Siyasi Meşruiyet Yargı Eliyle Yeniden Nasıl Üretilir?

Cumhuriyet Halk Partisi’nin 38. Olağan Kurultayı ve sonrasındaki süreçleri “mutlak butlan” kapsamında değerlendirmesi, aynı zamanda siyasal meşruiyetin üretim rejimlerine ilişkin normatif bir kırılma alanı olarak okunmayı gerektirmektedir.

Haber Merkezi / Söz konusu karar, siyasal meşruiyetin kaynağı, sınırı ve yeniden üretim mekanizmaları bağlamında üç düzeyli bir teorik sorunsal ortaya çıkarmaktadır: (i) yargının karşı-majoriter rolünün genişlemesi, (ii) siyasetin içsel kurumsal kapasite kaybı, (iii) hukukun siyasal alanı kolonize etme riski.

Karşı-Majoriter Yargı ve Meşruiyetin Normatif Kayması

Modern anayasal demokrasi teorisinde yargı, esas itibarıyla “karşı-majoriter güç” (counter-majoritarian difficulty) olarak konumlandırılır. Bu çerçevede mahkemelerin temel işlevi, çoğunluk iradesini denetlemek ve anayasal sınırlar içinde tutmaktır.

Bununla birlikte, incelenen kararda tartışma, yargının denetim işlevinden ziyade siyasal temsil yapısını doğrudan etkileyen sonuç üretici bir aktör haline gelip gelmediği noktasında yoğunlaşmaktadır. Bir siyasi partinin kurultay iradesinin geriye dönük olarak hükümsüz sayılması, yalnızca hukuki bir geçerlilik değerlendirmesi değil; aynı zamanda siyasal temsil zincirinin yeniden yapılandırılması anlamına gelmektedir.

Bu durum, literatürde “judicialization of politics” (siyasetin yargısallaşması) olarak tanımlanan olgunun ileri bir evresine işaret eder: yargının yalnızca çatışmaları çözmesi değil, siyasal düzenin kurucu unsurlarını dolaylı biçimde yeniden belirlemesi.

Ex Tunc Hükümsüzlük ve Kurumsal Süreklilik Problemi

“Mutlak butlan” kavramının ex tunc etkisi, işlemin baştan itibaren hiç doğmamış sayılması sonucunu doğurur. Bu teknik yaklaşım özel hukukta normatif tutarlılık üretmek amacıyla geliştirilmiş olmakla birlikte, siyasi örgütler bakımından uygulandığında kurumsal süreklilik sorunu yaratmaktadır.

Siyasi partiler, yalnızca hukuki tüzel kişiler değil; aynı zamanda temsil, örgütlenme ve siyasal mobilizasyon fonksiyonlarını birlikte yürüten karma yapılardır. Bu nedenle geriye dönük hükümsüzlük, yalnızca bir işlem iptali değil, kurumsal hafızanın yeniden yazımı anlamına gelmektedir.

Bu bağlamda temel soru şudur: Hukuki geçerlilik ile siyasal devamlılık arasında hangi normatif öncelik kurulmalıdır?

Siyasetin Hukukileşmesi: İçsel Kurumsal Erozyon

İkinci analitik eksen, siyasetin içsel kurumsal kapasitesiyle ilgilidir. Siyasetin hukukileşmesi (legalization of politics), siyasal aktörlerin içsel ihtilaflarını çözme kapasitesini kaybederek sürekli yargısal mekanizmalara başvurması durumunu ifade eder.

Bu süreçte üç yapısal sorun öne çıkar:

Tüzüksel normların erozyonu: Parti içi kuralların bağlayıcılığının zayıflaması
İç denetim mekanizmalarının işlev kaybı: Disiplin ve karar organlarının klikleşmesi
Müzakere kapasitesinin çözülmesi: Siyasal uzlaşının yerini yargısal çözümün alması

Bu koşullarda yargı, dışsal bir müdahale aktörü olmaktan ziyade, içsel kurumsal boşlukların zorunlu tamamlayıcısı haline gelir.

