Türkiye’nin Dış Politikası Avrupa Birliği’nin Öncelikleriyle Çelişiyor!

Avrupa Birliği Konseyi tarafından açıklanan genişleme sonuç bildirgesinde, Türkiye’nin dış politikasının “Avrupa Birliği’nin öncelikleriyle çeliştiğine” dikkat çekildi. Bildirge, Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in Ankara ziyaretinin hemen ardından açıklandı.

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Ursula  von der Leyen ile yaptığı görüşmenin ardından iki taraf arasındaki ilişkilerin somut ve acil bir şekilde iyileştirilmesi çağrısında bulunmuştu.

Euronews Türkçe’nin aktardığına göre; Avrupa Birliği Konseyi tarafından açıklanan genişleme sonuç bildirgesinde, Türkiye’nin katılım müzakerelerine ilişkin hala “fiilen durma noktasında” olduğu ve “hiçbir fasılın açılması ya da kapanmasının düşünülmediği” belirtildi.

Yayınlanan 36 sayfalık raporda, Batı Balkanlar, Ukrayna ve Moldova’nın AB üyeliğine dair “tam ve kesin kararlığını bir kez daha teyit eder” ifadesine yer verirken, Türkiye’nin ise “aday ülke” olarak “birçok ortak çıkar alanında kilit ortak olmaya devam ettiği” belirtildi.

Türkiye, özellikle Yunanistan ile ilişkilerin iyileştirilmesi ve ticaret ve ekonomi gibi ortak ilgi alanlarında AB ile üst düzey sektörel diyaloğun yeniden başlatılması konusunda birkaç iyi puan daha aldı.

“2023 ortalarından bu yana daha geleneksel ve daha sıkı ekonomik politikalara yönelim” ve Rusya’ya yönelik AB yaptırımlarının kendi toprakları üzerinden delinmesini engellemek için alınan “somut önlemler” AB Konseyi tarafından memnuniyetle karşılandı. Ancak olumsuzluklar olumlulardan daha ağır basıyor.

Türkiye’nin AB üyesi olan Güney Kıbrıs’la olan ilişkisi, Konseyin Ankara’yı Lefkoşa ile ilişkilerini normalleştirmeye ve uluslararası hukuka uygun olarak egemenliğine ve toprak bütünlüğüne saygı göstermeye çağırdığı hassas noktalardan biri.

Raporda “Demokrasi, hukukun üstünlüğü ve temel haklar alanlarında süregelen ve derin endişe yaratan durumun” da altı çizilirken, özellikle “yargı üzerindeki aşırı baskı, ifade özgürlüğüne yönelik birçok kısıtlama, medya özgürlüğü ve bilginin yayılması, demokratik yollarla seçilen belediye başkanlarının görevden alınması” gibi konuların “kaygıyla” takip edildiği vurgulandı.

Türkiye’nin bloğun Ortak Dış ve Güvenlik Politikası ile “çok düşük uyum oranı” olduğu yinelendi. Rusya’ya yönelik yaptırımlarla ilgili Ortak Dış ve Güvenlik Politikası (CFSP) pozisyonlarının ve kısıtlayıcı önlemlerin “son derece öncelikli” olduğu belirtilerek, Türkiye’nin dış politikasının “AB’nin öncelikleriyle çeliştiğine” dikkat çekildi.

AB’nin genişleme sonuç bildirgesi, Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in Ankara ziyaretinin hemen ardından açıklandı.

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan von der Leyen ile yaptığı görüşmenin ardından iki taraf arasındaki ilişkilerin somut ve acil bir şekilde iyileştirilmesi çağrısında bulundu. Cumhurbaşkanı Erdoğan Türkiye ve Avrupa Birliği (AB) arasında “her zamankinden daha güçlü ve kurumsallaşmış bir ilişkiye ihtiyaç” olduğunu vurguladı ve 2019’dan beri askıya alınan üst düzey siyasi diyaloğun yeniden başlatılması çağrısında bulundu.

Avrupa Birliği aday ülkelerinin karneleri

36 sayfalık raporda Gürcistan’a ayrılan diğer tüm paragraflar olumsuz. Konseyin ülkeyle ilgili olarak işaret ettiği tek olumlu gelişme, “orta düzeyde hazırlık ve işleyen bir piyasa ekonomisinin geliştirilmesinde sınırlı ilerleme” kaydedilen ekonomiyle ilgili. Ayrıca “sağlam mali ve parasal politikaların” uygulanmasından da övgüyle bahsediliyor.

Gürcistan Başbakanı Irakli Kobakhidze’nin kasım ayı sonunda tek taraflı olarak AB üyelik müzakerelerinin 2028 yılına kadar askıya alındığını açıklamasının ardından yayınlanan sonuç bildirgesinde, AB değerlerine ters düşen “yabancı ajan yasası” gibi hükümet tarafından alınan kararlara dair endişeler belirtiliyor.

AB’nin “demokrasi, hukukun üstünlüğü ve temel haklar alanlarında, ayrıca yargının işleyişi ve kurumsal bağımsızlık konularında geriye gidişten derin endişe duyduğu” vurgulanıyor. Gürcistan’ın genel olarak AB’nin dış politikasına uyum sağlayamaması ve Rusya ve Belarus’a karşı da dahil olmak üzere kısıtlayıcı tedbirler almaması da endişe duyulan konular arasında yer alıyor.

Buna karşılık AB Konseyi Ukrayna konusunda çok daha iyimser. Raporda, ülkenin Rus işgaline karşı kendini savunurken geçtiğimiz yıl içinde kaydettiği “kayda değer reform ilerlemesine” dikkat çekiliyor. Hukukun üstünlüğü, yargı ve kamu yönetimi reformu, yargı yönetişim organları ve yolsuzlukla mücadele kurumlarının etkin işleyişi gibi alanlarda kaydedilen ilerlemenin altını çiziliyor.

Ukrayna’nın bloğun dış politikası ve yaptırımlarıyla “yüksek” uyumu ise takdir ediliyor. Moldova’nın lehine olan bu son husus da bakanlar tarafından “Moldova’nın AB yolundaki stratejik kararlılığının güçlü bir işareti” olarak değerlendiriliyor.

Konsey ayrıca Moldova’nın kamu yönetimi ve kamu mali yönetimi çerçevesini güçlendirmeye yönelik devam eden çabalarını “olumlu” olarak not etti ve özellikle yolsuzlukla mücadele konusunda olmak üzere hukukun üstünlüğü ve temel haklar alanlarında reformların devam etmesi çağrısında bulundu.

Raporda, “Konsey, Moldova’nın oligarşiden arındırmaya yönelik sistematik yaklaşımını memnuniyetle karşılar ve ilgili eylem planının uygulanmaya devam edilmesini teşvik eder,” denildi. Batı Balkanlar ve AB’den devlet başkanlarının çarşamba akşamı Brüksel’de bir zirve için bir araya gelmesi planlanıyor. AB liderlerinin perşembe günü yapılacak zirvede AB Konseyi’nin genişlemeye ilişkin kararlarını kabul etmeleri bekleniyor.

