Ali Babacan: Fon Skandalındaki Toplam Değer Kaybı 150 Milyar Doları Aştı

Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, İstanbul’un Sarıyer ilçesine bağlı Ayazağa Mahallesi’nde selden etkilenen bölgeleri ziyaret ederek vatandaşların sorunlarını dinledi.

Selin yol açtığı hasarı yerinde inceleyen Babacan, Türkiye’de eylül ayında gündeme gelen fon skandalına da değinerek finansal piyasalardaki toplam değer kaybının 150 milyar doları aştığını öne sürdü.

Ayazağa’da vatandaşlarla sohbet eden Babacan, sel felaketinin yol açtığı yıkımla sermaye piyasalarında yaşanan kayıplar arasında karşılaştırma yaptı. Fon soruşturmasının ekonomik etkilerinin yalnızca doğrudan mağdur olan yatırımcılarla sınırlı olmadığını belirten Babacan, borsada işlem gören şirketlerin piyasa değerlerindeki düşüşün de hesaba katılması gerektiğini söyledi.

“Finansal piyasalarda da büyük bir felaket yaşanıyor”

Finansal piyasalardaki gelişmelere dikkat çeken Babacan, 131 fonda yaşanan kayıpların yanı sıra fonlarda yer almayan hisse senetlerinde de değer kaybı meydana geldiğini ifade etti.

Babacan, “Burada bir felaket görüyoruz değil mi? Ama şu anda öbür tarafta da bu finansal piyasalarda büyük bir felaket var. Bugünkü rakam ne kadar biliyor musun? 131 fonda kaybedilen paralar var. Ama bir de o fonda olmayan hisse senetleri de kaybetti. Bütün şirketlerin değeri düştü” diye konuştu.

Fonlarda ortaya çıkan ödeme krizinin sermaye piyasalarının geneline yansıdığını savunan Babacan, halka açık şirketlerin piyasa değerlerindeki gerilemenin toplam zararın boyutunu artırdığını dile getirdi.

Toplam kaybın 150 milyar doları aştığını savundu

Babacan, fon skandalının ekonomiye etkisine ilişkin daha önce de açıklamalarda bulunmuştu. DEVA Partisi lideri, 21 Ekim’de TBMM’deki Yeni Yol Grubu toplantısında yaptığı konuşmada, borsada işlem gören şirketlerin piyasa değerlerinde 100 milyar dolarlık düşüş yaşandığını öne sürmüştü.

Ayazağa’daki ziyaretinde ise söz konusu kaybın daha da büyüdüğünü belirten Babacan, toplam değer kaybının 150 milyar doları aştığını söyledi.

Babacan, “Yani bütün sanayi tesisleri, halka açık şirketlerimiz var, bütün onların hepsinin değeri düştü. Şu an itibarıyla 150 milyar doları aştı bütün değer kaybı” ifadelerini kullandı.

Çay ve fındık üretimiyle karşılaştırdı

Finansal piyasalardaki kaybın büyüklüğünü anlatmak için Türkiye’nin tarımsal üretim gelirlerinden örnekler veren Babacan, yıllık çay ve fındık hasılatını gündeme getirdi.

Türkiye’nin bir yıllık çay üretiminin ekonomik değerinin yaklaşık 1 milyar dolar olduğunu belirten Babacan, “Rize’de bir yıllık çay üretiminin tamamı 1 milyar dolar tutuyor. Bütün çay hasılatı” dedi.

Babacan, fındık üretimini de örnek göstererek Giresun, Ordu ve Sakarya başta olmak üzere üretim bölgelerindeki yıllık hasadın toplam değerinin yaklaşık 2 milyar dolar olduğunu ifade etti.

Babacan, “Bir yılda 1 milyar dolarlık çay üretiyoruz, 2 milyar dolar fındık üretiyoruz. Şu anda finansal piyasalardaki hasar 150 milyar dolar. Gerisini siz hesap edin” diye konuştu.

Babacan’ın açıklamalarında dile getirdiği 150 milyar doları aşan tutar, finansal piyasalardaki toplam değer kaybına ilişkin kendi değerlendirmesini yansıtıyor.

Paylaşın

Son Anket: YENİ Parti Yüzde 30,64 İle İlk Sıraya Yükseldi

GÜNDEMAR Araştırma ve Danışmanlık tarafından 23-30 Eylül 2026 tarihleri arasında gerçekleştirilen Türkiye Gündemi Araştırması’na göre, kararsızlar dağıtıldıktan sonra YENİ Parti yüzde 30,64 ile ilk sırada yer aldı.

AK Parti yüzde 28,24 ile ikinci sırada bulunurken, iki parti arasındaki fark 2,40 puan olarak ölçüldü.

Türkiye genelinde 60 ilde 2 bin 400 kişinin katılımıyla gerçekleştirilen araştırmada, katılımcılara “Bu pazar bir milletvekili seçimi olsa hangi siyasi partiye oy verirsiniz?” sorusu yöneltildi. Kararsız, fikrim yok ve protesto yanıtlarının dağıtılmasının ardından elde edilen sonuçlar, partilerin oy oranlarında ağustos ayına kıyasla değişimler yaşandığını ortaya koydu.

Araştırmanın sonuçlarına göre YENİ Parti’nin oy oranı, ağustos ayında yüzde 26,95 iken eylül ayında yüzde 30,64’e yükseldi. Böylece partinin oy oranında bir ayda 3,69 puanlık artış kaydedildi.

AK Parti’nin oy oranı ise aynı dönemde yüzde 28,38’den yüzde 28,24’e geriledi. Partinin oy oranındaki düşüş 0,14 puan oldu.

Ağustos ayında AK Parti’nin 1,43 puan gerisinde bulunan YENİ Parti, eylül araştırmasında 2,40 puan öne geçti. İki parti arasındaki fark, bir aylık dönemde YENİ Parti lehine 3,83 puan değişti.

Anket sonuçlarında oy oranını artıran partiler arasında Zafer Partisi de yer aldı. Ağustos ayında yüzde 4,69 olarak ölçülen partinin oy oranı, eylülde yüzde 5,81’e yükseldi. Böylece Zafer Partisi’nin oy oranında 1,12 puanlık artış görüldü.

Buna karşılık İYİ Parti’nin oy oranı yüzde 8,21’den yüzde 7,77’ye, DEM Parti’nin oy oranı ise yüzde 8,09’dan yüzde 7,63’e geriledi. İYİ Parti’deki düşüş 0,44 puan, DEM Parti’deki düşüş ise 0,46 puan olarak hesaplandı.

MHP’nin oy oranı da ağustos ayındaki yüzde 5,74 seviyesinden yüzde 5,46’ya indi. Böylece partinin oy oranında 0,28 puanlık gerileme kaydedildi.

Araştırmada CHP’nin oy oranı ağustos ayındaki yüzde 4,99 seviyesinden eylül ayında yüzde 3,63’e düştü. Bu değişim, partinin oy oranında 1,36 puanlık gerilemeye karşılık geldi.

Yeniden Refah Partisi’nin oy oranı da aynı dönemde yüzde 3,81’den yüzde 2,51’e indi. Partideki düşüş 1,30 puan olarak ölçüldü.

Anahtar Parti’nin oy oranı yüzde 2,83 olurken, Türkiye İşçi Partisi’nin (TİP) oy oranı yüzde 1,60 olarak kaydedildi. Anahtar Parti’nin oy oranı ağustos ayına göre 0,78 puan, TİP’in oy oranı ise 0,45 puan geriledi.