Lawfare Literatürü ve Siyasal Araçsallaşma Riski

Uluslararası literatürde “lawfare” kavramı, hukukun siyasal mücadelede stratejik bir araç olarak kullanılması anlamına gelmektedir. Issacharoff, Levitsky ve Ziblatt gibi yazarların çalışmalarında ortak vurgu, hukuki araçların siyasal rekabeti düzenleme kapasitesinin belirli eşikleri aşması halinde demokratik gerileme üretme riskidir.

Bu perspektiften bakıldığında, yargı kararlarının yalnızca normatif doğruluk üretmesi yeterli değildir; aynı zamanda siyasal sistemde rıza üretme kapasitesi de değerlendirilmelidir. Aksi halde hukuk, “rule of law” (hukukun üstünlüğü) yerine “rule by law” (hukuk aracılığıyla yönetim) rejimine evrilebilir.

Karşılaştırmalı Perspektif: Yargısal Müdahale ve Demokratik Erozyon

Karşılaştırmalı siyaset literatürü, benzer süreçlerin farklı rejimlerde sistemik sonuçlar ürettiğini göstermektedir:

Brezilya örneğinde, Lava Jato süreci yolsuzlukla mücadele bağlamından çıkarak siyasal yeniden dizayn tartışmalarına evrilmiş; bu durum popülist karşı hareketleri güçlendirmiştir.

Tayland örneğinde, anayasa mahkemesi kararları aracılığıyla parti kapatmaların süreklilik kazanması, seçimsel meşruiyetin aşınmasına yol açmıştır.

Pakistan örneğinde, parti içi yargısal müdahaleler siyasal istikrarsızlığı kronikleştirmiştir.

Bu örneklerin ortak sonucu, yargısal müdahalenin kısa vadede düzenleyici, uzun vadede ise kurumsal aşındırıcı etki üretebilmesidir.

Habermasçı Çerçeve: Yaşam Dünyasının Hukuki Kolonizasyonu

Habermas’ın “yaşam dünyasının kolonizasyonu” tezi, siyasal alanın sistemik mekanizmalar (hukuk ve bürokrasi) tarafından aşırı biçimde kuşatılması halinde iletişimsel rasyonalitenin zayıflayacağını ileri sürer.

Bu bağlamda siyasal alan, normatif olarak müzakere ve rıza üretimi üzerine kuruludur. Ancak siyaset, içsel olarak bu rızayı üretemediğinde, hukuk sistemik bir ikame mekanizması olarak devreye girer.

Ne var ki bu ikame, siyasal alanın normatif özerkliğini zayıflatır ve siyasal kararın toplumsal rıza üretme kapasitesini düşürür.

Meşruiyetin Çift Katmanlı Krizi

“Mutlak butlan” kararı, salt teknik bir hukuk tartışması olarak değil, siyasal meşruiyetin üretim rejimine ilişkin yapısal bir kriz olarak değerlendirilmelidir.

Ortaya çıkan tablo iki yönlü bir gerilimi işaret etmektedir:

Bir yanda yargının normatif sınırları genişleyen karşı-majoriter rolü
Diğer yanda siyasetin kendi iç meşruiyet üretim kapasitesindeki zayıflama

Bu iki eğilim kesiştiğinde, ne tam anlamıyla güçlü bir “rule of law” rejimi ne de istikrarlı bir demokratik temsil düzeni ortaya çıkmaktadır. Bunun yerine, hukuki geçerlilik ile siyasal meşruiyet arasındaki boşluk giderek büyümekte ve sistemik bir “meşruiyet açığı” üretmektedir.

Dolayısıyla temel mesele, yargının siyasal alanı ne ölçüde düzenleyebileceğinden ziyade, bu düzenlemenin siyasal rıza üretim kapasitesiyle ne ölçüde uyumlu olabileceğidir.

