Babacan, “Ekonomik Kriz Ve Barınma Sorunu” Üzerinden İktidara Yüklendi

Yeni Yol Grubu’nda konuşan DEVA Partisi Lideri Ali Babacan, ekonomik kriz ve barınma sorunu üzerinden iktidara yüklendi. Gıda enflasyonuna karşı çiftçiye destek çağrısı yapan Babacan, konut fiyatlarının düşmesi için ucuz arsa üretimi ve Konut Finansmanı Kurumu kurulması gerektiğini söyledi.

Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, Yeni Yol Grubu’nun grup toplantısında gündeme dair konuştu. Ali Babacan, Türkiye’nin içinde bulunduğu ekonomik krizi, barınma sorununu ve hükümetin politikalarını eleştirdi. Konut fiyatlarındaki artışa ve vatandaşların temel ihtiyaçlarını bile karşılamakta zorlandığına dikkat çeken Babacan, çözüm önerilerini sıraladı.

Türkiye’nin büyük bir deprem tehdidi altında olduğunu hatırlatan Babacan, sadece riskli bölgelerde değil, düşük riskli illerde bile insanların barınma ihtiyacını karşılayamaz hale geldiğini vurguladı. “Bu ülkede insanlar ev alma hayali kuramıyor. Kiralarını ödeyemiyor, sokaklara atılıyor” diyerek yaşanan krizin boyutunu gözler önüne serdi.

Barınma krizine dair örnekler veren Babacan, Edirne, Kayseri ve Antalya’dan gelen haberleri paylaşarak birçok ailenin kirasını ödeyemediği için evsiz kaldığını hatırlattı. Hükümetin açıkladığı konut kampanyalarını eleştirerek, “Emlak Konut’un ‘Kazançlı Yatırım Kampanyası’ diye duyurduğu kampanyada 6 milyon liralık bir ev için aylık 61 bin lira taksit isteniyor. İstanbul’da konfeksiyon atölyesinde çalışan bir işçi, Antalya’da görev yapan bir polis, İzmir’de yaşayan bir öğretmen bu taksiti nasıl ödeyecek?” ifadelerini kullandı.

Hükümeti konut politikalarında başarısız olmakla suçlayan Babacan, çözümün bu iktidarda olmadığını belirtti. Konut fiyatlarını düşürmek için hızlı ve ucuz arsa üretiminin şart olduğunu vurguladı. “Bu işi iyi yapan ülkelerde daire değerinin içinde arsa payı yüzde 30 civarında, Türkiye’de ise yüzde 50. Neden? Çünkü imar planlarında rant hesapları yapılıyor. ‘Ucuza arsa üretelim’ demiyorlar, ‘Kime ne kadar rant sağlayacağız?’ diye hesap yapıyorlar” dedi.

Konut sorununun çözümü için ayrıca Konut Finansmanı Kurumu’nun (KFK) kurulması gerektiğini söyleyen Babacan, bu kurumun devreye girmesiyle konut üretimi için milyarlarca dolar kaynak oluşturulabileceğini savundu. “Bu işi bilenler için kolay. Biz 6 ayda kurarız, 12. ayda Türkiye’ye harıl harıl para akmaya başlar” dedi.

“Faize 2 trilyon lira ayıran iktidar…”

Konuşmasında ekonomik kriz ve enflasyona da değinen Babacan, gıda fiyatlarındaki artışın vatandaşları zor durumda bıraktığını belirtti. Çiftçiye verilen desteğin artırılması gerektiğini vurguladı ve gübre, yem maliyetlerinin yarısının devlet tarafından karşılanması gerektiğini ifade etti. Hükümetin yüksek faize kaynak bulduğunu ancak tarım sektörüne destek vermediğini belirterek, “Bu yılki bütçede faize 2 trilyon lira ayıran iktidar, çiftçiye gelince para yok diyor. Oysa faize vereceğine çiftçiye ver, fiyatlar düşsün, enflasyon da düşsün” dedi.

28 Şubat sürecine de değinen Babacan, o dönemde yaşananları unutmadıklarını belirterek, “Kadınlara uygulanan ayrımcılığı, inançları nedeniyle baskı görenleri unutmadık” dedi. Ancak baskıcı yönetim anlayışının bugün de sürdüğünü savundu. “Eleştiriye tahammülleri yok. Farklı düşünen gazeteciler, iş insanları tutuklanıyor. Yönetimde kibir var, eleştirilere kulak tıkamıyorlar” ifadelerini kullandı.

AK Parti’nin kuruluş yıllarındaki ruhunu kaybettiğini belirten Babacan, “Bir dönem, koca bir nesille bir ideal, bir ruh kazandırma iddiasıyla yola çıkan AK Parti, 28 Şubat’ın 28. yıldönümünde menfaat şebekeleri tarafından sarılmış durumda” dedi. Artık partinin, “Davası için yola çıkanların değil, yolunu bulmayı davası haline getirenlerin” toplandığı bir yapı haline geldiğini söyledi.

Konuşmasını birlik ve beraberlik vurgusuyla tamamlayan Babacan, “Bu ülke büyük ve güzel bir ülke. İnşallah birlikte kazanacağız” diyerek vatandaşlara umut verdi.

Paylaşın

Ali Babacan, TÜSİAD Üzerinden İktidara Yüklendi: Ülkeyi Çökertiyorsunuz

Yeni Yol Partisi’nin grup toplantısında konuşan DEVA Partisi Lideri Ali Babacan, TÜSİAD’a yönelik başlatılan soruşturmaya ilişkin, “Bu soruşturma kürsüye çıkıp ‘bu ülkeye yatırım yapmayın’ demekten farklı değildir” dedi ve ekledi:

“Bu soruşturmayı açmak demek, ‘benim sağım solum belli olmaz ayağınızı denk alın istediğim anda yargı yoluyla ya da kontrol yoluyla tepenize çökerim’ demektir. Bu soruşturma yabancı yatırımcıya korku yerli yatırımcıya gözdağı vermekten başka bir şey değildir. İnanın bunlar bu ülkeyi yönetmeyi bilmiyorlar. Sadece ekonomide değil siyasetin her alanında ülkeyi çökertiyorlar.”

Demokrasi ve Atılım Partisi (DEVA Partisi) Genel Başkanı Ali Babacan, Yeni Yol Partisi’nin grup toplantısında konuştu. İktidarın ekonomi ve hukuk politikalarını sert sözlerle eleştiren Ali Babacan, özellikle TÜSİAD’a yönelik başlatılan soruşturmayı gündeme getirerek, şu ifadeleri kullandı:

“İktidar hakikate karşı. Gerçekleri duymak istemiyorlar. İktidarın hakikate alerjisi var. Geçtiğimiz günlerde bu alerji bu sefer de TÜSİAD’a karşı nüksetti. Hemen yargı sopasına sarıldılar, soruşturmayı başlattılar. Çünkü kendileri gibi düşünmeyen herkes ya hain ya da suçlu TÜSİAD Yüksek İstişare Kurulu Başkanı bir takım tespitlerde bulunmuş, ekonomi yönetimine dair ülkedeki hukuk ve adalet uygulamalarına dair bir takım sorunları dillendirmiş.

O tespitlerde, ‘depremlerde, yangınlarda, iş kazalarında çok sayıda vatandaşımızı kaybediyoruz demek ki hata, suistimal ve kayırmacılık çok yaygın’ diyor. Biz depremlerde, yangınlarda, iş kazalarında çok sayıda vatandaşımızı kaybetmiyor muyuz? Sayın Erdoğan ve şürakasına sesleniyorum çıkıp ‘bu yanlış, bu yalan’ diyebilir misiniz? Başka ne diyor, ‘eleştirel ifadelere ve habercilik faaliyetlerine açılan soruşturmalar çok sıklaştı’ diyor, bu doğru.

Her ses çıkaran soruşturma açılmıyor mu? Gazeteciler ev hapsine tabi tutulmuyor mu? Eleştiren yorum yapan, haber okuyan basın mensupları gözaltına alınmıyor mu, tutuklanmıyor mu? Sayın Erdoğan ve çevresindekiler çıkıp ‘bu yanlış bu yalan’ diyebilir misiniz? ‘Suç işlemek için örgüt kurmak, şirket kurmaktan çok daha kolay oldu’, diyor yanlış mı? Her köşe başında ayrı bir çete, her sokakta ayrı bir mafya yok mu? Ülkede işyerleri kurşunlanmıyor mu?

Sayın Erdoğan ve çevresindekiler çıkıp ‘bu yanlış, bu yalan’ diyebilir misiniz? Yıllardır söylüyoruz, tekrar söyleyeceğiz farklı her sesi susturmaya çalışarak, soruşturmalar açarak bu ülkeyi düzlüğe çıkaramazsınız, adaletten hukuktan vazgeçerek ekonomiyi düzeltemezsiniz. Bu şartlarda kim bu ülkeye yatırım yapar, kim yönetime güvenir de parasını Türkiye’ye getirir?

TÜSİAD’a açılan bu soruşturma kürsüye çıkıp ‘bu ülkeye yatırım yapmayın’ demekten farklı değildir. Bu soruşturmayı açmak demek, ‘benim sağım solum belli olmaz ayağınızı denk alın istediğim anda yargı yoluyla ya da kontrol yoluyla tepenize çökerim’ demektir. Bu soruşturma yabancı yatırımcıya korku yerli yatırımcıya gözdağı vermekten başka bir şey değildir. İnanın bunlar bu ülkeyi yönetmeyi bilmiyorlar. Sadece ekonomide değil siyasetin her alanında ülkeyi çökertiyorlar.”

“Yanlış politikalarla bu ülkeyi yönetemezsiniz”

Konuşmasında ekonomik sıkıntılara da değinen Ali Babacan, emeklilerin yaşadığı geçim sıkıntısını hatırlatarak, “Birkaç yıl önce ucuz et kuyruklarında bekleyen emekliler, şimdi ucuz yemek ve ekmek kuyruklarında bekliyor” dedi. Açlık sınırının 22 bin lirayı geçtiğini ancak en düşük emekli maaşının 14 bin 469 lira olduğunu belirten Babacan, bu rakamlarla geçinmenin imkânsız olduğunu vurguladı.

Ali Babacan, hükümetin hukuk düzenini ihlal ederek ekonomiyi düzeltemeyeceğini belirtti. “Güçlü bir ekonomi mi istiyorsunuz? Önce adil bir hukuk düzeni kuracaksınız” diyen Babacan, iktidarın eleştirileri susturma çabalarının ülkeye istikrar getiremeyeceğini söyledi. Konuşmasının sonunda hükümeti gerçeklerle yüzleşmeye davet eden Babacan, “Yanlış politikalarla bu ülkeyi yönetemezsiniz. Anlamadınız, anlamıyorsunuz” ifadelerini kullandı.

DEVA Lideri Babacan, grup toplantısında “vur vur inlesin” diye slogan atan partililere, “Vurmak bizim kültürümüzde yok. Biz ne zaman vuracağız biliyor musunuz? Seçim günü artık seçim konuşuluyor ya. Artık seçimin konuşulmasını önlemek mümkün değil, bu ülkede seçim konuşulur. O günü geldiğinde oy pusulasında önümüze alacağız, o evet mührünü öyle kuvvetli vuracağız ki Külliye’nin duvarları sarsılacak zaten. Asıl o zaman” dedi.

