüğün kamu düzenini bozacak, halkı isyana teşvik edecek şekilde kullanılması asla kabul edilemez.

Toplumu kaosa, şiddete veya isyana yönlendiren yorumlar, hem hukuki hem de ahlaki sorumlulukların ihlali anlamına gelmektedir. Medyanın, barış, birlik ve sağduyuyu teşvik eden bir platform olması gerekirken toplumun güvenini ve huzurunu sarsacak söylemlerle kışkırtıcı bir üslup takınması etik ilkeleri aşan bir suç halidir. Demokrasinin vazgeçilmez unsuru olan medyanın ahlaki ilke ve standartlara uygun hareket etmesi için, idari ve hukuki düzenlemelerin yapılmasının yanı sıra medyanın kendi özdenetim mekanizmalarının geliştirilmesi de sağlanmalıdır.

Medya kuruluşlarının imkanlarını kamuoyunu yanlış yönlendirecek şekilde kullanmaları önlenmelidir. Peşinen söylemek gerekir ki, toplumu yönlendirme gücü olan medyanın sadece basın özgürlüğüyle izah edilemeyecek yıkıcı yayınlar yapmasının önüne geçilmesi şarttır. Şiddeti, kaosu ya da demokrasinin dışına çıkmayı teşvik etmek bir özgürlük alanı olamaz. Temel haklardan biri olan ifade özgürlüğünün kullanımı, toplumsal barış ve kamu düzenini koruma gibi sorumluluklarla dengelenmelidir. Siyasi partilerin ve televizyonların, toplumu sokağa çağırması, şüphesiz ki toplumsal düzeni tehdit eden sonuçlara yol açabilecektir. Tarihte birçok örnek, bu tür eylemlerin genellikle provokasyonlar veya kontrolsüz grupların müdahaleleri sonucu çatışmalara dönüştüğünü göstermektedir.

Toplumun tüm kesimlerini kucaklayacak, barışı ve kardeşliği esas alan bir yaklaşım, toplumu güçlendiren en önemli unsurdur. Demokrasi ve insan hakları bahanesine sığınarak kamu düzenini tehdide yeltenenlerin görmezden geldiği husus şudur. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS), ifade ve toplantı özgürlüklerini tanımakla birlikte, bu hakların sınırsız olmadığını açıkça belirtmektedir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 11’nci maddesi, toplantı ve örgütlenme özgürlüğünü güvence altına alırken,

Kamu düzeninin korunması,
Toplumun güvenliği,
Suç işlenmesinin önlenmesi,
Başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması,

yönünde kısıtlamalar getirmiştir. Hatta aynı maddede, silahlı kuvvetler, kolluk kuvvetleri veya devlet idaresi mensuplarınca bu hakkın kullanılmasına meşru sınırlamalar getirilebileceği belirtilmiştir.

“Güvenliğin olmadığı yerde özgürlük olmaz”

Bu yönüyle de kamu düzenini bozacak, toplumun huzurunu tehlikeye atacak eylemlerin engellenebileceği ifade edilmiş ve gerektiğinde devlet otoritesi tarafından bazı kısıtlamaların getirilebileceği evrensel hukukta bir norm halini almıştır. Zira güvenliğin olmadığı bir yerde özgürlükten, demokrasiden ve insan haklarından söz etmek mümkün değildir. Demokratik hukuk devletinde sorunların çözüm yolu sokaklar değil, diyalog ve hukuki mekanizmalardır. Toplumun bir kesimini şiddet içeren veya kaotik hareketlere yönlendirmek, demokrasiyle bağdaştırılamaz. Toplumda farklı görüşlerin ve kesimlerin bir arada uyum içinde yaşayabilmesi, demokrasinin temel değerlerine saygıyla mümkündür.

Türkiye demokratik bir hukuk devletidir. Demokratik bir toplumda fikir ayrılıkları, şiddet ve çatışma yerine diyalog ve müzakere yoluyla çözülmeli, tüm kesimler, ortak bir gelecek için birlik duygusuyla hareket etmelidir.

Bunun için en önemli platform da Türkiye Büyük Millet Meclisidir. Meclisimiz etkin ve güçlü bir şekilde görevini icra ederken, sokakları işaret etmek demokrasiyi hiçe saymakla birlikte gazi meclisimize saygısızlıktır. Birlik ruhu ve anlayışı, bireylerin sadece kendi çıkarlarını değil, toplumun huzuru ve ortak çıkarlarının gözetilmesini de gerektirir. Bu da ötekileştirici değil, kucaklayıcı ve dayanışmacı bir anlayışı teşvik eder. Demokrasi, halkın iradesini sandık yoluyla ifade ettiği ve seçilmişler aracılığıyla yönetimi mümkün kılan bir sistemdir. Milli irade, halkın egemenliğinin temel dayanağıdır ve demokratik toplumlarda her şeyin üstünde tutulmalıdır. Anayasa’nın 6’ncı maddesi “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir. Türk milleti, egemenliğini Anayasanın koyduğu esaslara göre yetkili organları eliyle kullanır.” hükmünü amirdir. O organlar seçimdir, sandıktır, millettir, kurumlardır.

Eleştiri demokratik bir haktır; ancak bu hak, milli iradeyi ve seçilmişlerin meşruiyetini hedef alan, şiddet içeren yıkıcı yöntemlere dönüşmemelidir. Milli iradeye ve halkın kararlarına yönelik tehditlerin yalnızca hükümeti değil, aynı zamanda demokrasiyi de hedef aldığı açıktır. Demokrasiyi, insan haklarına saygıyı ve hukukun üstünlüğünü temel ilke kabul eden Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi; dayandığı katılımcı, kapsayıcı ve uzlaşmacı demokratik anlayışla milli birliği sağlamak için uygun bir hukuki zemin de oluşturmuştur.

Sahibinin sesi bu siyaset ve medya çürümüşleri toplumsal isyanın Cumhuriyet Halk Partisine üye vatandaşlarımızın öncülüğünde başlaması gerektiğini de söylemektedirler. Oysa Türkiye’de sokak olayları yaşandı ve geçmişin acı tecrübeleri de henüz unutulmadı. Yaşanan sokak olaylarının sosyal maliyeti hem devrimciler hem de ülkücüler açısından çok yüksek oldu. Bunların sonucunda Türkiye’ye ödetilen ekonomik, sosyal ve siyasi bedel milletimizin hafıza kayıtlarındadır. O sebeple sokaklar çare değildir.

Şayet sokağa davet edilenlerin karşısına 15 Temmuz’da olduğu gibi başkaları dikilirse kaçınılmaz çatışma nasıl önlenecek, olayların önüne nasıl geçilecektir? Sokak çağrısı yapan provokatörler acaba o vakit ortada bulunacaklar mı yoksa çoktan ülkeyi terk etmiş mi olacaklar. Bunlar, aynı zamanda da Türkiye’de tek adam rejimi olduğuyla yatıp kalkanlardır. Rejim değişti yalanını söylemeye devam edenlerdir. Demokratik seçimleri, milli iradeyi yok sayanlardır. Milletin desteğini almaya çalışmak yerine sokaklardan hareketle anti demokratik süreçlerden medet umanlardır.

Bu amaçla her türlü tahrik, istismar ve yalandan çekinmeyenlerdir. Hatırlatmak isterim! Tek adam olan yerde seçim olmaz. Demokrasiden eser bulunmaz. Milletin yüzde 52’sinin oyunu alarak seçilen cumhurbaşkanı, tek adam olarak ifade edilemez. CHP’nin seçim başarısızlığını gizlemek için hükumet sistemini günah keçisi ilan etmekten vaz geçmeyenler tek adam iftirasını hangi hukuka, hangi bilimsel esasa ve hangi vicdana dayandırmaktadır?

Bunu dillendiren CHP genel başkanının açıklamasından sonra ülkemizde nelerin yaşandığı, nasıl bir felaket tablosunun ortaya çıktığı ve Türkiye’nin sürüklendiği kardeş kavgası milletimizin hafızasındadır. Bugünkü CHP yönetimi sokak çağrısı yaparken acaba hala bu düşüncede midir? Demokrasi dışı arayışlara davetiye çıkarıp darbe beklentisi içine mi girmiştir? Yoksa, Gezi eylemlerinde ve 15 Temmuz’da yapamadıklarını şimdi yapabileceklerini mi sanmaktadır? Şayet bu düşüncede iseler geçmişin tecrübe edilen karanlık dönemlerine özlem duyanlar, bunun ağır bedelini de ödemeye hazır olmalıdır. Zira demokrasiye şaşı bakan kim varsa karşımızdadır. Bizim demokrasiye, mevcut hükumet sistemine ve büyük başarılara imza atan hükümetimize, “Türk ve Türkiye Yüzyılı” hedeflerine bir bir ulaşacağımıza inancımız tamdır.”

