Babacan: Otoriterliğe Karşı Demokrasinin Yanında Durduk

Ramazan Bayramı nedeniyle parti teşkilatlarına yönelik kutlama mesajı paylaşan DEVA Partisi Lideri Ali Babacan “Biz, yasaklara karşı, özgürlüklerin yanında durduk. Biz, keyfiliğe karşı, hukukun yanında durduk. Biz otoriterliğe karşı, demokrasinin yanında durduk. Bugünkü önceliğimiz bu” dedi.

Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, Ramazan Bayramı nedeniyle parti teşkilatlarına yönelik kutlama mesajı paylaştı. Ali Babacan, mesajında şu ifadelere yer verdi: “Demokrasimiz aldığı her darbe sonrası nasıl daha da güçlendiyse, nasıl dövülen bir demir gibi daha da mukavim hale geldiyse yine öyle olacak. Bayram sabahı çocuklarınızla, ailenizle, dostlarınızla bayramlaşırken bu söylediklerimi hatırınızdan çıkarmayın” diyen Babacan, bugünkü meselenin siyasetin yapılacağı ‘maç sahasını’ açık tutabilmek olduğunu söyledi.

Değerli arkadaşlar, biz mücadelemizi meşru demokratik siyaset zemininde veriyoruz. Ülkemizin sorunlarını çözmenin doğru yolu siyasettir diyoruz. Bunun meşru yolu da budur diyoruz. Ancak iktidar adım adım o siyaset zeminini de yok ediyor. Bizim şu an önceliğimiz, bu yasakçı zihniyetle mücadele etmek ve siyaset yapmanın o zeminini korumak…

Son bir haftadır CHP ve İBB etrafında meydana gelen gelişmelere de öncelikle bu pencereden bakmak zorundayız. Bugün meselemiz diploma meselesi veya kent uzlaşısı değil… Bugün meselemiz CHP kurultayındaki şaibeler veya Büyükşehirle ilgili yolsuzluk iddiaları da değil… Gün gelir, bu iddiaların açığa kavuşturulmasıyla ilgili de söyleyecek çok sözümüz olur merak etmeyin.

Ama arkadaşlar, bizim bugünkü meselemiz siyasetin yapılacağı ‘maç sahasını’ açık tutabilmek. Çünkü maçın oynanacağı saha kapanırsa kimin şike yaptığının, kimin doping kullandığının bir önemi kalmayacak. Mesele tam da burada… Demokrasi sahası tamamen kapanınca, oynayacak maç kalmayacak, siyaset yapacak zemin kalmayacak. İşte tam da bu sebeple geçen hafta salı gününden bu yana, bizim yanında durduğumuz ana muhalefet partisi değildi. Bizim yanında durduğumuz, Büyükşehir’in Belediye Başkanı da değildi. Biz, yasaklara karşı, özgürlüklerin yanında durduk. Biz, keyfiliğe karşı, hukukun yanında durduk. Biz otoriterliğe karşı, demokrasinin yanında durduk. Bugünkü önceliğimiz bu.

Memleketimizin içine düştüğü duruma baktığımızda, gerçekten çok duaya ihtiyaç var. Ama biliyorsunuz, önce tedbir sonra tevekkül… Evet, hep beraber ülkemiz için daha çok dua edeceğiz. Ama arkadaşlar aynı zamanda, ülkemiz için hep beraber daha çok çalışacağız, dosdoğru çalışacağız.

Bakın demokrasimiz büyük sınamalardan geçiyor. İktidarın baskı rejimi, her alanda yoğunlaşıyor. Meydanlarda seslerini duyurmaya çalışan gençler gözaltına alınıyor, tutuklanıyor. 260 kişi, tam 260 bugün. Gencecik çocuklar. İşleri sadece haber yapmaya çalışmak olan gazeteciler gözaltına alınıyor, tutuklanıyor, ev hapsine tabi tutuluyor. Basın kuruluşlarına para cezası kesiliyor, günlerce kapatma cezası veriliyor. İş dünyasını temsil eden kuruluşların başkanları, asıl yatırım yapacak istihdam oluşturacak kişiler, sadece sorunları açık şekilde dillendirdikleri için, polis eşliğinde karakola ifade vermeye götürülüyor. Sivil toplumdan, sanat dünyasından muhalif görüşlü insanlar kendilerini demir parmaklıkların arkasında buluyor. Şu anda ülkemizde iki siyasi partinin genel başkanı tutuklu… Pek çok ilçe belediye başkanı tutuklu, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı tutuklu…

“Her zaman doğruya doğru, yanlışa yanlış dedik”

Değerli arkadaşlar, biz her zaman doğruya doğru, yanlışa yanlış dedik. Tek başımıza da kalsak, hakkın ve adaletin yanında durduk. Bu yüzden alnımız ak, başımız dik… Çok şükür, sokağa çıktığınızda, insanlarla konuştuğunuzda biz DEVA Partisi’ndeniz, biz DEVA Partiliyiz dediğinizde hiç kimse size diyemez ki ‘Ya siz bizi aldattınız’, ‘Ya kardeşim siz şurada bir yanlış yaptınız, siz şöylesiniz böylesiniz’ diyemez, çok şükür. İşte tam da bu yüzden sevdiklerimizin yüzüne, gönül rahatlığı ile bakabiliyoruz. En önemlisi de aynadaki suretimize gönül rahatlığıyla bakabiliyoruz.Hamdolsun, Allah bozmasın, Allah utandırmasın…

Önümüzdeki haftalarda, önümüzdeki aylarda arkadaşlar yapacak çok işimiz var. İktidarın yaptıklarını da görüyorsunuz, ana muhalefetin durumunu da görüyorsunuz.  Türkiye’yi bu iki tercihten birisine mecbur bırakamayız. ‘Bu ikisinden birini seçmek zorundasınız, başka çareniz yok’ diyemeyiz. Bu bizim siyasi sorumluluğumuzdur. Milletimizin karşısına çıkmak, ‘Buradayız’ demek aynı zamanda bizim vicdani sorumluluğumuzdur. Ahlaki sorunluluğumuzdur.

DEVA Partisi’nin varlık sebebi tam da budur. İşte biz ne yapacağız arkadaşlar, milletimizin karşısına çıkacağız ve ‘Biz buradayız’ diyeceğiz ‘burada.’ Umutsuz olanların umudu olacağız. ‘Çaresizim’ diyenlere, ‘Çare biziz, millet olarak çare hepimiz’ diyeceğiz. Hep beraber DEVA Partisi’nin bu ülkeyi nasıl yöneteceğini kapı kapı anlatacağız. Sokak sokak, cadde cadde, mahalle mahalle anlatacağız. Ve unutmayalım, ilkelerimizden sapmayacağız. Konuşunca doğruyu söyleyeceğiz.Söz verince tutacağız. Emanete hıyanet etmeyeceğiz. Devletin dini adalettir diyeceğiz. İşi ehline vereceğiz. Her daim istişare ile hareket edeceğiz. Açık olacağız, şeffaf olacağız. Her zaman hesap vermeye hazır olacağız. Bunları yapacağız, korkmayacağız.

Evet, olup biten her şeye rağmen umudumuzu asla kaybetmeyeceğiz. Rahat olacağız, ama rehavet içinde de olmayacağız. Ülkemiz bu günleri de atlatacak. Demokrasimiz aldığı her darbe sonrası nasıl daha da güçlendiyse, nasıl dövülen bir demir gibi daha da mukavim hale geldiyse yine öyle olacak. Bayram sabahı çocuklarınızla, ailenizle, dostlarınızla bayramlaşırken bu söylediklerimi hatırınızdan çıkarmayın. İçiniz çok ferah olsun.

Milletin iradesine parmak sallayıp da yenilmeyen, demokrasiye kafa tutup bozguna uğramayan kimse olmadı olmaz. Mesele sadece zaman meselesi, mesele sabır meselesi. Yeter ki biz azimli olalım, yeter ki sebat edelim, yeter ki biz çok çalışalım ama dosdoğru çalışalım. Tüm bu duygularla Ramazan Bayramınızı tekrar kutluyorum. Ailenize, dostlarınıza, akrabalarınıza, komşularınıza, sevdiklerinize selamlarımı ve sevgilerimi iletiyorum. Bayramı sevdiklerinizle birlikte, sağlık ve bereket içinde geçirmenizi temenni ediyor, nice bayramlara diyorum.”

Paylaşın

Ali Babacan’dan Mehmet Şimşek’e Çok Sert Sözler

Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’e sert sözlerle yüklenen DEVA Partisi Lideri Ali Babacan, “Böyle ekonomi yönetimi olur mu ya? Batsın böyle ekonomi yönetimi, batsın böyle ekonomi politikası” dedi ve ekledi:

“Ekonomi insan içindir, insan onuru içindir. Kitleleri topyekûn zenginleştirmedikten sonra sadece bir avuç insana yarayan ekonomi politikasını ne yapayım Allah aşkına? TÜİK büyüme açıklıyor, yüzde 3-4. Asgari ücretliye soruyoruz: Reel olarak büyüdün mü? Maaşın enflasyondan fazla arttı mı? Hayır. Emekliye soruyoruz: Reel olarak maaşın büyüdü mü? Yine hayır. Peki bu büyüme kime yaramış? En fazla yüzde 5’lik, zaten zengin olan kesime. Zengin daha zengin oluyor. Demokrasiyle yönetilen bir ülkede bu kabul edilebilir mi? Zaten demokrasimiz aksak işlediği için, bu saçma ekonomi modeli uygulanabiliyor.”