Paylaşın

Babacan’dan Erdoğan’a Çağrı: Kenara Çekil

DEVA Partisi Lideri Ali Babacan, “Sayın Erdoğan kendisine yakışan bir şekilde, tatlı bir dönüşümle, artısı eksisiyle bir döneme damga vurmuş bir insan olarak biraz kenara çekilerek başkalarının önünü açması gerekiyor” dedi ve ekledi:

“Yoksa tek kişiye bağlı, bir kişinin sağlığına, ömrüne bağlı bir yönetim şu anda Türkiye’nin en önemli riskidir, en önemli beka meselesidir. Bir kişinin sağlığı ve ömrüyle riskli bir yönetim değil tam tersine kendisi hayattayken tatlı bir dönüşüm, AK Parti için de kendisi için de daha iyi olacak diye düşünüyorum, kendisine eski bir dost tavsiyesi olarak…”

Demokrasi ve Atılım Partisi (DEVA Partisi) Genel Başkanı Ali Babacan, NOW TV’de İlker Karagöz ile “Çalar Saat” programında gündeme ilişkin konuştu. Babacan’ın konuşmasından öne çıkan bölümler şöyle:

“2025 yılı, 2024 yılına göre vatandaşımızın sıkıntıyı daha çok hissedeceği bir yıl olacak maalesef. Çünkü niye? Bakın 18 bin 979 lira açlık sınırına karşı makas gittikçe açılacak, açılacak. Temmuz’da asgarî ücrete ara zam verilmeyeceği için bu yıl açlık sınırı artmaya devam edecek fakat asgarî ücret sabit kalacak. Onun için biz ne dedik? ‘1 Temmuz’da mutlaka ara zam gerekir’ dedik asgarî ücrete.

Asgarî ücrete 1 Temmuz’da ara zam verilmediği yıl pek yoktur yakın tarihimizde. 20 yıldır çoğunda asgarî ücrete mutlaka ara zam verilmiştir. Enflasyon tek haneye indiğinde bile mutlaka 1 Temmuz’da ara zam verilmiştir. Çünkü siz ara zam vermezseniz ve yıl sonuna kadar beklersiniz, o zaman asgarî ücretin refahından çalmış olursunuz. Enflasyon her ay, her ay artmaya devam ederken asgarî ücretin yıl boyunca 12 ay sabit kalması, asgarî ücretlinin hakkından çalmaktır.

TÜİK’in alışveriş sepeti bakın… TÜİK’in yasasını ben çıkarttım; tamamen bağımsız bir halde kurduk TÜİK’i… Eskiden Devlet İstatistik Enstitüsü’ydü, hatırlayalım. Sonra TÜİK’i Avrupa standartlarında bir kurum haline getirdik. Bağımsız çalıştı TÜİK, mesela son bağımsız TÜİK Başkanı beş yıl görev yapmıştır kimse dokunamamıştır. Eskiden TÜİK alışveriş sepetindeki ürünleri fiyatlarına yazardı. Derdi ki mandalina bu, portakal bu, elma bu diye yazardı. Emeklinin asgarî ücretlinin sepeti küçülmüş durumda.

Zaten ne oldu geçenlerde? Diyanet İşleri Başkanlığı bir fetva verdi. ‘Artık Türkiye’de asgarî ücretli, emekli fitre alabilir’ dedi. Resmen devletin bir başka kurumu tescil etti ki bugün Türkiye’de asgarî ücretli ve emekli yoksul oldu, fakir fukaralık arttı. Fitreye, sadakaya, zekata muhtaç bir asgarî ücretli ve emekli var artık Türkiye’de. Ve neye rağmen? Biliyorsunuz geçen yılı, 2024 yılını emekli yılı ilan ettiler. Emekliler yılı ilan ettikleri yıl, emeklinin çok zorluk çektiği, perişan olduğu bir yıl oldu.

2025 senesi de aile senesi. Allah aileleri korusun diyorum. 2024’ü emekli yılı ilan edip emekliyi perişan eden bir hükümet, 2025 yılını aile yılı ilan etti. Umarım ki Türkiye’deki aile kurumunun daha da zayıfladığı, daha da sıkıntıya girdiği bir dönem yaşamayız. Gerçekten şu anda aileyi korumak için ve aile kurumunu yaşatmak için insanlar çabalıyor, çok çırpınıyor ama şartlar o kadar kötü ki hem sosyal ve kültürel ortam hem de ekonomik şartlar ailelerin büyük sıkıntılar yaşamasını beraberinde getirdi.

Sosyal ve kültürel açıdan baktığımızda gündüz kuşağı programları var biliyorsunuz. Gündüz kuşağı programları, hükümeti destekleyen insanların sahibi olduğu televizyon kanallarında, 3-4 yaşındaki çocukların bile rahatlıkla izleyebileceği kanallardan bahsediyoruz. Bu sabah kuşağı programlarındaki temalar, işlenen konular aile kurumunun tam da özüne kastediyor.

Türkiye’deki hane başına yaşayan insan sayısı gittikçe azalıyor. 2024 yılı son yıllarda en az sayıda bebeğin doğduğu yıl oldu. Kadınlarda doğurganlık hızı denilen bir ölçüm vardır; hayatı boyunca sahip olduğu çocuk sayısıyla bağlı olan bir rakamdır bu. Şu anda Türkiye’de bu rakam Fransa’nın altına düştü. Avrupa Birliği dediğimiz, Fransa dediğimiz ülkeden daha düşük. Çünkü insanlar evlat sahibi olmaktan artık korkuyor, çekiniyor.

Ben çocuğumu nasıl okuyacağım diyor. Eğitim masrafları almış başını gitmiş. Gerçekten şu anda aile kurmanın, çocuk sahibi olmanın çok zor olduğu bir dönemden geçiyoruz. En basit bir düğün, en basit bir evlilik merasimi topladığınızda ev eşyasıyla şunla bunla 500 binden başlayıp bir milyona kadar ucu yok, sonu yok, çok çok büyük maliyetler. Dolayısıyla gençler evlenmekten çekiniyor, korkuyor, ‘Param’ yok diyor’.

Sadece ekonomi politikası ile bakın enflasyon düşmüyor. Aynı zamanda ifade özgürlüğü ile hukuk ve adalet konusunda Avrupa Birliği standartlarına doğru yürüdükçe enflasyon düşüyor. Bunlar birbiriyle çok ilgili konular. Artı yapısal reformlar. Bakın şu anda Türkiye’de israf çok büyük. Sayın Cumhurbaşkanı gitti Asya gezisine 3 tane ayrı uçakla… Arabalar ayrıca uçağa bindiriliyor önden gönderiliyor.

Böyle bir şey yoktu eskiden. ‘İtibardan tasarruf olmaz’ ifadesi aslında bana verilmiş bir cevaptır. Çünkü ben o gün diyordum, ‘İsraf çoğaldı, tasarruf etmemiz lazım’ diyordum, gazetelerde boy boy manşet oluyordu, ‘Tasarruf tasarruf’ diyordum. O bana verilmiş bir cevaptır, itibardan tasarruf olmaz… Başbakan Yardımcısıydım ve israfın arttığını görüyordum. Yazık diyordum, bakın bu yanlış.

Türkiye’de konut çok pahalı değil mi? Basit bir örnek. Milyonlarca insanı etkiliyor. Kiralar uçtu gitti, konut çok pahalı. Çözümü o kadar kolay ki… Biraz insanları dinleseler, biraz etraflarında örülmüş olan menfaat şebekesini şöyle bir dağıtsalar, ki bugün ben ülkenin Cumhurbaşkanı olayım zaten onun için istemiyorlar, o etraflarındaki menfaat şebekesi benden çok korkuyor. ‘Ya bunlar fazla dürüst, bunlar yemez yedirmez’ diyorlar. ‘Erdoğan bir giderse bizim halimiz nice olacak’ diyorlar. Biz sadece iktidara karşı mücadele etmiyoruz, menfaat şebekesine karşı da mücadele ediyoruz.

Erdoğan’a çağrı: Kenara çekil

Bize göre Cumhurbaşkanı aday olamaz. Ayrıca AK Parti’nin kuruluş akitnamesi açısından da olamıyor. Çünkü AK Parti’de tüzüğü yazan dar ekibin içindeydim, Erdoğan da vardı, imzası da var. ‘Türkiye’de lider sultası olmamalı partilerde, ben kendi görev süremi üç dönem olarak kısıtlıyorum’ dedi. Altına da imzayı bastı, akitleşti, sözleşti partiyi kuranlarla. ‘Ben üç dönemden fazla Genel Başkan olmayacağım dedi. Şimdi akdini bozmuş durumda.

Niye o sözü verdi? Çünkü uzun süre devlet yönetmek güç zehirlenmesine yol açıyor. Güç yozlaştırıyor, mutlak güç mutlaka yozlaştırıyor. Onun için başta da söyledim ülkeyi yönetenlerin mutlaka hukukla, süreyle sınırlı olması gerekiyor. Sayın Erdoğan kendisine yakışan bir şekilde, tatlı bir dönüşümle, artısı eksisiyle bir döneme damga vurmuş bir insan olarak biraz kenara çekilerek başkalarının önünü açması gerekiyor.

Yoksa tek kişiye bağlı, bir kişinin sağlığına, ömrüne bağlı bir yönetim şu anda Türkiye’nin en önemli riskidir, en önemli beka meselesidir. Bir kişinin sağlığı ve ömrüyle riskli bir yönetim değil tam tersine kendisi hayattayken tatlı bir dönüşüm, AK Parti için de kendisi için de daha iyi olacak diye düşünüyorum, kendisine eski bir dost tavsiyesi olarak…”

Paylaşın

Babacan, “Filistin” Üzerinden İktidara Yüklendi

Yeni Yol’un grup toplantısında konuşan DEVA Partisi Lideri Ali Babacan, Türkiye’nin Filistin konusunda daha etkili bir dış politika yürütmesi gerektiğini ifade etti.

“Tarih, zalimleri de, zulme ortak olanları da, bu zulme sessiz kalanları da affetmeyecektir” diyen Babacan, Türkiye’nin sadece kendi çıkarlarını gözeten bir anlayıştan uzaklaşması gerektiğini söyledi.

Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, Yeni Yol grup toplantısında konuştu. Hükümeti Filistin konusunda yetersiz adımlar atmakla suçlayan Babacan, Türkiye’nin artık mazlumların yanında duramayan bir ülke haline geldiğini söyledi.

Konuşmasına “Gazze Gazzelilerindir” ifadeleriyle başlayan Babacan, Gazze’nin bağımsız bir Filistin devleti için direnenlerin toprağı olduğunu vurguladı. İsrail’in Gazze’yi bir “açık hava hapishanesine” çevirdiğini belirten Babacan, Filistinlilerin yıllardır süren direnişinin hiçbir zaman sona ermediğini dile getirdi.