Partilerin eylül ayı oy oranları:

GÜNDEMAR araştırmasının kararsızlar dağıtıldıktan sonra açıklanan sonuçları ve ağustos ayına göre değişimler şöyle sıralandı:

YENİ Parti: Yüzde 30,64 — 3,69 puan artış

AK Parti: Yüzde 28,24 — 0,14 puan düşüş

İYİ Parti: Yüzde 7,77 — 0,44 puan düşüş

DEM Parti: Yüzde 7,63 — 0,46 puan düşüş

Zafer Partisi: Yüzde 5,81 — 1,12 puan artış

MHP: Yüzde 5,46 — 0,28 puan düşüş

Diğer: Yüzde 3,88 — 0,40 puan artış

CHP: Yüzde 3,63 — 1,36 puan düşüş

Anahtar Parti: Yüzde 2,83 — 0,78 puan düşüş

Yeniden Refah Partisi: Yüzde 2,51 — 1,30 puan düşüş

TİP: Yüzde 1,60 — 0,45 puan düşüş

Araştırma, 23-30 Eylül 2026 tarihleri arasında 60 ilde 2 bin 400 kişiyle gerçekleştirildi. Sonuçlar, araştırmanın kapsadığı katılımcıların yanıtlarını ve ağustos ayına göre ölçülen değişimleri yansıtıyor.

Paylaşın

DEM Parti: Sürecin Önündeki Belirsizlikler Giderilmeli

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Sözcüsü Ayşegül Doğan, partisinin Merkez Yürütme Kurulu (MYK) toplantısının ardından genel merkezde düzenlediği basın toplantısında gündemdeki gelişmeleri değerlendirdi.

Fon soruşturması, Barış ve Demokratik Toplum Süreci, cezaevlerindeki hak ihlalleri ve basın özgürlüğüne ilişkin açıklamalarda bulunan Doğan, sürecin ilerlemesini sağlayacak somut adımların gecikmeden atılması gerektiğini söyledi.

Fon soruşturmasına ilişkin değerlendirmelerde bulunan Doğan, yaşananları büyük çaplı bir soygun ve yolsuzluk olarak nitelendirdi. Soruşturmanın etkilerine dikkat çeken Doğan, ilk tespitlerine göre 455 bini aşkın yurttaşın birikiminin etkilendiğini ve bu birikimlerin birkaç gün içinde eridiğini belirtti. Konunun MYK toplantısında da ele alındığını ifade etti.

Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin mevcut seyrinin demokratikleşme beklentileriyle örtüşmediğini söyleyen Doğan, 22 Ekim 2024’te MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin Meclis Genel Kurulu’nda Abdullah Öcalan’a yönelik çağrısını hatırlattı. Çağrının ardından DEM Parti Urfa Milletvekili Ömer Öcalan’ın İmralı’da gerçekleştirdiği aile görüşmesinde iletilen mesajın kamuoyuyla paylaşıldığını belirtti.

Sürecin ilerlemesi için karşılıklı adımlar atılması gerektiğini vurgulayan Doğan, hareket yönetiminin ateşkes, fesih ve Türkiye’den çekilme yönündeki açıklamalarına dikkat çekti. Buna karşın Abdullah Öcalan’ın koşullarında kapsamlı bir değişiklik yaşanmadığını ifade etti.

Doğan, İmralı’da yapılan görüşmelerin büyük ölçüde DEM Parti İmralı Heyeti’nin ziyaretleriyle sınırlı kaldığını, aile görüşmelerinin ise düzenli bir takvime bağlanmadığını söyledi.

İktidar temsilcilerinin sürecin kendi mecrasında ilerlediğine yönelik açıklamalarını anımsatan Doğan, bu durumda Öcalan’ın koşullarına ilişkin değişikliklerin ne zaman yapılacağı sorusunun yanıtlanması gerektiğini belirtti.

“Barış ve Siyasallaşma Kurulu niye bekletiliyor?”

Sürecin uzamasının yeni sorunlara yol açabileceği uyarısında bulunan Doğan, Barış ve Siyasallaşma Kurulu’nun çalışmalarına başlaması gerektiğini söyledi. Kurulun neden hâlâ çalışmaya başlamadığını sorgulayan Doğan, sürecin önündeki engellerin ve gecikmeye neden olan unsurların açıklığa kavuşturulmasını istedi.

Sürecin güven verici adımlarla ilerlemesi ve kamuoyunun kaygılarının giderilmesi gerektiğini belirten Doğan, zamana yayılmanın süreci olumsuz etkileyebileceğini ifade etti. Tarafların gecikmenin risklerine ilişkin değerlendirmelerde hemfikir olması durumunda, sürecin ilerlemesini sağlayacak adımların neden atılmadığının açıklanması gerektiğini dile getirdi.

Doğan, sürecin başlangıcından bu yana yaşanan gelişmeleri sıralayarak hareket yönetiminin ateşkes ilan ettiğini, kongresini topladığını, fesih kararını açıkladığını, silahları imha ettiğini ve Türkiye’den çekilme yönünde açıklamalarda bulunduğunu hatırlattı.

Bu gelişmelerin ardından demokratik siyasetin önünü açacak adımların da atılması gerektiğini söyleyen Doğan, özellikle dönüş koşullarının nasıl oluşturulacağı ve yasal düzenlemelerin ne zaman hayata geçirileceği konularındaki belirsizliklerin sürdüğünü belirtti.

Diyalog kanallarının açık tutulmasının önemine işaret eden Doğan, demokratik siyaset alanını genişletmeye yönelik çerçeve yasanın yürürlüğe girmesine ilişkin belirsizliklerin giderilmesini istedi.

“Son üç ayda en az 90 mahpusun infazı uzatıldı”

Cezaevlerindeki uygulamaları da gündeme getiren Doğan, özellikle infaz sürelerinin uzatılmasına ve mahpusların şartlı tahliye haklarından yararlandırılmamasına tepki gösterdi.

Özgürlük için Hukukçular Derneği’nin (ÖHD) verilerine atıfta bulunan Doğan, son üç ayda en az 90 mahpusun infazının uzatıldığını söyledi. Uzun yıllardır cezaevinde bulunan bazı mahpusların, cezaevi idare ve gözlem kurullarının kararları nedeniyle tahliye edilemediğini belirten Doğan, uygulamaların barış sürecinin hedefleriyle bağdaşmadığını savundu.

Ankara Sincan Kadın Hapishanesi’ndeki uygulamalara ayrıca dikkat çeken Doğan, politik mahpus kadınların şartlı tahliye haklarından yararlanamadığını ileri sürdü. Adalet Bakanlığı’na çağrıda bulunan Doğan, ihlallere ilişkin açıklamaların ötesine geçilerek somut adımlar atılmasını istedi.

Doğan, Şermin Demirdağ’ın tahliyesinin sekizinci kez engellendiğini belirtti. Otuz bir yıldır cezaevinde bulunan 75 yaşındaki ağır hasta mahpus Mehmet Sait Yıldırım’ın infazının ise pişmanlık göstermediği gerekçesiyle en az iki kez uzatıldığını söyledi.

Bolu Cezaevi’nde tutulan Ali Adıman’ın da dilekçesinde Abdullah Öcalan’dan söz etmesi nedeniyle infazının yakıldığını ifade eden Doğan, söz konusu örneklerin yaşanan ihlalleri ortaya koyduğunu savundu.

Basın ve ifade özgürlüğüne yönelik uygulamaları da eleştiren Doğan, demokratikleşme adımlarının tartışıldığı bir dönemde gazetecilerin, siyasetçilerin, yazarların, aktivistlerin ve hak savunucularının faaliyetlerinin engellendiğini söyledi.

Sosyal medya hesaplarına erişim engelleri getirildiğini ve televizyon kanallarının kapatıldığını belirten Doğan, geçmişte olağanüstü hâl (OHAL) gerekçesiyle uygulanan kapatma kararlarının devam etmesini eleştirdi.

Doğan, bir yandan özgürlük ve demokrasiye yönelik yasal düzenlemelerin tartışıldığını, diğer yandan gazetecilerin haber yapma, siyasetçilerin soru sorma, yazarların yazma ve hak savunucularının ihlalleri gündeme getirme olanaklarının sınırlandığını ifade etti.

Basın meslek örgütleri ve gazetecilerin de dile getirdiği taleplere işaret eden Doğan, tutuklu gazetecilerin serbest bırakılması ve haber alma alanlarının özgürleştirilmesi çağrısında bulundu.