Demokrasi ve Atılım (DEV) Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, Sözcü TV’de Özlem Gürses ile Para Politika programında gündemi değerlendirdi.

Ekonomik kayıplara yönelik göstergeler paylaşan Babacan, “Piyasaların umursayıp umursamadığını çok basit birkaç göstergeyle görüyoruz. Eğer hisse senedinin fiyatlarının ortalama göstergesi olan BIST XU100 endeksi 10 bin 800’den bu sabahtan itibaren 9 bin 600’e düştüyse, halka açık şirketlerimizin değeri 40 milyar dolar düştüyse umursamadı ne demek… Bakın halka açık olmayan şirketlerimiz var bir de borsada alınıp satılan şirketler var. Sadece hisse senedi halka açık olan şirketlerin şu son 7-8 günde değer kaybı 40 milyar dolar… Ülke bu büyük bir kadar değerini kaybetmiş durumda… Piyasalar umursamadı ne demek? Hazinenin 2 yıllık tahvilinin faizi 8 puan artmış durumda. Merkez Bankası olağanüstü faiz kararıyla gecelik borçlanma faizini yüzde 42’den yüzde 46’ya çıkarttı. İlk defa bir likidite senedi çıkarttı yüzde 60 faizle…” dedi.

Babacan, “Bunun bedelini kim ödüyor? Yüksek faizin bedelini Hazine, bütçeden ödemiyor mu? Milyonlarca insandan toplanan vergi bütçede faiz olarak ödenmiyor mu? Yüksek faizi bizim çiftçimiz ödemiyor mu? Esnafımız, KOBİ’miz ödemiyor mu, sanayicimiz ödemiyor mu? Kredi kartı olup kredi kartına borçlu yaşayan milyonlarca vatandaşımız yüksek faizin bedelini ödemiyor mu? Piyasa umursamadı ne demek? Bu tamamen bir hikâye… Bir hayal pompalamaya çalışıyorlar. Ülkenin gerçeklerinden ne kadar habersiz olduklarını da gösteriyor bu…” diye ekledi.

Babacan, sözlerini şöyle sürdürdü: “Çok büyük bedeller ödüyoruz çok büyük… Son olayların ben size maliyetini söyleyeyim. Kur ve faiz artışının sadece bütçeye etkisi 950 milyar bakın… Piyasalar etkilenmemiş laf… Külahımıza anlatsınlar… Sadece kur ve faiz artışının bir yıllık bütçeye etkisi 950 milyar lira. Türk lirasının bir lira değer kaybetmesi, yani kurun bir lira artmasının Türkiye’nin dış borç stoğu üzerindeki etkisi 525 milyar lira… Sadece özel sektörün dış borcuna etkisi 260 milyar lira… Rakamlara bakın… Bütçeye 950 milyar etki…

Türkiye’nin dış borç stoğuna etkisi 525 milyar. Özel sektörün dış borcuna etkisi 260 milyar… Bir mukayese için geçen sene çiftçiye ödenen toplam destek ne kadar 90 milyar… Tarımsal desteğin tamamı 90 milyar sadece son bir hafta içinde demokrasimize ve hukukumuza kastetmelerinin bütçeye bedeli 950 milyar… Borç stoğuna bedeli 525 milyar… Rakamlara bakın ya… Cumhurbaşkanı Yardımcısı diyor ki ‘Bu emeklilere verilen bayram ikramiyesinin maliyeti 28 buçuk milyar lira tuttu diyor, büyük para diyor… Ya siz yaptığınız yanlış bir işle 950 milyar bütçeye ek maliyet getirmişsiniz arkadaş bu mu ekonomi yönetimi, bu mu devlet yönetimi?

Çok ciddi bir bilgi asimetrisi var şu anda. Millete açıklamadıklarını, tutuyorlar bir zoom toplantısında belli sayıda yatırımcıya açıklıyorlar. Belli sayıda yatırımcıya diyorlar ki ‘Merkez Bankası şu gün, şu kadar döviz aldı, şu gün şu kadar döviz sattı.’ Böyle bir şey olur mu? Bizim hisse senedi piyasasında borsada milyonlarca küçük yatırımcımız var. Onların hiçbir şeyden haberi yok. Londra’dan, New York’tan zoom toplantısından katılan yatırımcılara özel bilgiler veriyorlar. Bu adalet midir?

“Damat gizliyordu da Sayın Şimşek neden hâlâ gizliyor?”

Eğer siz yaptığınıza güveniyorsanız Merkez Bankasının aldığını sattığını kamuoyuna açık yaparsınız. Niye gizliyorsunuz? Sayın Şimşek bunu niye gizliyor? Zamanında damat gizlemeye başladı da o gizlilik niye hâlâ devam ediyor? TÜİK’in enflasyon sepeti niye hâlâ gizli? Çünkü ayıplarını örtmeye çalışıyorlar. Şeffaf olan hesap vermekten kaçmaz. Doğru iş yapan her zaman hesap vermeye hazır olur.

Demokrasimiz büyük bir saldırı altında… Hukuk ve adalet de büyük bir saldırı altında… Dolayısıyla ekonomi de şu anda büyük bir saldırı altında ve bu saldırıda kullanılan mühimmat da sis bombasıdır. Sayın Erdoğan, ekonominin ortasına bıraktığı büyük bir sis bombasıdır. Bu sis ortada olduğu sürece ekonomi canlanmaz, ekonomi hızlanmaz, Türkiye’nin ekonomik sorunlarını çözmesi mümkün olmaz. Sisi dağıtmanın yolu da nedir? Hukuktur, adalettir, şeffaflıktır ve gerçekten Türkiye’yi demokrat bir zihinle yönetmektir. Bunlar yapamadı ama inşallah gün gelecek Türkiye’de bunlar olacak ve büyük ve güzel ülkemizden, Türkiye’mizden asla umudumuzu kesmeyeceğiz. Rahat olalım ama rehavet içinde olmayalım, demokrasi mücadelesinden de asla asla vazgeçmeyelim.

Demokrasimiz büyük bir tehdit altında şu anda. Ve mesele, bak baştan da söyledim. A Partisi, B Partisi, C Partisi değil… Mesele şu anda demokrasi meselesi. Çünkü demokrasinin maç sahasını kapatmaya çalışıyor bunlar. Demokrasinin oynanacağı sahayı tamamen kapatmak istiyorlar. Şu anda bizim önceliğimiz o sahayı açık tutmak. Demokrasinin oyun sahasını açık tutmak. Orada oynayan takımların şikesi olur, doping yapanlar olur, şu olur bu olur. Hani iddialar var ya yolsuzluk iddiası var.

İşte şaibeler, kurultay şaibeleri şudur budur…. Bunlar usulünce bakılır edilir. Şu anda önemli olan iktidarın basını susturması, sivil toplumu, iş dünyasını sindirmesi, sanat camiasına, sivil topluma sürekli ayar vermesi, bütün buralardan insanları gözaltına alıp tutuklaması, ev hapsinde tutması… Bütün kesimlere ‘Konuşmayın, susun, kafamı bozmayın, yoksa kendini bulacağınız yer demir parmaklarının arkasıdır’ diyerek bir yönetme tarzı var şu anda. Bu demokrasinin sahasını tamamen kapatmaktır. Oyun sahasını tamamen kapatmaktır.

Bizim şu andaki en öncelikli mücadelemiz hep beraber parti ayrımı yapmaksızın, bu demokrasi sahasını açık tutmak ve demokrasinin maç sahasını her an aktif tutmaktır. Öncelik budur. Varsa iddialar daha sonra bakılır edilir, varsa iddialar daha sonra hukuk çerçevesinde hepsi incelenir, hatası olan varsa da gider hesabını verir. Ama bugünkü öncelik farklı.”

Paylaşın

DEVA Partisi Lideri Babacan: İktidar Demokrasinin Nefesini Kesmek İstiyor

RTÜK’ün muhalefete yer veren televizyon kanallarına kestiği cezaları eleştiren DEVA Partisi Lideri Ali Babacan, “İktidar demokrasinin nefesini kesmek istiyor, muhalif her sesi kısıyor” dedi ve ekledi.

Ülkenin gerçeklerini karartamayanlar, çareyi televizyon ekranlarını karartmakta arıyor. Sözcü TV, Halk TV, Tele 1 ve NOW televizyon kanallarına verilen cezalar, ifade özgürlüğüne ve halkın haber alma hakkına açık bir müdahaledir.

Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, sosyal medya üzerinden, iktidarın uyguladığı baskıcı politikalara sert eleştirilerde bulundu. Babacan, şu ifadeleri kullandı: “İktidar demokrasinin nefesini kesmek istiyor, muhalif her sesi kısıyor.

Ülkenin gerçeklerini karartamayanlar, çareyi televizyon ekranlarını karartmakta arıyor. Sözcü TV, Halk TV, Tele 1 ve NOW televizyon kanallarına verilen cezalar, ifade özgürlüğüne ve halkın haber alma hakkına açık bir müdahaledir.

Çaresizliklerini, sıkışmışlıklarını anlatan; ümitsizliklerini haykıran yüzlerce gencin tutuklanması, demokratik hakların yok sayılmasıdır. Türkiye’yi içine girdiği bu çıkmazdan kurtaracak kudret milletimizde vardır.