Paylaşın

Türkiye İle Avrupa Birliği Arasında “Suriye” Zirvesi

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Avrupa Birliği (AB) Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ile bugün Ankara’da görüştü. Görüşmede özellikle Suriye ile Türkiye – AB ilişkileri ele alındı.

Suriye’de Beşar Esat rejiminin devrilmesinin ardından ülkenin geleceğine ilişkin en üst seviyedeki diplomatik temaslar sürüyor. Bu kapsamda AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Avrupa Birliği (AB) Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ile bugün Ankara’da görüştü.

Görüşmenin ardından ikilinin basın açıklamasında özellikle Suriye’nin yeniden imarı ve terörle mücadelede vurgusu yapıldı. Erdoğan Suriye’deki gelişmeleri detaylıca ele aldıklarını ifade ederek, şunları söyledi:

“Suriye’nin egemenliği ile toprak bütünlüğünün muhafazası başta olmak üzere, katılımcı bir idarenin tesisi noktasında hemfikir olduğumuzu gördüm. 61 yıllık zulmün, baskının, karanlığın ardından yıkılan Baas rejimi geride kelimenin tam anlamıyla büyük bir enkaz bıraktı. Yaklaşık 1 milyon insanı katledilmiş, nüfusunun yarısı yerlerinden edilmiş, 13 yıldır süren çatışmalarda bitap düşmüş bir Suriye ile karşı karşıyayız.

Suriye halkının bu ağır yükün altından tek başına kalkması mümkün değil. Suriye’nin komşularının, dost ve kardeş ülkelerin, AB ve uluslararası kuruluşların güçlü desteğiyle süratle ayağa kalkması lazım. Uluslararası toplum 13 yıl boyunca katliama uğrarken Suriye halkına maalesef yeterli desteği vermedi, veremedi. Şimdi bunu telafi etmek mümkündür. Bunun yolu da Suriye’nin inşa ve imar çabalarına destek olmaktan geçiyor.”

Türkiye’nin Şam Büyükelçiliği’ni geçen haftasonu yeniden açtığını hatırlatan Erdoğan, Türkiye’nin Suriye halkının yanında olmaya devam edeceğini, bu süreçte Suriye’nin terör yuvası olmaktan çıkarılması gerektiğini vurguladı.

Erdoğan, “Gerek DEAŞ, gerekse PKK ve uzantılarıyla mücadele görüşmemizde ele aldığımız hususların başında geldi. Türkiye, her iki terör örgütünü sahada bozguna uğratan tek ülkedir, yegâne NATO müttefikidir. Bu örgütlerin palazlanmasına kesinlikle müsaade etmeyeceğiz. Bölgemizin geleceğinde ne DEAŞ’a ne PKK ve türevlerine yer yoktur” diye konuştu.

Ayrıca AB’nin, Türkiye’nin Suriyeli sığınmacılarla ilgili yükünü hafifletmek için sağladığı desteği gönüllü geri dönüşleri kolaylaştırmak için çeşitlendirmesini beklediklerini ifade eden Erdoğan, görüşmede İsrail’in Gazze’de devam eden saldırılarını da ele aldıklarını kaydetti.

AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen de AB’nin Esat rejimini deviren muhalif gruplara öncülük eden Heyet Tahrir el-Şam (HTŞ) ve diğer gruplarla doğrudan temasta olacağını açıkladı. Von der Leyen, “Suriye’deki varlığımızı her zaman sürdürdük ancak şimdi bir adım daha atmalı ve HTŞ ve diğer gruplarla doğrudan angajmanımızı sürdürmeliyiz” dedi.

HTŞ, 2020 yılından bu yana AB’nin terör listesinde yer alıyor ve başta insan hakları ihlalleri olmak üzere, cinayetler, işkence, sivillerin rehin alınması ve zorla alıkoymalar gibi suçlamalarla anılıyor.

Von der Leyen ayrıca AB olarak Suriye’nin yeniden inşasına destek vereceklerini söyledi. “Desteğimizi yeniden inşa konusuna odaklanarak sürdürmeliyiz” diyen von der Leyen, AB’nin Suriye’ye yönelik yaptırımlarının kaldırılmasına da koşullu yeşil ışık yaktı. Von der Leyen, “Yaptırımların kaldırılması konusunda bir görüşme başlatmamız gerekecek. Ancak bu, sahada barışçıl bir geçiş konusunda gerçek bir ilerleme görüldüğü takdirde mümkün olabilir” diye konuştu.

Von der Leyen’den IŞİD uyarısı

AB Komisyonu Başkanı, Suriye’de terör örgütü IŞİD’in yeniden canlanmasına karşı da uyarıda bulundu. Von der Leyen, “Türkiye’nin bölgede istikrarın sağlanmasında oynayacağı önemli bir rol var. Birlikte terörizme karşı da uyanık olmalıyız. Özellikle Suriye’nin doğusunda IŞİD’in yeniden canlanması riski vardır. Bunun olmasına izin veremeyiz. Aynı zamanda Türkiye’nin meşru güvenlik endişeleri de karşılanmalıdır. Tüm azınlıklar da dâhil olmak üzere tüm Suriyelilerin güvende olması önemlidir” dedi.

“Suriye halkı barışçıl bir geçişi hak ediyor” diyen von der Leyen, bu geçişte toprak bütünlüğünün ve devlet kurumlarının korunması, tüm çeşitliliğiyle Suriye halkının isteklerinin yansıtılması gerektiğini vurguladı. Von der Leyen, en fazla Suriyeli’ye evsahipliği yapan Türkiye’nin çabalarından övgüyle bahsederek, AB’nin bugüne kadar Türkiye’ye Suriyeliler için 10 milyar Euro yardımda bulunduğunu hatırlatarak şöyle devam etti:

“Bugün 2024 yılı için ilave 1 milyar euronun yolda olduğunu duyurmaktan büyük memnuniyet duyuyorum. Bu destek, diğerlerinin yanı sıra, Türkiye’deki mültecilerin sağlık ve eğitim hizmetlerini de destekleyecektir. Suriyeli mültecilerin gönüllü geri dönüşleri de dâhil olmak üzere göç ve sınır yönetimine katkıda bulunmaya devam edecektir. Sahada gelişmeler oldukça, bu 1 milyar Euro’yu Suriye’de ortaya çıkabilecek yeni ihtiyaçlara göre uyarlayabiliriz.”

Erdoğan ile AB Komisyonu Başkanı von der Leyen’in görüşmesinde Türkiye – AB ilişkileri de ele alındı. Erdoğan, AB üyeliğinin Türkiye için stratejik hedef olmaya devam ettiğini belirterek, “Üyeliğimizin ülkemize olduğu kadar birliğe de önemli katkılar yapacağı açıktır. Son gelişmeler Türkiye’nin kilit ülke konumunu daha da perçinlemiştir” dedi.

Türkiye’nin AB üyelik perspektifini güçlendirecek yeni bir vizyon ortaya konulması konusundaki beklentiyi Ursula von der Leyen’le yaptıkları görüşmede ilettiklerini dile getiren Erdoğan, “Ortak çıkarlarımızın bazı üyelerin kısır gündemlerine esir edilmemesi gerektiğini bir kez daha vurguladım. Kazan-kazan formülüyle ve karşılıklı saygı temelinde işbirliğimizi ilerletebiliriz” diye konuştu.