Paylaşın

Babacan: Bütçede Öncelik Üretim Değil, Faiz

DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, TBMM’de düzenlenen Yeni Yol Grubu Toplantısı’nda ekonomi, fon krizi, afet yönetimi ve dış politikaya ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Konuşmasına İstanbul ve çevre illerde yaşanan sel felaketinden etkilenen vatandaşlara geçmiş olsun dileklerini ileterek başlayan Babacan, afetlerde zarar gören vatandaşların ve esnafın yaralarının bir an önce sarılması gerektiğini belirtti. Afetlere hazırlık konusunda merkezi yönetim ve belediyelerin önemli sorumlulukları bulunduğunu vurgulayan Babacan, yanlış imar planları, imar afları ve denetim eksikliklerinin insan hayatını tehlikeye attığını ifade etti.

“Bütçede öncelik üretim değil, faiz”

2027 yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi’ni eleştiren Babacan, bütçenin iktidarın ekonomi politikalarındaki önceliklerini ortaya koyduğunu söyledi. Faiz giderleri için ayrılan kaynağın büyüklüğüne dikkat çeken Babacan, 2027 yılında faiz ödemeleri için 3 trilyon 975 milyar lira ödenek ayrıldığını belirtti.

Babacan, 2026 yılı için güncellenen faiz ödeneğiyle karşılaştırıldığında 2027’deki artışın yüzde 41’e ulaştığını, buna karşılık Orta Vadeli Program’da 2027 yılı enflasyon beklentisinin yüzde 21 olarak açıklandığını hatırlattı.

Emekli maaşları, asgari ücret, çiftçi gelirleri ve esnaf kazançlarında da benzer oranlarda artış yapılıp yapılmayacağını soran Babacan, iktidarın bütçe tercihlerini eleştirerek, “Bütçede öncelik üretim değil, alın teri değil, faiz” dedi.

Faiz ödemelerinin gelir dağılımını da etkilediğini savunan Babacan, bütçenin yoksul kesimlerden varlıklı kesimlere kaynak aktarımına yol açtığını öne sürdü. Eğitim, tarım ve sağlık gibi alanlara ayrılan kaynakların da bütçe önceliklerini gösterdiğini belirten Babacan, ekonomide üretim ve emeğin ön plana çıkarılması gerektiğini dile getirdi.

Fon krizi için Meclis araştırması çağrısı

Konuşmasının önemli bölümünü fon krizine ayıran Babacan, milyonlarca insanın birikimini ilgilendiren olayın tüm yönleriyle açıklığa kavuşturulması gerektiğini söyledi. Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in 4 Kasım 2025 tarihli olduğunu belirttiği konuşmasından bir video izleten Babacan, Şimşek’in bazı fonlar üzerinden manipülasyon yapıldığını bildiklerine ilişkin sözlerini hatırlattı.

Babacan, bu açıklamadan hareketle hükümete, söz konusu iddialara ilişkin neden daha önce etkili adımlar atılmadığını sordu. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın olaydan haberdar olup olmadığı konusunda da açıklama beklediğini belirten Babacan, kamuoyunun bilgilendirilmesi gerektiğini ifade etti.

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’ın 11 Aralık 2025 tarihli olduğunu belirttiği konuşmasından da bir video paylaşan Babacan, Şimşek ve Yılmaz’ın açıklamaları arasında çelişki bulunduğunu savundu.

Fon krizine ilişkin listelerin açıklanmasını ve TBMM’de araştırma komisyonu kurulmasını isteyen Babacan, denetim mekanizmalarının bağımsız biçimde çalışması gerektiğini söyledi. Haksız kazançların iade edilmesinin sorumluları cezadan kurtarmaması gerektiğini de vurgulayan Babacan, aksi yaklaşımın yeni dolandırıcılık olaylarını teşvik edebileceğini belirtti.

Babacan, fon krizinin yalnızca ekonomik büyüklükler üzerinden değerlendirilmesine de karşı çıktı. Kaybedilen birikimlerin vatandaşların ev ve araba hayallerini, işletme sermayelerini ve eğitim planlarını etkilediğini söyleyen Babacan, yaşananları “bir siyasi ahlak meselesi” olarak nitelendirdi.

“Şirket değerlerindeki kayıp 100 milyar dolar”

Fon krizi sonrasında Borsa İstanbul’da işlem gören şirketlerin toplam piyasa değerinde 100 milyar dolarlık düşüş yaşandığını savunan Babacan, bu tutarı çay ve fındık üreticilerinin yıllık gelirleriyle karşılaştırdı.

Babacan, bu yılki yaş çay rekoltesini 1 milyon 400 bin ton, kilogram başına alım fiyatını ise 35 lira olarak hesapladığını belirterek, toplam değerin yaklaşık 49 milyar liraya karşılık geldiğini söyledi.

Türkiye’nin yıllık fındık üretiminin değerini de yaklaşık 2 milyar dolar olarak değerlendiren Babacan, şirket değerlerindeki kaybın büyüklüğünü vurguladı. Bu karşılaştırmalarla fon krizinin ekonomik etkilerine dikkat çeken Babacan, mağduriyetlerin giderilmesi ve sorumluların hesap vermesi gerektiğini kaydetti.

Mekke Ortak Savunma Anlaşması için şeffaflık istedi

Babacan, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması’na ilişkin değerlendirmelerinde ise İslam ülkeleri arasındaki iş birliğini desteklediklerini ancak anlaşmanın içeriğinin açık biçimde paylaşılması gerektiğini söyledi.

Anlaşma metninin TBMM’ye sunulma sürecine ilişkin eleştirilerde bulunan Babacan, kamuoyunun metne uluslararası basın üzerinden ulaşabilmesini sorguladı. Anlaşmanın hangi tehditlere karşı hazırlandığının, hangi koşullarda uygulanacağının ve Türkiye’nin hangi durumlarda askeri yardım sağlayacağının açıklanmasını istedi.

Türk Silahlı Kuvvetleri’nin başka bir ülkede görevlendirilmesi konusunda ayrıca Meclis kararının gerektiğini vurgulayan Babacan, anlaşmada yer aldığı belirtilen 10 yıl boyunca çekilememe şartına da dikkat çekti. Metinde teknik hatalar ve birbiriyle çelişen ifadeler bulunduğunu ileri süren Babacan, şeffaflığın ve uzman değerlendirmelerinin önemini dile getirdi.

Türkiye’nin bölgesel gelişmelerde ilkeli ve güvenilir bir arabulucu rolünü koruması gerektiğini belirten Babacan, anlaşmanın hedefleri ve uygulama koşulları konusunda sorularının yanıtlanmasını istedi. Mısır ve İran’ın da dahil olacağı daha geniş bir bölgesel iş birliğinin değerlendirilmesi gerektiğini savunan Babacan, mevcut sorular yanıtlanmadan anlaşmayı destekleyemeyeceklerini ifade etti.

“Milletin verdiği yetki bir emanettir”

Konuşmasının son bölümünde kamu yönetiminde hukuk, liyakat ve siyasi ahlak vurgusu yapan Babacan, devlet yönetiminin millete karşı sorumluluk taşıdığını söyledi.

Kamu kaynaklarının korunması ve hukukun herkes için eşit uygulanması gerektiğini belirten Babacan, siyasi bağlantıların emeğin ve liyakatin önüne geçmemesi gerektiğini ifade etti. Kamu ihaleleri, imar düzenlemeleri ve yolsuzlukla mücadele alanlarında reform çağrısını yineleyen Babacan, iktidarın bu konularda adım atmaması halinde seçmenin sandıkta karar vereceğini söyledi.

Babacan, konuşmasını şu sözlerle tamamladı: “Bizim istediğimiz alın terinin, emeğin, dürüstlüğün yeniden değer kazandığı bir Türkiye’dir.”

Paylaşın

AYM Kararını Verdi: YENİ Parti’nin İsmi Değişmiyor

Anayasa Mahkemesi (AYM), 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu’na aykırılık iddiasıyla YENİ Parti’nin ismine ilişkin yapılan başvuruyu bugünkü Genel Kurul gündeminde görüştü.

Yüksek Mahkeme, partinin isim ve rumuzunun hükümsüzlüğüne ve siyasi partiler sicilinden terkinine karar verilmesi yönündeki talebi oy çokluğuyla reddetti.