Paylaşın

MHP Lideri Bahçeli’den” Yeni Anayasa” Çağrısı

Yeni anayasa için çağrı yapan MHP Lideri Devlet Bahçeli, “Cumhuriyetin temel niteliklerini koruyan, çatısının başkanlık sisteminin ana ilkelerince örüldüğü, milli ve katılımcı, kapsayıcı demokratik yeni bir anayasa ile darbe kalıntıları tamamen temizlenebilecektir” dedi.

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, ülke gündemine ilişkin TÜRKGÜN gazetesine değerlendirmelerde bulundu. Bahçeli, şunları kaydetti:

“Terörsüz Türkiye hedefimiz inşallah gerçeğe dönüşmektedir. Türkiye çok şükür milli birliğin tahkim olduğu, barış ve huzurun kalıcılaşacağı bir döneme girmiştir. Yeni bir siyasi ve toplumsal hayat vasat bulmaktadır. İmralı’nın 27 Şubat’ta DEM Parti heyeti aracılığı ile yaptığı PKK’ya tüm bileşenleriyle silah bırakma ve kendisini feshetme çağrısı tarihi bir dönüm noktasıdır. Milletimiz umutlu bir bekleyiş içerisindedir.

Bu beklentiyi hüsrana değil, sevince dönüştürmek elimizdedir. ‘Neyi, nasıl yaparsak milletimizin hayrına olur’ düşüncesiyle hareket etmek durumundayız. Yol haritamızı bu doğrultuda hukuk, ahlak ve demokratik siyaset çerçevesinde belirleyip iyi niyetle uygulamalıyız. O takdirde yeni bir Türkiye’yle, güvenlikli, huzurlu yeni bir hayatla buluşmamız mümkün olabilecektir.

Terörsüz Türkiye demokrasinin daha güçlendiği bir Türkiye olacaktır. Yeni bir dünya düzeninin şekillendiği dönemde bu gelişmeyi Türkiye için bir fırsata dönüştürmek mümkündür. Elbet terörsüz Türkiye’den rahatsızlık duyanlar da devrededir. Terörden, terörün kanlı elinden, bölücülük melanetinden çıkar devşiren odaklar süreci enfekte etmenin yarışındadır. O sebeple barış ve huzurun inşasında herkese sorumluluk düşmektedir.

Başarmak için dezenformasyonlara, tahriklere, yalan ve iftiralara kulak asmadan kararlı bir tavır gösterilmesi şarttır. Toplumsal barışın güçlendirilmesi ve kutuplaşmanın azaltılması için siyasi aktörlerin kapsayıcı bir dil kullanmasına ihtiyaç vardır. Kullanılacak dilin devletimizin bekasından, milli birlik ve beraberlikten, huzur ve barıştan yana olması tahrikleri boşa çıkaracaktır.

İhtiyacımız; çatışmacı değil uzlaşmacı, ayrıştırıcı değil bütünleştirici, kavgacı değil barışçı, ötekileştirici değil kucaklayıcı, bölen değil birleştiren, kaostan değil huzurdan beslenen bir anlayışa, Türkiye’yi ve Türk milletini geleceğe birlikte taşıma iradesinedir. Takdirle ifade etmek gerekir ki TBMM’nde temsil edilen siyasi partilerin ve siyasetin büyük bir ekseriyeti toplumsal uzlaşmaya dönük mutabakattan yanadır.

Kuşkusuz büyük değişimler fırsatlarla birlikte riskleri de içermekte, bu nedenle birçok dinamiğin dikkatli yönetilmesini zaruri kılmaktadır. Bu kapsamda öncelikle İmralı’nın çağrısında yer aldığı üzere silahlar bırakılmalı, süratle kongreyi toplayıp PKK’nın tüm bileşenleriyle tasfiye edilme kararı hayata geçirilmelidir.

Türkiye için tarihi bir fırsat olan PKK’nın silah bırakması ve fesih sürecinin uzun vadeli beklenen başarıya ulaşması için siyasi, ekonomik ve toplumsal açıdan yeni atılımlar ve kapsamlı reformlarla milli birliğimiz daha da güçlendirilmeli, toplumsal uzlaşı, adalet ve eşitlik esas olmalıdır. Bunu mümkün kılacak siyasi ve sosyal şartlar mevcuttur. Yönetim sistemimiz etkinlik ve esneklik sağlayabilecek özelliktedir.”

“Türkiye prangalarını söküp atmıştır”

“Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemiyle birlikte parlamenter sistem döneminde yaşanan anti demokratik süreçler, muhtıra ve darbeler dönemleri kapanmış, Türkiye prangalarını söküp atmıştır” ifadelerini kullanan Bahçeli, açıklamasına şöyle devam etti:

Cumhuriyetimizin yeni yüzyılına girdiğimiz süreçte bugün bölücü terör prangasından da tümüyle kurtulmak, terörsüz Türkiye’yi inşa etmek vaktidir. Yeni bir toplumsal sürece girdiğimiz dönemde, demokratik olgunluk ve uzlaşı kültürünün egemen olduğu, dışlayıcı ve ötekileştirici söylem ve üslubun törpülendiği, Türkiye’nin millî ve manevî değerlerinin ortak payda olarak kabul edildiği bir siyaset anlayışının hâkim kılınmasını önemli bulmaktayız.

Önümüzdeki süreçte siyasi, sosyal ve ekonomik hayata yönelik bir uzlaşma zemini oluşturulabilecek, birlikte yaşama iradesini güçlendirilebilecek aynı zamanda da gelişmiş bir ülke hedefine odaklanılabilecektir. Bu zemin çerçevesi; öncelikle Türkiye Cumhuriyeti’nin beka ve birliğini azim ve sadakatle savunarak, ülkemizin geleceğini millet iradesinden aldığı güçle güvenceye kavuşturacak, demokrasi, insan hakları ve hukukun üstünlüğüne, milli birlik ve kardeşlikte uzlaşmaya açılan bir siyasetin şekillenmesidir. Zira tüm partilerin bir ‘Türkiye Partisi’ olarak siyaset yapması Türk toplumunun tüm unsurlarıyla kaynaşması için de oldukça önemlidir.”

Türkiye’nin bugüne kadar önemli demokratik ve ekonomik reformlara imza attığını anımsatan Bahçeli, şu ifadeleri kullandı: “Bize göre Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminin yönetim istikrarını, temsil adaletini ve uzlaşma kültürünü tesis eden yapısını daha da kurumsallaştıracak atılımları yapmak 28’nci dönem TBMM’nin önemli bir sorumluluğudur. Bu kapsamda; devletimizin kuruluş ilkelerini, Cumhuriyetin temel niteliklerini koruyan, çatısının başkanlık sisteminin ana ilkelerince örüldüğü, milli ve katılımcı, kapsayıcı demokratik yeni bir anayasa ile darbe kalıntıları tamamen temizlenebilecektir.

Siyasi partiler ve seçim kanunlarında siyaset alanını genişletecek, katılımı artıracak, parti içi demokrasiyi güçlendirecek, parti üyeliğini sağlam teminatlara bağlayacak, siyasette etik ve ilkeyi hâkim kılacak değişiklikler hayata geçirilebilecektir. Toplumsal temsili her alanda yaygınlaştıracak, yasama yürütme ilişkisini güçlendirecek, denge ve denetimi daha da etkinleştirecek düzenlemeler yapılabilecektir.

Bu kapsamda yasama yürütme ilişkilerine, yürütmenin kapsayıcılığına, yargının bağımsız ve tarafsızlığına, katılımcılığa ve temsil adaletine, aynı zamanda da yönetim istikrarına uygun düzenlemeler yapılabilecektir.

TBMM İçtüzüğünde yasama kalitesini artıracak, yasa yapımında katılımcılığı sağlayacak, etkin işleyen bir yasama faaliyetine imkan veren değişiklikler hayata geçirilebilecektir. Sağlam teminatlara bağlanmış bir yargı bağımsızlığı demokratik rejim için hayati önemdedir. Bu kapsamda insan odaklı hizmet, hak ve özgürlüklerin daha etkin korunması, yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığının geliştirilmesi, hukuk güvenliğinin güçlendirilmesi, adalete erişimin kolaylaştırılması, makul sürede yargılanma hakkının gözetilmesi ve yargıya güvenin arttırılmasını sağlayacak adımlar süreklilik içinde atılabilecektir.