Türkiye ve AB ile arasında her zamankinden daha güçlü ve kurumsallaşmış bir ilişkiye ihtiyaç olduğunu belirten Erdoğan, şunları söyledi:

“İki gün sonra yapılacak birlik zirvesinde ilişkilerdeki tüm kısıtlamaları kaldıracak, askıya alınan yüksek düzeyli diyalogları canlandıracak, Gümrük Birliği’nin güncellenmesi beklentimize cevap verecek ve vize serbestisi sağlanana dek vize süreçlerini hızlandıracak kararlar alınmasını temenni ediyorum. Bu vesileyle en kısa sürede Türkiye-AB Zirvesini yapmak suretiyle ilişkilerimizin olması gereken seviyeye çıkarmayı ümit ediyorum.”

(Kaynak: VOA Türkçe)

Paylaşın

Avrupa’da Çalışanların Beşte İkisi “Ruh Sağlığı Riski” Altında

Fransa, İtalya, İspanya, Polonya, Almanya ve Hollanda’yı kapsayan yeni bir araştırmaya göre, çalışanların neredeyse beşte ikisi “yüksek ruh sağlığı riski” taşıyor.

Ruh sağlığına ilişkin veriler ülkelere göre farklılık gösteriyor. İspanya’da çalışanların yüzde 48’i yüksek ruh sağlığı riski taşıyor, bunu Polonya (yüzde 45) ve İtalya (yüzde 43) takip ediyor. Öte yandan, Hollanda yüzde 24 ile yüksek ruh sağlığı riski taşıyan çalışanların en düşük oranına sahip.

Yeni bir araştırmaya göre, Avrupalı her beş çalışandan yaklaşık ikisi “yüksek ruh sağlığı riski” taşıyor. Sağlık hizmetleri ve teknolojileri sağlayıcısı TELUS Health Fransa, İtalya, İspanya, Polonya, Almanya ve Hollanda olmak üzere altı Avrupa ülkesindeki çalışanların durumuyla ilgili yıllık ruh sağlığı endeksini yayınladı.

Her ülkede 500 kişiyle yapılan anketin sonuçlarına göre, 80’in altında puan alan kişiler risk altında kabul edildi. Ruh sağlığına ilişkin skorlar ülkelere göre farklılık gösterdi. İspanya’da çalışanların yüzde 48’i yüksek ruh sağlığı riski taşıyor, bunu Polonya (yüzde 45) ve İtalya (yüzde 43) takip ediyor. Öte yandan, Hollanda yüzde 24 ile yüksek ruh sağlığı riski taşıyan çalışanların en düşük oranına sahip.

TELUS Health’in küresel lideri ve araştırma ile içgörülerden sorumlu başkan yardımcısı Paula Allen, yaptığı açıklamada, ruh sağlığı üzerine fark yaratan üç ana faktörden bahsetti. Allen, bunlardan ilki olarak, o ülkedeki genel durumları ve özellikle Polonya’nın, 1.000 gün önce Rusya tarafından işgal edilen Ukrayna’ya coğrafi yakınlığını örnek gösterdi.

Allen, kültür ve altyapıdaki farklılıkların yanı sıra cinsiyet, yaş ve sosyo-ekonomik durum gibi faktörlerin de önemli bir rol oynadığını belirtti. Örneğin, kadınların ruh sağlığı puanlarının erkeklerden beş puan daha düşük olduğunu söyledi.

“Kadın olduğunuzda deneyimlediğiniz dünya ile erkek olduğunuzda deneyimlediğiniz dünya farklıdır,” diyen Allen, bu farklılıkların mali kaynaklar, istihdam ve iş bölümü gibi eşitsizliklerden kaynaklandığını vurguladı.

Sağlık alanında da eşitsizlikler bulunduğuna dikkat çeken Allen, “Şu anda çok net bir şekilde biliyoruz ki sağlık sisteminin erkeklere ve kadınlara verdiği tepki çok farklı,” diyerek, kadınların sağlık hizmeti sağlayıcılarıyla olumsuz deneyimler yaşama ihtimalinin daha yüksek olduğunu ifade etti.

Allen ayrıca, endometriozis, perimenopoz ve menopoz gibi kadınların yeterince tanınmayan sağlık sorunlarına da dikkat çekti.

Yeni yapılan bir ankete göre, sık egzersiz yapan çalışanların ruh sağlığı puanlarının daha iyi olduğu ortaya çıkmıştır. Ancak, her 10 çalışandan biri fiziksel aktiviteye katılmıyor ve bu durum yılda yaklaşık üç ekstra iş günü kaybına neden oluyor. Bu grup, ruh sağlığı açısından neredeyse 10 puan daha düşük bir ortalamaya sahip.

Genel olarak, günde altı veya daha fazla saat oturmak ya da hareketsiz kalmak, daha kötü ruh sağlığı ile ilişkilendirilmiştir. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ-WHO), haftada 2,5 ila 5 saat orta yoğunlukta fiziksel aktivite veya 1,3 ila 2,5 saat daha yoğun egzersiz yapılmasını önermektedir.

Ayrıca, acil durum birikimi olmayan çalışanların anksiyete veya depresyon yaşama olasılığı üç kat daha fazladır. TELUS Health’in küresel lideri Paula Allen, acil durum birikimi eksikliğinin “kronik anksiyete durumuna” yol açabileceğini ve bu durumu “güvenlik ağı eksikliği” olarak tanımladığını belirtti. Acil durum birikimi olmayan çalışanların ruh sağlığı skoru ortalama 62 iken, bu durumu yaşayanların skoru ortalama 42 civarında.

Şirketler ne yapabilir?

Allen, işverenlerin çalışanların refahını desteklemede kritik bir rol oynadığını vurguladı ve sağladıkları hizmetlerin çalışanlar üzerinde derin bir etki yaratabileceğini belirtti. İşverenlerin, çalışanların hem fiziksel hem de ruhsal sağlığını koruyabilmek için iş sağlığı ve güvenliği yönergelerine uygun çalışma ortamları oluşturmaları gerektiğini söyledi.

Ayrıca, işverenlerin eğitim programları, dayanıklılık koçluğu ve sağlık rehberliği gibi girişimlerle çalışanlarının fiziksel ve ruhsal sağlığını iyileştirebileceğini ifade etti. Bu tür adımların, şirket kültürüne entegre edilerek daha sağlam bir sağlıklı çalışma ortamı yaratılabileceğine dikkat çekti.

Allen, “Bu gerçekten de size sürdürülebilir bir çerçeve sunuyor ve bir işveren olarak elde ettiğiniz faydalar bu konuda attığınız her adımla birlikte artıyor” diyerek, sağlıklı bir çalışma ortamının uzun vadeli faydalarına vurgu yaptı.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

Avrupa’da Her Üç Kadından Biri Şiddete Maruz Kalıyor

Avrupa Birliği (AB) sınırları içerisinde yaşayan her üç kadından biri ya partneri ya da üçüncü bir erkek tarafından fiziksel, psikolojik veya cinsel şiddete maruz bırakıldı.