Paylaşın

CHP Hakkında “Mutlak Butlan” Kararı: Hukukun Siyasallaşması Mı, Siyasetin Hukukileşmesi Mi?

Cumhuriyet Halk Partisi’nin 38. Olağan Kurultayı ile sonrasındaki süreçlere ilişkin olarak “mutlak butlan” sonucuna ulaşılması, hukuk-siyaset ilişkilerinin normatif sınırlarını yeniden tartışmaya açan nitelikte bir örnek teşkil etmektedir.

Söz konusu karar, salt bir örgüt içi usul uyuşmazlığı olarak değil, siyasi temsilin meşruiyet üretim mekanizmalarını doğrudan etkileyen yapısal bir müdahale olarak değerlendirilmektedir.

Bu çerçevede tartışma, iki teorik eksen etrafında yoğunlaşmaktadır: hukukun siyasallaşması ve siyasetin hukukileşmesi. Her iki kavram da modern anayasal demokrasilerde normatif gerilim alanlarını açıklamak için kullanılmakta olup, somut olayda eşzamanlı biçimde görünür hale gelmektedir.

Hukukun Siyasallaşması: Yargısal Alanın Genişleyen Müdahale Kapasitesi

“Hukukun siyasallaşması” tezine göre yargı organları, normatif uyuşmazlıkları çözme fonksiyonunun ötesine geçerek siyasi rekabetin dolaylı belirleyicisi haline gelmektedir. İncelenen kararda bu tartışmayı tetikleyen temel unsur, ana muhalefet partisinin kurumsal devamlılığını doğrudan etkileyen bir sonuç doğurulmasıdır.

Kararın zamanlaması ve etkisi, yargısal denetimin “siyasi sonuç üretme kapasitesi” tartışmasını yeniden gündeme taşımaktadır. Özellikle bir siyasi partinin liderlik yapısının fiilen yeniden tesis edilmesine yol açan müdahalenin, demokratik rekabetin doğal akışını kesintiye uğrattığı yönünde eleştiriler ileri sürülmektedir.

Bu yaklaşımda temel kaygı, yargının tarafsız bir hakem olmaktan çıkarak siyasal alanın yeniden yapılandırılmasında aktif bir kurucu aktör haline gelmesidir. Literatürde bu durum, giderek “lawfare” (hukukun siyasal mücadele aracı haline gelmesi) kavramı ile de ilişkilendirilmektedir.

Siyasetin Hukukileşmesi: İçsel Kurumsal Boşluk ve Yargıya Taşınan Siyasal Krizler

Buna karşılık “siyasetin hukukileşmesi” yaklaşımı, sorunun yalnızca dışsal bir yargısal müdahaleden ibaret olmadığını, siyasi örgütlerin iç işleyişindeki normatif zayıflıklardan kaynaklandığını ileri sürer.

Bu perspektife göre, siyasi partilerin kendi tüzüksel mekanizmalarını etkin biçimde işletememesi, iç denetim ve meşruiyet üretim süreçlerini zayıflatmaktadır. Parti içi ihtilafların siyasal ve kurumsal uzlaşı yerine yargısal mekanizmalara taşınması, yargıyı fiilen ikincil bir siyasal düzenleyici konuma yerleştirmektedir.

Dolayısıyla mahkeme müdahalesi, yalnızca dışsal bir aktörün müdahalesi değil; aynı zamanda içsel kurumsal boşlukların dışarıdan doldurulması işlevi olarak da okunabilir. Bu durum, siyasal alanın özerkliğinin aşınması sonucunu doğurmaktadır.

Mutlak Butlanın Hukuk Tekniği ve Geriye Yürüyen Hükümsüzlük Etkisi

Kararın merkezinde yer alan “mutlak butlan” kavramı, özel hukuk teorisi bakımından işlemin baştan itibaren geçersiz sayılması sonucunu doğurur (ex tunc etki). Bu nitelik, yalnızca geleceğe dönük bir iptal değil, geçmişte doğmuş tüm hukuki sonuçların da ortadan kalkması anlamına gelmektedir.