“Kaybedeceksiniz, hâlâ anlamadınız mı?” diyerek İsrail’e seslenen DEVA Partisi Lideri Babacan, Uluslararası Adalet Divanı’nın (UAD) İsrail’i soykırımla suçlamasının tarihi bir dönemeç olduğunu söyledi.

Hükümetin Gazze konusunda geç kaldığını dile getiren Babacan, Güney Afrika Cumhuriyeti’nin 29 Aralık 2023’te İsrail’e karşı Uluslararası Adalet Divanı’nda açtığı davaya Türkiye’nin ancak 7 Ağustos 2024’te müdahil olduğunu belirtti. “7 ay 10 gün boyunca neyi beklediniz?” diye soran Ali Babacan, bu süre içinde 18 bin Filistinlinin daha hayatını kaybettiğini ifade etti.

Babacan, Türkiye’nin Filistin için daha aktif bir politika yürütmesi gerektiğini belirterek “Zamanında güçlendirdiğimiz ekonomiye sırtını dayayıp ‘van minüt’ demek kolaydı. Şimdi zor, yapamıyorlar” sözleriyle iktidarın ekonomik zorluklar nedeniyle dış politikada etkisiz kaldığını savundu.

Ali Babacan, İsrail’in sadece Gazze’deki yıkım ve ölümlerle yetinmediğini, aynı zamanda Filistinlileri kendi topraklarından sürmeye çalıştığını belirtti. Batı ülkelerinin Mısır ve Ürdün’e baskı yaparak “Gazze’de yaşayan 2 milyon Filistinliyi alın, kendi topraklarınıza yerleştirin” dediğini aktaran Babacan, iki ülkenin bu taleplere direndiğini ancak Türkiye’nin de bu süreçte destek olması gerektiğini vurguladı.

“Türkiye, hem Mısır’a hem de Ürdün’e destek çıkmak zorunda” diyen Babacan, hükümeti bu konuda yeterli adımı atmamakla eleştirdi. “7 Ekim’den beri Türkiye’de iktidar bu konuda üzerine düşeni maalesef yapmadı, yapmıyor” ifadelerini kullanan Babacan, İsrail ile ticaretin aylar boyunca devam ettiğini, ancak protestoların ardından sonlandırıldığını hatırlattı.

Grup toplantısında konuşmasını sürdüren Ali Babacan, Türkiye’nin Filistin konusunda etkili bir dış politika yürütmesi gerektiğini belirtti. “Tarih, zalimleri de, zulme ortak olanları da, bu zulme sessiz kalanları da affetmeyecektir” diyen Babacan, Türkiye’nin sadece kendi çıkarlarını gözeten bir anlayıştan uzaklaşması gerektiğini ifade etti.

DEVA Partisi Lideri Babacan, “Dünya susabilir, bazıları çıkar hesapları yapabilir. Ama biz, insanlık onurunu ayakta tutmak için mücadelemizi sürdüreceğiz” sözleriyle konuşmasını tamamladı.

Paylaşın

Babacan’dan İş Dünyasına Sert Sözler: Sus Pus Oldular, Etkileri Sıfır

İş dünyasına sert eleştirilerde bulunan DEVA Partisi Lideri Ali Babacan, “Siyaset üzerinde baskı, medya üzerinde baskı, STK’lar üzerinde baskı, sanat camiası üzerinde baskı, iş dünyasını zaten sanmıyorum iş dünyası suspus… Bir zamanların en etkili kuruluşları, diyelim ki TOBB, diyelim ki TÜSİAD, bir açıklama yaparlardı baya etkili olurlardı. Şu anda sıfır etki” dedi.

Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi  Genel Başkanı Ali Babacan, Ekol TV’de Pınar Işık Ardor ile “Kontrol Noktası” programında gündemi değerlendirdi. Babacan, AK Parti’nin temel ilke ve değerlerinde sapmalar olduğunu vurgulayarak, yanlışın içinde ve yanında durmadıklarını, DEVA Partisi’ni kurduklarını belirtti.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının İmamoğlu’na hapis ve siyasi yasak talebiyle iddianame hazırlamasına tepki gösteren Babacan, “Partimiz 9 Mart’ta tam beş yılı dolduracak. ‘Hukuksuzluğa itirazımız var’ dedik, ‘Adaletsizliğe itirazımız var’ dedik. ‘Rasyonalite dışı, akılcı olmayan ekonomi yönetimine itirazımız var’ dedik. ‘Ülkemizdeki fakir fukaralığa itirazımız var’ dedik ve DEVA Partisi’ni kurduk. Şu anda bambaşka bir yolda yürüyoruz. Türkiye’nin çözülmesi gereken sorunlarının temelinde hukuk ve adaletin olması gerektiğini düşünüyoruz. Bahsediyorsunuz ya… Acaba siyasi yasak gelir mi, şudur, budur… Adaletin tam işlediği bir ülkede, yargının tarafsız ve bağımsız çalıştığı bir ülkede aslında bu soruların olmaması lazım. İnsanların yargıya güvenmesi lazım. ‘Ben Türkiye Cumhuriyeti’nin yargısına teslim olurum, eminim ki çok hızlı ve adil karar çıkar buradan’ diye insanların güvenmesi lazım. Ama şu anda böyle bir şey maalesef mümkün değil” ifadelerini kullandı.

İktidarın korku ile ülke yönetmeye çalıştığını kaydeden Babacan, “Maalesef ülkemizde giderek artan bir oranda bu baskı iklimi ağırlaşıyor. Bundan Türkiye kazanmaz, tam tersine Türkiye gittikçe gençlerin soğuduğu, gençlerin umutlarını kesmeye başladığı ve kendi ülkesindeki gençlerin başka ülkelerde hayat kurmaya hazırlandığı bir ülke haline gelir. Onun için biz çok üzülüyoruz, aynı zamanda çok kızıyoruz. Bu büyük ve güzel ülkenin çok daha iyi yönetilmeye layık olduğunu düşünüyoruz. Bir iktidar başarı üretecek ve umut verecek… Başarı üretemeyince, umut veremeyince korku ile bu ülkeyi yönetmeye çalışıyorsanız bu iktidarın artık kullanım süresi dolmuştur, miadı dolmuştur ve bir an önce bir değişim o ülkede artık şarttır” diye konuştu.

Yeni Yol oluşumuna yeni partilerin de dahil olabileceği sinyalini veren Babacan, iktidar ve muhalefete alternatif oluşturacaklarının altını çizdi. Babacan, şu ifadeleri kullandı: “AK Parti ve MHP’nin içinde olduğu ama başka partilerin de içinde olduğu bir iktidar blogu var şu anda. Bir de ana muhalefet var. Yeni Yol’un özü vatandaşlarımızı iktidar ile ana muhalefet arasına sıkıştırıp bırakmamak, Türkiye’de ‘Ya onu seçeceksin ya onu seçeceksin, başka da çaren yok’ gibi bir çaresizlikten Türkiye’yi kurtarmak. Asıl amacımız bu. Yani bir zamanlar AK Parti’ye, iktidar partisine destek vermiş ama artık onların hiçbir konuda çözüm üretemediğini gören ve artık aidiyeti azalmış milyonlarca dindar muhafazakâr vatandaşımız var Türkiye’de.

Yine merkez sağda arayışı olan insanlar var. Rahmetli Özal’ı hayırla yad eden, Rahmetli Demirel’i Menderes’i hayırla yad eden ve o günlerle ilgili güzel şeyler hatırlayan milyonlarca vatandaşımız var. Bir de gençler var. Bütün bu insanlara baktığımızda aslında bir yandan iktidar partisi ile ilgili bağlarını önemli ölçüde zayıflatmışlar. Ama elleri de CHP’nin altı okunun altına gitmiyor. Tam da bu kitle için biz diyoruz ki ‘Buradayız. Biz varız. Türkiye çaresiz değil. Türkiye bu iki kutuplu siyasete mahkûm değil. Türkiye için yeni bir yol mümkün’ diyoruz. Yeni Yol’un aslında çıkış noktası budur.”

Babacan, 2023 Mayıs seçimlerine yönelik yöneltilen bir soru üzerine de şu yanıtı verdi: “Biz DEVA Partisi olarak CHP’den gelen aşırı ısrar sonucunda ortak listelerden seçime girdik. Gidip de biz kimseden ricacı olmadık. O günkü siyasi tabloya baktı CHP. O gün Genel Başkan dedi ki, ‘Cumhurbaşkanlığı kazanabiliriz ama Meclis’te çoğunluğu sağlayamıyoruz. Çünkü bu tarafta iki parti var AK Parti, MHP seçime giren partiler açısından. Burada Altılı Masa, Altı Parti. Dolayısıyla ortak listelerden girmezsek oylar bölünüyor ve küsuratları kaybediyoruz. Mecliste çoğunluğu sağlayamıyoruz.’ Biz ısrarlı talep üzerine girdik ve milletvekillerimizin her biri hak ederek seçildi. DEVA Partisi’nin adayının olduğu her bir yerde CHP’nin önceki seçimlere göre oyu yükseldi. Dolayısıyla biz kendimiz hak ederek milletvekillerimizi kazandırmış olduk. Ve bu şekilde de Meclis’teki çalışmalarımız devam ediyor.”

Devletin harcadığı bir kuruşun bile dikkatli harcanması gerektiğini vurgulayan Babacan, aksi takdirde enflasyonu tek haneye indirmenin mümkün olmadığını söyledi. Babacan, “Mesela şu andaki en önemli sorunlardan bir tanesi israf değil mi? Bu israfı nasıl önleyeceğiz? Çok basit diyorum. 28 tane ülkenin uyguladığı bir ihale yasası var; kamu alımları yasası var. Avrupa Birliği’ne üye 28 ülke aynı mevzuatla devlet parası harcıyor. Diyorum ki tasarruf istiyorsanız getirin onu aynen Türkiye’de uygulayın. Niye uygulamıyorsunuz? Bakın uygulayın, göreceksiniz. Örnek veriyorum, 2 milyon liraya mal olan deprem konutu bugün Türkiye’de 1 milyona mal olacak. Bunu uygulayın” dedi.

İhale yasasını değiştirme çağrısını yineleyen Babacan, “Tam 33 tane fasıl vardır Avrupa Birliği müktesebatında. Bu 33 fasılın bir tanesi tamamen kamu alımlarıdır. Yani bütün ülkeler 33 konuda ortak politika uygular. Ortak politikalardan bir tanesi de kamu alımlarıdır. Yani ihale yasasıdır. Mesela Sayın Şimşek, Sayın Yılmaz bunu gayet iyi bilir Uygulayabilirler mi? Mümkün değil yani. Ellerini uzattıkları anda ellerine vururlar. Cık dokunma oraya derler. Geri çekilmek zorundalar. Neden peki? Çünkü orada büyük bir menfaat şebekesi var. Avrupa Birliği’nin ihale yasasını Türkiye’de uygulamamanın ve böyle adrese teslim, ihale vermenin oluşturduğu büyük bir menfaat şebekesi var. İyi tanıdığım iki arkadaşımız bu menfaat şebekesinin o çemberini kırıp da bir şey yapamazlar. Oralara dokunamazlar, giremezler” ifadelerini kullandı.