Öte yandan geçtiğimiz yıl dünya genelinde 51 bin 100 kız çocuğu ve kadın akrabaları ya da erkek partnerleri tarafından öldürüldü.

“Avrupa’da yaklaşık 229 milyon kadın yaşıyor. Bu kadınların üçte biri ise tokat, yumruk, tekme veya tecavüz gibi benzer şiddet tehditlerinden en az birine maruz kaldı.”

Bu bilgileri, Avrupa Temel Haklar Ajansı Direktörü Sipra Rautio dün Brüksel’de Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Günü vesilesi ile yaptığı açıklamada verdi. Rautio, Avrupa’da kadınlara yönelik şiddetin boyutunu “gerçekten vahim” sözleriyle özetledi.

Rautio, düzenlediği basın toplantısında Avrupa Temel Haklar Ajansı’nın Avrupa istatistik kurumu EUROSTAT ve Avrupa Cinsiyet Eşitliği Enstitüsü ile ortaklaşa yürüttüğü Cinsiyete Dayalı Şiddet araştırmasını tanıttı.

Avrupa Birliği (AB) üyelerinde yaşayan 114 binden fazla kadından dört yıl boyunca toplanan verilerle hazırlanan araştırma, 2014 tarihli anketin de takip çalışması özelliğini taşıyor. Rautio, sunumunda 2014 yılına kıyasla AB’de kadına yönelik şiddet vakalarında bir iyileşmenin gözlemlenmediğini vurguladı.

Sonuçları dün açıklanan son araştırmaya göre AB’deki her üç kadından biri ya partneri ya da üçüncü bir erkek tarafından fiziksel, psikolojik veya cinsel şiddete maruz bırakıldı.

Şiddete maruz kalan kadınların oranı Finlandiya’da yüzde 57,1 iken İsveç’te yüzde 52,5 olarak ölçüldü. Kadına yönelik şiddet Macaristan’da yüzde 49,1 ve Danimarka’da da yüzde 47,5 oranlarıyla oldukça yüksek. En düşük oranlar ise Bulgaristan’da yüzde 11,9 ve Polonya’da yüzde 16,7 olarak tespit edildi. Bu iki ülkeyi her biri yüzde 19,7 ile Çek Cumhuriyeti ve Portekiz takip etti. Almanya ise yüzde 25,6 ile AB ortalaması olan yüzde 30,7’nin biraz altında kaldı.

Ankete göre, kadınlar cinsiyete dayalı şiddete özellikle ev içinde maruz kalıyor. Neredeyse her beş kadından biri, yani araştırmaya katılan ya da şiddet gördüğünü söyleyen kadınların yüzde 19,3’ü, eşinden veya aynı evde yaşayan diğer kişilerden fiziksel veya cinsel şiddet gördüğünü bildirdi. Ancak şiddet gören her yedi kadından sadece biri maruz kaldığı şiddeti polise ihbar etti.

Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Enstitüsü Başkanı Carlien Scheele, bu verilerin toplumun kadına yönelik şiddete yaklaşımını ortaya koyduğunu ifade ediyor. “Neden bu kadar bekledin? Neden önceden bildirmedin? Bunu yapması için ne yaptın?” gibi utanç verici suçlamaların rutin hale geldiğini ifade eden Scheele, bu durumun korkunç boyutlara ulaştığını belirterek somut adımlar atılması gerektiğini söylüyor.

Ankete katılan neredeyse her üç kadından biri de işyerinde tacize uğradığını söyledi. Ayrıca 18 ila 29 yaşındaki kadınların yüzde 41,6’sı da kendilerine uygunsuz cinsel şakalar, cinsel içerikli uygunsuz resim ve videoların gösterilmesi veya uygunsuz fiziksel temaslara maruz kaldıklarını aktardı.

Burada da en yüksek rakamlar kuzey Avrupa ülkeleri olan İsveç (yüzde 55,4) ve Finlandiya’da (yüzde 53,7) görüldü. Bu ülkeleri Slovakya yüzde 53’le takip etti. En düşük rakamlar ise Letonya (yüzde 11), Bulgaristan (yüzde 12,2) ve Portekiz’e (yüzde 12,3) ait. Almanya yüzde 32 ile AB ortalamasının biraz üzerinde yer aldı.

Temel Haklar Ajansı Daire Başkanı Joanna Goodey, sunum sırasında Kuzey Avrupa’da şiddet oranlarının yüksek olmasını muhtemelen “Nordik Paradoksuna” (Kuzey Paradoksu) bağladı. Goodey’e göre bu durum tüm ülkelerde geçerli değil. İskandinav ülkelerinde cinsiyet eşitliği bilinci yüksek olduğu için kadınlara yönelik şiddet daha fazla rapor edilebiliyor ve dolayısıyla görünür hale gelebiliyor. Bu durum şiddet oranlarının diğer ülkelere göre daha yüksek görünmesine neden olabiliyor.

Avrupa Kadın Lobisi’nden Irene Rosales de değerlendirmesinde İstanbul Sözleşmesi’ne işaret ederek son 10 yılda rakamlar değişmemiş olsa da kadına yönelik şiddet konusunda önemli adımlar atıldığını söyledi. Rosales, anlaşmanın çoğu AB ülkesinde onaylanmasını olumlu bir gelişme olarak değerlendirdi.

İstanbul Sözleşmesi olarak bilinen Kadına Yönelik Şiddet ve Aile içi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Sözleşme şu anda 27 AB üyesi ülkenin 22’sinde yürürlükte. Bulgaristan, Çek Cumhuriyeti, Macaristan, Litvanya ve Slovakya ise henüz onaylamadı. AB ise sözleşmeye 2023 yılında dahil oldu. Türkiye ise sözleşmeyi 11 Mayıs 2011 tarihinde İstanbul’da düzenlenen toplantıda ilk imzalayan ve onaylayan ülke olmasına karşın 20 Mart 2021 tarihinde Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile sözleşmeden çekildi. Karar hem ulusal hem de uluslararası düzlemde eleştiriliyor.

AB bu yıl ayrıca kadına yönelik şiddet ve aile içi şiddetle mücadele için yeni bir düzenleme daha kabul etti. Üye devletlerin yeni düzenlemeyi 14 Haziran 2027 tarihine kadar uygulamaya koymaları gerekiyor. Rosales, yeni adımın üye devletler için yeni bir hesap verebilirlik düzeyi oluşturabileceği görüşünde. Ancak bu yılın Şubat ayında AB çapında standart bir tecavüz tanımı oluşturma girişimi üye devletlerin uzlaşamaması nedeniyle başarısız oldu.

Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü’nde Birleşmiş Milletler de yeni rakamlar yayınladı.

BM tahminlerine göre geçtiğimiz yıl dünya genelinde 51 bin 100 kız çocuğu ve kadın akrabaları ya da erkek partnerleri tarafından öldürüldü. Ancak BM Uyuşturucu ve Suç Ofisi (UNODC) ve BM kadın örgütü UN Women tarafından yapılan bir araştırmaya göre, kadın cinayetleri tespit edilip kayıt altına alınandan çok daha fazla.