Hukuksuzluklara, baskılara geçit vermemek için gece gündüz çalışmaya; meşru siyaset zemininde demokrasi mücadelesinin neferi olmaya devam edeceğiz.”

Paylaşın

Ali Babacan: Demokrasi Ciddi Saldırı Altında

Yeni Yol Grubu toplantısında konuşan DEVA Partisi Lideri Ali Babacan, “Bu iktidar milletin bedeller ödeyerek kazandığı demokrasiyi yerle bir etmeye çalışıyor. Usul, etik, kanun ne varsa ayaklar altına aldılar” dedi.

Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, Yeni Yol Grubu toplantısında, gündeme ilişkin konuştu. Karar’ın aktardığına göre; Babacan’ın konuşmasında öne çıkan bölümler şöyle:

“150 yıllık demokrasi tarihimiz, 100 yıllık cumhuriyetimiz büyük bir saldırı altında. Milli iradenin tecellisi bu kez siyasetin kendisi tarafından tehdit ediliyor. Bu iktidar milletin bedeller ödeyerek kazandığı demokrasiyi yerle bir etmeye çalışıyor. Usul, etik, kanun ne varsa ayaklar altına aldılar.

Genç arkadaşlarımız bilmeyebilir, Türkiye’de demokrasinin üzerinde Demokles’in kılıcı gibi sürekli sallanan askeri darbe tehdidi vardı. Yapılan darbeler demokrasiyi kesintiye uğratırdı. Darbeler sadece askeri darbelerden de ibaret değildi. Biz asılız, bu ülkede bizim irademiz dışında hiçbir şey olamaz diyenler vardı.

Tüm bunlara son vermek için mücadele ettik, milletin iradesinin üzerinde hiçbir güç yoktur dedik. Üniformalı ya da üniformasız hiç kimse seçilmişlere parmak sallayamaz dedik, darbe girişimlerine karşı dik durduk. Fakat şu anda iktidarda olanlar yollarından döndü. Yola çıktıklarını yolda bulduklarıyla değiştiler.

Kendilerine emanet eden makamları kendilerine kıble bildiler. Dinimizin adaleti titizlikle ayakta tutan kimselerden olun emrine rağmen adaleti ayaklar altına aldılar. Hakka hukuka sırtlarını döndüler, nihayetinde bir ramazan günü milyonlarca insanın seçme hakkına girdiler.

7 muhabir arkadaşımız tutuklandı. Bir değil iki değil tam 7 tane gazeteciden bahsediyoruz. Nasıl oldu da birbirinden tamamen ayrı kuruluşta çalışan muhabirler eş zamanlı olarak aynı suçu işlediler. Ne oldu da önce adli kontrolle serbestsiniz dediler sonra apar topar tutukladılar. Basın üzerindeki bu baskı hızla artıyor, aslında vatandaşlarımızın haber alma özgürlüğü hızla ellerinden alınıyor. Basın özgürlüğünün kısıtlandığı bir ülkede ne hukuktan bahsedilebilir ne de demokrasiden.

Buradan iktidara sesleniyorum; bu millet 15 Temmuz gecesi işinize geldiğinde demokrasiyi askıya alın diye darbelere karşı durmadı. Türkiye, demokrasiyi bedeller ödeyerek kazanmış bu uğurda rahmetli Adnan Menderesi kaybetmiş bir ülkedir. Türkiye, milli iradenin üstünde hiçbir gücünün olmayacağını bilen bir ülkedir.

Sanmayın ki itirazım sadece ana muhalefet partisine ve İBB’ye düzenlenen operasyonlarla ilgili. Benim itirazım milli iradeye parmak sallamanın bu ülkede daimi bir alışkanlık haline gelmesine, üste çıkanın alttakini ezmesine. Zamanında yüce meclisten araçlara bindirilerek gözaltına alınanlar için itirazım var, partisi defalarca kapatılan merhum Necmettin Erbakan hocamız için itirazım var. Kendisi çoktan unuttu ama bir şiir okuduğu için hapse atılan siyaset yapması yasaklanan o eski Recep Tayyip Erdoğan için de itirazım var.

“Yaşananların bedelini tüm Türkiye ödüyor”

Tüm yaşanan bu adaletsizliğin, hukuksuzluğun bedelini kimileri özgürlüklerini kaybederek ödüyor, kimileri ellerinden alınan yönetimlerle, kimileri ellerinden alınan seçme hakkıyla ödüyor. Kati olan bir şey var ki bu yaşananların bedelini ekonomik olarak tüm Türkiye ödüyor. Biz yorulduk onlar kulak tıkamaktan yorulmadılar; hukuk olmadan ekonomi olmaz, adalet olmadan ekonomi olmaz.

Şöyle bir düşünün cebinizde 3-5 bin lira para var gidip de hakkında türlü dedikodular çıkmış, milletin uzak dur dediği kişiye paranızı verir onunla ortak işe girişmezsiniz değil mi. Bu iktidar iş başında olduğu sürece bu ülkeye kim, neden, niçin para getirsin ya. Hazine Bakanı’nın tweet atmak için VPN kullanmak zorunda kaldığı bir ülkeye kimse güvenir de borç verir mi?

Ana muhalefet partisinin Cumhurbaşkanı adayı yapmak istediği bir Belediye Başkanı’nın tutuklandığı; muhabirlerin, gazetecilerin göz altına alındığı, ev hapsinde tutulduğu bir ülkeye yatırımcı gelir mi? Gelmez arkadaşlar. Yatırım için para gelmiş değil Türkiye’de son 2 günde gelen paranın tamamı yüksek faiz için gelmişti. Bu ülkeye faydası olan bir para değildi zaten o.

İşte önümüz bayram. Bir zamanlar, bayram sabahları güzel sofraların kurulduğu, çocukların, gençlerin yeni kıyafetlerini giydiği, büyüklerin küçüklere harçlık verdiği sabahlardı. Şimdilerde ise verilen emekli ikramiyesi şeker dağıtmaya, torunlara harçlık vermeye bile yetmiyor. Nerede o eski bayram sabahları diyoruz. Geçmişin refah seviyesini özlüyoruz. Ülkeyi getirdikleri durum bu.

Şu yaptıklarına bakın Allah aşkına. Düşüne, düşüne, düşüne 3 bin lirayı 4 bin liraya çıkartmaya zar zor karar verdiler. Şimdi de bunu ödemek için gerekli yasal düzenlemeyi becerip Meclisten geçiremedikleri için önce 3 bin lirasını ödüyorlar, arkadan ‘Bin lira daha sonra ödeyeceğiz’ diyorlar.

Sayın Erdoğan nereden nereye… Nereden nereye… Ne oldu Allah aşkına? 2017’de ‘Bu fakire yetkiyi verin, faiz de düşecek enflasyon da göreceksiniz’ diyen o değil miydi? Ya şimdi bütün yetki elinde Mecliste çoğunluk sende emeklilerin bayram ikramiyesini 3 bin liradan, 4 bin liraya artırmayı beceremiyorsun. Onu bile taksit taksit ödemek zorunda kalıyorsun ya…

Demokrasi ‘seçimsiz’ olmaz. Ama, ‘hukukun’ olmadığı yerde de demokrasi olmaz. Hep unutulur; demokrasi, ‘şeffaflık’ olmadan da olmaz. Açık söylüyorum: Türkiye’nin neresinde olursa olsun, yolsuzluklara karşı mücadele etmek iktidardakilerin en temel görevidir.

Bir yerde bir yetimin hakkı yendiyse, bir yerde ihaleye fesat karıştırıldıysa, bir yerde bir arazi haksız şekilde ranta açılıp birileri zengin edildiyse, bununla mücadele etmek de iktidardakilerin en temel görevidir. O yüzden benim Sayın Erdoğan’a bir önerim var: Eğer siyasetteki kirlenmeye karşı mücadeleniz samimiyse, bu mücadeleyi belli belediyelerle sınırlı tutmayın.

Gelin, belli belediyelere gerçekleştirdiğiniz operasyonların tarafsızca, objektif gerekçelerle yapıldığına bu milleti ikna edin. Gelin, bu operasyonların siyasi bir sebep taşımadığına tek bir imzanızla insanları inandırın. İktidar muhalefet demeden, tüm belediyeleri kapsayan bir ‘etik kurallar bildirgesi’ imzalayın.

Peki, bu etik kurallar bildirgesinde biz ne diyoruz? Dürüst olamayan, işini şeffafça yapmayan bizden değildir diyoruz. Akrabaya, eşe, dosta kayırmacılık yapan bizden değildir diyoruz. Görev, ünvan ve yetkilerini kullanarak, etik dışı aracılıkta bulunan belediye başkanları bizden değildir diyoruz. Başkanlık makamını kötüye kullanarak kendisine veya başkalarına özel ayrıcalık, çıkar, kazanç sağlayan bizden değildir diyoruz.

“Bir belediyeye haram olanı, diğer belediyeye helal kılmak olmaz”

Sayın Erdoğan; var mısınız, yok musunuz? Bakın, siz otoriterliğin ustasıysanız, biz de temiz siyasetin, ahlaklı siyasetin ustasıyız. Gelin, etik kurallar bildirgesini bir yasa haline getirin. Gelin, iktidar muhalefet ayrımı yapmaksızın tüm belediyelere imzalatın. Öyle, bazı belediyelerdeki hukuksuzluklara karşı çıkıp, bazılarındaki hukuksuzluklara göz yummak olmaz. Bir belediyeye haram olanı, diğer belediyeye helal kılmak olmaz.