“İş dünyası suspus; TOBB ve TÜSİAD’in etkisi sıfır”

“Hükûmet başarı üretemiyor şu anda. Yani bu ülkeyi yöneten hükümet başta Sayın Erdoğan olmak üzere ülkenin sorunlarını çözecek kapasitesini kaybetmiş durumda. Türkiye’de şu sorun çözüldü, öyle diyorsunuz ama şurada da iyiye gidiyoruz diyebileceğimiz bir alan Türkiye’de hemen hemen kalmadı. Başarı üretemeyince artık millete başarı sunamayınca ne yapıyor, kendisine karşı çıkabilecek, rakip olabilecek, muhalefet yapabilecek kim varsa onlar üzerinde baskı üretmeye başlıyor. Ve bu baskı da gittikçe artıyor. Siyaset üzerinde baskı, medya üzerinde baskı, STK’lar üzerinde baskı, sanat camiası üzerinde baskı, iş dünyasını zaten sanmıyorum iş dünyası suspus… Bir zamanların en etkili kuruluşları, diyelim ki TOBB, diyelim ki TÜSİAD, bir açıklama yaparlardı baya etkili olurlardı. Şu anda sıfır etki…”

Paylaşın

Babacan: Muhalefet Desteklemezse Erdoğan Aday Olamaz

DEVA Partisi Lideri Ali Babacan, Erdoğan’ın bir dönem daha aday olmasının hukuki olmadığını belirterek, “Muhalefet desteklemezse Meclis’te sayılar yetmiyor. İktidarın tek başına ülkeyi erken seçime götürme imkânı yok. Bu işe ancak muhalefetin desteği gerekiyor” dedi.

Haber Merkezi / Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, TELE1 TV’de gazeteci Zeynel Lüle’nin “Gerçeğin İzinde Liderler” programına katılarak ülke gündemine ilişkin açıklamalarda bulundu. Babacan, “Sistem değişikliği olmadan, gerçekten tam anlamıyla bir parlamenter sisteme geçilmeden bu ülkenin sorunlarının asla çözülemeyeceğini düşünüyoruz” ifadesini kullandı.

Erdoğan’ın bir dönem daha aday olmasının hukuki olmadığını dile getiren Babacan, “Erken seçim beklentisinin aslında temelinde, Anayasa’nın bir maddesi var. Anayasa’nın o maddesi diyor ki ‘Eğer Meclis bir erken seçim kararı alırsa Cumhurbaşkanı bir üçüncü dönem daha aday olabilir.’ Aslında tüm erken seçim tartışmalarının odağında tam da o Anayasa maddesi var. Peki Sayın Erdoğan böyle bir erken seçim ister mi? Erken seçimden kastımız aslında süreyle alakalı… Yani 2026 yılı ne demek?

Genel seçimlerden sonra üç yıl geçmiş, iki yıl daha var demek. Sayın Erdoğan iki yılını yakıp yeniden bir beş yıllık süre için Cumhurbaşkanı seçilip devam etmek ister mi istemez mi bu tamamen kendi kararı olacak. Ama muhalefetin buna ne demesi lazım? Muhalefet bunu destekleyecek mi desteklemeyecek mi? Muhalefet desteklemezse Meclis’te sayılar yetmiyor. İktidarın tek başına ülkeyi erken seçime götürme imkânı yok. Bu işe ancak muhalefetin desteği gerekiyor” dedi.

Babacan, Türkiye’de sistem değişikliği olmadan sorunların çözülemeyeceğini kaydederek, “Bizim çok açık bir parlamenter sistem irademiz var. Bu DEVA Partisi’nin kuruluş belgelerinde yazılı, programında yazılı ve her şeyiyle çalışılmış detaylı bir parlamenter sistemimiz var bizim. Türkiye’de sistem değişikliği olmadan, gerçekten tam anlamıyla bir parlamenter sisteme geçilmeden de bu ülkenin sorunlarının asla çözülemeyeceğini düşünüyoruz mevcut sistem içerisinde” ifadelerine yer verdi.

Cumhurbaşkanlığı hükûmet sisteminin değiştirilmesi konusunda net bir irade koyulması gerektiğini belirten Babacan, “Diyelim ki artık Sayın Erdoğan kazanamadı ama mevcut sistemle bir başka cumhurbaşkanı seçildi. İnanın Erdoğan gider Merdoğan gelir, Türkiye’nin hiçbir sorunu çözülmez. Çünkü şu anda Cumhurbaşkanı’nın sahip olduğu yetkiler, bir meleği, benzetmek gibi olmasın onu bile yoldan çıkarır. Bakarsınız bir süre sonra ‘Ya bu iyiymiş’ der ‘ya ben aklıma gelen her şeyi yapıyorum’ der. ‘Niye vereyim ki yetkilerimi?’ demeye başlar bir süre sonra. Dolayısıyla sistemi değiştirme iradesinin çok net bir şekilde ortaya konması lazım. Şu anda ana muhalefet partisinde bu irade yerinde duruyor mu durmuyor mu ben bilmiyorum” yorumunu yaptı.

Babacan, RTÜK’ün ‘Türkiye’de olumlu olaylar olmuyor algısı yarattıklarını’ öne sürerek ana haber bültenlerini yaptırımla tehdit etmesine sert tepki göstererek, “RTÜK’ün görevi yasasında açık şekilde tanımlanmıştır. RTÜK ‘Haberleri iyimser verin, kötümser verin’ demeyle mükellef bir kurum değildir. ‘Doğru haber verin, vatandaşı yanıltmayın’ deme noktasında olan bir kurumdur. Hükûmetin zaten bir propaganda makinesi var. Hükûmetin zaten kendi kontrolünde pek çok televizyon kanalı var, pek çok medya organı var. Eğer iyimser bir şey yayınlamak istiyorlarsa orada zaten yayınlıyorlar. Ama bu ülkenin gerçeklerini siz nasıl saklayabilirsiniz ki… Her gün vatandaşlarımızın yaşadığı zorlukları, siz kendi halkımıza nasıl saklayabilirsiniz ki…

İnsanlar çarşı pazara gittiği zaman fiyat etiketlerini görüyor. Emeklilerimiz 10 lira, 20 lira ucuz et alabilmek için saatlerce kuyrukta bekliyor. Asgari ücretlimiz daha birinci ayda açlık sınırının altında kalan bir maaşla yaşam mücadelesi veriyor. Bunca sıkıntıyı her gün günlük hayatında yaşarken televizyonlar ister olumlu, iyimser haber yapsın ister kötümser haber yapsın. Bize göre değişen bir şey yok. Ama RTÜK’ün görevi değil… RTÜK’ün haddi de değil görevi de değil iyimser ya da kötümser haber… ‘Gerçek haber yapın’ diyebilir. ‘Yalan söylemeyin’ diyebilir. ‘Vatandaşımızı yanıltmayın’ diyebilir. Ama ‘Biraz moral verin canım, bu kadar da kötü değil her şey’ demek RTÜK’ün haddi de değil görevi de değil…” dedi.

Türkiye’nin “Hukukun Üstünlüğü Endeksi”ndeki konumuna dikkat çeken Babacan, “Türkiye’de Hukukun Üstünlüğü Endeksi‘nde paldır küldür aşağıya doğru düşüyor. Ben hep söylüyorum. Bu hukukun üstünlüğünde tepetaklak aşağıya giderken ekonomide yükselemezsiniz. Hukukun üstünlüğünde eğer tepetaklak aşağıya doğru gidiyorsanız ekonominiz de tepetaklak aşağıya gider. Hukukun üstünlüğü böyle dibe vurmuşken, ülkede hukuk ve adaletten bahsetmek mümkün değilken siz öyle sadece Merkez Bankası’nın faizlerini yükselterek Türkiye’de enflasyonu falan da düşüremezsiniz” diye konuştu.

“Bugünün Türkiye’sinde terörün yeri yoktur”

Babacan, terör örgütü PKK’nın silah bırakma sürecine yönelik, “Örgütün yapıp yapmayacağı işlerle hak ve özgürlüklerin pazarlık konusu edilmesini biz yanlış görüyoruz. Ama bir yandan da er ya da geç hak ve özgürlükler konusunda da gereği mutlaka yapılmalıdır. Bunlar tanınmalı ve Türkiye’nin bu sorunu artık gündemden kalkmalıdır. Bunlar eski sorunlar… ‘Artık bugünün Türkiye’sinde bunların yeri yok’ diyoruz. Ve terör örgütünün eğer siz ne kadar varlık sebeplerini ortadan kaldırırsanız, terör örgütünün varsa kendine göre bir davası falan filan neyse kendileri ne diyorsa, ne kadar bunların dayandığı gerekçeleri ortadan kaldırırsanız o zaman eliniz güçlenir; önemli olan örgütü yalnızlaştırmaktır, örgütün varlığının kök sebeplerine gelip o kök sebepleri ortadan kaldırmaktır.”

Tarihi bir fırsata işaret eden Babacan, “Bana göre tarihi bir fırsat var. Bakın, tarihi bir fırsat… Bu fırsatı kaçırmamak lazım… Özellikle bizim iktidara çağrımız da budur: Bu tarihi bir fırsattır. Suriye’deki Kürtlere çağrımdır: Suriye’de de yaşayan Kürtler açısından da tarihi bir fırsattır. Ve bölgemizin barış ve istikrar açısından da tarihi bir fırsattır. Umarım ki bu fırsatı kimse tepmez. Tabii burada kritik bir konu İsrail’dir. Çünkü İsrail gerçekten istikrarlı, demokratik bir Suriye isteyip istemez, ben ondan emin değilim. Çünkü demokratik, istikrarlı bir Suriye, bölgede İsrail’in işini zorlaştıracaktır” dedi.

İsrail’in tek taraflı ve aşırıcı tutumlarına karşı dikkatli olunması gerektiğini vurgulayan Babacan, “Zayıf bir Suriye’den, karışıklık içerisindeki bir Suriye’den istifade edecek bir ülke varsa o da İsrail’dir. Zaten hemen dikkat ederseniz, Esad rejimi devrilir devrilmez, hemen işgal alanını genişletiverdiler. Zaten bir tampon bölgeyi ellerinde tutuyorlardı, Golan Tepeleri’ni. Sınırı biraz daha öteye taşıverdiler. Neymiş? Golan Tepeleri zaten onlarınmış da. Onu da korumak için biraz daha ileri çekiverdiler sınırı. Ve oraya yerleşkeler kurmaya başladılar.