AYM’nin kararıyla birlikte YENİ Parti’nin isminin değiştirilmesine yönelik talep sonuçsuz kalırken, parti mevcut adıyla siyasi faaliyetlerine devam etme hakkını korudu.

Özgür Özel’den ilk açıklama

AYM kararının ardından değerlendirmelerde bulunan YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel, ret kararını beklediklerini belirterek kararın hayırlı olmasını diledi.

Partisinin isminin milletin talebi doğrultusunda belirlendiğini vurgulayan Özel, isim tartışmalarının partinin yükselişinden rahatsız olan çevreler tarafından gündeme getirildiğini savundu.

Önümüzdeki seçimlere de işaret eden Özel, “Millet partinin adını koyduysa, bunu YENİ Parti’nin yükselişinden rahatsız olanlar istiyor diye millet kimseye değiştirtmez” ifadelerini kullandı. Özel, seçimlerde YENİ Parti’de buluşma ve seçim sonrasında partiyi iktidara taşıma hedefiyle yollarına devam edeceklerini söyledi.

Partisinin kuruluş sürecine ilişkin de açıklamalarda bulunan Özel, YENİ Parti adının herhangi bir isim arayışı sonucunda değil, doğrudan vatandaşların talebiyle ortaya çıktığını belirtti.

Özel, “YENİ Parti’nin kuruluş talimatını millet verdi. Adını sokakta, meydanda, evlerde, köylerde millet koydu. Millet dedi ki ‘Yeni partiyi kur, yeni partiyi kur’ diye. Kurarken hiç isim aramadık. ‘Milletimiz yeni parti diyorsa YENİ Parti olur’ dedik” diye konuştu.

İsim belirlenirken gerekli incelemelerin yapıldığını kaydeden Özel, İçişleri Bakanlığına yapılan başvurunun kabul edildiğini hatırlattı. Daha sonra partinin isminin tartışmaya açıldığını belirten Özel, isim benzerliği ve karışıklık ihtimaline ilişkin akademisyenlerden görüş aldıklarını ve bu değerlendirmeleri AYM’ye sunduklarını ifade etti.

Özel, AYM’nin kararından önce de partinin ismini koruyacağına inandığını dile getirdi. Geçen ay yaptığı açıklamayı hatırlatan Özel, olumlu bir hukuki görüş bulunduğunu ve partinin adını değiştirmeyeceklerini söylediğini belirtti.

AYM’nin ret kararının ardından bu değerlendirmesini yineleyen Özel, “Bugün de Anayasa Mahkemesi bu yönde bir karar vermiş, hayırlı uğurlu olsun” dedi.

Açıklamasında millet iradesine vurgu yapan Özel, seçimlerde YENİ Parti çatısı altında buluşma çağrısını yineledi. Partinin mevcut ismiyle siyasi mücadelesini sürdüreceğini belirten Özel, seçim sonrasında YENİ Parti iktidarında herkesin yüzünü güldürmek istediklerini ifade etti.

AYM’nin oy çokluğuyla aldığı kararla YENİ Parti’nin ismine ilişkin hukuki tartışmada önemli bir aşama geride kalırken, parti mevcut ismiyle yoluna devam edecek.

Paylaşın

Özel’den Fon Skandalı Tepkisi: Çürütmüşler Memleketi

YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin Meclis Grup Toplantısı’nda yaptığı konuşmada, partinin iç demokrasi uygulamalarından gündemdeki fon iddialarına, kamu yöneticilerinin istifalarından ekonomideki güven sorununa kadar birçok başlıkta değerlendirmelerde bulundu.

SPK yöneticileri ve ilgili kamu görevlilerine yönelik eleştirilerini sertleştiren Özel, iktidarın sorumluluktan kaçtığını savunarak, “AK Parti’nin kara düzeni tam olarak budur” dedi.

Konuşmasının ilk bölümünde partisinin il ve ilçe kongrelerinde uyguladığı üye temelli seçim sistemine değinen Özel, YENİ Parti’de söz, yetki ve kararın üyelerde olmasını hedeflediklerini söyledi.

Partide adayların genel merkez tarafından belirlenmesi yerine, seçimlerin doğrudan üyelerin katılımıyla gerçekleştirilmesini esas aldıklarını belirten Özel, aday sayısının birden fazla olduğu yerlerde ön seçim yaptıklarını, tek adayın bulunduğu yerlerde ise üyelerin güven oyuna başvurduklarını ifade etti.

Yozgat, Kırıkkale ve Ankara’daki seçim süreçlerinden örnekler veren Özel, adayların belirlenmesi konusunda kararın tek bir kişinin ya da delege gruplarının değil, doğrudan üyelerin iradesinin olması gerektiğini vurguladı.

Hafta sonu gerçekleştirilen il başkanlığı ön seçimlerine ilişkin bilgi veren Özel, 13 ilde yeni adayların göreve geldiğini belirterek, partinin üye sayısının 772 bine ulaştığını söyledi. Özel, üyelerin yüzde 65’inin sandığa giderek parti yönetiminin belirlenmesine katıldığını kaydetti.

Bu uygulamanın diğer siyasi partilere de örnek olacağını savunan Özel, iktidara gelmeleri durumunda Siyasi Partiler Kanunu’nda değişiklik yaparak ilçe başkanı, il başkanı ve genel başkan seçimlerinin tüm üyelerin katılımıyla, hâkim denetiminde gerçekleştirilmesini sağlayacaklarını dile getirdi.

Özel, seçim sürecinde kaybedenin olmadığını, az oy alan adayların da daha fazla oy alan adaylarla birlikte çalışacağını belirterek, parti içi demokrasiyi güçlendirme hedeflerini yineledi.

Konuşmasının önemli bölümünü gündemdeki fon iddialarına ayıran Özel, olayın ortaya çıkmasının üzerinden 34 gün geçtiğini belirterek, iktidarın başlangıçta verdiği “Ucu nereye varırsa varsın” mesajından geri adım attığını öne sürdü.

Fonla bağlantılı olduğu belirtilen zararın ilk etapta 20 milyar dolar olarak ifade edildiğini, daha sonra 90 milyar dolara yükseldiğini ve son hesaplamalarda 110 milyar dolardan söz edildiğini söyleyen Özel, yaşananların ekonomik ve toplumsal etkilerine dikkat çekti.

6 Şubat 2023 depremlerinin maliyetini de hatırlatan Özel, fon iddialarının boyutunun çok ağır olduğunu savunarak, milyonlarca kişinin mağduriyet yaşadığını ve krizin her geçen gün derinleştiğini ileri sürdü.

Özel, konuşmasında SPK süreçlerine ilişkin rüşvet iddialarını da gündeme taşıdı. Saadet Partisi Milletvekili Mehmet Atmaca’nın daha önce dile getirdiği bir iddiayı aktaran Özel, 2023 yılında Bursa’da borsaya açılmak isteyen bir şirketten 30 milyon lira istendiğini öne sürdü.

İddiaya göre, söz konusu süreçte bir milletvekilinin aracılık ettiğini ve paranın gönderilmesinin ardından dönemin SPK Başkanı tarafından arama yapılarak ödemenin alındığının bildirildiğini söyleyen Özel, iddiaların açıklığa kavuşturulması gerektiğini vurguladı.

Özel, aynı dosya bağlamında Aykut Erdoğdu’nun bir kreş yapımına ilişkin girişim nedeniyle rüşvete aracılık suçlamasıyla 19 aydır tutuklu bulunduğunu belirterek, ortaya atılan iddialar karşısında farklı uygulamalar yapıldığını savundu.

Konuşmasında, “30 katı iş yapmış olanlar ‘teyit telefonu geldi’ diyor” ifadesini kullanan Özel, iddiaların üzerine gidilmesi ve sorumluların hesap vermesi gerektiğini söyledi.

Özel, fon iddialarıyla bağlantılı tartışmaların ardından bazı üst düzey yöneticilerin görevlerinden ayrılmasına da değindi. İstifaların geciktiğini savunan Özel, ilgili yöneticilerin daha önce görevden alınmamasını eleştirdi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın söz konusu isimleri ancak uzun süren tartışmaların ardından görevden aldığını söyleyen Özel, “Tam 34 gündür bunları görevden alamadı” dedi.