Söz, yolsuzlukla kim mücadele ediyorsa, kim yetimin hakkını en çok savunuyorsa onu ayakta ilk alkışlayan biz olacağız. Yolsuzluk yapanlarınsa tam karşısında duracağız.

İktidara çağrımız var, ama; Yaşananlarla ilgili dört bir yandan iddialar ortaya atılırken, muhalefetin üzerine düşen görevi yerine getirip getirmediği konusunda da soru işaretlerimiz var. Biz, tüm itirazlarımızı; haksızlığın, yolsuzluğun yanında olmadığımızın şerhini düşerek yapıyoruz.

Ana muhalefet partisi de bu süreçte üzerine düşenleri eksiksiz bir şekilde yerine getirmelidir. Bu millet, er ya da geç, ‘Kardeşim bunlar kuru iftiradır’ demeyi de bilir, ‘Ateş olmayan yerden duman çıkmaz’ demeyi de bilir. Bu sebeple muhalefete de sesleniyor; şerhlerimizi burada bir kez daha ifade etmek istiyorum.

Bir, İktidar tarafından ortaya atılan iddiaları görmezden gelmek, vatandaşlarımızın şüphelerini artırır. İki: Ortada yolsuzluk iddiaları varsa, bu iddiaların her biri tüm soru işaretleri ortadan kalkana kadar, tekrar ve tekrar izah edilmelidir. Üç: Eğer bir kayırmacılık varsa, iktidarın anti-demokratik uygulamaları bu kayırmacılığı aklamak için sebep olamaz.

Bu sebeple, ortadaki her iddiaya titizlikle cevap verilmeli, tüm soru işaretleri açıklığa kavuşturulmalıdır. Makamının üzerine gölge düşmüş herkesten detaylı izahat istenmelidir. Suça bulaşmış, eli harama dokunmuş tek bir kişi dahi korunup kollanmamalıdır.

Sözlerimin sonuna gelirken, bir mesaj da yurt dışına, bazı ülkelere göndermek istiyorum. Yapılan iki yüzlülüğü teşhir etmek istiyorum. Türkiye’ye demokrasi dersi verenlere, anında meydanlardan canlı yayınlara geçenlere, buradan seslenmek istiyorum.

Sokaklarında Gazze demenin yasak olduğu ülkelerden alınacak tek bir demokrasi dersimiz yoktur. Kefiye takmanın gözaltı sebebi olduğu ülkelerden alınacak tek bir adalet dersimiz yoktur. Gazze’de öldürülenleri görmezden gelenlerden alınacak tek bir insanlık dersimiz yoktur.”

Paylaşın

DEVA Lideri Babacan: Halk Meydanlarda “Buradayız” Diyor

Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun diplomasının iptaliyle başlayan, gözaltı ve tutukluluk süreciyle devam eden siyasi gelişmelere ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

İzmir programı kapsamında önce basın mensuplarıyla bir araya gelen Babacan, şunları söyledi: “Sayın Erdoğan’ın hatırlarsanız geçtiğimiz haftalarda bir ifadesi vardı. Ne demişti? ‘Bu makamlar ilelebet hiç kimse de olmayacak. Emri hak bir gün vaki olacak’ demişti. Şimdi bu ne demek? Aslında şöyle, iki cümleyi yan yana koyduğunuzda yani, ‘Sağlığım ve ömrüm yettiği sürece ben bu koltukta oturacağım’ demek.

Evet. Biz bunu öyle okuduk. Hatta bunu ben bir grup konuşmamda da söyledim, yeni değil yani. Bu olaylardan önce söyledim. Dedim ‘Böyle bir ifadesi var. Bu riskli bir ifade… Eğer içinden geçen buysa o zaman demokrasi adına hepimiz korkalım.’ Şimdi demokrasilerde sandık esas ve iktidarın halkın oyuyla değişmesi esas. Eğer o kapı kapanıyorsa o zaman Türkiye’de başka bir rejime başlamak istemektir.

Başka bir döneme girmiştir Türkiye. Bunu da hiçbirimizin kabul etmesi, hiçbirimizin böyle sessiz sedasız bu konuyu geçirmesi mümkün değil. Dolayısıyla tabii ki itiraz edeceğiz. Tabii ki vatandaşlarımız, gençlerimiz meydanlara olacak. Protesto hakkı meşru bir hak, Anayasal bir hak. Barışçıl bir şekilde herhangi bir provokasyona kapılmadan, ki bu provokasyon iktidar tarafından da gelebilir; provokasyon bazı kalabalıklar arasında sızan münferit kişiler ya da örgütler tarafından da gelebilir.

Dolayısıyla hiçbir şekilde provoke edilmesine izin vermeden barışçıl şekilde sesimizi yükseltip iktidara duruşumuzu göstermeniz millet olarak gerçekten çok çok önemli. Çünkü Ankara’da Külliye’yi görmüşsünüzdür. O külliyenin inşasıyla beraber o yüksek duvarlarla beraber artık vatandaşlarımızın sesini o külliyeden içeri duyması çok zorlaştı.

Çok da dikkatli olmak lazım. Çünkü meydanlarda olan vatandaşlarımız var ama özellikle belli bir yaşın üstündeki vatandaşlarımızın da bu sokak hareketleriyle ilgili hep korkusu vardır Türkiye’de. Yani o eski anarşi günleri var ya hani çok önce… O korku da vardır bazı vatandaşlarımızda.

Dolayısıyla o korkuları depreştirecek görüntülerden de uzak durmak lazım. Bu bilinç sanırım toplumumuzda var. Yani ufak tefek şeyler görüyoruz bu sosyal medyada hani karşılıklı… Fakat büyük ölçüde de o barışçıl tutumu da sağlanma gayreti görüyoruz. O da bizi mutlu mutlu ediyor.”

“Sayın Erdoğan ekonominin ortasına sis bombası attı”

Ali Babacan, sonrasında Ege TV’de gazeteci Cihad Taysi’nin sorularını yanıtladı. “Böyle bir ortamda ekonomi büyümez, ekonomik sorunlar çözülmez. Allah korusun daha kötüsü olabilir” ifadelerini kullanan Babacan şunları söyledi:

“Sayın Erdoğan ne yaptı? Aslında salı gününden bu yana bir sis bombasını attı ekonominin ortasına. Herkes sisli havada bu sefer işlerini yavaşlatır. Kimse hızlanmaz. Giderim bir yere çarparım, önümde duran bir arabaya çarparım, bir kamyonun altına gidelim diye herkes yavaş yavaş ilerler. Ne olacağı belli değil… Dolayısıyla şu anda bütün ekonomik aktörler sisli havada araba kullanır gibi yavaşladı. Bu ekonomiyi yavaşlatır nihayetinde. Çünkü öngörülebilirliği ortadan kaldırdı. ‘Ya bu da olmaz kardeşim’ diyeceğiniz bir şey kalmadı memlekette yani.

Herkesin her an mal varlığına el koyulabildiği, her an ileri şekilde müdahalelerde bulunabildiği, belediye başkanlarının ‘Kalk oradan benim kayyumum oturacak’ diye bir anda seçilmiş belediye başkanlarının yönetiminden alması, görevinden alması gibi gerçekten son derece yanlış ve öngörülebilmesi zor bir ortama girdik. Böyle bir ortamda ekonomi büyümez, ekonomik sorunlar çözülmez. Allah korusun daha kötüsü olabilir yani.

Takımımız A Ligi’ne çıktı. Gerçekten Türkiye’nin zor bir gününde morallerin çok bozuk olduğu, herkesin ülkenin yarınlarıyla ilgili umudunu yitirmeye başladığı bir günde gerçekten güzel bir haber oldu bu… Evet Avrupa’da A Ligi’ne çıktı milli takımımız ama tabii ki Türkiye’nin hedefi demokraside A Ligi olmak, hukukta A Ligi olmak… Ekonomide de nihayetinde A Ligi’nde olmak… Asıl görmemiz gereken tablo bu.

Yargı karşısında, kanunlar karşısında herkes her an hesap vermeye hazır olmalıdır. Demokrasilerin en önemli gereği budur. Ama öyle bir silsile görüyoruz ki iktidarın Türkiye genelinde seçimlerde kaybettiği belediyeleri farklı farklı yöntemlerle yeniden kayyum yoluyla ya da farklı yöntemlerle ele geçirmeye çalıştığını da görüyoruz. Bu da işin bir gerçeği. Bu demokrasinin tam da kalbine hançer saplamak anlamına geliyor. Sandığı anlamsızlaştırıyor, seçime gitmeyi anlamsızlaştırıyor.

Sayın Erdoğan’ın daha birkaç hafta önce söylediği bir söz var. Ne dedi? Bu ne demek? Benim sağlığım ve ömrüm yettiği sürece bu makamdan kalkmayacağım demek… İlelebet oturamam, zaten bir gün ömrüm yetmeyecek diyor yani. Bu çok tehlikeli ve insanların umudunu kıran, demokrasiyle sandıkla bir değişimin mümkün olmayacağıyla ilgili de bir kanaate sürükleyen bir gerçek. Öyle olunca da vatandaşlarımız meydanlarda, bugün ana muhalefetin kurduğu sandıklarda ‘Biz buradayız’ dediler.