Bakın, burada yıllardan sonra kendine gelmeye çalışan, kendini bulmaya çalışan istikrar arayışında bir ülke var. Ama hemen yanı başındaki İsrail, Suriye’deki istikrarı bozacak, bozabilecek ciddi atımlar atıyor. Dolayısıyla buradaki en önemli risk İsrail’in bu işi bozabilecek hamleleridir. Dolayısıyla Suriye’deki Kürtler bizim kardeşimizdir. Bizim Kürt vatandaşlarımız ne kadar kardeşimizse Suriye’deki Kürtler de kardeşimizdir. Bu ülkenin, bu bölgenin sorunlarını biz çözmeliyiz. Böyle uzaktan Amerikalıların gelip de onların müdahalelerine izin vermememiz lazım. Hele hele İsrail’in böyle tek taraflı, aşırıcı, sürekli talepte bulunan tutumuna karşı da hep beraber dikkatli olmamız lazım. Kimseye fırsat vermememiz lazım” dedi.

Babacan, ABD Başkanı Trump’ın 2 milyon Filistinlinin Mısır ve Ürdün’e sürülmesini ve kıyı şeridine el koyup burayı bir turizm şehrine dönüştürülmesi önerisine de sert tepki gösterdi. Babacan, “Uluslararası toplumun topyekûn sağlam bir duruşu ortaya koyması lazım. Siz kimin malını kime veriyorsunuz Allah aşkına ya? Gazze Filistinlilerin… Gazze’de yaşayanların çoğu zaten daha önce farklı bölgelerden oraya sürülen insanlar yani. Gazze’nin tarihinde öyle bir nüfus yoğunluğu yok ki…

Zamanında Filistin’in farklı bölgelerindeki insanlar sürüle sürüle, sürüle sürüle getirilmişler kıyı şeridine. Gazze şeridi denir oraya. Çünkü çok ince uzun bir bölgedir. Zaten denize dökülmeye ramak kalmış yani… 2 milyon 200 bin insan zaten yerlerinden edilmiş. Bir de siz oradan mı edeceksiniz? Dolayısıyla bu kabul edilebilecek bir şey değil. Filistinlilerin burada haklı bir mücadelesi var ve bir mücadelede mutlaka onların yanında durmak lazım. Ne pahasına olursa olsun onların haklarını korumak lazım” diye konuştu.

“Sayın Erdoğan’ın en önemli konularından bir tanesi önce Trump ile yüz yüze görüşmek. Bir an önce yüz yüze görüşelim modunda. O randevuyu koparabilmek, alabilmek, yüz yüze görüşmek şu anda odaklandığı o. Bütün dünyadan tepki gelirken Sayın Erdoğan’ın bu konuda sessiz kalması bizim de dikkatimizi çekti. Dedik acaba arkada bir şeyler mi var? Başka tür ilişkiler mi var? Özellikle İsrail ile ticaretin kesilmemesi değil mi? Ya da uluslararası mahkemelere Netanyahu hükûmetini ilk götüren ülkenin Güney Afrika Cumhuriyeti olması. Afrika’nın ta güneyindeki bir ülke İsrail hükûmetini Lahey’e götürüyor. Uluslararası Adalet Divanı’na götürüyor. Tutuklama kararı çıkartıyor. Türkiye neden sonra davaya taraf oluyor; neden öncülüğünü yapmadınız?”

Hükûmetin İsrail politikasını eleştirmeye devam eden Babacan, “’İsrail ile ticareti kestik’ dediler yalan olduğu ortaya çıktı, sonra ‘Biz devlet olarak yapmıyoruz özel sektör yapıyor’ dediler. Sonra devlet olarak da yaptıkları ortaya çıktı. Bu konular, özellikle ticari ilişkiler bizim aklımızda koca bir soru işareti olarak duruyor. İsrail ile olan ticari menfaatler mi acaba bu konuda garip davranışlara sebep oluyor diye… Bir soru işareti olarak duruyor. Ama Trump’ın biraz önce ekrana düşürdüğünüz açıklaması kabul edilebilir bir şey değil. Uluslararası hukuka aykırı. 2 milyon 200 bin insanı kendi topraklarından başka ülkelere sürme kararı bundan 100 sene, 200 sene sonra da tarihte bir kara leke olarak kalır. Amerika Birleşik Devletleri’nin, sözüm ona özgürlüklerin, hukukun, demokrasinin bir dönem öncülüğünü yapmaya çalışan bir ülkenin siciline kara bir leke olarak işlenir” ifadelerini kullandı.

Paylaşın

Ali Babacan’dan Hükümete Sert Eleştiriler

TBMM’deki Yeni Yol Grup toplantısında konuşan DEVA Partisi Lideri Ali Babacan, 6 Şubat depremleri üzerinden iki yıl geçtiğini hatırlatarak, hükümete sert sözlerle yüklendi:

“İki yıl geçti, hâlâ evsiz kalan yüzbinlerce insan var. 201 bin konut tamamlanmış, peki geri kalanlar ne olacak? Bu hızla giderse insanlar 2029-2030’a kadar beklemek zorunda mı kalacak?.”

Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, TBMM’deki Yeni Yol Grup toplantısında konuştu. Babacan konuşmada, 6 Şubat depremlerinin üzerinden iki yıl geçmesine rağmen depremzedelerin hâlâ belirsizlik ve çaresizlik içinde olduğunu söyledi.

Babacan, hükümetin deprem bölgesine yönelik vaatlerini yerine getirmediğini vurgulayarak, konut inşaatlarının yavaş ilerlediğine dikkat çekti: “Bir yılda 319 bin konut bitireceğiz dediler. İki yıl geçti, biten konut sayısı ancak 201 bin. Yılda ortalama 100 bin konut yapabildiler. Bu hızla giderse bu iş en az 6 yıl sürecek demektir; yani 2029-2030’dan önce bitmeyecek demektir.”

DEVA Partisi Lideri Babacan, depremzedelerin karşı karşıya olduğu zorlukların sadece konut inşaatlarındaki gecikmelerle sınırlı kalmadığını belirtti. Devletin koordinasyon eksikliği, belirsizlik ve iletişim kopukluğu nedeniyle vatandaşların ciddi mağduriyetler yaşadığını ifade etti.

Babacan, depremin ilk günlerinde vatandaşların “Devlet nerede?” diye sorduğunu hatırlatarak, bugün de aynı sorunun sorulmaya devam ettiğini söyledi: “Deprem gerçekten büyük bir felaketti. Ancak, depremin ardından yaşananlar, felaketin kendisi kadar ağır, felaket kadar vahimdi. O gün, yakınları enkaz altında olanlar ‘Devlet nerede?’ diye soruyordu. Bugün, depremden iki yıl sonra, vatandaşlarımız aynı soruyu sormaya devam ediyorlar.”

Ali Babacan, evlerini kaybedenlerin yaklaşık dörtte üçünün, yeni konutlarla ilgili hiçbir bilgi alamadığını belirtti. Kura çekimlerinde isimleri çıkanların kendilerine ne çıktığını bile bilmediğini, anahtar teslim törenlerinde dağıtılan anahtarlarla vatandaşların tamamlanmamış evlerle karşılaştığını söyledi.

Babacan, sadece konutlarla ilgili değil, deprem bölgesindeki sanayi, ticaret ve üretim sektörlerinde de büyük bir durağanlık olduğunu vurguladı: “Depremden etkilenen şehirleri ayağa kaldıracak olan sanayidir, üretimdir, ticarettir. İnsanlar iş bulmalı, çalışmalı, üretmeli, kendileri kazanmaya başlamalıdır. Bunun önünü açmazsanız, orada yaşayanları sürekli olarak devlet desteklerine muhtaç bırakmış olursunuz.”

Ancak DEVA Partisi Lideri Babacan’a göre, bu süreçte sanayi sitelerine yönelik hiçbir adım atılmadı. İş yerleri yıkılan, makineleri zarar gören binlerce esnafın yeniden iş hayatına dönmek istediğini ancak önlerine aşılamaz engeller konduğunu belirtti: “Defalarca dile getirilen haklı taleplere rağmen ‘mücbir sebep’ hali altışar aylık dönemler halinde uzatılıyor. Sanki 6 ayda esnafın bütün sorunları çözülecekmiş gibi.”

Ali Babacan, esnaf odalarının “Plan, program yok”, “İletişim yok” diyerek en çok belirsizlikten şikâyet ettiğini dile getirdi. Babacan, deprem bölgelerinde uzman doktor eksikliği, öğrenci yurtlarındaki yetersizlikler, sık sık yaşanan elektrik kesintileri ve temiz suya erişim sorunlarının hâlâ devam ettiğini söyledi:

“Antakya’nın yolları artık sadece yıkımdan değil, inşaat şirketlerinin keyfi uygulamalarından dolayı da geçilmez halde. Şehrin dört bir yanında devasa çukurlar, açıkta bırakılmış rögar kapakları var. Hatay toza bulanmış, çamura gömülmüş halde.”

Babacan, depremzedelerin oturmaya hazır olmayan konutlara girmeye zorlandığını belirtti: “Konteynırlardan çıkan insanlar, boş evraklara imza atıp, boş evlere giriyor. Hatırlayalım; seçimden önce ev eşyası yardımı yapacaklarına söz verdiler, seçimden sonra sözlerini unuttular. Depremzedeler sıfırdan borçlanarak yeni eşya almak zorunda kalıyor.”

DEVA Partisi Lideri Babacan, seçimden önce devlet desteğiyle eşya yardımı yapılacağı sözü verildiğini ancak seçim sonrası bu sözün unutulduğunu hatırlattı. Babacan, hükümetin deprem sonrası açıkladığı konut yapım planlarının gerçekçi olmadığını belirtti:

“Biz doğruyu söyleyin dedik. TOKİ bugüne kadar yılda 50-60 bin konut yapabildi dedik. Hadi bunu ikiye katlayın dedik. Üstelik siz 1 liraya mal olacak deprem konutunu; 2 liraya, 3 liraya mal ediyorsunuz dedik. Bir yılda 319 bin konutu hangi imkânlarla yapacaksınız dedik.”

DEVA Partisi Lideri Babacan, sonuç olarak, vaat edilen 319 bin konutun sadece 201 bininin tamamlanabildiğini, mevcut hızla inşaatların ancak 2030’a kadar bitirilebileceğini ifade etti.

Babacan, 6 Şubat 2023 depreminin Türkiye’yi ekonomik olarak zaten zor bir dönemde yakaladığını belirtti: “Depremden önce Türkiye’yi büyük bir ekonomik deprem vurmuştu. Bu ev yapımı, el yapımı ekonomik depremi Sayın Erdoğan ve damadı bizzat hazırlamışlardı. Döviz kuru patlamış, enflasyon patlamış, bütçe açığı patlamış, Merkez Bankası’nın net döviz pozisyonu eksi 65 milyar dolara düşmüştü. 6 Şubat depremi vurduğunda, ekonomimiz çok zayıf bir durumdaydı.”

Ali Babacan, bu zayıf ekonomik durumun, deprem bölgesindeki yeniden yapılanma sürecini de büyük ölçüde sekteye uğrattığını ifade etti.

Babacan, konuşmasına hükümete sert eleştiriler yönelterek devam etti: “İki yıl geçti, hâlâ evsiz kalan yüzbinlerce insan var. 201 bin konut tamamlanmış, peki geri kalanlar ne olacak? Bu hızla giderse insanlar 2029-2030’a kadar beklemek zorunda mı kalacak?”