Kadın hakları uzmanı Rosales, özellikle İstanbul Sözleşmesi’nin uygulanmasıyla ilgili olarak toplumsal cinsiyete duyarlı bir yaklaşım gösterilmesinin önemine dikkat çekiyor. Kadın ve erkek arasındaki mevcut sosyal eşitsizliklerin mutlaka dikkate alınması gerektiğini ifade eden Rosales, bu yaklaşım olmadan bir kadının neler yaşadığını anlamanın imkansız olacağını söylüyor.

Uzman böylece mağdurun suçtan sorumlu tutulmasının da engellenebileceğine işaret ediyor. Carlien Scheele de mağdur kadınların yaşadıklarını ilgili birimlere bildirmesini sağlayacak tedbirlerin artırılması gerektiğini savunuyor.

Kadın hakları uzmanı Irene Rosales şiddete maruz kalan kadın sayısının gelecekte de düşmeyeceğini öngörüyor. Ancak bunun nedeni olarak kadına yönelik şiddetin artacak olmasını değil, Kuzey Avrupa’da da görüldüğü üzere bu konudaki farkındalık ve anlayışın değişecek olmasını gösteriyor.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

AB’den Dikkat Çeken Türkiye Raporu: Enflasyonda Tek Haneli Rakamlar Uzak

AB’nin “2024 Sonbahar” raporunda, Türkiye için 2025 yılı enflasyon tahmini yüzde 31,5’ten yüzde 30,8’e indirildi. Raporda, 2026 yılı için ise enflasyonun yüzde 17,8 olacağı öngörüldü.

Avrupa Birliği Komisyonu, Avrupa Birliği üyesi ve aday ülkeler için hazırladığı “Avrupa Ekonomik Tahminleri, Sonbahar 2024” raporunda Türkiye’nin 2024 yılı ekonomik beklentilerini revize etti.

Karar Gazetesi’nin aktardığına göre; Raporda, Türkiye’nin büyüme tahmini yüzde 3,0 olarak belirlenirken, enflasyonun yıl sonunda ortalama yüzde 59,8 seviyesinde olacağı öngörülüyor.

AB Komisyonu’nun 2024 bahar raporunda Türkiye ekonomisi için daha iyimser bir tablo çizilmiş, büyümenin yüzde 3,5, enflasyonun ise yüzde 57,4 olacağı öngörülmüştü. Ancak ikinci çeyrekte ekonomik faaliyetlerde yaşanan yavaşlama ve sıkı para politikalarının iç talep üzerindeki etkisi, bu beklentilerin revize edilmesine neden oldu.

Raporda, Türkiye ekonomisi için uzun vadeli enflasyon tahminleri de dikkat çekiyor. 2025 yılı enflasyon tahmini yüzde 31,5’ten yüzde 30,8’e indirildi. 2026 yılı için ise enflasyonun yüzde 17,8 olacağı öngörülüyor.

AB Komisyonu, Türkiye’nin 2025 yılı büyüme tahminini yüzde 3,8’den yüzde 3,2’ye düşürdü. 2026 yılında ise büyümenin yüzde 4,0 ile yeniden hızlanması bekleniyor. Ancak sıkı mali politikalar ve iç talepteki zayıflamanın büyüme üzerindeki baskıyı devam ettireceği vurgulanıyor.

Komisyonun Türkiye ekonomisine yönelik değerlendirmesi, “yumuşak iniş” senaryosu üzerine kurulu. Raporda, sıkı mali duruşun gelecek yıl da iç talebi sınırlayacağı belirtilirken, şu görüşlere yer verildi:

İç Talep Üzerindeki Baskı: Yüksek faiz oranlarının ve asgari ücret artışındaki sınırlamaların, hanehalkı tüketimini baskılayacağı tahmin ediliyor. Ayrıca, istihdam artışında beklenen yavaşlama tüketim üzerinde olumsuz etki yaratabilir.

Sabit Yatırımlar: Devam eden deprem yeniden inşa çalışmalarına rağmen, sabit yatırımların yüksek faiz ortamında yavaşlayacağı, ancak 2025 yılı sonunda makroekonomik istikrarın güçlenmesiyle toparlanacağı öngörülüyor.

Kamu Tüketimi: Enflasyonu düşürmeye yönelik sıkı mali politikaların kamu tüketimini de sınırlayacağı ifade ediliyor.

Dış Ticaret Dengesi: İç talepteki zayıflamanın ithalat büyümesini baskılayacağı, ihracatın ise ithalat büyümesinin altında kalacağı tahmin ediliyor.

Komisyon, deprem sonrası yeniden inşa çalışmalarının ekonomik büyüme için bir ivme yaratabileceğini belirtmekle birlikte, bu etkilerin kısa vadede sınırlı kalacağını ifade ediyor. Uzun vadede ise makroekonomik istikrarın güçlenmesiyle sabit yatırımların artabileceği öngörülüyor.

AB Komisyonu’nun “Sonbahar 2024” raporu, Türkiye ekonomisi için ılımlı bir büyüme senaryosu çiziyor. Ancak, sıkı mali duruş, yüksek faiz oranları ve enflasyonist baskılar, ekonomiyi zorlamaya devam edecek gibi görünüyor. İç talepteki zayıflama ve dış ticaret dengesinde beklenen baskılar, ekonominin toparlanmasını geciktirebilir.

Raporda, Türkiye ekonomisinin sürdürülebilir büyüme ve enflasyon kontrolü için yapısal reformlara ihtiyaç duyduğu ima ediliyor. Özellikle para politikalarının disiplinli bir şekilde devam etmesi ve mali politikalardaki sıkılığın korunması gerektiği vurgulanıyor. Ancak bu süreçte büyümenin sınırlı kalacağı ve iç talebin baskı altında olacağı belirtiliyor.

Paylaşın

Copernicus: 2024 Kayıtlardaki En Sıcak Yıl Olacak

AB’nin Copernicus İklim Değişikliği Servisi (C3S), 2024 yılının kayıtlardaki en sıcak yıl olmaya doğru ilerlediğini ve yıllık küresel sıcaklığın ilk kez sanayi öncesi seviyelerin 1,5 santigrat derece üzerinde olmasının tahmin edildiğini açıkladı.

Haber Merkezi / C3S açıklamasında, 2024’ün önceki sıcaklık rekorlarını geçeceğinin artık “neredeyse kesin” olduğunu, yılın geri kalan aylarındaki ortalama sıcaklık anomalisinin yeni bir zirveye ulaşmaması için neredeyse sıfıra düşmesi gerektiğini belirtti.

C3S verileri, 2024 yılının ilk 10 ayı için küresel ortalama sıcaklığın, 1991 – 2020 temel çizgisinin 0,71 santigrat derece üzerinde olduğunu ve bu dönemde kaydedilen en yüksek seviyeye işaret ettiğini gösterdi.

C3S’ye göre, Ekim 2024’te sanayi öncesi seviyelerin 1,65 santigrat derece üzerinde sıcaklıklar kaydedildi; bu, küresel ortalama yüzey hava sıcaklığının sanayi öncesi seviyelerin 1,5 santigrat derece üzerine çıktığı 16 aylık dönemde 15’inci oldu.