Demokratikleşmeye dönük adımlara, milletimizi çağdaş medeniyetler seviyesine ulaştırma gayesi olarak bakılarak, etnik siyasetin taleplerini aşan bir siyaset tarzıyla bakılabilecektir. İmralı çağrısında yer alan ‘kültüralist politikalar dahil hiçbir talep söz konusu değildir’ söylemi çerçevesinde devletin atacağı adımlar etnik değil insani düzlemde ve herkese göre olmalıdır.

MHP siyaseti, milletin huzur ve refahının teminine yönelik politikaların geliştirilmesinin yolu olarak görmektedir. Bu anlayış, Türk milletinin tarih ve kültür potasında erittiği değerler bütününü esas alan ‘kapsayıcı, kucaklayıcı ve uzlaşmacı’ tavrımızın yansımasıdır. O sebeple terörsüz Türkiye sürecinde tüm vatandaşlarımızı ‘Her şeyden önce Türkiye’ ve ‘Herkes eşittir Türkiye’ anlayışı ile ‘millî birlik ve kardeşlikte buluşmaya, Türkiye’nin kutlu geleceğini hep birlikte inşa etmeye’ çağırıyoruz.”

Paylaşın

Bahçeli’nin Mesaiye Döneceği Tarih Belli Oldu

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin “Bayram sonrası da hızla mesaiye dönmek için hazırım” dediği aktarıldı. Bahçeli’nin entübe edildiği iddia edilmiş bu iddialar yalanlanmıştı.

Sözcü TV programcısı Özlem Gürses, Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin kendisini aradığını söyledi. Özlem Gürses’in aktardığına göre sağlık durumunun iyi olduğunu belirten Devlet Bahçeli, “Bayram sonrası da hızla mesaiye dönmek için hazırım” ifadelerini kullandı.

Özgür Gürses, şunları paylaştı: “Dün saat 15.30 gibi telefonum çaldı. MHP’nin Özel Kalem Müdürü arıyordu. Telefonu açtım ve karşımda Devlet Bahçeli’yi buldum. Devlet Bahçeli dün beni aradı, Kandil vesilesiyle aradığını ifade etti. Sesi son derece sağlıklı, hatta espriler yaptı. “Sayın Genel Başkan hakkınızda birçok tevatür var” dedim, “Yok, ben gayet iyiyim” dedi. Bayram sonrası da hızla mesaiye dönmek için hazırım.”

“Entübe edildi” iddiası

Gazeteci Can Ataklı, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’yle ilgili ‘entübe edildi’ iddiasını paylaşmıştı. İletişim Başkanlığı Dezenformasyonla Mücadele Merkezi (DMM), “Devlet Bahçeli entübe edildi” iddiasının doğru olmadığını bildirmişti.

DMM’den yapılan açıklamada, şunlar kaydedilmişti: “MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin sağlık durumuna ilişkin herhangi bir değişiklik söz konusu değildir. 5 Şubat 2025 tarihinde kalp ameliyatı geçiren Devlet Bahçeli, planlanmış istirahat süresi içerisindedir. Evinde çalışmalarını sürdürmektedir. Kamuoyunu manipüle etmeye yönelik asılsız iddialara itibar etmeyiniz.”

Gazeteci Can Ataklı hakkında ise soruşturma başlatılmıştı.

Paylaşın

Bahçeli, Saraçhane Protestoları Üzerinden Muhalefeti Hedef Aldı

Ekrem İmamoğlu’nun gözaltına alınmasının ardından başlayan Saraçhane protestolarını provokasyon ve komplo olarak niteleyen MHP Lideri Bahçeli, muhalefeti “milletine ve devletine yabancılaşmış bir anlayış” olarak tanımladı.

Haber Merkezi / Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun 19 Mart’ta gözaltına alınmasının ardından 25 Mart’a kadar Saraçhane’de her akşam miting düzenlemişti. Mitinge, farklı siyasi partiler de destek vermişti.

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı açıklama ile Ekrem İmamoğlu’nun gözaltına alınmasının ardından düzenlenen Saraçhane protestolarını hedef aldı:

“Saraçhane provokasyonuyla Türkiye’nin önünü kesmek için kuyruğa giren hastalıklı CHP’sinden diğer marjinal parti ve yasa dışı sol gruplara kadar alayı emel, eylem ve sözleriyle düşmanları aratmayan bir çizgide pozisyon almışlardır. Vandallığa demokrasi nöbeti diyecek kadar gerçeklerden kopmuş, milletine ve devletine yabancılaşmış bohem ve bonservis bedeli çoktan ödenmiş bir muhalefet anlayışı karşımızdadır.

Ülkemizin yükselen değer ve prestijinin gözle görülür şekilde hız ve ivme kazandığı bir dönemde Saraçhane komplosunu birden bire devreye alanlar Türk ve Türkiye düşmanlarına rehin düşen ve bundan mülhem batıla hizmetkâr olan işbirlikçilerdir. Maske takıp polisimize taş atan, balta fırlatan, havai fişekle saldıran, asit saçan alçakların demokrasi, hukuk veya özgürlükle hiçbir ilgisi ve ilişkisi yoktur.

Zulüm 1453’de başladı diyenler Şehzadebaşı Camii’ni ve haziresini kirleten bir avuç casus aparatı, aynı şekilde paçoz ve şehir eşkıyasından başkası değildir. Camii duvarına pisleyenlerden, yakıp yıkmayı demokrasi olarak lanse edenlerden, milletimizin alın teri, helal emeği olan belediye kaynaklarını organize rüşvet, hırsızlık ve yolsuzluk anaforunda hiç edenlerden tarih ve adalet önünde hesap sorulmalıdır.

Sayın Cumhurbaşkanımızın merhume ve muhterem annesine edilen küfürler kimlerin köprübaşlarını tutmak için sokaklara çıktığını göstermektedir. Şahsımın tedavi süreciyle ilgili fitne ve dedikodu kampanyası üreten şeytani niyetlerin sokak anarşisini nasıl da alevlendirmek istedikleri malumumuzdur. Türkiye Cumhuriyeti’ni can pahasına savunacağız.

Cumhur İttifakı CHP’nin muhbir ve muhabir mihmandarı olduğu çok boyutlu tahrik ve tahrip dalgasını kırmaya muktedirdir. Çünkü büyük Türk milleti yanımızdadır. Yabancı istihbarat örgütlerinin kuklası olup sokaklara dökülenlerin, iç asayiş ve huzur ortamını bozanların yakasından tutmak mutlaka sağlanmalıdır. Türkiye oyuncak değildir, karanlık oyunlara gelmeyecektir.”

Özel’den Bahçeli’ye “Saraçhane” yanıtı

CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasının ardından İBB Başkanvekili seçilen Nuri Aslan’la basın toplantısının ardından gazetecilerin sorularına yanıt verdi. Devlet Bahçeli’nin Saraçhane açıklamasını ilişkin soruya, “Geçmiş olsun. Sağlık diliyorum” şeklinde yanıt verdi.

Paylaşın

Devlet Bahçeli: PKK, Bir An Evvel Fesih Kararı Almalı

Yazılı bir açıklama yapan MHP Lideri Devlet Bahçeli, açıklamasında “PKK, 27 Şubat İmralı çağrısının gecikmemesi ve aziz milletimizin yoğunlaşan arzusunun boşa düşmemesi maksadıyla bir an evvel kongresini toplayarak fesih kararı almalı” ifadelerine yer verdi.

Haber Merkezi / Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, gündeme ilişkin yazılı bir açıklama yaptı. Bahçeli, açıklamasında şu ifadelere yer verdi: “Türk milleti 21 Mart’ta yakılacak, ortak tarih ve kültürümüzün zenginliğiyle yayılacak Nevruz ateşi etrafında kenetlenip el ele vererek barış ve kardeşlik bağlarını daha da güçlendirecektir.

Nevruz Bayramı, sadece uyanan baharın müjdesi olarak kalmayıp; milli varlığımızın, milli kimliğimizin, kökü derinlere tutunan milli birliğimizin zaman ve zemine sığmayan nişanesidir. Mübarek Ramazan ayının manevi ikliminde canlanan doğaya eşzamanlı olarak hedef ve heyecanlarımız takviye edilmeli; huzur, refah, esenlik, güvenlik ve yaşama sevincimiz çok daha ileri bir aşamaya tahkimat yaparak ilerleyiş kaydetmelidir.