“Hiç kimse Gazze’de bir oldu bitTiye kalkışmasın”

ABD Başkanı Donald Trump’ın Gazze halkını hedef alan açıklamalarına da değinen Babacan, ABD’deki yeni yönetime seslenerek şunları söyledi: “Ancak bugün şunu açıkça ifade edeyim ki, hiç kimse Gazze’de bir oldu bittiye kalkışmasın. ABD’nin yeni yönetimi şunu bilsin: Gazze Filistinli kardeşlerimizindir. Filistin davası bizim davamızdır. Bu böyle biline!”

Paylaşın

Babacan’dan Mehmet Şimşek’e “Enflasyon” Tepkisi: Başka Gezegende Miyim…

DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, TÜİK’in yüzde 42 olarak açıkladığı yeni dönemin ilk enflasyon rakamını başarı olarak niteleyen Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ve hükümete tepki gösterdi.

Ali Babacan, yeni ekonomi yönetiminin göreve başladığı 1.5 yıl önce enflasyonun yüzde 38 olduğunu daha sonra yüzde 70’lere kadar çıktığını hatırlatarak, “Yeni ekonomi yönetimi işe başladığında Haziran 2023’te enflasyon yüzde 38’di. Çıktı yüzde 70’e.  Şimdi yüzde 42’ye indirdik diyorlar. Yüzde 42 enflasyon dünyanın en yüksek enflasyonlarından biri. Çok yüksek bir rakam. Sen tek haneye indir de göreyim mücadele edebiliyor musun? O zaman konuşalım” dedi.

Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, 6 Şubat programı kapsamında Hatay Gazeteciler Cemiyeti’nde basın toplantısı düzenledi. Hatay’daki iki önemli soruna dikkat çeken Babacan, bu sorunların “belirsizlik ve iletişimsizlik“ olduğunu belirterek, vatandaşla merkezi ve yerel yönetim arasındaki iletişimin çalışmadığını vurguladı.

Babacan şunları söyledi: “Bakın size Ekim ayında, bundan dört ay önce Hatay Valiliğinin açıkladığı rakamlardan hareket ederek birkaç rakam söyleyeceğim, durumu bize anlatacak. Gerekli olan bağımsız bölüm inşaası, 158 bin 200. Kurası çekilen 18 bin 404. Anahtarı teslim edilen 6 bin 868. Yerleşen aile sayısı 3 bin 301. Herhalde bu rakamlar tabloyu yeterince özetliyor…

Şöyle bir deprem konutlarının maliyetlerine bakıyoruz. Normal şartlarda bir liraya mal edilmesi gereken deprem konutunun iki liraya, iki buçuk liraya, üç liraya mal edildiğini görüyoruz. İnşaat işini uzaktan yakından bilen, inşaat sektörünün içindeki herkes bu gerçeği görüyor. Hatırlayalım Şubat ayında deprem vurdu, Mart ayında Sayın Cumhurbaşkanı seçimler yaklaştığı için bir sürü taahhütler, sözler verdi. Dedi ki örneğin ‘Bir yılda 354 bin konut tamamlayacağız‘ dedi Türkiye genelinde. Aradan iki yıl geçti, teslim edilebilen konut sayısı 201 bin.

Biz bu 354 bin açıklandığında dedik ki ‘Bakın TOKİ’nin şimdiye kadar 20 yıllık ortalaması 50-60 bin konuttur. Hadi bunu ikiyle çarpın belki 100 bin konut da TOKİ yapabilir ama onun üstü hem ciddi bir plan program hem ciddi finansman meselesidir‘ dedik. Seçime gidiyoruz, afaki rakamlar konuşuyorsunuz ama günü geldiğinde bunları uygulamak zor olacaktır. Fakat dinlemediler, defalarca defalarca bu rakamları telaffuz ettiler. Bir yılda 354 binden, iki yılda 201 bin bir sayı söz konusu… Tabii anahtarı teslim edilen konutlar bitti anlamına da gelmiyor. Antakya’da da görüyorsunuz bitti deniyor, teslim edildi deniyor, bakıyorsunuz prizin arkasında elektrik bağlantısı yok, bakıyorsunuz pencerenin arası açık, kilitler çalışmıyor, bakıyorsunuz su akmıyor ya da farklı sorunlar var.

Herhalde şu anda iki önemli sorundan bahsetmek gerekirse Hatay’da birincisi plansızlık, programsızlık… İkincisi iletişimsizlik… İletişimsizlik, belirsizliği de beraberinde getiriyor. Plan ve programsızlık belirsizliği de beraberinde getiriyor. Biz biraz an önce Hatay Esnaf ve Sanatkar Odaları Birliğindeydik. Orada oda başkanlarını dinledik. En çok şikayet ettikleri konunun başında belirsizlik geliyor: Biz esnafız, KOBİ’yiz, iş yapacağız, iş yapmak istiyoruz ama önümüzü göremiyoruz; hangi alanda ne yapılacak belli değil…

Sanayi sitesinde 500’ün üzerinde işyeri yıkılmış durumda, bunun 100 küsürüyle ilgili ancak imzalar toplanıyor çünkü sanayici emin değil, önünü göremiyor, ‘Şimdi ben neye imza atacağım‘ diyor. Atılan imzalar boş kağıtlardan ibaret… Teslim edilen, edilecek konutlarla ilgili… Bakıyorsunuz imzalar atılıyor fakat kaç liraya imza attın, faizi var mı yok mu hiçbir şey belli değil… Belirsizlik tek başına büyük bir problem… Neden belirsizlik var? Plan program olmadığı için…

Ankara ile Hatay arasındaki iletişim çalışmıyor. Hatay’daki yerel yönetimlerle vatandaş arasındaki iletişim çalışmıyor. Sorunun çözülmesi için önce sorunu anlamak lazım, önce bir teşhis etmek lazım… Derdi olanlar derdini ilgililere kolay kolay ulaştıramıyor, dillendiremiyor… Ve bir de işler şeffaf yapılmıyor o da büyük problem… Eğer yaptığınız iş doğruysa şeffaf yaparsınız, doğru hesaptan kaçmaz… Eğer bir şey soruyorsanız ve cevap alamıyorsanız şeffaflık yoksa bu ne demektir? Ya soruyu sorduğunuz kişi bilmiyordur ya da plan program yoktur. Ya da başka şeyler dönüyordur ama söylemeye çekiniyorlardır, utanıyorlardır… Doğru hesaptan kaçmaz… İşlerin şeffaf yürümesi, açık yürümesi lazım.

Eminim ki Hatay’da yerel yetkililerle görüşürken sık sık şunu duyuyorsunuzdur: Tamam ama Ankara’dan talimat yok, tamam ama kanun yer vermiyor. Kanun yer vermiyor dediğiniz şey Meclis’te üç günlük bir şeydir. Ben Meclis’ten çok sayıda kanun çıkardım. Bankacılık Kanunu, Sosyal Güvenlik Kanunu, Sigortacılık Kanunu, Konut edindirmeyle ilgili özel kanunlar her şey… Sayın Bakanımız çok sayıda kanun çıkarttı…

Binlerce maddelik kanunu biz Meclis’ten üç günde geçirdik. Hatay’ın sorunları çözmek için gerekli kanun 13-14 maddelik kanundur. Hızlı çalışılsın, üç günde geçirirsiniz. Efendim kanun izin vermiyor. Ya hangi kanunsa o söyleyin biz bunu Ankara’da düzeltelim demek mümkün. Bunlar zor şeyler değil. Yeter ki o irade olsun, siyasi irade olsun, gerisi gelir.

Türkiye’nin şu andaki yönetim sistemi Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi de Hatay’ın sorunlarının çözülememesinin en önemli sebeplerinden birisi. Alakasız diyeceksin ama çok alakalı… Biraz önce oda başkanlarımızdan birisi dedi ki ‘Cumhurbaşkanı’nı bir sanayi sitesine götürdük, öbürüne götürmedik, götürmediğimiz için orada bir şey olmuyor.’

Bir ülkenin Cumhurbaşkanı’nın sanayi sitesine gidip gitmemesiyle orada bir şeylerin yapılıp yapılmaması arasında böylesine bir bağ kurulabilir mi? Olur mu böyle bir şey… Varsa bir sorun devlet onu çözer. ‘İlla ben göreceğim, ben talimat vermeyince sorun çözülmez‘ bu yaklaşım doğru değil. Ya da bir şey yapılırsa ben talimat verdim de yapıldı. Böyle bir şey yok… Türkiye 85 milyonluk büyük bir ülke.

Bunu tek  bir noktadan bir kişinin dağarcığıyla yönetemezsiniz, böyle bir şey mümkün değil. Ülkeyi yönetme yetkisinin mutlaka merkezden yerele doğru aktarılması gerekiyor. Ülkeyi yönetme yetkisinin üstten alta aktarılması gerekiyor. Yerelin sorunlarını en iyi yerel görür ve yerel çözüm üretir. Yerel yönetimlere ve yerel inisiyatiflere alan açmak gerekir. Bu ülke ancak böyle düzgün yönetilir.”

“İş bilenin kılıç kuşananın”

Babacan, TÜİK’in yüzde 42 olarak açıkladığı yeni dönemin ilk enflasyon rakamını başarı olarak niteleyen Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ve hükümete tepki gösterdi. Babacan, yeni ekonomi yönetiminin göreve başladığı 1.5 yıl önce enflasyonun yüzde 38 olduğunu daha sonra yüzde 70’lere kadar çıktığını hatırlatarak, “Yeni ekonomi yönetimi işe başladığında Haziran 2023’te enflasyon yüzde 38’di. Çıktı yüzde 70’e. Şimdi yüzde 42’ye indirdik diyorlar. Yüzde 42 enflasyon dünyanın en yüksek enflasyonlarından biri. Çok yüksek bir rakam. Sen tek haneye indir de göreyim mücadele edebiliyor musun? O zaman konuşalım” dedi.

Babacan, şunları söyledi: “İş bilenin kılıç kuşananın. Ben bir zamanlar almışım yüzde 70’lik enflasyonu indirmişim tek haneye hem de iki yılda. Bizim heybemiz başarılarla dolu. Heybesi boş olup da turp arayanlardan değiliz biz. Tekrar yaparız çok daha iyisini yaparız. Bu yüzde 42 enflasyona başarı diyerek kim çıkıp açıklıyorsa gerçekten ne yapıyorum ben, nerelerde dolaşıyorum, dünya değil başka gezegende miyim diye kendisine sorması lazım.”

Paylaşın

DEVA Lideri Babacan: Erdoğan, Kenara Çekilmeli

Sözcü TV’de Özlem Gürses’in sunduğu Para Politika programında soruları yanıtlayan Ali Babacan, “Sayın Erdoğan, bu ülkenin bir dönemine belki olumlu katkılarda bulunan ama daha sonraki döneminde de artık ülkeyi yönetemeyen bir lider olarak artık bir kenara çekilmelidir” dedi ve ekledi:

“Bu ülkede sadece bir iktidar değişikliği değil, aynı zamanda ülkeyi yöneten kişinin ve kişilerinin de değişmesi gerekir. Yoksa hiçbir sorun çözülmez. Ben buradan bütün muhalefete de çağrı yapıyorum; ‘Bakın böyle pazarlıklara girmeyin, yanlış yapıyorsunuz’ diyorum.”

Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, Sözcü TV’de Özlem Gürses’in sunduğu Para Politika programında soruları yanıtladı.

İktidarın sanal kumarı tekelleştirdiğini belirten Babacan, şu ifadeleri kullandı: “Kendisine en çok destek veren bir yayın kuruluşunun sahibine aynı zamanda bir de sanal kumar yetkisini verin. ‘Tekel olarak sanal kumarı bu oynatacak’ diye… Kumarhane açılmasının yasak olduğu bir ülkede herkesin cep telefonuna kumar makinelerini yerleştirin, ondan sonra da adil yönetimden bahsedin, gençlikten bahsedin… Gençlere o kadar üzülüyorum ki… Şu yasal ve yasal olmayan sanal bahislerin reklamlarına bir bakın. Birbirinden farkı var mı? Birisi yasal, birisi yasadışı… Şu anda ne diyor Maliye ve Hazine Bakanı? ‘Yasadışı kumarla mücadele ediyoruz’ diyor. 200 bin tane site kapatacağız diyor.

Ya arkadaş 200 bin site açılana kadar aklınız neredeydi? Durdunuz durdunuz niye bugün kapatıyorsunuz? 200 bin sitenin olmasını neden bekliyorsunuz? Bu yasadışı olan… Ama yasadışı çoğaldıkça yasal olanın kârı düşüyor ya… Kendilerine destek veren yayın kuruluşunun kârı düşüyor ya… Yasal olanın onlar işletiyor ya… ‘Yasadışı ile mücadele edeceğiz’ diyorlar. Biz diyoruz ki sanal kumarın tamamıyla mücadele etmeniz lazım… ‘Sanal kumar bu kadar kolay ulaşabilen, çocukların, gençlerin kolayca girip telefonlarından oynayabilecekleri bir şey olmamalı’ diyoruz. Bu aile facialarına sebep oluyor diyoruz. İnsanlar canına kıyıyor bu yüzden… Gerçekten bu iktidarın yaptığının hiçbir tutarlılığı yok.”

Enflasyonla asıl mücadelenin tasarrufla ve devletin harcamalarını düşürmekle olacağını kaydeden Babacan, Cevdet Yılmaz ve Mehmet Şimşek’e de seslendi. Babacan, şunları söyledi: “Ben diyorum ki neden korkuyorsunuz? Sayın Cevdet Yılmaz, Sayın Mehmet Şimşek, Ya gidin Sayın Erdoğan’a, ikna edin, deyin ki ‘Efendim asıl israfın büyüğü burada. Biz 1 liralık deprem konusunu 2 liraya 3 liraya mal ediyoruz. Şu Avrupa Birliği’nin kamu ihale yasasını getirelim, uygulayalım. Bakın nasıl tasarruf edeceğiz? Devletin harcamaları nasıl düşecek? Asıl enflasyonla mücadele böyle olacak.’

Gidin ikna edin Erdoğan’ı. Niye yapamıyorlar? Niye demiyorlar? Çünkü arkadaşlarımızın yetki alanı çok çok sınırlı. Böyle başkalarının menfaatine, o bahsettiğim menfaat şebekelerine dokunmaya çalıştıkları anda birisi geliyor ellerine vuruyor. Cıs, çek elini oradan, karışma. Giremiyorlar oralara. Yoksa ben niyetlerinin iyi olduğunu biliyorum, bu her iki arkadaşımızın da. İmkanları olsa bu konularda Türkiye’de işleri düzeltme yolunda teknik çalışmayı yönetebilecek kapasiteleri olduğunu da biliyorum. Ama yapamıyorlar. Yaptırılmıyor.”

“Bir avuç insan rant kazanıyor”

Babacan, konut fiyatlarının yüksek olmasının nedeninin Türkiye’de arsa üretiminin rant odaklı olmasından kaynaklandığını belirtti: “Türkiye’de konut sorunu sadece depremle ilgili bir sorun değil. Bugün kiralar uçtu gitti. Bir asgari ücrete bakın, bir emekli maaşına bakın, bir de kiralara bakın. Yani artık insanların barınma ihtiyacını karşılaması hızla büyükşehirlerde imkânsız hale geliyor. Peki hiç düşündük mü konut niye pahalı Türkiye’de? Yani bu sadece inşaat malzemesinin artışlarıyla ilgili bir konu değil. Konut pahalı çünkü Türkiye’de yeterince hızlı arsa üretilmiyor arsa. Bu işin içinde maalesef belediyeler de var. Ya Türkiye koskoca ülke. Bugün Florida’da bir apartman dairesi aldığınızda Miami’de diyelim.

Bir apartman dairesi aldığınızda 100 lira ödediğinizde bunun 25-30 lirası arsa payıdır. Türkiye’de bunun yüzde 50’si arsa payıdır. Türkiye’de arsa çok pahalıdır. Çünkü arsa üretimi hep rant, rant, rant gözlüğü takılarak yapılır Türkiye’de. Böyle tatlı tatlı üretelim, azar azar üretelim. Burada bir emsal değişikliği ihtimali mi var? Hemen bir rant mekanizması kurulur. Bir avuç insan kazanır bu rantı. Ama milyonlarca insan pahalı konutlarda yaşamak, yüksek kira ödemek ve çok pahalıya ev almak zorunda kalır. Ev almak şu anda bizim toplumumuzun kahir ekseriyeti için artık imkânsız hale geldi. Normal bir özel sektörde ya da devlet memuru maaşıyla bir konut alayım artık bir hayal haline geldi. Bunun en önemli sebebi Türkiye’de yeterince hızlı arsa üretilmemesidir.”

Yüksek konut kredileri konusunu da değerlendiren Babacan, şunları ifade etti:  “Bir de tabii finansman çok pahalı Türkiye’de. Merkez Bankası’nın yüzde 45 faiz uyguladığı bir ülkede konut kredi sistemi nasıl çalışsın Allah aşkına? Gelişmiş bütün ekonomilerde bir konut finansmanı kurumu bulunur. Bu konut finansmanı kurumu uluslararası piyasalardan ve iç piyasalardan toptan ve ucuz şekilde kaynağı temin eder.

Ve karşılığında bunun gayrimenkul olduğu için, konutlar olduğu için, sağlam bir teminat olduğu için de bu ucuza bulduğu kaynağı yine ucuza sadece konut üretimi için sisteme devreder. Sistem; bankaları da içeren, konut finansman kurumunun merkezinde olduğu, Hazinenin de belli ölçülerde içinde olduğu bir sistem. Ben bugün ülkenin cumhurbaşkanı olayım, 6 ayda bu kurumu kurarım. En geç 1 senede çalıştırmaya başlarım. Bol ve ucuz kaynağı konut üretimine sağlarım. Çalışan örnekleri var. Gidin Allah aşkına bir heyet gönderin. Bilmiyorsanız öğrenin. Bilmiyorsanız biz gelelim anlatalım. Biz teknik heyetimizi göndeririz, anlatırlar.

Eğer 2014’te söz verdiği gibi AK Parti’nin kuruluş akitleşmesinde olduğu gibi, Sayın Erdoğan günlük siyasetten çekilseydi ve orada gerçekten parti içi demokrasiyle farklı bir yönetim modeli ortaya çıksaydı, bugün Türkiye 25 bin dolarlık millî gelirlere ulaşmıştı. Nasıl 10 yılda 3 bin 500 dolardan 12 bin 500 dolarlık millî gelirlere çıktıysa Türkiye ikinci 10 yılda da 12 bin 500’den 25 bine çıkacaktı.”

Babacan, “Etrafındaki menfaat şebekesi dedi ki ‘Efendim siz giderseniz ülke batar.’ Diyemediler ki ‘Efendim biz sizin sırtınızdan nemalanıyorduk. Siz giderseniz bizim artık nemalanacak istifade edecek etrafımızda kimse kalmaz ama siz gitmeyin biz batmayalım.’ Dediler ki ‘Siz giderseniz Türkiye batar.’ Halbuki ‘Siz giderseniz biz batarız’ diyemediler” eleştirisinde bulundu.

“Ana muhalefet hata yapıyor; Erdoğan ile pazarlığa giriyor”

Babacan, muhalefete de eleştirilerde bulunarak, “Bakın burada ana muhalefet partisi de büyük bir hata yapıyor, buradan söylemek zorundayım. Pazarlığa giriyorlar, diyorlar ki ‘Eğer iki buçuk yıl sonra seçim olursa biz tekrar Sayın Erdoğan’ın adaylığının önünü açarız’ diyorlar. ‘Getirin Meclise, mecliste oylayalım. Mecliste erken seçim kararı alalım ve Erdoğan’ın önünü’ açalım diyorlar. Ya siz niye bunu yapıyorsunuz? Niye yanlış bir iş yapıyorsunuz? Niye böylesine temel bir devlet yönetim ilkesini bir pazarlık haline getiriyorsunuz?” değerlendirmesinde bulundu.

İktidar ve muhalefete eleştirilerine devam eden Babacan, şunları söyledi: “Artık bu ülkede bir iktidar değişikliği lazım ama ülkeyi yönetenin de değişmesi lazım. Çok temel bir kuraldır. Bugün bakın basit bir banka şubesi değil mi? Bir banka şubesinin müdürünü ne kadar da başarılı olursa olsun 5 yıldan fazla o şubenin başında tutmazlar. Daha iyi bir şubeye belki terfi ettirirler ama değiştirirler. Niye? Çünkü 5 yıldan fazla bir bankada şube müdürlüğü yapan bir insan, artık kural tanımamaya başlar. Özel ilişkilerle kredi vermeye başlar.

Düşünün ki herhangi bir banka şubesinde 20 yıldır aynı şube müdürü iş yapsın. O banka şubesi batar. Eşe-dosta kredi dağıtmaktan, o kişisel ilişkilerden batar. Çok temel bir devlet yönetimi ve organizasyon yönetimi ilkesidir bu. Artık Sayın Erdoğan, bu ülkenin bir dönemine belki olumlu katkılarda bulunan ama daha sonraki döneminde de artık ülkeyi yönetemeyen bir lider olarak artık bir kenara çekilmelidir. Bu ülkede sadece bir iktidar değişikliği değil, aynı zamanda ülkeyi yöneten kişinin ve kişilerinin de değişmesi gerekir. Yoksa hiçbir sorun çözülmez. Ben buradan bütün muhalefete de çağrı yapıyorum; ‘Bakın böyle pazarlıklara girmeyin, yanlış yapıyorsunuz’ diyorum.”

Türkiye’de uygulanan mevcut sistemi “İlkesiz bir yönetim tarzı” olarak nitelendiren Babacan, “Biz boşuna parlamenter sistem demiyoruz. Bakın DEVA Partisi kuruldu kuralı 5 yıldır ‘Parlamenter sistem olmazsa bu ülkede hiçbir sorunu çözemezsiniz’ diyoruz. Türkiye’deki her konuda her konuda her sorunda çözümleri ürettik. Yüzlerce sayfalık eylem planları hazırladık ama asıl önemli olan yönetim sistemi ülkenin. Türkiye’nin bir an önce güçlendirilmiş bir parlamenter sistemle yönetilmesi gerekiyor. Güçler ayrımı gerekiyor. Yani yargının bağımsız çalışması gerekiyor.