2023’te sıcaklıkların sanayi öncesi seviyelerin 1,48 santigrat derece üzerinde görüldüğü göz önüne alındığında C3S, 2024’teki yıllık sıcaklığın sanayi öncesi seviyelerin 1,5 santigrat derece üzerinde olacağını ve muhtemelen 1,55 santigrat dereceyi aşacağını tahmin ediyor.

C3S direktör yardımcısı Samantha Burgess, bu eğilimin “küresel sıcaklık kayıtlarında yeni bir dönüm noktası” olduğunun altını çizerek, Azerbaycan’ın Bakü kentinde yapılacak olan Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı (COP29) öncesinde harekete geçilmesi yönünde çağrıda bulundu.

Yüksek sıcaklıklar temel olarak insan kaynaklı iklim değişikliğinden kaynaklanıyor. Bilim insanları, küresel ısınmanın COP29 öncesinde bir alarm zili görevi görmesi gerektiğini söylüyor.

Reading Üniversitesi’nde iklim bilimi profesörü olan Ed Hawkins, “2025 ve sonrasında neler olacağını izleyeceğiz” diyor. Prof. Hawkins, “Daha sıcak hava koşulları fırtınaları daha şiddetli, sıcak hava dalgalarını daha sıcak ve yağışları daha şiddetli hale getiriyor” diyor ve ekliyor:

“Küresel sıcaklıkları net sıfır emisyona ulaşarak dengelemek, bu felaketlerin maliyetlerine ekleme yapmayı durdurmanın tek yoludur.”

Paylaşın

Avrupa Birliği Genişleme Raporu: Türkiye’ye Eleştiriler

Avrupa Birliği’nin 2024 Türkiye Raporu’nda, demokrasi, temel hak ve özgürlükler ve yargı gibi alanlardaki gerilemelerin devam ettiği ifade edildi. Raporda, söz konusu gerilemelerin yanı sıra önerilere de yer verildi.

Türkiye’nin AB için kilit bir ortak ve aday ülke olduğu vurgulanan raporda, Türkiye ile iş birliğine dayalı ve karşılıklı fayda sağlayan bir ilişkinin geliştirilmesinin AB’nin stratejik çıkarına olduğu belirtildi.

Avrupa Birliği’nin (AB) yürütme organı olan Avrupa Komisyonu’nun Batı Balkan ülkeleri ve Türkiye’yi içeren 2024 Genişleme Paketi ve ülke raporları bugün yayınlandı. Raporlar, AB’nin dış politika ve güvenlikten sorumlu yüksek temsilcisi Josep Borrell ve genişlemeden sorumlu komiser Oliver Varhelyi’nin Brüksel’de düzenledikleri basın toplantısıyla kamuoyuna duyuruldu.

BBC Türkçe’nin aktardığına göre; AB, Türkiye için hazırladığı 95 sayfalık raporda, üyelik müzakerelerinin 2018’den bu yana ilerlemediğini ve AB’nin demokratik standartlar, hukukun üstünlüğü ve yargı bağımsızlığı ile temel haklar konusunda geriye gidişle ilgili kaygılarının giderilmediğini kayda geçirdi.

Raporun giriş bölümünde Türkiye’nin AB için “kilit bir ortak” ve birliğe aday ülke olduğu anımsatıldı, Doğu Akdeniz’de istikrar ve güven ortamının korunmasının AB’nin stratejik çıkarına olduğu, Türkiye ile karşılıklı yarar ve işbirliğine dayanan bir ilişkinin geliştirilmesi için önemli olacağına dikkat çekildi.

Geçmişte “İlerleme Raporu” olarak tanımlanan belgeler, aday ülkelerin AB üyelik sürecine ilişkin siyasi, ekonomik, sosyal ve diğer alanlardaki kriterlere ne kadar uyum gösterdiğini inceliyor ve tavsiyelerde bulunuyor. Raporun “demokrasi” ile ilgili başlığında, 31 Mart 2024’te yapılan yerel seçimlerin seçim kampanyası sürecindeki eksikliklere rağmen genel olarak iyi yapıldığı ve sonuçlarına saygı gösterildiği kaydedildi.

Türkiye’de 2018’den bu yana uygulanan Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin parlamentonun yasama ve denetleme fonksiyonlarını zayıflattığının aktarıldığı raporda, denge ve denetleme unsurlarının olmadığı belirtildi. Rapora göre kamu idaresi oldukça siyasallaştı, özellikle hükümetin muhalefet belediyeleri üzerindeki baskısı yerel demokrasiyi zayıflatmaya devam etti.

Siyasi çoğulculuk açısından da sorunların devam ettiğini aktaran raporda, yaklaşık 8 bin HDP üyesi ve yöneticisinin tutuklu olduğunu kaydetti (HDP 2023’te parti yönetimi hakkındaki kapatılma davası nedeniyle aktif siyasi çalışmaları Yeşil Sol Parti’ye devretmiş, bu parti adını gerçekleştirdiği kongre ile Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi olarak değiştirmiş, yeni parti de Yargıtay tarafından kabul edilmeyen kısa ismini DEM Parti olarak değiştirmişti).

Raporda, Yargıtay’ın Anayasa Mahkemesi (AYM) kararlarını uygulamaması nedeniyle TBMM’ye seçilen Can Atalay’ın serbest bırakılamadığı da kaydedildi. Geçmiş raporlarda da vurgulandığı gibi Türkiye’de sivil toplum kuruluşlarının giderek daha güç ortamda faaliyet gösterdiğini kaydeden raporda, bütün zorluklara rağmen sivil toplumun toplumsal hayata ilişkin konularda aktif olmaya devam ettiği belirtildi.

Rapora göre Türkiye, hukukun üstünlüğü ve temel haklar açısından AB kriterlerine uyma konusunda henüz ilk aşamada. Ciddi kaygı yaratan bu konularda ilerlemenin sağlanmadığını anlatan rapor, kabul edilen yargı reform paketlerinin temel eksikliklerin giderilmesinde etki yaratmadığına işaret etti.

“AİHM kararlarına uyulmuyor”

Yargı konusunda raporun dikkat çektiği bir başka unsur da Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarına uymayı reddetmesi. Raporda, Türkiye’ye AİHM kararlarına uyması tavsiyesinde bulunurken özellikle Gezi davasından tutuklu iş insanı Osman Kavala’nın serbest bırakılması gerektiğinin altını çizildi.

AB’nin diğer tavsiyeleri arasında, Türk yargısının Avrupa standartlarında bağımsız ve tarafsız karar almasının sağlanması için uygun bir siyasal ve yasal ortam yaratılması, AYM kararlarının uygulanması, Hakimler ve Savcılar Kurulu’nun (HSK) yapısının değiştirilmesi de bulunuyor.

Rapor, Türkiye’nin yolsuzlukla mücadele konusunda da atması gereken çok adım olduğunu ve Avrupa Konseyi Yolsuzluğa Karşı Devletler Grubu (GRECO) ile Birleşmiş Milletler’in ilgili kararlarına uyum göstermesi gerektiğini kaydediyor.