Nevruz Bayramı, bereket ve birliğin simgesi; sevgi ve hürmetin siperidir. Bu bayram asırlar boyunca Türk milletinin ruhunda, şuurunda ve vicdanında taşıdığı ve doğanın kabuk değiştirip renk cümbüşüyle göz kamaştırdığı müstesna bir doğuşun, müessir bir doğruluşun bir tarih ve talih eşiğidir.

Yarınki Nevruz kutlamalarına Sayın Cumhurbaşkanımızın aktif katılımı ise ülkemizin içinden geçtiği hassas dönem dikkate alındığında hem anlamlı hem de değerli bir adım olacaktır. Beklentim ve temennim odur ki, terörsüz Türkiye amaç ve azmi bu yılki Nevruz Bayramı’na mühür vurmalı, doğudan batıya, kuzeyden güneye muazzam beşeri cevher olan Türk milleti ailesi tek yürek halinde geleceğine ve geçmişin kutlu emanetlerine ortaklaşa sahip çıkmalıdır.

Bu kapsamda bölücü terör örgütü PKK, 27 Şubat İmralı çağrısının gecikmemesi ve aziz milletimizin yoğunlaşan arzusunun boşa düşmemesi maksadıyla bir an evvel kongresini toplayarak fesih kararı almalı, nihayet silahları bırakarak Türkiye Cumhuriyeti’ne teslim etmelidir. Fesih kararının sürüncemede bırakılması hiç beklenmedik komplikasyonlara, hiç tahmin edilmedik komplolara ve karmaşık provokasyonlara sahne olabilecektir.
Bölücü terör örgütünün derhal karar alması gerekmektedir.

Bizim tasavvur ve teklifimiz Hıdırellez’in arifesinde, mesela 4 Mayıs 2025 Pazar günü Muş’un Malazgirt ilçesinde DEM Partili belediye başkanının destek, katkı ve yardımıyla PKK’nın kongresini toplayarak fesih tartışmalarına son noktayı koyması ve bu işi bitirmesidir. Terörsüz Türkiye gayesinde tavsama ve tehir pişmiş aşa su katmaktan, bunca gösterilen fedakârlıkların heba olmasından başka bir manaya gelmeyecektir.

Nevruz Bayramı’nın mehabet ve muhabbet havası Hıdırellez’in güzellikleriyle pekişmeli, bununla mündemiç olmak üzere terör sorunu tamamıyla ortadan kaldırılmalıdır. Terörsüz Türkiye hedefi istikametinde güçlü ve güven uyandıran hamleler yapılıyorken, CHP’nin başını çektiği tehlikeli ortam günbegün genişletilmek istenmektedir.

CHP’ye yönelik operasyonlar: İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı’na çöreklenen CHP markalı çıkar ve soygun ittifakının kirli çamaşırları birer birer deşifre edildikçe gündemi meşgul eden mevzu bahis ağır meselenin diploma iptalinin çok ötesinde vahim bir organize terör ve yolsuzluk sarmalı olduğu anlaşılmıştır.

CHP’nin Türkiye’yi karıştırmak ve hukukun işleyişini sakatlamak için bütün kriz tuşlarına bastığı görülmektedir. Terörsüz Türkiye’yi sekteye uğratmak, asayişsizliği teşvik etmek, bindirilmiş kıtaları sokak aralarına ve protesto gösterilerine kışkırtmak CHP Genel Başkanı’yla her rüzgara yelken olan yakın çalışma arkadaşlarının altından kalkamayacağı bir vebaldir.

Türkiye’nin iç barış ve huzur ortamının Saraçhane tertibiyle bozmaya kalkışmak, halkımızı kin ve düşmanlığa tahrik etmek bilinsin ki yasa ve anayasaya meydan okumaktır. CHP’nin nevzuhur Cumhurbaşkanı adayının kim olacağı bizim meselemiz değildir. Aynı şekilde önümüzdeki pazar günü sandık kurulup kurulmayacağı da bizim ilgi sahamızın dışındadır.

Ancak hukuki bir tasarruf ve tedbiri sivil darbe iftirasıyla baltalama girişimi devletin egemenlik vasfına, hukuk ve demokrasi güvenliğine aleni bir saldırıdır. Bu saldırı karşısında devletimizin ve hükümetimizin sonuna kadar yanında duruş göstereceğimizi herkesin bilmesinde çok ciddi yarar olacaktır.

Türkiye’nin istikbal ve istiklalini Saraçhane oyunlarıyla sarsma ve sabote etme girişimlerine Türk milleti müsaade etmeyecek, suç örgütü mahiyeti kazanan ve dış bağlantılı olduğu az çok belli olan belediye çetesine Cumhur İttifakı sonuna kadar direnecektir. Herkesi sükûnete ve aklı selime davet ediyorum.

CHP yönetimini, bilumum sol ve marjinal grupları sonu karanlık eylem ve emellere derhal son vermeye çağırıyorum. Türk yargısının vereceği kararın saygıyla karşılanmasını, sokak dilinden vazgeçilmesini, işbirlikçi kaos ve kriz severlere akıllarını başlarına almalarını tavsiye ediyor, bilcümle bu hususları birliğimiz ve dirliğimiz adına mecburiyet görüyorum.

Türkiye Cumhuriyeti’nde hak arama yolları açıktır. Türk mahkemeleri bağımsız ve tarafsızdır. Konusu suç teşkil eden fiilleri işleyen kim olursa olsun bedelini en ağır şekilde ödemelidir. Türk devleti sokakta kurulmamıştır. Sokakta gelecek arayanların, sokaklara dökülmekten bahsedenlerin, siyaset ve demokrasi dışı özlemleri kabaranların bulacağı sadece ve sadece beladır, bedduadır ve pişmanlıktır.

İhanet ne kadar dinç, cüretkâr, talepkar ve ısrarlı olursa olsun Türkiye’ye kendisini adamış, Türk milletini bir ve bütün yaşatma konusunda and içmiş olan vatanseverler hiçbir habis niyet ve faaliyete geçit vermeyecektir. Bu duygu ve düşüncelerle baharın habercisi olan yeni gün münasebetiyle, tüm vatandaşlarımın ve Türk-İslam âleminin Nevruz Bayramı’nı içtenlikle kutluyorum. Cenab-ı Allah’ın milletimize huzuru, mutluluğu, refahı ve kardeşçe yaşamayı ilelebet nasip etmesini tüm içtenliğimle niyaz ediyorum.”

Paylaşın

Devlet Bahçeli’den “Ekrem İmamoğlu” Açıklaması: Kimse Dokunulamaz Değil

MHP Lideri Devlet Bahçeli, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da aralarında olduğu 100’den fazla kişinin gözaltına alınmasına ilişkin yaptığı açıklamada, “Hiç kimse dokunulamaz, ulaşılamaz, erişilemez ve hesap sorulamaz değildir” dedi.

Haber Merkezi / Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu ve basın danışmanı Murat Ongun’un da aralarında bulunduğu 100’den fazla kişi hakkında gözaltı kararı verilmesine ilişkin sosyal medya hesabından açıklama yaptı.

Bahçeli açıklamasında şu ifadeleri kullandı: “Türkiye Cumhuriyeti milli, üniter, demokratik, sosyal nitelikli bir hukuk devletidir. İnsan ve toplum huzuru vazgeçilmez değerdedir. Milli dayanışma ve adalet ölçüleri her muamele ve müdahalenin belirleyici amilidir.

Hukuki, insani ve inanç temelinde her insan eşittir. Görevi, makamı ve mevkii ne olursa olsun normlar kümesinde herkesin eşit hak ve yükümlülükleri vardır. Hiç kimse ayrımcılığa, ayrıştırmaya maruz bırakılamayacağı gibi ideolojik, politik ve ekonomik üstünlüğe ya da imtiyazlı bir ayrıcalığa sahip değildir. Türk yargısı bağımsız, tarafsız ve objektiftir.

Kanunen suç kabul edilen, takip ve tecziyesi gereken, bu çerçevede soruşturma ve kovuşturmasının temini lazım gelen eylem ve fiillerin göz ardı edilmesi, sürüncemeye bırakılması, kimi zaman da hasıraltına itilmesi maşeri vicdanı derinden yaralayacak, devlet umurunu ve milletin hukuksal güvenliğini zedeleyecektir.

Adalet ve hukuka karşı çıkılması, değilse bile tartışmaya açılması asayişsizlik ve şiddet ortamına davetiyedir. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı hakkında yapılan adli tasarrufu sabır ve sağduyu ile karşılamak, hukukun vereceği her türlü karara saygıyla yaklaşmak ortak sorumluluk olmalıdır. Hukuki bir tedbiri darbe diyerek karalamak, hak arayışını sokağa taşırmaya hazırlık yapmak cinnet geçirmiş, akıl ve ahlak seviyesini kaybetmiş bir siyasi yozluktur.