Özel, istifaların ardından Erdoğan’a yönelik eleştirilerini sürdürerek, “Dün öğlene kadar neredeydin?” ifadesini kullandı. İktidarın yaşananların sorumluluğunu üstlenmek yerine süreci yönetmekte yetersiz kaldığını öne sürdü.

YENİ Parti olarak fon iddialarına ilişkin bir kanun teklifi hazırladıklarını belirten Özel, partinin ekonomi ve finans alanındaki uzman isimlerinin çalışmaya katkı sunduğunu söyledi.

Hazırladıkları teklifin temel amacının, haksız kazançların geri alınması ve mağduriyetlerin giderilmesi olduğunu ifade eden Özel, sorumluların tamamının tespit edilmesi, işlemlerinin durdurulması ve varlıklarına el konulması gerektiğini savundu.

Yurt dışına çıkarıldığı öne sürülen paraların geri getirilmesi için uluslararası anlaşmaların ve hukuki mekanizmaların kullanılmasını önerdiklerini belirten Özel, elde edilecek kaynakların mağdurlara hakkaniyetli biçimde dağıtılması gerektiğini dile getirdi.

AK Parti tarafından sunulan kanun teklifini de eleştiren Özel, kendi tekliflerinin haksız kazanç elde edenlerin peşine düşmeyi ve mağdurların zararlarını karşılamayı amaçladığını, iktidarın teklifinin ise sorumluların hesap vermesini engelleyebileceğini ileri sürdü.

Özel, iki teklif arasındaki farkı, “Bizim kanun teklifi çalandan alan, mağdura veren; bunların kanun teklifi çalana kılıf uyduran, peşini bırakan bir şey” sözleriyle anlattı.

Özel, konuşmasında AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Fatma Betül Sayan Kaya hakkında da çeşitli iddiaları dile getirdi. Fon kapsamında yatırılan paraların geri ödenmesine ilişkin tartışmalara değinen Özel, anapara ve faiz hesaplamaları üzerinden eleştirilerde bulundu.

Fonun işleyişinde yer alan kişilerin olası sorumluluklarının yalnızca para iadesiyle ortadan kaldırılamayacağını savunan Özel, “Bu işin içinden cami bahçesine günah bıraktırıp milleti affettirerek kurtulamazsın” dedi.

Özel, iktidarın yaşananları yalnızca istifalar ve para iadeleriyle kapatamayacağını belirterek, sorumluların hukuki açıdan hesap vermesi gerektiğini ifade etti.

“En güçlü ortaklık suç ortaklığıdır”

Konuşmasında iktidarın yönetim anlayışını da hedef alan Özel, fon iddialarının kamu kurumlarına duyulan güveni zedelediğini öne sürdü. İlgili kişilerin kamu görevlerine atanmasında iktidarın sorumluluğu bulunduğunu savunan Özel, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da yaşananların siyasi sorumluluğunu taşıdığını söyledi.

Özel, “Bunların hepsini atayan AK Partili. Atananlar AK Partili. Soyan AK Partili. Soyulan AK Partili. Biz bu işin hiçbir yerinde yokuz. Sen en ortasındasın Erdoğan. Tam ortasındasın” ifadelerini kullandı.

Özel, konuşmasının son bölümünde yaşanan gelişmelerin ekonomi üzerindeki etkilerine değindi. Borsadaki düşüşün ve yatırımcı güvenindeki zayıflamanın yönetim sorunlarıyla bağlantılı olduğunu savunan Özel, piyasaların öngörülebilirlik ve güven ortamına ihtiyaç duyduğunu belirtti.

Borsada işlem gören şirketlere ilişkin süreçlerde siyasi müdahale ve usulsüzlük iddialarının yatırımcıları tedirgin ettiğini ileri süren Özel, kamu kurumlarına ve piyasalara duyulan güvenin yeniden tesis edilmesi gerektiğini söyledi.

İktidarın yalnızca bazı yöneticilerin istifasıyla sorunu çözemeyeceğini savunan Özel, yeni skandalların ortaya çıkabileceği endişesinin piyasaları olumsuz etkilediğini dile getirdi.

Özel, konuşmasını “Bu memlekette mi şimdi üç tane zibidi istifa etti diye borsaya güven gelecek, yatırımcıya güven gelecek” sözleriyle sürdürdü ve “Çürütmüşler memleketi” ifadesiyle iktidara yönelik eleştirilerini tamamladı.

Paylaşın

Bakırhan’dan Barış Süreci Çağrısı: İktidar Artık Somut Adım Atmalı

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, partisinin haftalık Meclis Grup Toplantısı’nda yaptığı konuşmada İstanbul ve çevre illerde yaşanan sel felaketi, barış ve demokratik toplum süreci, Orta Doğu’daki gelişmeler, ekonomik sorunlar ve 2027 yılı bütçesine ilişkin açıklamalarda bulundu.

Konuşmasına İstanbul ve çevre illerde yaşanan sel felaketine değinerek başlayan Bakırhan, can kayıpları ve kent yaşamında meydana gelen aksaklıkların yalnızca yoğun yağışla açıklanamayacağını söyledi.

İstanbul, Kocaeli ve Sakarya’da dere yataklarının daraltıldığını, su havzalarının yapılaşmaya açıldığını ve yeşil alanların yerini beton yapıların aldığını belirten Bakırhan, kentlerin planlanması ve yönetilme biçiminin sel felaketleri açısından önem taşıdığını ifade etti.

İstanbul’da 168 dere havzası bulunduğunu, bunların 108’ine fiziksel müdahalede bulunulduğunu söyleyen Bakırhan, suyun doğal akış yollarının kapatılmasının riskleri artırdığını savundu. Selden etkilenen yurttaşların zararlarının karşılanması gerektiğini belirten Bakırhan, iktidara hasarların giderilmesi çağrısı yaptı.

Kanal İstanbul projesine de değinen Bakırhan, İstanbul’un yeni mega projeler yerine mevcut risklerin azaltılmasına ihtiyaç duyduğunu ifade etti. Belediyelere yönelik siyasi tartışmalar yerine kentlerin altyapı ve çevre sorunlarına odaklanılması gerektiğini belirten Bakırhan, yerel demokrasi ve seçilmişlerin iradesinin korunması gerektiğini söyledi.

Bakırhan, Federal Kürdistan Bölgesi’ne yaptığı ziyaret kapsamında Hewler’de düzenlenen Meri Forumu’na katıldığını belirterek Orta Doğu’daki siyasi gelişmeler ve Türkiye’de yürütülen barış sürecine ilişkin değerlendirmelerini paylaştı.

Forumda bölgenin geleceği, Kürtlerin durumu, Türkiye’deki barış ve demokratik toplum süreci ile Suriye’deki gelişmelerin ele alındığını aktaran Bakırhan, Neçirvan Barzani, Bafıl Talabani, Kubat Talabani, Mazlum Abdi ve İlham Ahmed ile görüştüklerini söyledi.

Türkiye’de Kürt meselesinin demokratik yollarla çözülmesinin yalnızca Türkiye’yi değil, Suriye, Irak ve İran’ı da etkileyeceğini ifade eden Bakırhan, bölgesel barış açısından diyalog kanallarının güçlendirilmesi gerektiğini kaydetti.

Kürt siyasi aktörlerinin kendi aralarındaki sorunları diyalog yoluyla çözmesi gerektiğini belirten Bakırhan, ortak çıkarlar doğrultusunda daha fazla görüşme yapılmasının bölgedeki siyasi süreçlere katkı sağlayacağını dile getirdi.

İran’daki gelişmelere de değinen Bakırhan, Bafıl Talabani’nin forumda İran’daki Kürtlerle yeni bir diyalog sürecinin başlangıç aşamasında olduğuna ilişkin açıklamasını önemsediklerini belirtti.

İran’da Kürt siyasi aktörlerinin taleplerinin savaş yerine müzakere yoluyla ele alınması gerektiğini savunan Bakırhan, Tahran yönetimine doğrudan diyalog çağrısı yaptı.