Enflasyona bakıyorsunuz, faizlere bakıyorsunuz, geçim sıkıntısına bakıyorsunuz, hayat pahalılığına bakıyorsunuz, her şey yokuş aşağı gidiyor. Dolayısıyla gençlerimizin ülkeyle ilgili umutlu olması için bir sebep yok, bir yaşanmışlıkları yok yani. Sürekli kötüye giden bir ülke ve değişmeyen bir iktidar, onları bunaltan, umutlarını karartan bir durum.

Zaten bu kadar gencin birdenbire yollara, caddelere dökülmesinin en önemli sebebi, varsa bir küçük umut kırıntısı, bu umut kırıntısının da yok olması: ‘Yani galiba bu iktidar hiçbir zaman değişmeyecek, bu iktidar hiçbir zaman kendisine ciddi bir rakip görmek istemeyecek, ciddi bir rakip gördüğü anda da o rakibi bir şekilde engelleyecek…’”

Paylaşın

Babacan Diyarbakır’da Konuştu: Barış Savaştan İyidir

Diyarbakır’da katıldığı bir etkinlikte konuşan DEVA Partisi Lideri Ali Babacan, “Barış savaştan iyidir. Sükût kavgadan iyidir, diyalog çatışmadan iyidir. Yaşamak ölmekten iyidir” dedi.

Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, Diyarbakır’da katıldığı iftar programında konuştu. Karar’ın aktardığına göre; Babacan’ın konuşmasından satır başları şöyle:

“Barış savaştan iyidir. Sükût kavgadan iyidir, diyalog çatışmadan iyidir. Yaşamak ölmekten iyidir. Ülkemiz bitmek bilmeyen çatışmalardan, saldırılardan, kardeşi kardeşe kırdıranlardan çok çekti. Birliğimizi, beraberliğimizi kaybettik.

Ülkenin büyük ekonomik potansiyelini kaybettik. Ama her şeyden önce canlarımızı kaybettik, bu toprakların evlatlarını kaybettik… On binlerce aileye ateş düştü.

Ama artık kaybedecek tek bir günümüz, tek bir saatimiz bile yok. Ya ileriye bakacak, hep birlikte kararlılıkla yürüyeceğiz; Ya da arkamıza bakıp, yalpalayıp, bu fırsatı kaçıracağız. Ya bin yıldır beraber yaşayan insanlar olarak sarılıp helalleşeceğiz; Ya da çeşit çeşit bahane üretip ayrışmaya devam edeceğiz.”

Ali Babacan, bölgede barış ve çözüm sürecini sekteye uğratmak isteyenlerin varlığına dikkat çekerek, özellikle Suriye üzerinden yürütülen çatışmaların tehlikesine işaret etti. Lazkiye ve çevresinde yaşanan katliamları hatırlatan Babacan, Türkiye’nin bu tür mezhep veya etnik temelli çatışmalara sürüklenmemesi gerektiğini belirtti.

“Etnisite, din veya mezhep üzerinden çıkarılan çatışmaları doğru okumalı, bu tartışmaların bu topraklarda büyümesine izin vermemeliyiz. Türkiye on yıllardır çektiği sorunlardan kurtulmalı artık.

Geçtiğimiz Ekim ayından bu yana, barış çağrılarıyla başlayıp devam eden süreci yakından izliyoruz. İhtiyatlı bir iyimserlikle takip ediyoruz. İlk günden bu yana aynı noktadayız. Çözüm için %5 bir ihtimal bile olsa, biz o ihtimali bile destekleriz. Bazıları gibi, bu kadim meseleyi siyasi “fırsatçılık” alanı olarak görmüyoruz.”

“Ana dili, insanlara anasının ak sütü gibi helaldir”

Babacan, konuşmasının devamında kimlik ve özgürlükler konusunda net bir duruş sergilediklerini belirterek, vatandaşların anadilini konuşma hakkını tartışma konusu haline getirmenin yanlış olduğunu vurguladı:

“Kimlikler üzerinden sürekli kavga üretilen bir Türkiye istemiyoruz. İnsanların hayat tarzına müdahale edilen bir Türkiye istemiyoruz. Yanlış kayyum uygulamalarıyla, seçmenin iradesinin gasp edildiği bir Türkiye istemiyoruz.

‘Ana dili, insanlara anasının ak sütü gibi helaldir’ diyoruz. ‘Bu ülkenin her vatandaşı, eşit ve onurlu vatandaştır’ diyoruz. ‘Haklar ve özgürlükler pazarlık konusu yapılamaz, derhal tanınır’ diyoruz.

Bizim durduğumuz yer açık, net. Çözüm, meşru demokratik siyasetle olacaktır. Sorunların tartışılması ve çözüm üretilmesi için doğru zemin de Türkiye Büyük Millet Meclisi’dir.”

Ali Babacan, Diyarbakır’daki konuşmasında, Türkiye’deki siyasi aktörlerin çelişkili duruşlarını eleştirerek, DEVA Partisi’nin her zaman tutarlı bir çizgide ilerlediğini ifade etti:

“Biz, hiçbir zaman, Diyarbakır’da kuzuyu hatırlayan, Ankara’da kurdun yanı başında hizaya girenlerden olmadık.
Biz, çareyi hiçbir zaman düşman üretmekte görmedik. Hamasetin arkasına sığınmadık, çözüm ürettik. Popülizmin arkasına saklanmadık, siyaset ürettik.”

Babacan, çözüm için diyaloğun önemine vurgu yaparak, siyasi tartışmaların Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altında yürütülmesi gerektiğini söyledi.

DEVA Partisi lideri, konuşmasında muhalefete de eleştiriler yöneltti. Kimlik siyaseti ve popülizm üzerinden yapılan tartışmaların çözüm üretmekten uzak olduğunu belirten Babacan, “Sürekli hamasetle, sert söylemlerle, halkın gerçek sorunları görmezden geliniyor” dedi.

Babacan, Türkiye’nin içinde bulunduğu ekonomik ve siyasi sorunların çözümü için yapıcı politikalar geliştirilmesi gerektiğini belirterek, DEVA Partisi’nin çözüm odaklı bir yaklaşım sergileyeceğini ifade etti.

Paylaşın

Babacan’dan İktidara “Süreç” Tepkisi: Hala Tam Sahiplenen Yok

DEVA Partisi Lideri Ali Babacan, MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin açıklamasının ardından başlayan sürece ilişkin, “İktidar cephesi hâlâ suskun. Hala güçlü bir ses yok, hala tam sahiplenilen bir süreç yok” dedi ve ekledi:

“Her konuda konuşan, her konuda topa giren Sayın Erdoğan’ın, bu sürecin tam olarak neresinde olduğunu kimse bilmiyor. Ülkenin Cumhurbaşkanı, cumhurun başkanı değilmiş gibi, yaşananlarla ilgisizmiş gibi davranıyor. Sık sık Başkomutan olduğunu vurgulayan Sayın Erdoğan, böylesine önemli bir güvenlik meselesini es geçmeyi tercih ediyor.”

Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, Yeni Yol TBMM Grup toplantısında gündeme ilişkin konuştu. Ali Babacan, konuşmasında, MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin açıklamasının ardından başlayan süreçte dördüncü aya girildiğine dikkat çekerek şu ifadeleri kullandı:

“İktidar cephesi hâlâ suskun. Hala güçlü bir ses yok, hala tam sahiplenilen bir süreç yok. Her konuda konuşan, her konuda topa giren Sayın Erdoğan’ın, bu sürecin tam olarak neresinde olduğunu kimse bilmiyor. Ülkenin Cumhurbaşkanı, cumhurun başkanı değilmiş gibi, yaşananlarla ilgisizmiş gibi davranıyor.

Sık sık Başkomutan olduğunu vurgulayan Sayın Erdoğan, böylesine önemli bir güvenlik meselesini es geçmeyi tercih ediyor. Bakın, biz ne dedik? Açık! Net! ‘Yeter ki bu ülke bu sorunu çözsün; biz değil elimizi, gerekirse bedenimizi taşın altına koyarız’ dedik. Şimdi sıra Sayın Erdoğan’da…

İnsanları tereddütte bırakmayın. Meydanı, etrafınızdaki ne dediğini bilmez insanlara bırakmayın. Meydanı o malum danışmanlarınıza hiç bırakmayın.

Yok eğer, ‘Ben konuşmam, bu konuda risk almam’ diyorsanız, o zaman çözüm belli. Sayın Bahçeli’den rica ediyoruz. Lütfen bir telefon da Sayın Cumhurbaşkanına açın. Sayın Cumhurbaşkanını da arayın ve kendisini bu süreçle ilgili cesaretlendirin. ‘Korkmayın’ deyin. ‘Ben konuşuyorum ama millet sizi de duymak istiyor’ deyin. Bakın, neredeyse 4 ay oldu. Sayın Erdoğan’a baktığımızda; bu konuda kararlı bir duruş yok, siyasi irade emaresi yok, ama belki de her şeyden önemlisi, açıklanmış bir yol haritası yok.

Terör örgütüne silah bıraktırma sürecindeki tavırla ilgili bir şerh de muhalefet için düşmek istiyorum. Muhalefetten bazıları bu süreçten nedense çok rahatsız oldu. ‘Yok canım öyle iş mi olur’ dediler, inkara sarıldılar. Çağrı metnini didik didik ettiler; ‘Aslında öyle değil böyle’ deyip olmayan anlamlar aramaya kalkıştılar. Neredeyse terör örgütüne dönüp ‘Yahu siz niçin silah bırakıyorsunuz ki?’ diye seslenecekler.