Hiç kimse dokunulamaz, ulaşılamaz, erişilemez ve hesap sorulamaz değildir. Hukuk ile demokrasiyi, adalet ile sandığı, milli iradeyle mülkün temelini cepheleştirmek, hatta çatıştırmak için beşinci kol faaliyetine tevessül etmek yaygın şiddet olaylarına, yoğun istikrarsızlık tablosuna ve yıkıcı krizlere çağrıdır.

Türk yargısına güvenim tamdır. Mahkeme marifetince suç sabit görülesiye kadar masumiyet esastır. Türkiye’nin şiddetsiz, şikayetsiz, terörsüz, şüphesiz, refah ve huzur dolu bir yüzyıla adım adım ilerlediği şu günlerde içimizi karıştırmaya, düzen ve dirliğimizi bozmaya teşebbüs eden iç ve dış odaklara azami dikkat göstermemiz, devamlı tetikte beklememiz tarihi önemdedir.

Şiddet, insan onurunun hiçe sayılması, insanlık değerlerinin ayaklar altına alınmasıdır. Terör de sistematik bir şiddettir. Terörsüz Türkiye aynı zamanda şiddetsiz bir Türkiye’dir. Hem bireysel hem de toplumsal düzeyde şiddetin önlenmesi öteden beri hassasiyet gösterdiğimiz, duyarlılık sergilediğimiz sıcak konu başlığıdır.

Milliyetçi Hareket Partisi’nin Araştırma-Strateji Geliştirmeden Sorumlu Genel Başkan Yardımcımıza vermiş olduğum talimat kapsamında nadide bir çalışma çok şükür muhtevalı bir eser mahiyetinde ortaya çıkmıştır.

“Bireysel ve Toplumsal Şiddetle Mücadele” çalışmamızın meydana gelmesinde eşsiz katkıları ve emekleri bulunan, zamanlarını ayırarak teşkil edilen komisyonumuza canlılık kazandıran muhterem hocalarımıza, değerli uzmanlarımıza ve fikir insanlarımıza, ayrıca böylesi mühim bir çalışmanın gerçekleşmesini koordine eden Araştırma-Strateji Geliştirmeden Sorumlu Genel Başkan Yardımcımıza teşekkür ediyor, hepsini birden gönülden kutluyorum.”

Soruşturmalar hakkında neler biliniyor?

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da aralarında olduğu 100’den fazla kişi gözaltına alındı.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’ndan yapılan ilk açıklamada İmamoğlu ile birlikte 100 şüpheli hakkında “suç örgütü liderliği’ suçlamasında bulunulurken, “suç örgütü irtikap, rüşvet, dolandırıcılık, ihaleye fesat karıştırma” gibi suçlardan gözaltı kararı verildiği kaydedildi.

Soruşturmalardan ilki “belediye iştiraklerinde usulsüz ihaleler, ihaleye fesat karıştırma, nitelikli dolandırıcılık, kişisel verileri hukuka aykırı ele geçirme, rüşvet eylemlerini örgütlü bir şekilde işleme” gibi iddialarla ilgili. Bu soruşturma kapsamında İmamoğlu dahil 100 kişi hakkında gözaltı kararı verildi.

Başsavcılıktan yapılan açıklamada soruşturmanın kamuoyunda “CHP’de para sayma görüntüleri” olarak bilinen olayın ardından başlatıldığı vurgulandı. İmamoğlu hakkında “çıkar amaçlı suç örgütü lideri” ifadesi kullanılan açıklamada iddiaların Beylikdüzü Belediye Başkanlığı dönemine dayandığı kaydedildi.

Başsavcılık, büyükşehir belediyesinin iştirakleri olan MEDYA A.Ş, KÜLTÜR AŞ., KİPTAŞ ve İSFALT firmalarının da bu eylemlerde kullanıldığını iddia etti.

İkinci soruşturma 31 Mart yerel seçimlerinde hayata geçirilen “kent uzlaşısı” kapsamında terör soruşturması. Bu soruşturma kapsamında İmamoğlu dahil yedi kişi hakkında gözaltı kararı verildi. İkisinin ismi açıklanmadı.

DEM Parti’nin 31 Mart 2024 seçimlerinde gündeme getirdiği bir yerel seçim stratejisi olan kent uzlaşısı, “kentin tüm dinamiklerinin üzerinde uzlaştığı adaylarla seçimlere katılmayı” ifade ediyor.

Bu strateji çerçevesinde DEM Parti, Batı’daki bazı seçim noktalarında aday çıkarmayarak işbirliği temelinde CHP adaylarını destekledi. Başsavcılık bu faaliyetlerin PKK’nın metropollerdeki etkinliğini artırma amacı taşıdığını iddia etti.

Savcılık, CHP kontenjanından seçilen bazı belediye meclis üyeleri ile atanan belediye başkan yardımcılarının terörle bağlantılı olduğunu ve İBB iştiraki olan İPA ve BİMTAŞ bünyesinde de terör örgütü mensupları ve sempatizanlarının işe alındığını iddia etti.

Açıklamada İmamoğlu’nun diğer şüphelilerle birlikte yerel seçimlerde belediye meclis üyesi listelerini şahsen onayladığı vurgulandı, bu nedenle PKK/KCK terör örgütüne yardım etme suçunu işledikleri iddia edildi.

Üçüncü soruşturma 2013 yılında düzenlenen Gezi Parkı protestoları ile ilgili. Gazeteci İsmail Saymaz bu soruşturma kapsamında sabah saatlerinde gözaltına alındı. Saymaz, Taksim Dayanışması içinde görev almak ve eylemlerin derinleştirilmesi ve yaygınlaştırılması amacıyla faaliyette bulunmakla suçlandı.

Başsavcılığın açıklamasında ayrıca Osman Kavala’nın internet sitesinin hazırlanmasında rol aldığı, Gezi davasında tutuklu diğer kişilerle yoğun irtibatı olduğu, sosyal medya hesaplarında Gezi Parkı olayları ile ilgili çok sayıda paylaşımda bulunduğu suçlamaları yer aldı.

Paylaşın

MHP Lideri Bahçeli: Abdullah Öcalan, PKK’nın “Kurucu Önderi”dir

MHP Lideri Devlet Bahçeli, Abdullah Öcalan için kullandığı “PKK’nın kurucu önderi” ifadesine ilişkin yaptığı açıklamada, “Kim ne derse desin aleni ve aşikar gerçek budur” dedi.

Haber Merkezi / Devlet Bahçeli ayrıca, DEM Parti’den gelecek hafta MHP’ye yapılacak ziyaret için de “Hiç kuşkusuz DEM Parti heyetinin Milliyetçi Hareket Partisi’ne yarın gerçekleştireceği ikinci ziyaretinde de olmayı ve karşılık görüş alışverişinde bulunmayı arzu ederdim. Fakat partimizi temsilen görevlendirilen arkadaşlarım inanıyorum ki şahsımı aratmayacaklar, düşüncelerimizi berrak ve temiz bir mizaçla muhataplarına anlatacaklardır. Bu vesileyle değerli dava arkadaşlarımı ve DEM parti heyetini selamlıyor, terörsüz Türkiye seferberliğimiz kutlu olsun diyorum” ifadelerini kullandı.

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, gündemdeki gelişmelere ilişkin yazılı bir açıklama yaptı. Devlet Bahçeli, açıklamasında şu ifadeleri kullandı:

“Ortak aklın etkin ve etkili işletilmesine eşanlı şekilde milli değer ve emanetlere dürüstçe bağlılık elbette geniş çaplı uzlaşmanın ve buruk gönüllere ulaşmanın altın formülüdür. Sıkılmış yumrukların açılması, gerilmiş yüz hatlarının yumuşaması, sırt dönmek yerine sırt sırta verilmesi, bunun yanı sıra iyimser, iyiliksever ve iyi niyetli ilişki ve irtibat ağlarının tesis edilmesi kilitli kapıları açabilecek en makul anahtardır. Sabır, sağgörü ve sağduyu mihverinde atılacak güven veren adımların boşa çıkması asla düşünülemeyecektir.

Daha fazla kaynaşarak, daha çok konuşarak, daha yürekten kucaklaşarak milli ve manevi temelde müessir, müteselsil ve müşterek bir geleceğin inşası mümkün, hatta muhakkaktır. Önyargıların markaj ve mahkumiyetinden mutlaka kurtulmak lazımdır. Üzerimize serpilen ölü toprağını kaldırıp atmanın yanında ilkel dürtülerin, illegal düzeneklerin, sanal ve sipariş provokasyonların zehirli sarmalından inanç ve irade birliğiyle sıyrılmak hem zorunlu bir ihtiyaç hem de tarihi, coğrafi ve kültürel bir mecburiyettir.