Yürütme erginin yani hükümetin meclis üzerindeki etkisinin sınırlı olması gerekiyor. Denge kontrol dediğimiz denetim sistemlerinin olması gerekiyor. Seçilmiş bile olsa halkın iradesiyle seçilmiş olsa bile ülkeyi yönetenlerin hukuk çerçevesinde çalışması gerekiyor. Çünkü hukuk yoksa kurallara uyulmuyorsa demokrasi sadece seçimden ibaret olan bir mekanizma haline gelir. Sandıktan çıkan kafasına eseni yapar. Demokrasi bu değildir. Demokrasi evet seçimdir ama aynı zamanda da hukuktur. Bunun işlemesi için de mutlaka Türkiye’nin güçlü bir parlamentoya sahip bağımsız bir yargıya sahip bir sistemle yönetilmesi gerekir” diye konuştu.

Paylaşın

Babacan’dan “Süreç” Eleştirisi: Şüphelerimiz Artıyor

MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin “Abdullah Öcalan” çağrısı sonrası başlayan sürece ilişkin konuşan DEVA Lideri Ali Babacan, “Sorunların çözümü içeride siyasi diyalog dışarıda çok yönlü diplomasidir. Şiddet ve terörle hiçbir şey çözülmedi, çözülemez. 1 Ekim’de başlayan diyalog sürecini önemsiyoruz” dedi ve ekledi:

“Muhalefet olarak da üzerimizdeki sorumluluğun bilincindeyiz. Bu memleket meselesidir. Süreci ihtiyatlı bir iyimserlikle takip ediyoruz. Bu sürecin Suriye’deki gelişmelerden bağımsız yürütülemeyeceğinin farkındayız. Ancak ortada henüz açıklanmış bir yol haritası yok. İktidar bu konudaki samimiyetini ispatlayabilmiş değil.”

Babacan, konuşmasının devamında, “3, 5 ay oldu Bahçeli hemen hemen her hafta bir şey söylüyor ancak Sayın Erdoğan hala sürecin neresinde durduğunu açıklamış değil. Bu yeni süreç Erdoğan’ın adaylığı ve anayasa konusuyla eş zamanlı gündeme geldiğinde bizim şüphelerimiz artıyor” ifadelerini kullandı.

Saadet Partisi, Demokrasi ve Atılım (DEVA) DEVA Partisi ve Gelecek Partisi tarafından kurulan “Yeni Yol” grubu Meclis’te ilk toplantısını gerçekleştirdi. Grup toplantısında konuşan DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, özetle şunları söyledi:

“Bugün Türkiye adına tarihi bir güne şahitlik ediyoruz. Bu salonda kimler var? Sizlere soruyorum; hak ve adalet mücadelesinden asla vazgeçmeyenler burada mı? Yolsuzluğa, yasaklara ‘hayır’ diyenler burada mı? Türkiye’de demokrasi bayrağını düşürmeyenler burada mı? Gazze için ayağa kalkanlar burada mı? Güçlü bir Türkiye isteyenler burada mı? Biz iktidar sopasını ele geçirip, o sopayı kullanmaya çalışanlara da karşıyız.

Garibanlar üzerinden siyaset yapanlara karşıyız. Türkiye’nin yeni bir soluğa ihtiyacı var. Ülkemizi iki kutuplu halde bırakamayız. Neden yeni bir yol? Çünkü bunlar siyaset zeminini yok etmek istiyor. Çok sesliliğin önünü kapatmak istiyorlar. Bir iktidar tekeli bir de muhalefet tekeli oluşturmak istiyorlar. Bu dayatmalara itirazımız var. Güvenli yeni bir yola ihtiyaç var.

Bu yol dosdoğru siyaset yapanların yoludur. Artan faizlerin, yoksulluğun sorumlusu iktidardır. Unutmayalım; iktidara demokrasinin dışında bir parmak sallamayı alışkanlık haline getiren muhalefet de bu durumdan sorumludur. Parlamenter Sistem’den dönenler de sorumludur. İşte bu sebeple yeni bir yol açıyoruz. Bu yolu güç birliği ile görelim diyoruz.

Bu fırsatı iyi kullanmak zorundayız. Kuvvetle inanıyorum ki yeni yol yerini bulacak. Ülkemizin gerçek gündemi ekmek kavgasıdır. Siz bu ülkenin ekonomisini mahvettiniz. Türkiye yoksullar toplumu haline geldi. Bütün vatandaşlarımızın tamamı yoksulluk derecesine göre değerlendiriliyor.

Zamları gördünüz asgariye yüzde 30. Ama vergide ne yaptılar? En az yüzde 40 oranında arttırdılar. Sayın Erdoğan’a sesleniyorum; Siz ne yaptığınızın farkında mısınız? Ekonomist olmanın sonucu bu mu? Alanı ekonomi olmanın sonucu bu mu? Kimi aldattığınızı sanıyorsunuz? Bu ülkede vaktiyle 34 yıllık yüksek enflasyon sadece iki yılda tek haneye düştü mü? Ve yıllarca tek hanede kaldı mı? Peki bu nasıl oldu? Bunu anlamamışlar. Anlasalardı yapmazlar mıydı? “Ben imza attım enflasyon düştü” demiyor muydu? Hadi at o imzayı da yine düşsün.

Bugün Türkiye, dünyadaki en yüksek faize sahip olmasına rağmen en yüksek enflasyonlu altıncı ülke. Erdoğan ne demişti? “Vatanı satmak, yüksek faizle, yüksek enflasyon ve kötü yönetimle ülkenin ve milletin kaynaklarını heba etmekle olur” demişti. Nasıl hesap ederseniz edin. En yüksek faizinin ödendiği bütçe Sayın Erdoğan’ın imzasıyla Meclis’e sev edilip geçen 2023 yılı bütçesidir.

OECD ülkelerinde en berbat olan ülke biziz. ‘Ev gençleri’ diye bir şey oluştu. Böyle bi r şey olabilir mi? TÜİK’in alışveriş sepetini neden kapatıyorsunuz? Merkez Bankası ne kadar döviz alıyor, satıyor? Neden açıklamıyorsunuz.

Bu iktidar herkesin cebine bir kumar makinesi koydu. Kumarhane açmak yasak ama kumar oynamak serbest. Yasal olsun yasa dışı olsun ne fark eder. Yasal olandan yandaşlar kazanıyor, yasal olmayanlardan bir başkaları…

Uyuşturucu ve madde bağımlılığı çocuk denecek yaşlara indi artık. Organize suç örgütleriyle toplum iç içe geçmiş durumda. Doğan çocuk sayısı son yılların en düşük sayısı. Gelişen ülkelerde zenginken yaşlanan toplumlar vardır. Türkiye’de ise insanlar yoksulluktan yaşlanıyor.

Açıkladıkları teşvik paketine baktık. Gerçeklikten çok uzak. Hükümetin kontrolünde olan kanallarda aile kültürümüzün en büyük tehdidi o dizi senaryolarıdır. Bu kanallar aile yapımızın temeline dinamit koyuyorsa…

Sayın Erdoğan, torununun uyarısı üzerine Paris Olimpiyatları’nın açılışına gitmedi. Peki bu kanallar için kendisini uyaran bir Allah’ın kulu yok mu? Kaçamaz… Sorumluluktan kurtulamaz. Ülkemizdeki sorunların çözümü demokratik siyasettir. Şiddet ve terörle hiçbir şey çözülemez. 1 Ekim’de başlayan diyalog girişimini önemsiyoruz. Üzerimizdeki sorumluluğun bilincindeyiz. Süreci takip ediyoruz. Bu sürecin Suriye’deki gelişmelerden bağımsız yürütülemeyeceğinin de farkındayız.

“Erdoğan bu sürecin tam olarak neresinde durduğunu hala açıklamış değil”

Ancak, ortada henüz açıklanmış bir yol haritası yok. İktidar bu konudaki samimiyetini ispatlayabilmiş değil. Bakın, hala açıklığa kavuşmamış önemli bir husus var… Tam 3,5 ay oldu. Sayın Bahçeli her hafta bir şeyler söylüyor… Ancak, Sayın Erdoğan bu sürecin tam olarak neresinde durduğunu hala açıklamış değil. Hele hele, bu önemli mesele, Yeni Anayasa ve Erdoğan’ın tekrar aday olup olmayacağıyla eş zamanlı olarak tartışıldığında, bizim şüphelerimiz artıyor.

Umarız ki hiç kimse, böylesine kadim bir sorunun çözümüyle ilgili gayretleri, şahsi bir siyasi fırsatçılık alanı olarak görmez. Bu uyarıyı yapmak, ülkemizi seven vatandaşlar olarak bizim görevimiz.

Şimdi çok değer verdiğim gençlere seslenmek istiyorum: Evet, Türkiye’nin büyük sorunları var. Bir simülasyona hapsolduğunuzu düşünüyorsunuz. Ancak, bu büyük ve güzel ülkemizden asla umudunuzu kesmeyin. Biz, her zorluğun üstesinden gelebilecek bir milletiz. Biz var olduğumuz sürece, birlikte hareket ettiğimizde, dayanışma içinde olduğumuzda, her türlü engeli aşarız. Geçmişte olduğu gibi bugün de, kararlılıkla ilerleyerek, Türkiye’yi daha aydınlık yarınlara taşımak için gereken iradeye sahibiz. Bugün, burada, üç lider, üç parti, milletin sesi olmak üzere bir araya geldik, güç birliğini başlattık.

Umut, pasif bir bekleyiş değildir. Umut eyleme geçme arzusudur. Teşkilatlarımız, bu güç birlikteliğinin en önemli yapı taşlarıdır. İşte teşkilatlarımız eyleme geçmek için burada ve hazır. Şöyle bir soralım… Arkadaşlar hazır mısınız? Hazır mısınız? Evet hep beraber buradayız ve hazırız.

Sevgili Deva Partililer, Gelecek Partililer, Saadet Partililer; Sözlerime son verirken bir kez daha vurgulamak isterim ki… Bu yolda hep beraber, samimiyetle, sevgiyle ve kararlılıkla yürüyeceğiz. Her bir vatandaşımızın kalbine dokunmak, güvenini kazanmak için canla başla çalışacağız. Önce gönülleri kazanacağız, sonra destek talip edeceğiz.

Yeni Yolu’un kuruluşunda emeği olan başta değerli genel başkanlarımız olmak üzere, tüm ilgili arkadaşlarımıza tekrar huzurlarınızda teşekkür ediyorum. Demokrasi için, adalet için, kardeşlik için, barış ve huzur için, herkesin özlem duyduğu bir Türkiye için; Yeni Yolumuz hayırlı olsun, yolumuz açık olsun diyor, herkesi tekrar sevgiyle saygıyla selamlıyorum.”

Paylaşın