Neredeyse terör örgütüne ‘Bakın, bu iktidar sizi kandırıyor’ diyecekler. İnanılır gibi değil! Bakın, açık ve net söylüyorum: Yıllardır bu ülkenin doğusuna koca bir set çekip, yüzünü sadece batıya dönenler bu sorunu çözemez. Buradan hatırlatmak istiyorum: Bu millet, şahsi iktidar hesaplarını, Türkiye’nin çıkarlarının önüne koyanları affetmez.”

Paylaşın

Babacan’dan “Süreç” Açıklaması: Yol Haritasını Henüz Görmedik

DEVA Lideri Ali Babacan, DEM Parti Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan ile yaptıkları ortak basın toplantısında, “Barış önemli ancak barış için öncelikle bir yol haritası lazım. Bu yol haritasını henüz görebilmiş değiliz” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Barış için kararlılık lazım. Bu kararlılık acaba iktidarda gerçekten var mı, iktidarın her iki ortağında var mı? Bunu da görebilmiş değiliz. Siyasi irade şarttır bu çözüm için fakat Sayın Erdoğan’ın bu konuda tam olarak nerede durduğunu görmüyoruz. Sağlam siyasi bir irade ortaya koyduğuna da bugüne kadar şahit olmadık. Kararlılık olmayınca, yol haritası olmayınca, siyasi irade de olmayınca biz bu süreci baştan da ifade ettiğimiz gibi ihtiyatlı bir iyimserlikle izliyoruz.”

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan, beraberindeki heyetle birlikte PKK lideri Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat’ta yaptığı çağrıya ilişkin Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi Genel Başkanı Ali Babacan’la DEVA Partisi Genel Merkezi’nde bir araya geldi.

DEM Parti heyetinde Hatimoğulları ve Bakırhan’ın yanı sıra Eş Genel Başkan Yardımcısı Özlem Gündüz ve Ekonomi Komisyonu Sözcüsü ve Antalya Milletvekili Hakkı Saruhan Oluç’ta yer aldı. Babacan, beraberinde Genel Başkan Yardımcıları Mehmet Emin Ekmen, İbrahim Çanakcı, Sadullah Ergin, Ali İhsan Merdanoğlu’nu ile birlikte DEM heyetini ağırladı. Kısa bir selamlaşmanın ardından görüşme basına kapalı gerçekleştirildi.

Yaklaşık bir buçuk saat süren görüşmenin ardından yapılan ortak açıklamada Ali Babacan, şu ifadeleri kullandı:

“Bugün DEVA Partisi Genel Merkezinde DEM Parti Eş Genel Başkanlarını, değerli heyetlerini ağırladık. Verimli bir görüşme gerçekleştirdik. 1 Ekim 2024 tarihinde Sayın Bahçeli’nin Meclisin açıldığı gün başlattığı süreçten bugüne kadar meydana gelen gelişmeleri şöyle bir masaya yatırdık.

İlk günlerde de söylemiştim, tekrar ediyorum: Gerçekten Türkiye’de şu an devam etmekte olan barış süreci, silahların bırakılması, terörsüz bir Türkiye hedefi, çok kıymetlidir. Evet zordur, kimse bu çözümü size altın tepsiyle sunmaz; ilmek ilmek örmeyi gerektiren bir süreçtir. Ama biz DEVA Partisi olarak küçük bir ihtimali, yüzde 5 çözüm ihtimali bile olsa biz o ihtimali gideriz, destekleriz diye ilk günden anlatmış, izah etmiştik ve aynı noktada da duruyoruz.

Tabii barış önemli ancak barış için öncelikle bir yol haritası lazım. Bu yol haritasını henüz görebilmiş değiliz. Barış için kararlılık lazım. Bu kararlılık acaba iktidarda gerçekten var mı, iktidarın her iki ortağında var mı? Bunu da görebilmiş değiliz. Siyasi irade şarttır bu çözüm için fakat Sayın Erdoğan’ın bu konuda tam olarak nerede durduğunu görmüyoruz. Sağlam siyasi bir irade ortaya koyduğuna da bugüne kadar şahit olmadık. Kararlılık olmayınca, yol haritası olmayınca, siyasi irade de olmayınca biz bu süreci baştan da ifade ettiğimiz gibi ihtiyatlı bir iyimserlikle izliyoruz.

Gerçekten terörün sona ermesi önemlidir. Ancak terör herhangi bir ülkenin sadece kendi hudutları içerisinde halledebilebilecek bir konu da değildir. Terörün sınırları aşan boyutları da vardır. Burada kuşkusuz Irak’taki yapılanmayla ilgili bir trafik var. Suriye’yle ilgili bir mektup trafiği olduğunu anlıyoruz. Ancak önümüzdeki haftalarda, önümüzdeki aylarda, bu süreçle ilgili önemli bir risk kaynağı Suriye’dir. Suriye’de PYD-YPG ile Şam yönetimi arasındaki görüşmelerin nasıl evrileceği, görüşmelerin hangi istikamette bundan sonra ilerleyeceğini, görmemiz gerekiyor.

Yine Suriye’de bazı ülkelerin kendi çıkarlarını destekleyecek tutumu, adımı oldu bundan sonra da olabilir. Burada özellikle bugünkü İsrail’in hükümetin ne yapıp yapmadığına çok dikkat etmek gerekiyor. Suriye’nin gerçekten istikrarlı sağlam bir demokrasiyla yönetilmesi, halkın iradesine dayanan bir yönetim sisteminin Suriye’de kurulmasını bugünkü İsrail hükümeti ister mi biz çok emin değiliz.

Onun için daha önce de söyledim tekrar ediyorum. Biz bu coğrafyada bin yıldır beraber yaşayan halklarız. Daha bundan sonraki binlerce yıl da barış içerisinde yaşamak istiyoruz. Başka ülkelerin bu süreçlere müdahalesi hele hele okyanus ötesinden gelip de sadece ve sadece kendi çıkarlarını gözeten ülkelerinden de bu süreci olumsuz etkilemesine izin vermememiz gerekir diyoruz.

Gerçekten Suriye çok hassas bir dönemden geçiyor. Bu son 3-4 gündür Lazkiye ve çevresinde yaşananlar bizi son derece kaygılandırdı ve çok üzdü. Şu andaki Şam yönetiminin Suriye genelinde kontrolü sağlamasıyla ilgili uluslararası toplumun yardımcı olması gerekiyor. Şam yönetiminin iç güvenliği, nihayetinde de dış güvenliği sağlamasıyla ilgili yine desteklenmesi gerekiyor.

Ancak Şam yönetiminin de kucaklayıcı bir yaklaşımla Suriye’de yaşayan tüm toplulukların, tüm halkların eşit vatandaş olarak yönetimde söz sahibi olduğu temel hak ve özgürlüklerin korunduğu, hele hele en önemlisi can güvenliğinin korunduğu bir yönetim modelinin de Suriye’de hızla oluşturulması gerekiyor.  Bir yandan dış kaynaklı, Şam yönetimini olumsuz etkilemeye çalışan girişimler oluyor, bundan sonra olacaktır da… Onları engellemek için her türlü gayreti ortaya koymak gerekiyor.

Ama Şam yönetiminin de uluslararası toplumun da beklediği gibi Suriye halkının da beklediği gibi kuşatıcı, kapsayıcı ve herkesin söz sahibi olduğu, herkesin sesini duyurduğu demokratik sistemi kurabilmesi için, eşit vatandaşlık sistemine göre kurması için gayret göstermesi gerekiyor. Arap, Kürt, Türkmen demeden; Sunni, Alevi demeden; Hristiyan demeden, Dürzi demeden herkes eşit vatandaş, herkesin can güvenliği bundan sonra Şam yönetimine emanettir. O emanetin gereğini yerine getirecek bir yönetim tarzı çabası vardır ama o çaba da uluslararası toplum tarafından desteklenmelidir.

Suriye’deki iç gelişmeler sadece Suriye’nin meselesi değildir. Bütün coğrafımızın güvenliğiyle, istikrarıyla, huzuruyla, barışıyla ilgilidir. Dolayısıyla Suriye’deki iç istikrarın ve barışın bir an önce sağlanması, bir an önce halkı için güvenliğini sağlamış bir Suriye’nin hemen güneyimizde komşu olarak oluşması bizim en önemli arzularımızdan birisidir.”

“50 yıldır Türkiye’nin çok büyük enerjisini, ekonomisini aldı”

DEM Parti Eş Genel Başkan Tuncer Bakırhan ise, ortak basın açıklamasında şunları ifade etti: “Çok önemli bir süreç yaşanıyor, çok önemli bir çağrı yapıldı. Türkiye’de 85 milyonu ilgilendiren, 85 milyon insanın demokratik bir zeminde eşitçe ve kardeşçe yaşamasını öngören bir çağrı yapıldı. Bu çağrıyı siyasi partilerle paylaşmak için başlattığımız turu DEVA Partisi ile devam ettirdik. Önemli bir tartışma yürüttük. Bu konuda geçmişten gelen tecrübelerinden de yararlandık Sayın Babacan ve ekibinin. Önemli bir süreçten geçiyoruz, bu süreci doğru anlamak ve tartışmak çok önemlidir.