Ahlaklı, sorumlu, etik ve milli hassasiyetlere tam sadakat duyan bir siyaset pratiğinin kronik sorunlar karşısında acze düşmesi, çaresizliğin fanusuna kısılıp kalması mümkün değildir. Türk milletinin siyasetten ve siyasi partilerden yegane beklentisi haklı ve meşru taleplerine kulak verilmesi, hayatın ve hadiselerin doğal akışından kaynaklanan zincirleme sorunların aşama aşana dengeli ve demokratik müdahalelerle çözüme kavuşturulmasıdır.

Türk ve Türkiye Yüzyılı aynı zamanda huzur ve refahın yüzyılı olacaktır. Fırtınalı bölgesel ve küresel sisteme karşı esnek, enerjik, erdemli, muhkem, müteyakkız ve stratejik direnç göstermek kadar iç cepheyi sağlam, sağlıklı ve zinde tutmak da beka düzeyinde önceliğimiz olmalıdır. Bu konuda herkes peşin hükümlere aldırmadan titizlik göstermelidir. Türkiye Cumhuriyeti’ne vatandaşlık bağıyla bağlı olan her kardeşimiz, büyük Türk milletine mensup olan her insanımız bölücü terörden ileri düzeyde şikayetçidir.

Artık terörü kalıcı olarak hayatımızdan çıkarmanın zamanı gelip çatmıştır. Çünkü terörle varılacak hiçbir yer, erişilecek hiçbir menzil yoktur. Kaldı ki geride kalan 41 yıllık zamanda bölücü terör örgütü sadece yakmış, yıkmış, katletmiş, kirletmiş, isyan ve şiddet eylemlerinde sürekli çıta yükseltmiştir. 27 Şubat 2025 tarihinde, terör örgütünün kurucu önderi tarafından yapılan ‘Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’ kapsamında PKK’nın silah bırakmasıyla birlikte örgütsel varlığının feshedilmesi istenmiştir. Bu çağrı esas itibariyle talimatla bezenmiş ve belgelenmiş bir çağrıdır.

Suriye Arap Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı ile PYD/YPG elebaşının 10 Mart tarihinde Şam’da imzaladıkları 8 maddelik anlaşma metiniyle mühim bir eşik aşılmış, komşu ülke Suriye’nin siyasi ve toprak bütünlüğü tescillenmiştir. Ülkemiz aleyhine beşinci kol faaliyeti yapan ücretsiz ajan provokatörlerin saptırmaları ve suyu bulandırma çabaları devamlı ilerleyiş halinde olsa da, malum ve vaki gerçek YPG/PYD/(SDG)’nin kendini feshederek silah bırakmış olmasıdır.

Suriye’nin kuzeydoğusundaki sivil ve askeri kurumların, sınır kapılarının, havaalanlarının, petrol ve doğal gaz sahalarının Suriye Arap Cumhuriyeti’ne entegre edilecek olması, Kürt toplumunun Suriye devletinin ayrılmaz bir parçası olarak tanınması ve geçici anayasanın kabulü edilmesi inkarı ve ihmali olmayacak ciddi gelişmelerden bazılarıdır. PKK’nın ise derhal ve hiçbir şart ileri sürmeksizin 27 Şubat çağrısı doğrultusunda kongresini toplayarak feshini kararlaştırması, kanlı silahların teslimini bir an evvel yapması ertelenemez ve geciktirilemez bir gündem konusudur.

Geçmişte, PKK’nın kuruluş manifestosunda hedefi ‘Bağımsız Birleşik Kürdistan’a ulaşmaktır. Federasyon, otonomi, özerklik, demokratik Cumhuriyete katılım gibi seçenekler o dönemde yoktur. Bunlar müteakip yıllarda Türkiye düşmanlarının dayatma ve telkinleriyle alternatif seçenekler olarak tezahür etmiştir. Bu karanlık ve hain hedeflere ulaşmak için yürütülecek strateji ‘uzun süreli halk savaşı’, buna ulaşmanın mekanizmaları ‘parti-cephe-ordu’ yapılanması, hedefe ulaşmanın silahlı yöntemi ise sırasıyla “silahlı propaganda” ve sözde ‘gerilla savaşı’dır.

27 Şubat İmralı açıklamasıyla PKK’nin anlam yoksunluğu, aşırı tekrara yol açması, dolayısıyla ömrünü benzerleri gibi tamamladığı ve feshinin gerekli olduğu netleşmiştir. Kurucu önder ifadesinden rahatsız olan, bu tanımlamayı istismar eden, üstelik Milliyetçi Hareket Partisi’ne haksız ve hayasız şekilde saldırıya geçenler evvelemirde bu sıfatın bize ait olmadığını, patentinin bizde bulunmadığını, örgütsel ve ideolojik bir adlandırmadan başka da bir manaya gelmediğini biliyor olsalar bile bilmezliğe yatan ucuzlaşmış ve koflaşmış şarlatan tiplerdir.

“Abdullah Öcalan, PKK’nın kurucu önderidir”

Nitekim PKK’yı kuran ve kumanda eden teröristbaşı Abdullah Öcalan, aynı zamanda örgütün kurucu önderidir. Kim ne derse desin aleni ve aşikar gerçek budur. CHP’nin ve yandaş televizyon kanallarının terörsüz Türkiye hedefini sabote etme gayesi, diyalog kanallarını baltalama gayreti maalesef gözle görülecek kadar açıktır ve açıktadır. Dil ve üslup çoraklığıyla birlikte fikri ve siyasi çarpıklık CHP’yi Türkiye’nin karşısında sivrilen bozguncu bir odağa dönüştürmüştür.

Bu nedenle CHP yönetimi aklıselim çizgiye gelmedikçe, maşeri vicdanın kabulleneceği makul ve muhterem bir siyaset ahlakına sahip olmadıkça Milliyetçi Hareket Partisi tarafından dikkate ve itibara alınması söz konusu olmayacaktır. Demokrasi devriminden bahsedenler, icazetli tek kişinin oylanacağı, tek kişinin katılacağı karikatür mahiyetli bir önseçimi demokrasinin ilkeleriyle nasıl bağdaştırdıklarını, bunun neresinin demokrasi devrimi olduğunu izah etmeleri tutarlılık gereğidir.

Türkiye Cumhuriyeti’nin yakın tarihindeki en göz alıcı yüksek demokrasi örneği bir yanda Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin milli irade marifetince tescili, diğer yanda da Sayın Cumhurbaşkanımızın aldığı oy seviyesidir.

CHP Genel Başkanı ve çıkarcı yönetimi yine baltayı taşa vurmuştur. Ne yapsalar beyhudedir, terörsüz Türkiye’nin doğuş müjdesini karartamayacaklardır. DEM Parti heyetinin siyasi partilerle bir program çerçevesinde görüşmesi, terörsüz Türkiye mücadelesine destekleri takdire şayandır. Hiç kuşkusuz DEM Parti heyetinin Milliyetçi Hareket Partisi’ne yarın gerçekleştireceği ikinci ziyaretinde de olmayı ve karşılık görüş alışverişinde bulunmayı arzu ederdim.

Fakat partimizi temsilen görevlendirilen arkadaşlarım inanıyorum ki şahsımı aratmayacaklar, düşüncelerimizi berrak ve temiz bir mizaçla muhataplarına anlatacaklardır. Bu vesileyle değerli dava arkadaşlarımı ve DEM parti heyetini selamlıyor, terörsüz Türkiye seferberliğimiz kutlu olsun diyorum. Yanlış anlamaları tetikleyecek, kırılgan ortamı hırpalayıp sarsacak her türlü açıklamadan özenle kaçınılması gerektiğini düşünüyorum.

Gideceğimiz daha uzun bir yol vardır. Denizi geçip de derede çırpınmanın bir manası yoktur. Birbirimize Çanakkale ruhuyla sarılmamız milli varlığımızın topluca muhafazası ve müdafaası adına manevi bir vecibedir, milli bir görevdir. Önümüzdeki günlerde bir yanda Nevruz Bayramı, diğer yanda Ramazan Bayramı kutlanacaktır. Allah’tan dileğim her günümüzün bayram olması, ülkemizin bayram yerine dönmesidir.