Bu bağlamda, kurultay sonrası oluşan yönetim organlarının hukuki varlığı, kararın kabulü halinde tartışmalı hale gelmekte; parti içi temsil, yetkilendirme ve idari tasarrufların tümü geriye dönük olarak geçersizlik riskine maruz kalmaktadır. Bu durum, siyasi partiler hukuku bakımından “kurumsal süreklilik” ilkesinin ciddi biçimde sınandığı bir örnek oluşturmaktadır.

Demokratik Temsil ve Meşruiyet Üretimi Krizi

Söz konusu karar, demokratik sistemlerde meşruiyetin kaynağına ilişkin temel bir tartışmayı da yeniden gündeme getirmektedir. Siyasi partiler, modern demokrasilerde seçmen iradesinin kurumsallaşmış taşıyıcılarıdır. Bu nedenle liderlik değişiminin hangi meşruiyet zemini üzerinden gerçekleşeceği, sistemin normatif bütünlüğü açısından kritik önemdedir.

Yargısal müdahalenin bu sürece dahil olması, temsilin kaynağının seçimsel mekanizmalar mı yoksa yargısal denetim mi olduğu sorusunu keskinleştirmektedir. Bu gerilim, anayasal demokrasi literatüründe “karşı-majoriter güç” tartışmalarıyla doğrudan ilişkilidir.

Ekonomi-Politik Boyut: Öngörülebilirlik ve Risk Algısı

Siyasi kurumların istikrarına ilişkin belirsizlik, doğrudan ekonomik rasyonaliteyi etkileyen bir değişkendir. Türkiye gibi gelişmekte olan ekonomilerde siyasal öngörülebilirlik, sermaye akımlarının yönünü belirleyen temel parametrelerden biridir.

Bu bağlamda, ana muhalefet partisinin kurumsal yapısına ilişkin yargısal belirsizlik, piyasalarda risk primi algısını yükselten bir unsur olarak değerlendirilmektedir. Borsa endekslerindeki oynaklık ve ülke risk primindeki değişim, doğrudan hukuki öngörülebilirlik algısıyla ilişkilidir.

Dolayısıyla mesele yalnızca iç siyasal denge değil, aynı zamanda makroekonomik istikrarın algısal temelleridir.

Karar, hukukun siyasallaşması ile siyasetin hukukileşmesi arasındaki karşılıklı bağımlılık ilişkisini görünür kılan tipik bir örnek olarak değerlendirilebilir. Bir yandan yargının siyasal alan üzerindeki etkisinin genişlemesi tartışılırken, diğer yandan siyasi aktörlerin kendi iç kurumsal zayıflıkları nedeniyle yargıyı zorunlu bir hakem konumuna taşıması söz konusudur.

Bu çift yönlü yapı, ne yalnızca yargısal bir “aşırılık” ne de yalnızca siyasal bir “çürüme” ile açıklanabilir. Aksine, her iki sürecin eşzamanlı işleyişi, Türkiye’de hukuk-siyaset ilişkisinin normatif sınırlarının geçirgenleştiğini göstermektedir.

Sonuç olarak, mevcut tablo bir “kesişim kümesi” olarak değerlendirildiğinde, ortaya çıkan olgu ne tam anlamıyla konsolide bir yargı bağımsızlığı ne de kurumsallaşmış bir parti içi demokrasi üretmektedir. Bu durum, demokratik temsilin kurumsal aracılarının hem içsel hem dışsal baskılar altında yeniden tanımlandığı bir geçiş rejimi görünümüne işaret etmektedir.

Paylaşın

CHP Hakkında Mutlak Butlan Kararı: Siyasi Darbe

Ankara Bölge Adliye Mahkemesi, Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) 38. Olağan Kurultayı hakkında “mutlak butlan” kararı vererek kurultayın hukuken hiç yapılmamış sayılmasına hükmetti.