Kürtlerin dilinin, kimliğinin ve siyasi iradesinin tanınmasının İran’ı güçlendireceğini ifade eden Bakırhan, Türkiye’de yürütülen sürecin başarıya ulaşmasının da bölgenin yararına olacağını söyledi. Bakırhan, Türkiye’nin İran ile Kürt siyasi aktörleri arasında olası bir diyalog sürecini desteklemesi gerektiğini kaydetti.

“İktidar artık somut adım atmalı”

Türkiye’deki barış ve demokratik toplum sürecine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Bakırhan, 8 Ekim’de duyurulan Türkiye’den çekilme kararına dikkat çekti. Hareket yönetiminin Türkiye’deki güçlerini sınır dışına çektiğini ve bazı kampların boşaltıldığını açıkladığını hatırlatan Bakırhan, bu gelişmelerin ardından sürecin ilerlemesi için somut adımlar atılması gerektiğini söyledi.

Bakırhan, iktidara yönelik çağrısında, “Artık neyi bekliyorsunuz?” diye sordu.

Sürecin hukuki güvencelere kavuşturulması gerektiğini belirten Bakırhan; Abdullah Öcalan’ın iletişim koşulları, cezaevlerindeki hasta tutukluların durumu, sürgündekilerin dönüşü, silahlı yapıların mensuplarının demokratik siyasete katılımı ve kayyım uygulamaları gibi konuların çözüm beklediğini ifade etti.

Ahmet Türk ve görevden alınan diğer seçilmişlerin görevlerine dönmesi gerektiğini savunan Bakırhan, demokratik siyasetin önündeki engellerin kaldırılması çağrısı yaptı.

Bakırhan, barış sürecinin ilerletilmesi için Abdullah Öcalan’ın koordinatörlüğünde bir “Barış ve Siyasallaşma Kurulu” kurulmasını önerdi.

Silahsızlanma sürecinin yalnızca açıklamalarla tamamlanamayacağını belirten Bakırhan, süreci ilerletecek bir mekanizmaya ihtiyaç olduğunu söyledi. Kurulun gecikmeden oluşturulması ve çalışmalarına başlaması gerektiğini ifade eden Bakırhan, Meclis’in de gerekli yasal düzenlemeleri yapmasını istedi.

Konuşmasında ifade ve örgütlenme özgürlüğüne de değinen Bakırhan, medya kuruluşlarına, gazetecilere, yayıncılara ve yerel yönetimlere yönelik uygulamaları eleştirdi. Demokratik bir hukuk düzeninin toplumun farklı kesimlerinin haklarını güvence altına alması gerektiğini savundu.

Fon iddiaları ve ekonomik kriz gündeminde

Bakırhan, konuşmasının ekonomi bölümünde fonlarla ilgili iddiaları gündeme taşıdı. Söz konusu iddiaların kapsamlı biçimde araştırılması gerektiğini belirten Bakırhan, ekonomik kriz ve hayat pahalılığı nedeniyle zor durumda olan yurttaşların birikimlerinin korunmasının önemine dikkat çekti.

Fonlarla ilgili iddiaların araştırılması için Meclis’te komisyon kurulması önerisinin kabul edilmemesini eleştiren Bakırhan, mağduriyetlerin giderilmesi ve sorumluların ortaya çıkarılması gerektiğini söyledi.

Meclis gündemindeki fon düzenlemesine de değinen Bakırhan, düzenlemenin mağdurların zararlarının karşılanmasını ve sorumluların hesap vermesini sağlayacak biçimde ele alınması gerektiğini ifade etti. Konuyla ilgili açıklamalarında siyasi sorumluluk çağrısı yapan Bakırhan, iddiaların takipçisi olacaklarını belirtti.

Ekonomik krizden en fazla etkilenen kesimler arasında emeklilerin bulunduğunu söyleyen Bakırhan, düşük maaşlar ve artan hayat pahalılığına dikkat çekti.

Halkın Emekliler Sendikası temsilcilerinin grup toplantısına katıldığını belirten Bakırhan, emeklilerin özgürce örgütlenme ve sendikalaşma taleplerini desteklediklerini ifade etti.

Emekli maaşlarının gerçek enflasyon karşısında yeterli seviyeye çıkarılması gerektiğini savunan Bakırhan, emekliler insan onuruna yaraşır yaşam koşullarına ulaşana kadar mücadelelerini sürdüreceklerini söyledi.

İşçi sağlığı ve iş güvenliği konusuna da değinen Bakırhan, İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi verilerine göre 2025 yılında en az 2 bin 105 işçinin iş cinayetlerinde yaşamını yitirdiğini belirtti.

“Kaynaklar emekçilere ayrılmalı”

Bakırhan, 2027 yılı bütçesinin kaynak dağılımını da eleştirdi. Bütçede faiz giderlerine yaklaşık 4 trilyon lira, sosyal harcamalara ise 1 trilyon 300 milyar lira ayrıldığını belirten Bakırhan, bu dağılımın emekçiler ve dar gelirli yurttaşlar açısından yeniden değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.

Gelir vergisi kapsamında emekçilerden 5 trilyon 533 milyar lira, işverenlerden ise 2 trilyon lira gelir elde edilmesinin öngörüldüğünü aktaran Bakırhan, vergi yükünün dağılımını eleştirdi.

Savunma harcamalarının yüzde 60 artırılmasını da gündeme getiren Bakırhan, barış sürecinin devam ettiği bir dönemde kaynakların silahlanmaya ayrılmasını sorguladı. Kamu kaynaklarının yoksullara, emeklilere ve emekçilere yönlendirilmesi gerektiğini ifade etti.

Bakırhan, konuşmasının sonunda DEM Parti’nin “Ekmek, Barış ve Adalet İçin Bütçe” sloganıyla 24 Ekim’de kampanya başlatacağını açıkladı.

Kampanya kapsamında kendisinin Siirt’in Kurtalan ilçesinde emekçiler ve emeklilerle bir araya geleceğini, DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları’nın ise İstanbul’da etkinliklere katılacağını belirten Bakırhan, yurttaşları kampanyaya destek vermeye çağırdı.

Bakırhan, bütçe kaynaklarının faiz, rant ve güvenlik harcamaları yerine emekçilere, emeklilere ve dar gelirli kesimlere ayrılması için hem sahada hem de Meclis’te mücadele edeceklerini söyledi.

Paylaşın

Bahçeli’den Kıbrıs Mesajı: Ebediyen Türk Kalacaktır

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin Meclis Grup Toplantısı’nda yaptığı konuşmada, fon soruşturması ve belediyelere yönelik yolsuzluk iddialarından basın özgürlüğüne, Terörsüz Türkiye sürecinden Kıbrıs ve bölgesel gelişmelere kadar birçok başlıkta değerlendirmelerde bulundu.

Konuşmasına İstanbul başta olmak üzere bazı kentlerde etkili olan aşırı yağışların yol açtığı sel felaketiyle başlayan Bahçeli, hayatını kaybeden vatandaşlara rahmet, yakınlarına başsağlığı, yaralılara ise acil şifalar diledi. Afetle mücadele eden kurum ve çalışanlara teşekkür eden Bahçeli, aşırı yağışların yanı sıra altyapı ve imar disiplininin de yaşanan tabloda belirleyici olduğunu ifade etti.

Afetlere karşı hazırlıklı olmanın önemine dikkat çeken Bahçeli, risk yönetimi, planlama ve önleyici tedbirlerin güçlendirilmesi gerektiğini belirtti. Afetlerle mücadelenin kamu kurumları, yerel yönetimler, bilim çevreleri ve toplumun katılımıyla yürütülmesi gereken stratejik bir kamu politikası olduğunu kaydeden Bahçeli, afetten etkilenen vatandaşların zararlarının karşılanacağına ve benzer olayların yaşanmaması için gerekli önlemlerin alınacağına inandığını söyledi.

Gündemdeki fon soruşturmasına değinen Bahçeli, finansal sistemin sağlıklı işlemesinin ekonomik istikrar ve sürdürülebilir büyüme açısından büyük önem taşıdığını vurguladı. Sermaye piyasalarında gözetim ve denetim mekanizmalarının eş güdüm içinde çalışması gerektiğini belirten Bahçeli, soruşturmaya konu olan gelişmelerin piyasa bozucu işlemler, manipülasyon, dolandırıcılık ve güveni kötüye kullanma iddialarını içerdiğini ifade etti.