Bir çağrı yapıldı. Bu ülkede 50 yıldır süren çatışma ve şiddet ortamını sonlandıracak, hak arama mücadelesini artık demokratik bir zeminde yürütecek bir çağrıdır. 50 yıldır Türkiye’nin çok büyük enerjisini, ekonomisini aldı. Türkiye’nin her karışını etkiledi. Şimdi bu olumsuz etkileri ortadan kaldıracak ve Türkiye’de Kürtler, Aleviler, diğer halk ve inançların, herkesin demokratik bir cumhuriyette eşitçe yaşamasını sağlayacak bir çağrı yapıldı.

Biz bu çağrıya değer veriyoruz. Bu çağrı kime yapılmışsa, gereklerinin layıkıyla yerine getirilmesi gerektiğini belirtiyoruz. Çağrı, çağrı olmaktan çıkmalı ve artık somut adımlara dönüşmelidir. Bunun için bu çağrının toplum tarafından sahiplenilmesi gerekiyor. Sadece iktidarların inisiyatifine kalan ve zamana yayılan bu çağrılar geçmişte de yapıldı. Biz zaman uzayınca entübe olur dedik. Bu uzatılmadan, kime ne düşüyorsa gereklerinin yerine getirilmesinin çağrısını yapıyoruz.

Bizim Suriye’ye yaklaşımımız çok net. Suriye demokratik bir cumhuriyet olmalı. Suriye, 100 yıldır halklara ve farklı inançlara o tekçi mantığın yaşattığı acılardan arınmalıdır. Rejim Kürt’ü, Alevi’yi, Dürzi’yi, Hıristiyanı ve orada yaşayan bütün halkları ve inançları demokratik bir zeminde bir arada tutacak bir karaktere sahip olmalıdır, dönüşmelidir. Suriye’de Alevilerin katledilmesini kınıyoruz. Rejim bunun önlemini almalıdır.

Çağrıları, pratikleri ve attığı adımlarla kapsayıcı davranmalıdır. Tekçi ve dar mantıkla yaklaşılan süreçler sabote de edilir. Tekçi yaklaşımlar, dışarıdan müdahalelere de Suriye’nin yeniden bir çelişki ve çatışma odağına girmesine de yol açabilir. Dolayısıyla Suriye’de, Türkiye’de ya da dünyanın neresinde olursa olsun dışarıdan müdahalelere kapalı olmanın tek yolu demokratik ve kapsayıcı olmaktan, farklılıkları kabul etmekten, farklılıklara saygı göstermekten geçiyor.

Umarım Ramazan ayında yapılan bu çağrı da karşılığını bulur. Yaptığımız toplantılarda ve ziyaretlerde ortak duygular ortaya çıkıyor. Tarihin hiçbir döneminde Türkiye’de bu çağrıya ilişkin böylesine pozitif bir hava oluşmamıştı. Sadece siyaset değil, toplumun kendisi de artık bu ülkede acı olmasın, kan akmasın, demokrasi olsun, herkes kendi farklılıklarıyla eşit yurttaşlar olarak yaşasın diyor.

Bu çağrı da bunu işaret ediyor. Bu çağrının hayat bulması için, toplumun desteğini alması için DEM Parti olarak siyasi partilerle başlattığımız bu süreci, toplumun diğer dinamiklerini de katarak devam ettireceğiz. Umarım günün sonunda bu ülkede artık çağrının bir barış sürecine evrildiğini hep birlikte konuşuruz. Bu toprakların uzun yıllardır özlemini duyduğu, umut ettiği, beklediği barışı bu çağrıyla birlikte bu ülkeye getiririz. Hepinize iyi akşamlar diliyorum. Sayın Babacan ve ekibine bizi sıcak karşılamalarından dolayı teşekkürlerimi sunuyorum.”

Paylaşın

Babacan’dan “Süreç” Eleştirisi: Erdoğan Bu İşin Neresinde?

Yeni Yol Partisi grup toplantısında konuşan DEVA Partisi Lideri Ali Babacan, PKK’nın silah bırakma sürecine ilişkin, “Sayın Erdoğan’ın bu işin neresinde durduğunu henüz tam anlamış değiliz” dedi.

Kürt sorununun çözüm yerinin Türkiye Büyük Millet Meclisi olduğunu vurgulayan Babacan, İmralı heyetinin açıklamalarının ardından yaşanan tartışmalara işaret etti. Bazı televizyon kanallarının Kürtçe metnin okunmasına tahammül edemediğini belirten Babacan, siyasette ayrımcılık ve otoriterliğin giderek yaygınlaştığını öne sürdü.

Ekonomiye ilişkin sert eleştirilerde bulunan Babacan, 2018 yılında 100 liraya alınabilen Ramazan alışverişinin bugün 800 liraya ulaştığını belirtti. TÜİK’in gerçek enflasyonu gizlediğini savunan Babacan, iktidarın ekonomi yönetimini eleştirdi. 200 liralık banknotun değerinin 126 dolar eridiğini söyleyen Babacan, enflasyon karşısında vatandaşların alım gücünün düştüğünü ifade etti.

Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, Yeni Yol Partisi grup toplantısında gündeme ilişkin konuştu. Karar’ın aktardığına göre; Babacan’ın konuşmasında öne çıkanlar şu şekilde:

“Son söyleyeceğimi baştan söyleyeyim: Barış savaştan iyidir. Sükût kavgadan, diyalog çatışmadan iyidir. Yaşamak ölmekten iyidir. Geçtiğimiz hafta DEM Parti İmralı heyeti tarafından yapılan açıklamayla terör örgütü PKK’ya silahları bırakma ve kendini feshetme çağrısı yapıldı. Bu açıklamanın hemen ardından da örgüt, çağrının gereklerine uyacağını söyledi.

Sözlerin tutulup tutulmayacağını yakından takip edeceğiz. Biz ilk günden bu yana şunu söyledik: Süreci ‘temkinli bir iyimserlikle ‘ takip edeceğiz dedik; gerekli gördüğümüz noktalarda da tavsiyelerimizi, uyarılarımızı yapacağız dedik ve öyle de yapıyoruz. Çünkü biliyoruz, terörü sona erdirmek sıradan bir iş değildir. Çözüm size gümüş bir tepside sunulmaz, hediye edilmez.

Çözüm, adım adım inşa edilmesi, ilmek ilmek örülmesi gereken bir süreçtir. İyi bir yol haritası gerektirir, siyasi irade gerektirir; en önemlisi de kararlılık gerektirir, kararlılık. Bakın yol haritası diyoruz, henüz bir yol haritası yok. Siyasi irade diyoruz, ülkenin Cumhurbaşkanı’ndan henüz net bir duruş görmedik.

Kararlılık diyoruz, belki Sayın Bahçeli bu işi başlattığı noktada duruyor ama Sayın Erdoğan’ın bu işin neresinde durduğunu henüz tam anlamış değiliz. Ya ileriye bakacak, hep birlikte kararlılıkla yürüyeceğiz; ya da arkamıza bakıp, yalpalayıp, bu fırsatı kaçıracağız. Ya bin yıldır beraber yaşayan insanlar olarak sarılıp helalleşeceğiz; ya da çeşit çeşit bahane üretip ayrışmaya devam edeceğiz.

Türkiye, terör sorunu yüzünden çok büyük kayıplar yaşadı, çok. Birliğimizi, beraberliğimizi kaybettik. Ülkenin büyük ekonomik potansiyelini kaybettik. Ama her şeyden önce canlarımızı kaybettik, bu vatanın evlatlarını kaybettik… On binlerce aileye ateş düştü. Artık kaybedecek tek bir günümüz, tek bir saatimiz bile yok. Türkiye, onlarca yıldır çektiği bu sorundan kurtulmalı artık.

Suriye Kürtlerinin, özgür ve eşit bir şekilde, siyasetteki tüm renkleri ve çeşitliliği ile, Türkiye ile dostane ilişkiler içinde olmaları en büyük arzumuz. Nasıl ki ülkemizde bin yıllık Türk ve Kürt kardeşliğini esas alarak yeni bir döneme giriyorsak, tüm komşu ülkelerdeki Kürtlerle de kardeşlik hukuku içinde, beraberce var olalım istiyoruz. İşte bu sebeple, sadece Türkiye’de değil, tüm komşularımızda, Türkiye’ye doğrulma ihtimali olan silahların hepsi terk edilmeli, daha nice bin yıllar sürecek birlikteliğin üzerine gölge düşürülmemelidir.

Evet, terör ülkemiz için büyük bir sorundur. Ancak ülkemizde büyük bir hak ve özgürlük sorunu da vardır. Ülkemizde Kürt vatandaşlarımızın sorunları vardır, Kürt sorunu vardır. Bu sorunun çözüm zemini de bu çatının altıdır, Türkiye Büyük Millet Meclisidir. Bakın, İmralı heyetinin örgütün feshine yönelik çağrıyı okurken dahi bu sorun ayyuka çıktı. Televizyon kanallarında neler yaşandı, gördünüz değil mi? Çağrı metninin önce Kürtçesi okununca afalladılar. Bazıları ne yapacağını bilemedi, korkup yayını kesti; bazıları asıllarına rücu etti, yasağa sarıldı.