Rapor, temel haklar konusunda da ilerleme olmadığını ortaya koydu. Türk yasalarının genel olarak insan haklarına saygı gösterilmesi konusunda güvenceler içerdiğini ancak uygulama açısından Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) ve AİHM içtihatlarına göre uyumlaştırılmalarının önemine dikkat çeken raporda, “terörizme destek” iddialarıyla birçok gazeteci, yazar, avukat ve insan hakları aktivistlerinin yargılandığına dikkat çekildi.

AB, Türkiye’nin öncelikle “terörle mücadele yasalarını” AB ile uyumlu hale getirmesi çağrısı yaptı. LGBT ve azınlıklara karşı ayrımcı tutum ve uygulamalara karşı etkin adımlar atılmasını isteyen AB, ifade özgürlüğü konusunda da Türkiye’de ilerleme olmadığını vurguladı.

Halen 54 gazetecinin tutuklu olduğunun kaydedildiği raporda, Türkiye’nin bu alanda ilerleme için gazetecileri, insan hakları aktivistleri ve avukatları serbest bırakması istendi.

Raporda, Güneydoğu bölgesinin 6 Şubat 2023’te meydana gelen depremlerin devam eden etkileri nedeniyle kaygı verici bir durumda olduğunu kaydedildi. Bunun yanı sıra, PKK’nın saldırıları nedeniyle sınır bölgelerindeki güvenlik durumunun tehlikeli olduğuna dikkat çekilen raporda, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Kuzey Irak ve Kuzey Suriye’de sınır ötesi operasyonlarına devam ettiğini vurguladı.

Hükümetin “terörle mücadele” hakkı olduğunu ancak bunu yaparken temel insan haklarının gözetilmesi gerektiğini belirten AB raporunda, geçen sürede Kürt sorununun çözümü için anlamlı bir girişimin gözlemlenmediği de kayda geçirildi. Raporda, Güneydoğu Anadolu bölgesinde çalışan gazeteciler, barolar ve insan hakları savunucularının “terörle mücadele yasalarının” geniş bir yorumla uygulanmasından dolayı baskı altında kalmaya devam ettikleri bildirildi.

İşleyen pazar ekonomisinin oluşturulması ile ilgili kriterler açısından Türkiye’nin ileri bir aşamada olduğu belirtilen raporda, hala yüksek olmasına rağmen enflasyonda düşüş gözlendiği, sıkı para politikası sayesinde iç talebin ve dış ticaret açığının azaldığı kaydedildi.

6 Şubat 2023’teki depremler nedeniyle bütçe açığının arttığının belirtildiği raporda, hükümetin aldığı önlemlerin iş ortamının gelişmesini sağladığını ancak şeffaflık ve öngörülebilirlik açısından kaygıların devam ettiği aktarıldı.

Ekonomi yönetimin 2023 yazından itibaren uyguladığı politika kapsamında Merkez Bankası’nın politika faizini en önemli araç kullandığını kaydeden rapor, Türk hükümetine Merkez Bankası’nın bağımsızlığını daha da kuvvetlendirecek adımlar atması tavsiyesinde bulundu.

Bölgesinde çok önemli bir aktör olmasına rağmen Türkiye’nin ortak dış ve savunma politikası kapsamında AB’ye uyumunun çok düşük oranda olduğunun belirtildiği raporda, Türkiye’nin Brüksel’in kabul ettiği Rusya yaptırımlarına katılmaması ve Hamas’ı “terör örgütü” olarak kabul etmemesi eleştirildi. Rapora göre, 2023’te yüzde 9 olan uyum oranı 2024’te yüzde 5 olarak kaydedildi.

Raporda, Orta Doğu’da Hamas’ın saldırılarıyla savaşın başladığı 7 Ekim 2023’ten bu yana Türkiye ile İsrail arasındaki ilişkilerin ciddi şekilde gerildiği, Türkiye’nin bu ülkeye ticaret ambargosu uygulamaya başladığı kaydedildi.

Türkiye’nin AB üyeliği hedefine bağlı kaldığını ifade etmesine karşın “360-derece stratejik bakış” olarak tarif ettiği dış politikasını uygulamaya devam ettiğini belirten raporda, Türk dış politikasının stratejik otonomi çerçevesinde kapsamlı diplomatik, ekonomik, güvenlik ve savunma ilişkilerini geliştirdiğine dikkat çekildi.

Raporda Türkiye’nin, liderliğini Çin ve Rusya’nın yaptığı BRICS’e üyelik başvurusunda bulunduğunu ve Şanghay İşbirliği Örgütü zirvesine cumhurbaşkanı seviyesinde katıldığı vurgulandı.

Raporda ayrıca Kıbrıs sorununa ve Türk-Yunan diyaloğuna da geniş yer verildi, Atina-Ankara arasındaki yumuşamanın olumlu etkileri kayda geçirildi. Ancak Türkiye’nin Kıbrıs sorununda BM parametrelerini reddedip iki devletli çözüm ısrarında bulunmasının olumsuz yankılandığını kaydeden raporda, AB’nin sorunun çözümü için elinden gelen katkıyı vermeye hazır olduğunu vurgulandı.

Paylaşın

Avrupa Birliği’ne İltica Başvuruları Yüzde 17 Azaldı

Haziran ayında Avrupa Birliği (AB) ülkelerine iltica başvuruları yüzde 17 azaldı. Almanya, İspanya, İtalya ve Fransa hala en fazla sığınma başvuruları yapılan ülkeler arasında.

İltica başvurularındaki yüzde 17’lik düşüş, bazı ülkelerin yeni ve daha sıkı sınır kontrollerine başvurmasıyla yaşandı.

Eurostat’a göre Avrupa Birliği’ne (AB) sığınma talebinde bulunanların sayılarında ilk kez bu yaz yüzde 17 oranında düşüş yaşandı.

10.000’den fazla başvuru ile Suriyeliler hala en büyük grup. Suriyelileri 6.340 başvuru ile Venezuelalılar ve 5.930 kişi ile Afganlar takip ediyor.

Almanya, İspanya, İtalya ve Fransa hala en fazla sığınma başvuruları yapılan ülkeler arasında. Bu dört ülke AB’de yapılan tüm başvuruların yüzde 76’sını işleme koyuyor.

Rapora göre, haziran ayında AB genelinde 100.000 kişi başına düşen ilk kez iltica başvurusunda bulunanların sayısı 15,7’ydi.

AB’de sığınma talebinde bulunan 70.375 kişinin 2.000’den biraz fazlası refakatsiz çocuklardan oluşmakta.

Reşit olmayan sığınmacıların çoğunluğu Suriye (675), Afganistan (405) ve Mısır’dan (255) geliyor.

Bu çocukların çoğu Almanya, Bulgaristan, Yunanistan, Hollanda ve İspanya’ya sığınma başvurusunda bulunuyor.

Oranlardaki düşüşe rağmen göç, AB üye ülkelerinin gündemlerinin üst sıralarında yer almaya devam ediyor.

İltica başvurularındaki yüzde 17’lik düşüş, bazı ülkelerin yeni ve daha sıkı sınır kontrollerine başvurmasıyla yaşandı.