Bahçeli, vatandaşların tasarruflarını hedef alan usulsüzlük iddialarına ilişkin en güçlü yaptırımların hukuk çerçevesinde uygulanması gerektiğini belirterek, soruşturmanın tüm boyutlarıyla aydınlatılmasına yönelik adımlardan memnuniyet duyduğunu söyledi. Konuya ilişkin yasal düzenlemenin TBMM Genel Kurulu gündeminde bulunmasını da değerlendiren Bahçeli, sorumluların hesap vermesinin önemine işaret etti.

Fon soruşturmasının yalnızca cezalandırma süreci olarak görülmemesi gerektiğini dile getiren Bahçeli, yaşananların sistemdeki sorunların ortaya çıkarılması ve giderilmesi için bir fırsat olarak değerlendirilmesini istedi.

“Adalet, suçluyu cezalandırmak yanında masumu korumak, mağdurun hakkını gözetmektir” diyen Bahçeli, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın haksız kazanç elde edenlere bedelinin ödettirileceği ve devletin vatandaşları mağdur etmeyeceği yönündeki açıklamalarının adalete duyulan güveni artırdığını savundu.

Türkiye ekonomisinin sağlam temeller üzerinde bulunduğunu belirten Bahçeli, dar gelirli vatandaşların beklentilerinin karşılanması ve adil gelir dağılımının sağlanması için gerekli adımların atılması gerektiğini kaydetti.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi başta olmak üzere çeşitli belediyelere yönelik yargı süreçlerini de değerlendiren Bahçeli, ihale, imar, ruhsat, taşınmaz, iştirak, personel ve kamu harcamaları gibi alanlarda ortaya atılan çıkar ilişkilerinin yalnızca hukuki değil, aynı zamanda ahlaki bir sorun olduğunu söyledi.

Yargı süreçleri devam ederken siyasi polemiklerle gündem oluşturmak yerine iddialara hukuk çerçevesinde yanıt verilmesi gerektiğini belirten Bahçeli, mahkemelerin siyasi gösterilerin değil, savunma hakkının esas alındığı yerler olduğunu vurguladı.

Milletin gelişmeleri yakından takip ettiğini ve adaletin bir an önce tecelli etmesini beklediğini ifade eden Bahçeli, devlet malının korunmasının büyük bir sorumluluk olduğunu dile getirdi.

Basın özgürlüğü tartışmalarına da değinen Bahçeli, özgür medyanın demokratik toplumların vazgeçilmez unsurlarından biri olduğunu belirtti. Medyanın kamuoyunu bilgilendirme görevini özgürce yerine getirmesi gerektiğini söyleyen Bahçeli, özgürlüğün sorumlulukla birlikte değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti.

Bahçeli, “Basın özgürlüğü suç işleme özgürlüğü değildir, olmamalıdır” diyerek medya kuruluşlarının da diğer kurumlar gibi hukuk karşısında sorumluluk taşıdığını kaydetti.

Basın özgürlüğünün korunmasının hukuka aykırı eylemlere göz yumulması anlamına gelmediğini belirten Bahçeli, hukuka bağlılık ve etik sorumluluğun özgür basının temel dayanakları arasında yer aldığını söyledi.

Türkiye’nin ekonomik, siyasi ve diplomatik başarılarının yanı sıra Terörsüz Türkiye ve terörsüz bölge hedeflerinde ilerleme kaydettiğini savunan Bahçeli, toplumsal huzuru ve güveni bozmayı amaçlayan girişimlerin kabul edilemeyeceğini ifade etti. Sosyal medya üzerinden oluşturulan algılara ve FETÖ hesaplarından yapıldığını belirttiği kışkırtmalara itibar edilmemesi çağrısında bulundu.

Türk milliyetçiliği vurgusu: Siz neyin ve nerenin milliyetçisisiniz?

MHP’nin Türk milliyetçiliği anlayışını sürdüreceğini belirten Bahçeli, konuşmasının devamında milliyetçilik üzerinden yürütülen tartışmalara değindi. Türk milliyetçiliğinin farklı kavramlar ve ideolojik manipülasyonlarla zayıflatılmaya çalışıldığını savunan Bahçeli, milliyetçi ve ülkücü hareketin siyasi amaçlar doğrultusunda kullanılmasına karşı çıktı.

Türk milliyetçiliğini etnik şovenizm ve ırkçılığa indirgemeye çalışanların gençlerin millî hassasiyetlerini istismar ettiğini ileri süren Bahçeli, siyasi çıkarlarını milliyetçilik üzerinden şekillendirenlere tepki gösterdi.

Bahçeli, “Siyasi ikballeri için kendisine oturacak masa arayanlar, milliyetçiliğin mukaddesatını ise oturdukları masalarda meze yapanlar, siz neyin ve nerenin milliyetçisisiniz?” ifadelerini kullandı.

Türkiye’nin önünde önemli fırsatlar ve sınamalar bulunduğunu belirten Bahçeli, ülkenin geleceği için akıl, ahlak, devlet tecrübesi ve millî iradenin bir arada değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.

Türkiye’nin stratejik hedefinin “lider ülke ve süper güç Türkiye’nin inşası” olduğunu dile getiren Bahçeli, güçlü kurumların, hukukun üstünlüğünün, toplumsal dayanışmanın ve ekonomik istikrarın bu hedefin temel unsurları olduğunu kaydetti.

Yasama, yürütme ve yargı arasındaki dengenin önemine dikkat çeken Bahçeli, Türkiye’nin geleceğe yönelik hedefleri doğrultusunda kurumsal kapasitesini güçlendirmesi gerektiğini ifade etti.

Terörsüz Türkiye sürecinin bu vizyonun önemli bir parçası olduğunu belirten Bahçeli, güvenlik kadar hukukun, devlet otoritesi kadar toplumsal mutabakatın da önem taşıdığını vurguladı.

Sınır ötesindeki silahlı yapıların komşu ülkelerin istikrarını bozmasının Türkiye’nin güvenliğini de tehdit ettiğini savunan Bahçeli, Terörsüz Türkiye hedefinin terörsüz bölge vizyonundan ayrı düşünülemeyeceğini söyledi.

Türkiye’nin teknoloji üreten, yüksek katma değerli sanayisini geliştiren, tarımsal verimliliğini artıran ve enerji alanında dışa bağımlılığını azaltan bir ülke hâline gelmesi gerektiğini belirten Bahçeli, üniversitelerin de ülkenin temel sorunlarına çözüm üreten bilimsel çalışmalara ağırlık vermesi çağrısında bulundu.

Ortadoğu’daki gelişmeleri de değerlendiren Bahçeli, İsrail-Lübnan hattından İran ve Yemen’e, Hürmüz Boğazı’ndan Bâbülmendep Boğazı’na uzanan istikrarsızlık ortamının bölgesel ve küresel güvenliği tehdit ettiğini söyledi.

Suriye ve Irak’ta yaşanan bazı gelişmeleri bölgesel barış açısından umut verici bulduğunu belirten Bahçeli, Irak yönetiminin silahlı yapıların tasfiyesine yönelik girişimlerinin devlet egemenliğinin yeniden tesis edilmesi açısından önem taşıdığını ifade etti.

SDG ve YPG’nin askerî varlığının sona erdirilerek Suriye devlet kurumlarına entegrasyonu yönünde atılan adımların ülkenin toprak bütünlüğü ve siyasi birliği bakımından yeni bir dönemin kapısını araladığını savunan Bahçeli, bu gelişmelerin Terörsüz Türkiye hedefinin bölgesel boyut kazandığını gösterdiğini dile getirdi.

İran ile yürütülen temaslara da değinen Bahçeli, PJAK ve bağlantılı yapıların silah bırakması ve faaliyetlerini sona erdirmesinin bölgesel barışa katkı sağlayacağını belirtti.