Kalpleri pırıl pırıl, adeta dalgasız deniz olan aziz millet evlatları yeni emperyalizmin kalleş pusularına ve kanlı tuzaklarına düşmeyecek, Türk milleti ve Türkiye Cumhuriyeti milli birlik ruhuyla ve bin yıllık kardeşlik şuuruyla sonsuza kadar var olacaktır.”

Paylaşın

Bahçeli, Suriye’de Alevilere Yönelik Saldırılar Üzerinden CHP Ve DEM Parti’yi Hedef Aldı

Suriye’de Alevilere yönelik saldırılara ilişkin CHP ve DEM Parti’yi hedef alan MHP Genel Başkan Devlet Bahçeli, “Unutulmasın ki, ateşe dökülen benzin ilk dökeni yakacak; rüzgardan kim medet umuyorsa önce onun çatısı uçacaktır” dedi.

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkan Devlet Bahçeli, Suriye’de Heyet Tahrir Şam (HTŞ) öncülüğündeki grupların Alevilere yönelik saldırılarına ilişkin sosyal medya hesabından açıklamalarda bulundu.

CHP ve DEM Parti’yi hedef alan Bahçeli, açıklamasında şu ifadelere yer verdi: “6 Mart 2025 tarihinden itibaren özellikle Suriye’nin Lazkiye ve Tartus kentlerinde patlak veren, müteakiben Hama, Humus ve Dera kentlerine de sıçrayan silahlı ve sipariş çatışmalar komşu coğrafyaların huzur ve istikrarı kadar ülkemizin de iç asayiş ve barış ortamını tehdit edici kıvam ve kırattadır.

Dışarıdan kumanda edildiğine dair en ufak kuşku duyulmayan etnik ve mezhep temelli cepheleşmeler kabus senaryolarına maalesef işlerlik ve ilerleyiş kazandırmıştır. Suriye’nin küllerinden yeniden doğuşuna direnen ve böylesi müessir doğruluşa engel çıkarmayı hedefleyen bölgesel ve küresel husumet mekanizması taşeronları eliyle kaos imalatına girişmiştir.

Her ne kadar Suriye’de nispeten sular durulmuş ve iç kanama kontrol altına alınmış olsa bile dip dalga halindeki kriz ortamının yatıştığını söylemek için vakit daha çok erkendir. Mezhep ihtilafını kaşıyan ve kurcalayan, bu yolla Suriye’yi ateşe verip bölge ülkelerini köşeye sıkıştırmayı amaçlayan ilkel ve iğrenç bir tertip gözle görülür şekilde mesafe kaydetmektedir. Baas kalıntılarının kukla işlevi gördüğü, yabancı istihbarat örgütlerinin faaliyet halinde bulunduğu, Siyonist barbarlığın devrede olduğu karanlık tablo tüm vahametiyle ortadadır.

Bu kapsamda Cumhuriyet Halk Partisi’nin Baas zihniyetinin tetikçisi gibi hareket edip Alevi kardeşlerimiz üzerinden istismar kampanyasına tevessül etmesi hastalıklı ve hasmane siyasetinin yeni bir türevidir. CHP’nin mezhep provokasyonu sadece Türkiye’ye değil, şu mübarek günlerde İslam toplumlarına, bölgesel denge ve dinamiklere yapılabilecek en vahim kötülüktür. CHP’nin Baas artığı ve uzantısı gibi pozisyon alması çok tehlikeli bir kırılma ve kopuştur.

Alevi kardeşlerimiz bizim canımız ve ciğerparemiz; milletimizin ve İslam aleminin ayrılmaz, ayrılamaz ve ayrı görülemez inanç ve insanlık değerleridir. Bizim nezdimizde Alevi ile Sünni arasına uçurum kazanlar, bunlar arasında ikilik çıkaranlar, yetmezmiş gibi birbirine uzak ve yabancı gibi takdim edenler din, diyanet, millet ve ümmet düşmanlarıdır. Ne Alevi kardeşlerimiz ne de Sünni kardeşlerimiz ölümcül oyunlara aldanmayacak, buna da asla kanmayacaktır. CHP’nin yolu yol değildir. CHP’li yönetici ve milletvekillerinin açıklamaları fitne ve fücura ön açmak, öncü olmak manasından başka yorumlanamayacaktır.

“Siyasi mezhepçilik ve etnik ayrımcılık peşinde koşanlar…”

Siyasi mezhepçilik ve etnik ayrımcılık peşinde koşanlar hem insanlık suçu işlemekte hem de yasa ve anayasaya aykırı emel ve eylemlere ortak olmaktadır.

DEM Parti’nin de bu gelişmeler karşısında duruşunu ve tutumunu netleştirmesinde yarar vardır. CHP veya diğer partilerle temaslarında 27 Şubat İmralı çağrısını mı konuşacaklar, yoksa etnik ve mezhebi hassasiyetleri tahrip edici adım ve arayış halinde olan partilerin fason ve fosilleşmiş ezberlerini dinleyip ortak mı olacaklar? PKK’nın kurucu önderi tarafından hazırlanan ‘Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’nın gereğini mi ifa edecekler ya da Suriye bahanesiyle Türkiye’nin iç kargaşa ve karışıklığa düşmesini projelendiren çürümüş siyasi zihniyetlere aracılık mı yapacaklar? DEM Parti’nin bu çerçevede kararını billurlaştırması acil ve amik bir ihtiyaçtır.

Türkiye, kalıcı ve kategorik ölçüde terörü millet ve devlet hayatından çıkarmanın arifesindeyken etnik ve mezhebi tahrikleri siyasi araç ve argüman olarak kullanan fırsatçı, fırıldak ve fikirsiz siyasetçileri ne Allah affedecek ne de aziz Türk milleti hoş görecektir.

Milliyetçi Hareket Partisi, bir beladan kurtuluşun mücadelesi verilirken, diğer ve daha dehşet uyandıran nevzuhur sorunların yeşertilmesinden kaygılıdır ve herkesi, bilhassa siyasi partileri ahlaklı, duyarlı, milli ve sorumlu olmaya davet etmektedir. Unutulmasın ki, ateşe dökülen benzin ilk dökeni yakacak; rüzgardan kim medet umuyorsa önce onun çatısı uçacaktır.”

Paylaşın

Devlet Bahçeli: PKK, Derhal Ve Ön Şartsız Silah Bırakmalı

PKK’nın ateşkes ilanına ilişkin basın açıklaması yapan MHP Lideri Devlet Bahçeli, “PKK terör örgütü ve iltisaklı gruplar derhal ve ön şartsız silah bırakmalı, hatta kanlı silahlarını Türkiye Cumhuriyeti’ne teslim etmelidir. Ateşkes açıklaması doğru, dengeli ve isabetli bir açıklama değildir” dedi.

Devlet Bahçeli, PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat’ta yaptığı çağrının “PKK terör örgütüyle birlikte bütün uzantı ve grupları açıkça bağladığını” ifade etti. Bahçeli, “YPG’nin ve buna benzer terörist oluşumların anılan çağrıdan muaf ve istisna olduklarını iddia etmeleri, çatlak ses çıkaranların bu mesnetsiz görüşü bir plan dahilinde paylaşmaları örgütsel ve kurucu önderliğin doğasıyla tamamıyla çelişkilidir” dedi.

“Terör örgütünü kuran feshini istemiştir” diyen Bahçeli “Bunun dışında zamana oynamak, ortamı bulandırmak, süregelen pozitif gündemi tahrip ve tahrik edici nitelikte top çevirmek, siyasi ve hukuki düzenleme taleplerini yoğunlaştırmak aymazlıktır” ifadelerini kullandı.

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, yazılı bir açıklamada bulundu. Açıklamasında PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın çağrısına değinen Devlet Bahçeli, DEM Parti, YPG ve PKK’ye mesaj gönderdi. Bahçeli, açıklamasında şu ifadeleri kullandı:

“Terörsüz Türkiye hedefi, tarihin ve coğrafyanın huzurla mühürlenmesi, umutla müjdelenmesi, barış ve kardeşlik ruhuyla mücehhez hale gelmesidir. On yıllardır milletimizin başına musallat olan kanlı musibetin nihayet sonu görünmüştür. Sosyal, siyasal, ekonomik, güvenlik, toplumsal maliyeti ile birlikte insani ve vicdani kayıp ve mağduriyetleri yüksek seviyelere tırmanan silahlı şiddet ve ihanet dönemi kapanmak üzeredir.