Almanya, Eylül ayında kara sınırlarını altı ay süreyle sıkılaştırma kararı aldı ve kolluk kuvvetlerine göçmenlerin kapıdan geri çevrilmesi gibi bir dizi yetki tanındı.

Ülkenin Fransa, Lüksemburg, Hollanda, Belçika ve Danimarka ile olan sınırlarında geçici kontrol noktaları oluşturuldu.

Almanya İçişleri Bakanı Nancy Faeser, “Yeni Ortak Avrupa İltica Sistemi ile AB’nin sınırlarının korunmasını sağlayana kadar, ulusal sınırlarımızdaki kontrolleri güçlendirmemiz gerekiyor,” dedi.

Hollanda hükümeti de AB’nin göç ve iltica kurallarından “mümkün olan en kısa sürede” çıkma talebinde bulunma niyetini açıklamıştı.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

Türkiye’den Avrupa Birliği’ne 28 Bin İltica Başvurusu

2024 yılının ilk altı ayında 28 bin 224 Türk vatandaşı Avrupa Birliği’ne (AB) iltica başvurusu yaptı. Başvurularda ilk sırayı 16 bin 88 kişi Almanya ikinci sırayı 4 bin 382 kişi ile Fransa ve üçüncü sırayı 2 bin kişiyle Yunanistan aldı.

Bu yılın ilk altı ayında AB’ye üye 27 ülke ile Norveç ve İsviçre’yi kapsayan AB+ ülkelerine toplam 513 bin iltica başvurusu yapıldı. Avrupa İltica Ajansının bugün açıkladığı raporda, başvuru sayısının geçen yıla göre dengeli seyrettiği kaydedildi.

AB+ genelinde iltica başvuruları 2020’den itibaren yeniden yükselişe geçmiş ve 2023’ün ilk yarısında 2022’nin aynı dönemine göre yüzde 18’lik artışla 1,3 milyona ulaşmıştı. Bu yılın ilk altı ayında iltica başvuruları geçen yıla göre 6 bin azalsa da yıl sonu itibarıyla iltica başvurularının yine 1 milyonun üzerine çıkması bekleniyor.

Bu yılın ilk altı ayındaki başvurularda Suriyeliler yüzde 14’lük oranla başı çekti. Suriyelilerin başvuru sayısı, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 7 artarak 71 bin oldu.

Afganlar 2023’ün ilk yarısına göre 18’lik düşüşe rağmen ikinci sıradaki yerini korudu. Afganistan vatandaşları tarafından AB+ ülkelerine toplam 45 bin başvuru yapıldı.

Latin Amerika ülkeleriyle yapılan vize muafiyet anlaşmaları, bu ülkelerden iltica başvurularında patlamaya yol açtı. Venezuela’dan 37 bin, Kolombiya’dan 29 bin ve Peru’dan 14 bin iltica başvurusu yapıldı. Venezuelalıların yüzde 90’ı ve Kolombiyalıların yüzde 80’i başvurusunu İspanya’ya yaptı.

Türkiye’den iltica başvurularında geçen yıl yaşanan patlama ise durulmuş görünüyor. Türk vatandaşları, 2023 sonbaharında başvurulardaki daha önce eşi görülmemiş yükselmeyle kısa süreliğine ikinci sıraya yükselmişti. Raporda Almanya merkezli bu artışın kısa ömürlü olduğuna, iltica başvurularının sayısında sonraki aylarda düşüş kaydedildiğine işaret edildi.

Türk vatandaşları 2024’ün ilk altı ayında toplam 28 bin 224 başvuru yaptı. Başvuruların yüzde 57’si, yani 16 bin 88 kişi Almanya’ya iltica başvurusunda bulunurken Almanya’yı 4 bin 382 kişiyle Fransa ve 2 bin kişiyle Yunanistan izledi.

Türk vatandaşlarının başvurularındaki kabul oranlarında düşüş de sürüyor. 2019’da yüzde 54 olan kabul oranı, 2024’ün ilk yarısı itibarıyla yüzde 18’e geriledi. AB+ genelinde ise ilk iltica başvurularında kabul oranı yüzde 46 oldu.

Almanya, başvurularda 2023’ün ilk yarısına göre yüzde 20’lik azalmaya rağmen AB+ genelinde en fazla iltica başvurusu yapılan ülke olmayı sürdürdü. Toplam iltica başvurularının 124 bini Almanya’ya, 88 bini İspanya’ya, 85 bini İtalya’ya yapıldı. Kıbrıs Cumhuriyeti ise 4 bin 900 başvuruyla, nüfusuna oranla en yoğun göçün yaşandığı AB ülkesi konumunu sürdürdü.

Rusya’nın 2022 Şubat ayındaki saldırısıyla başlayan savaştan kaçan Ukraynalıların sayısı da 2024 Haziran sonu itibarıyla 4,5 milyon olarak kaydedildi. Ukraynalılara tanınan geçici koruma hakkı Mart 2026’ya kadar uzatılmıştı. Ukraynalıların 1,3 milyon kişiyle en çok tercih ettiği ülke Almanya olurken 1 milyon Ukraynalı Polonya, 62 bin Ukraynalı da Fransa’ya başvuru yaptı.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Mayıs’ta, AB’ye İltica Başvuruları 76 Bini Aştı

Eurostat’ın yayımladığı verilerine göre, Mayıs ayında Avrupa Birliği (AB) dışından ilk kez iltica başvurusunda bulunanların sayısı 76 bin 795’e ulaştı. Mayıs 2023’te ilk kez iltica başvurusunda bulunanların sayısı 80 bin 455’ti.

Haber Merkezi / Verilere göre, Suriyeliler ilk kez başvuruda bulunanlar arasında ilk sırada yer almaya devam ederken, Suriyelileri 6 bin 170 başvuruyla Venezuelalılar, 5 bin 535 başvuruyla Afganlar takip etti.

Avrupa Birliği (AB) İstatistik Ofisi Eurostat, Avrupa Birliği’ne (AB) dışından ilk kez iltica başvurusunda bulunanlara ilişkin Mayıs 2024 verilerini açıkladı.

Buna göre; Mayıs ayında Avrupa Birliği (AB) dışından ilk kez iltica başvurusunda bulunanların sayısı 76 bin 795’e ulaştı. Mayıs 2023’te ilk kez iltica başvurusunda bulunanların sayısı 80 bin 455’ti.

Verilere göre, Suriyeliler ilk kez başvuruda bulunanlar arasında ilk sırada yer almaya devam ederken, Suriyelileri 6 bin 170 başvuruyla Venezuelalılar, 5 bin 535 başvuruyla Afganlar takip etti.

Almanya, AB’ye ilk kez iltica başvurusunda bulunanların ilk tercihi oldu. Mayıs ayında, 18 bin 175 kişi Almanya’ya ilk kez iltica başvurusunda bulundu.

Verilerde ayrıca, çoğunluğu Suriye’den (790) ve Afganistan’dan (390) gelen 2 bin 565 refakatsiz çocuğun AB ülkelerine sığınma başvurusunda bulunduğu belirtildi. Refakatsiz çocuk başvurularında, Almanya ilk sırayı alırken, ikinci sırada Hollanda yer aldı.

Paylaşın