Kıbrıs mesajı: Ebediyen Türk kalacaktır

Doğu Akdeniz ve Kıbrıs’taki gelişmelere ilişkin değerlendirmelerde bulunan Bahçeli, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin egemenlik haklarının korunmasının Türkiye’nin güvenlik politikası açısından stratejik önem taşıdığını söyledi.

Rum basınında yer alan, Kapalı Maraş’ın Birleşmiş Milletler yönetimine devredilmesi ve Gazimağusa Limanı’nın Avrupa Komisyonu gözetiminde işletilmesine ilişkin iddialara dikkat çeken Bahçeli, bu iddiaların Kıbrıs Türklerinin egemenlik hakları bakımından ciddi soru işaretleri doğurduğunu ifade etti.

Birleşik Kıbrıs Federasyonu fikrine karşı çıkan Bahçeli, Rum yönetiminin İsrail ile ilişkilerine yönelik eleştirilerde bulunarak Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde yaşayan vatandaşlara dikkatli olmaları çağrısı yaptı.

Bahçeli, Kıbrıs konusundaki tutumunu “Kıbrıs asırlardan beri Türktür, ebediyen Türk kalacaktır” sözleriyle dile getirdi.

Konuşmasının son bölümünde İsrail’in bölgedeki politikalarını eleştiren Bahçeli, saldırıların sona ermesi için uluslararası toplumun caydırıcı ve kararlı bir tutum sergilemesi gerektiğini söyledi.

Yemen kaynaklı istikrarsızlığın ve Suudi Arabistan’da sivilleri hedef alan saldırıların sona erdirilmesi için çok taraflı diplomasi mekanizmalarının etkin biçimde işletilmesini isteyen Bahçeli, Türkiye’nin barış ve istikrarı önceleyen diplomatik yaklaşımını takdir ettiğini belirtti.

Türkiye’nin Türk dünyasıyla ekonomik, siyasi, kültürel ve bilimsel bağlarını güçlendirmesinin önemine işaret eden Bahçeli, Avrupa ile ilişkilerin karşılıklı çıkarlar temelinde yürütülmesi ve Orta Doğu, Kafkasya, Balkanlar ile Afrika’da barış ve kalkınmaya katkı sunulması gerektiğini ifade etti.

Bahçeli, Türkiye’nin çok yönlü dış politikasıyla uluslararası alanda güvenilen ve itibarlı bir ülke olmayı sürdürmesi gerektiğini vurguladı.

Paylaşın

Milas Belediyesi’ne Operasyon: 35 Gözaltı Kararı

Muğla’nın Milas ilçesinde belediyeye yönelik operasyon düzenlendi. Soruşturma kapsamında, Belediye Başkanı ve oğlunun da aralarında bulunduğu 35 kişi hakkında gözaltı kararı verildi.

İlçede gündem yaratan operasyonun gerekçesi ve soruşturmanın kapsamına ilişkin ayrıntılar henüz netlik kazanmadı. Gözaltı kararlarının uygulanma süreciyle ilgili gelişmelerin ve yetkili makamlardan yapılacak açıklamaların önümüzdeki saatlerde kamuoyuyla paylaşılması bekleniyor.

Soruşturmaya ilişkin yeni bilgiler geldikçe gelişmelerin netleşmesi bekleniyor.

Paylaşın

Özgür Özel: Bir Ay Önce Seçim Yapılmasını Kabul Etmeyiz

Seçimlerin, mart ayında yapılmasının gündeme gelmesi durumunda konuyu parti kurullarıyla değerlendirebileceklerini söyleyen Özgür Özel, bir ay önce seçim yapılmasını kabul etmeyeceklerini vurguladı.

Halkların Demokrasi ve Eşitlik Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan, YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel’i ziyaret etti. Yaklaşık iki saat süren görüşmenin ardından düzenlenen ortak basın toplantısında demokrasi, demokratikleşme adımları ve erken seçim tartışmaları gündeme geldi.

DEM Parti Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan, beraberlerindeki grup başkanvekilleri Sezai Temelli ve Gülistan Kılıç Koçyiğit ile saat 12.30 sıralarında YENİ Parti Genel Merkezi’ne geldi. Heyeti, YENİ Parti Grup Başkanvekili Murat Emir karşıladı.

Yaklaşık iki saat süren görüşmenin ardından Özgür Özel ve DEM Parti eş genel başkanları ortak basın toplantısı düzenleyerek görüşmeye ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel, DEM Parti heyetine ziyaretleri dolayısıyla teşekkür ederek demokrasinin güçlenmesinde muhalefetin rolüne dikkat çekti.

Bir ülkede demokrasinin varlığının, muhalefetin görevini özgürce yerine getirebilmesine bağlı olduğunu belirten Özel, iktidarın bu konuda katkı sunmadığını savundu. Muhalefet partilerinin kendi aralarındaki diyaloğu sağlıklı biçimde sürdürmelerinin ve ülkenin temel meselelerini birlikte ele almalarının önemini vurguladı.

Çatışmaların bir daha yaşanmamak üzere sona erdirilmesinin kimseye zarar vermeyeceğini ifade eden Özel, demokratikleşme adımlarının atılması gerektiğini söyledi.

TBMM’de temsil edilen siyasi partilerin imzasını taşıyan komisyon raporunun demokratikleşmeye ilişkin bölümüne işaret eden Özel, bu konuda Meclis’teki tüm siyasi aktörlerin sorumluluk alması gerektiğini belirtti.

Özel, seçilmiş siyasetçilerin cezaevinde tutulduğunu, kayyum uygulamalarının sürdüğünü ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarının uygulanmadığını dile getirdi. Anayasa Mahkemesi kararlarının hayata geçirilmemesini de eleştiren Özel, muhalif seslere yönelik erişim engellerine ve Halk TV’nin bant yayın yapmak zorunda kalmasına ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Basın toplantısında, Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mehmet Uçum’un erken seçim tartışmalarına ilişkin tarih veren açıklamaları da soruldu.

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, erken seçim konusunda şu aşamada partilerinin gündeminde bir hazırlık bulunmadığını belirterek, seçim kararı alınması hâlinde DEM Parti’nin sürece hazır olduğunu söyledi.

Bakırhan, “Biz cevap vermek için siyasetçileri muhatap alıyoruz. Biz sokakta siyaset yapan bir siyasi partiyiz. Seçim kararı alınırsa en hazır partilerden biriyiz ama şu an öyle bir gündemimiz yok” dedi.

Özgür Özel ise erken seçim kararının TBMM’de alınması gerektiğini belirterek Meclis’teki sandalye dağılımına dikkat çekti. AKP’nin 280 milletvekiline sahip olduğunu, MHP’nin desteğine rağmen seçim kararı için gerekli desteğin önemini koruduğunu ifade eden Özel, seçimlerin bir ay öne alınmasına karşı olduklarını söyledi.

Özel, “Sayın Uçum o zaman o tarihi kimden aldığını açıklasın” diyerek erken seçim tarihine ilişkin açıklamaların kaynağının netleştirilmesini istedi. Özel, siyasi partilere yönelik olası müdahalelere de değinerek iktidarın kendisini Meclis’in üzerinde gördüğünü savundu.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yeniden adaylığı ve seçim takvimine ilişkin sorular üzerine Bakırhan, Türkiye’nin yoksulluk ve yolsuzluk gibi önemli sorunları bulunduğunu belirtti. Seçim konusunun gündeme gelmesi hâlinde parti kurullarında değerlendirme yapacaklarını ve DEM Parti’nin tutumunu açıklayacaklarını ifade etti.

Özel ise seçim tarihinin birkaç hafta öne alınmasının erken seçim olarak değerlendirilemeyeceğini belirterek bu yöndeki bir girişime karşı olduklarını yineledi.

Seçimlerin ülkeyi yönetememenin kabulü olarak daha ileri bir tarihte, mart ayında yapılmasının gündeme gelmesi durumunda konuyu parti kurullarıyla değerlendirebileceklerini söyleyen Özel, bir ay önce seçim yapılmasını kabul etmeyeceklerini vurguladı.

Özel, “Bir ay önce seçim yap, onu kabul etmeyiz. O konuda baştan aldığımız bir karar var” ifadelerini kullandı.

Paylaşın