Kaldı ki başka bir seçenek veya ileri sürülebilecek bir mazeretten bahsedilemeyeceği gibi bölücü terörü haklı gösterebilecek hiçbir anlayış ya da amaçtan söz açılamayacaktır. Siyaset ve demokrasi hayatına düşen terör gölgesine artık sabır ve tahammül göstermek mümkün değildir. Türk milleti harici ve dahili odakların baskı ve dayatmalarına göz yummayacak, risk ve tehditlerin daralan markajına sıkışıp kalmayacaktır.

Terörle demokrasi, silahla siyaset, kaosla huzur, bölünmeyle birlik ve beraberlik arasında güvenli bir liman, ara bir istasyon yoktur. Aziz milletimiz makus ve menhus talihini yenmek için kutlu irade ve inancıyla devrededir. Geride kalan 41 yıllık terör ve bölücülük enkazı el birliğiyle, ortak aklın imkânlarıyla, elbette samimi, sahici, sabırlı, hasbi ve güven veren hamlelerle kaldırılacaktır.

Terörün kanlı izleri silinmekle birlikte tortu ve kalıntıları da tamamıyla kazınıp atılacaktır. Herhangi bir yol kazasının yaşanmaması, yanlış anlamaların tezahür etmemesi, hassasiyet yönü ziyadesiyle fazla olan iyimser gelişmelerin sekteye uğramaması/uğratılmaması konusunda son derece dikkat, sorumluluk, özen ve uyanıklık gerekmektedir.

Önümüzde ihmali ve ihlali düşünülemeyecek altın bir fırsat bulunmaktadır. Bu fırsat aynı zamanda vehimlere kapılmadan müşterek fehim, fecir ve ferasetle tedarik ve temin edilmelidir. DEM Parti’nin sağduyulu, soğukkanlı, sıcak mesajlarının yanı sıra tutarlı ve istikrarlı adımlarını muhafaza gayreti sonucunda Türkiye partisi olmasının önü de açılacaktır. 27 Şubat İmralı çağrısı PKK terör örgütüyle birlikte diğer bütün uzantı ve grupları açıkça bağlamaktadır.

YPG’nin ve buna benzer terörist oluşumların anılan çağrıdan muaf ve istisna olduklarını iddia etmeleri, çatlak ses çıkaranların bu mesnetsiz görüşü bir plan dahilinde paylaşmaları örgütsel ve kurucu önderliğin doğasıyla tamamıyla çelişkilidir. Terör örgütünü kuran feshini istemiştir. Bunun dışında zamana oynamak, ortamı bulandırmak, süregelen pozitif gündemi tahrip ve tahrik edici nitelikte top çevirmek, siyasi ve hukuki düzenleme taleplerini yoğunlaştırmak aymazlıktır.

Bilhassa melezleşmiş bir millet yapısını dikte etmenin peşine düşenler, yürürlükteki Anayasa’da ifadesini bulan Türk vatandaşlığı tanımını pervasızca ve peşin hükümlerle tartışmaya açanlar terörsüz Türkiye seferberliğini kesintiye uğratmanın düşünü kuran tatlı su kurnazlarıdır.

Gerçekçi ve geniş bir temelde mezkûr seferberliğin sonuca ulaşması halinde kazanması kaçınılmaz olan, bununla kalmayıp ortaya çıkacak muazzam barış ve bahtiyarlık vasatından dolayı göğsü kabarması kesin görülen elbette ortak kader paydasında buluşan herkestir. Bizim nazarımızda herkes Türkiye’dir, milletin tamamıdır. Maşeri vicdan terörün kalıcı ve köklü şekilde bitişinden veya bitirilmesinden kesinkes yanadır.

Bu gayenin en kısa sürede ifa ve icrasında en küçük görüş ayrılığı yoktur. Zaman ve zeminin konjoktürel gelgitlerinden yararlanarak söz konusu ağır sorunun uzamasına, savsaklanmasına, hatta sabote edilip aykırı ve çarpık seslerin çıkmasına hizmet edenler hesabını veremeyecekleri vebal altındadır. Türkiye’miz siyasi mutabakat ve toplumsal dayanışmayla terörsüz bir geleceği inşa ve ihya amacındadır.

“Ateşkes açıklaması doğru, dengeli ve isabetli bir açıklama değildir”

Hiç şüphe yoktur ki terör, büyük ve kahredici bir insanlık suçudur. Terör, insani miras ve emanetlerin hiçe sayılmasıdır. Türk milleti terörle yaşamaya ne mahkûm, ne mecbur, ne de müstahaktır. PKK terör örgütü ve iltisaklı gruplar derhal ve ön şartsız silah bırakmalı, hatta kanlı silahlarını Türkiye Cumhuriyeti’ne teslim etmelidir. Ateşkes açıklaması doğru, dengeli ve isabetli bir açıklama değildir.

Çünkü ateşkes rejiminden bahsetmek için eşit ve egemen güçlerin karşılıklı münasebet ve mücadelesine sahne olan ahlaki, mantiki, meşru ve hukuki bir ortamın varlığı asla yoktur. Bunun tam tersine olacak şekilde, yapılacak her teklif, söylenecek her söz tek taraflı bir oyalanmadır ve beyhudedir. Küresel siyaset ve stratejik ilişkilerin pek çok sarsıcı gelişmeye gebe olduğu bir dönemde terör örgütünün bütün uzantı ve bağlantılarıyla silah bırakması ikamesi olmayan bir gerekliliktir.

Jeopolitik kırılmaların tehlikeli şekilde vasat bulduğu bugünkü dünya tablosunda milli birlik ve dayanışma ruhunun işlerliğine ve işlevselliğine ileri düzeyde ihtiyaç vardır. Bölücü terör örgütü, kurucu önderliğin 27 Şubat çağrısına müzahir hareket edip hiçbir şart ileri sürmeksizin silahla yollarını ayırmalı ve örgütsel varlığını sona erdirmelidir.

Bunun dışında hiçbir tasarruf, tahayyül ve tehir çabası masum ve makul kabul edilmeyecektir. Anayasa’da amir hüküm olan Türk vatandaşlığı tanımı etrafında gittikçe somutlaşan, sürekli irtifa kazanan tehlikeli ve tedirgin edici tartışmaların ifade ve düşünce hürriyetinden daha çok yıkıcı ve zehirleyici fonksiyonu vardır ve bu art niyetli keşmekeşin süratle sonlandırılması samimi beklentimizdir.

Bölgesel nitelikli kaos dinamikleri son derece etkin ve faaldir. Suriye’nin Lazkiye ve Tartus kentlerinde yaşanan kaygı veren çatışmalar yaygınlık emaresi göstermektedir. Dış bağlantılı etnik ve mezhebi provokasyonların bir yanda ülkemiz diğer yanda komşu ülkeler aleyhine kapsamlı olarak sipariş edildiği anlaşılmaktadır. Derin ve denetimsiz bir bunalım kapanına şuursuz ve fütursuz zihniyetler tarafından sürüklenmek istenen küresel ve bölgesel müesses mimari her türlü kriz ve kargaşaya açık haldedir.

İkinci Dünya Savaşı sonrasında tecelli eden hakim ve havi uluslararası sistem ölümcül darbelerle tasfiyenin eşiğindedir. Buna karşılık adalet, eşitlik, hakkaniyet ve haysiyet esaslarına saygılı bir dünyanın tesis edilip edilmeyeceği, siyasi ve stratejik yol haritasının ne zaman belirleneceği, demokrasi ve hukuk alanında görülen kontrolsüz dağınıklığın ve dağılmanın nasıl toparlanacağı her insanı, her milleti, her ülkeyi yakından ilgilendiren ortak bir sancıdır.

İç huzur ve barış ortamını kardeşlik kültürüyle pekiştirmiş, milli onurla perçinlemiş Türkiye’nin gücüne güç katacağı, küresel ve bölgesel tehditlere karşı munzam ve mütemadi direniş göstereceği kuşkusuzdur. Türk ve Türkiye Yüzyılı, huzur ve barışın yüzyılıdır. Türk ve Türkiye Yüzyılı, dünya sallanırken milli güvencenin yüzyılı, bin yıllık kardeşlik hukukunun yüz akı, doğudan batıya, kuzeyden güneye muazzez milletimizin gönül akını ve gövde gösterisidir.

Bu nedenle İmralı tarafından 27 Şubat 2025 tarihinde yapılan tarihi çağrıya PKK’yla birlikte diğer uzantı ve iltisak halindeki örgütlerin riayet ve bağlılığı mecburidir. Terörsüz Türkiye amacı derhal gerçekleşmeli,  terör hayatımızdan sökülüp atılmalıdır. Aksi halde elinde kanunsuz silah taşıyan kim olursa olsun bedelini en ağır şekilde ödeyecektir.”

Paylaşın