Bu otoriterlik virüsü, bu antidemokratiklik virüsü, bu popülizm virüsü, bu ayrımcılık virüsü siyasete yayılan bir virüs arkadaşlar. Bu virüs muhalefete de hızla yayılıyor. Tahammülsüzlüğü, yerel yönetimlerdeki icraatlardan; Arapça tabelalara yaptıkları düşmanlıktan biliyoruz. Tahammülsüzlüğü, Filistin’le dayanışma mitinginden dönene yumrukla saldıranı, savunanlardan biliyoruz; tahammülsüzlüğü, henüz ellerine geçirmedikleri sopayı her fırsatta sığınmacılara sallayanlardan biliyoruz. Bu virüsle hep birlikte mücadele etmemiz gerekiyor.

Çok şükür, biz bunların hepsine karşı aşılıyız. Ayrımcılıkmış, ırkçılıkmış, kutuplaştırmaymış… Bunların hepsine karşı doğuştan aşılıyız. Onun için bazı muhalefet partilerinin içinde rahat yaşayan bu zehirli ideoloji bize bulaşamıyor. İster iktidardakiler olsun ister muhalefettekiler; otoriter zihniyetin her türünü reddediyoruz. Ve bu şekilde yolumuza devam edeceğiz inşallah.

Şimdi 2018’in Haziran ayında, yani Sayın Erdoğan’ın tek yetkili Cumhurbaşkanı olarak göreve başladığı günkü fiyatlara bir bakalım. Bir de önümüze fiyat gösteren yazarkasa ekranı koyalım. Ve 2018’in Haziran’ında çok değil 6 buçuk yıl önce, Ramazan’da gıda alışverişi kaç para tutuyormuş, ürünler kaç liraymış bir hatırlayalım. Evet arkadaşlar bunların hepsini topladık, yazarkasa ekranında toplamı görelim ne kadar tutmuş? 99 lira 91 kuruş… Yani yuvarlayalım 100 lira. Şimdi ben bu 200 lirayı bu alışveriş için veriyorum, karşılığında bir de 100 lira para üstü alıyorum. Bütün bu sebep 100 liraya mal oluyor. 100 lirayı aklımızda tutalım. Bütün bu alışverişin toplamı 2018’in Haziran ayında 100 lira.

Şimdi gelelim bugüne: Artık TÜİK, sepetindeki ürünlerin fiyatlarını açıklamıyor. Çünkü fiyatları bir açıklasa foya ortaya çıkacak. Fiyatları açıklarsa, gerçek enflasyonun yüzde kaç olduğunu söylemek, itiraf zorunda kalacaklar. İlk defa devletin kurumu davalık oldu ya, TÜİK şimdi davalık. Düşünebiliyor musunuz? Sen milyonlarca emeklinin maaşından çaldın, sen milyonlarca asgari ücretlinin maaşından çalıyorsun diye davalık. Asıl TÜİK’e o talimatları verene davaları açmak lazım ama o gün başka gün.

Onlar açıklamayadursun, biz şimdi bugün bir vatandaşımızın alışveriş sepetindeki gerçek fiyatlara göre şöyle tekrar yazarkasamızı okutacağız. Aynı ürünler kaç lira? Adaletli olsun diye üç marketten karışık aldık bunları tek bir marketten almadık ve nispeten fiyatların uygun olduğu marketler. yeniden bir okutalım şu fiyatları. 1 litre ayçiçek yağı: 73.50 lira. Bugünkü fiyat, gerçek fiyat. TÜİK açıklamıyor biz açıklıyoruz.

1 kilo pirinç: 50 lira. Bu da ucuzundan ha, daha pahalıları var, 50 lira. 1 paket makarna: 11,50 lira. 400 gr dana eti: 219,00 lira. 1 litre süt: 33 lira 75 kuruş. Peynir 219 lira. 1 kilo çay 134 lira. Hasan Karal bu çayı beğenmez ama biz ucuzundan aldık. Devam ediyorum. 1 kilo şeker: 44,50. Ve gelelim ramazan pidesine 2 lira olan, o gün 275 gram olan ramazan pidesinden 25 gram çaldılar, düşürdüler 250 grama bugün 20 lira arkadaşlar.

Şimdi toplayalım alışveriş sepetimizi kaç lira? 805 lira, yuvarlayalım 800 lira. Yani bunlar 6 buçuk yıl önce markete gidiyorsunuz, 200 lirayı verip 100 lira para üzeri alıyordunuz. Şimdi 200 yetmiyor bir 200 daha, bir 200 daha, bir 200 daha 800 lira alışverişle ancak marketten çıkabiliyorsunuz. Geldiğimiz nokta o. 1 pide 250 gram: 20,00 TL. Ve arkadaşlar toplam: 805,25 TL. Yuvarlayalım, tam 800 TL.”

“Ramazan sepeti 7 yılda tam 8 kat artmış”

Ramazan sepetimiz 7 yılda tam 8 kat artmış. Sayın Erdoğan’ın karnesi bu, ben enflasyon ile mücadele edeceğim diyen Erdoğan’ın Türkiye’yi getirdiği nokta bu. Erdoğan ne zaman ben ekonomistim demeye başladı işte enflasyon o zaman aldı başını gitti. Hesap ortada, hesaba itirazı olan varsa çıksın açıklasın. Sayın Erdoğan duymazlıktan gelmesin, bunun hesabını çıkıp grup açıklamasında versin. Bu fiyatlara ne oldu. Kimse bizim enflasyonla ilgili masalara inanmamızı beklemesin.

Eski dostumuz 200 liranın başına ne geldi. Tedavüle ilk çıktığı tarihte bu para tam 132 dolar ediyordu, bugün beş buçuk dolar ediyor. Yani bunu değeri 126 dolar düşmüş. Bu paranın değerini düşüren kim arkadaşlar ya? Herkesin cebindeki 200 liralık banknotun değerinden 126 doları çalan kim?”

Paylaşın

DEVA Lideri Babacan: Erdoğan Koltuğu Bırakmak İstemiyor

Erdoğan’ın “Milletin takdiriyle geldiğimiz bu koltuklarda ebediyen oturacak değiliz” sözlerine atıfta bulunan Ali Babacan, “Ebediyen demek sonsuz demek. Sonsuza kadar oturmayacağım diyor ama seçimle kaybedeceğim ya da emekli olacağım gibi bir anlam da çıkmıyor” dedi.

Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, Hasan Basri Akdemir’e gündemi değerlendirdi.

Hükümetin sık sık dile getirdiği yeni anayasa söylemini sert sözlerle eleştiren Ali Babacan, “Kaç yıldır ‘yeni anayasa, yeni anayasa’ deniyor. Peki, ne muradın nedir? Bir söyle de anlayalım. Söylemiyor. Biz de şüpheleniyoruz tabii” ifadelerini kullandı.

Erdoğan’ın anayasa değişikliğiyle ilgili son açıklamalarına değinen Babacan, “Eğer duyduğum ifadeler doğruysa, ‘Ömrüm yettiği sürece koltuğu bırakmayacağım’ anlamına geliyor. Ben bunu böyle okuyorum” dedi.

Erdoğan’ın “Milletin takdiriyle geldiğimiz bu koltuklarda ebediyen oturacak değiliz” sözlerine atıfta bulunan Ali Babacan, “Ebediyen demek sonsuz demek. Sonsuza kadar oturmayacağım diyor ama seçimle kaybedeceğim ya da emekli olacağım gibi bir anlam da çıkmıyor” değerlendirmesinde bulundu.

Babacan, anayasa değişikliği girişimlerinin asıl amacının halktan gizlendiğini savunarak, “Bunca yıldır bu konu neden gündemde? Çünkü asıl hedef süre sınırını kaldırmak. Bir dönem daha meselesi değil, tamamen süre sınırının kalkması. İkinci amaç ise seçilme barajını düşürmek. 50+1 değil, belki 40+1, hatta 35+1 ile kazanmanın yolunu arıyorlar” diye konuştu.

Anayasa değişikliğine ilişkin net bir taslak ortaya çıkmadığı sürece şüphelerinin devam edeceğini vurgulayan DEVA Lideri Babacan, “Eğer böyle bir şey yok diyorsa, taslak ortaya çıktığında hep birlikte görürüz” ifadelerini kullandı.

“Demokrasi hukukla beraber değerlidir”

Ali Babacan ayrıca, demokrasinin ‘sandıktan çıktım, aklıma geleni yaparım’ sistemi olmadığını belirterek şu ifadeleri kullandı:

“Demokrasi tabii seçimlerle kutsaldır. Demokrasinin kutsalı sandıktır. Ama demokrasiyi sadece ‘sandıktan çıktım, aklıma geleni yaparım’ gibi bir yönetim sistemi olarak da kimse düşünemez. Böyle sunamaz yani. Demokrasi hukukla beraber değerlidir.

Hukuk da zaten demokratik çerçevede meclisin yani yasa koyucunun çalışmalarıyla ortaya konan bir kural çerçevesidir. Yani yine halkın seçtiği milletvekilleri yasa çıkarır, kural koyar ama yürütme organındaki insanlar cumhurbaşkanı olsun bakan olsun, başbakanı eski sistemde neyse bunların hepsi hukuk çerçevesinde işini yapar.

Hukuk yoksa kaos vardır. Hukuk yoksa fakirlik vardır. Yoksulluk vardır. Hukuk yoksa zulüm vardır. Şu anda Türkiye’nin yaşadığı budur.”

Paylaşın