Kararla birlikte mevcut Genel Başkan Özgür Özel ve kurultay sonrasında oluşan tüm parti yönetim organlarının görev ve yetkileri tedbiren askıya alınırken, parti yönetiminin karar kesinleşinceye kadar kurultay öncesindeki yapıya dönmesi öngörüldü.

Kararın açıklanmasının ardından Ankara’da siyasi trafik olağanüstü hızlanırken, CHP Genel Merkezi’nde kriz masası oluşturuldu. İktidar ve muhalefet cephesinden peş peşe açıklamalar gelirken, finans piyasaları da gelişmeye sert tepki verdi. Borsa İstanbul’da satış baskısı artarken BIST 100 Endeksi gün içerisinde devre kesici uygulamasına kadar uzanan sert dalgalanmalar yaşadı.

Mahkeme Kararı Siyasi Tarihe Geçti

Ankara BAM 36. Hukuk Dairesi tarafından hazırlanan yaklaşık 20 sayfalık gerekçeli kararda, CHP’nin kurultay sürecine ilişkin açılan davalar birlikte değerlendirildi. Mahkeme, sürecin başlangıç noktası olarak kabul edilen 8 Ekim 2023 tarihli İstanbul İl Kongresi’nde ortaya çıkan bazı işlemlerin delegelerin özgür iradesini etkilediği kanaatine vardı.

Kararda, söz konusu usulsüzlüklerin daha sonraki kurultay sürecine de doğrudan etki ettiği belirtilerek, 4-5 Kasım 2023 tarihlerinde gerçekleştirilen 38. Olağan Kurultay’ın hukuki geçerliliğinin bulunmadığı sonucuna ulaşıldı. Bu nedenle kurultayın “mutlak butlanla malul” olduğuna hükmedildi.

Hukuk çevrelerinde oldukça istisnai kabul edilen bu kararın anlamı ise son derece ağır: Kurultay yalnızca iptal edilmiyor, aynı zamanda hukuken hiç gerçekleşmemiş sayılıyor. Bu durum da kurultay sonucunda seçilen tüm organların meşruiyetini doğrudan etkiliyor.

Kurultay Sonrası Tüm Kararlar Tartışmalı Hale Geldi

Kararın en dikkat çekici bölümü ise zincirleme sonuçları oldu. Mahkeme, mutlak butlan kararının yalnızca kurultay gününü değil, o tarihten sonra gerçekleştirilen tüm olağan ve olağanüstü kurultayları, parti meclisi seçimlerini ve alınan kurumsal kararları da etkileyebileceğini belirtti.

Bu kapsamda Özgür Özel yönetimi döneminde oluşturulan Merkez Yönetim Kurulu (MYK), Parti Meclisi (PM) ve diğer parti organlarının hukuki statüsü tartışma konusu haline geldi. Mahkeme ayrıca doğabilecek telafisi güç sonuçların önüne geçmek amacıyla ihtiyati tedbir uygulanmasına karar verdi.

Karar doğrultusunda Yüksek Seçim Kurulu (YSK), İçişleri Bakanlığı ve Ankara Valiliği başta olmak üzere ilgili kurumlara resmi bildirim gönderildiği öğrenildi.

Hukuki sürecin ise henüz tamamlanmadığı belirtiliyor. Kararın Yargıtay nezdinde temyiz incelemesine konu olabileceği, ancak tedbir hükümlerinin bu süreçte uygulanmaya devam edeceği ifade ediliyor.

CHP Genel Merkezi’nde Olağanüstü Hareketlilik

Kararın duyulmasının ardından CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Merkez Yönetim Kurulu üyelerini acil toplantıya çağırdı. Genel Merkez binasında gün boyu süren görüşmelerde hem hukuki yol haritası hem de siyasi strateji ele alındı.

Parti yönetimi, kararı kabul etmediklerini ve tüm hukuk yollarına başvuracaklarını açıkladı. CHP kaynakları, kararın yalnızca bir parti meselesi değil, demokratik temsil ve seçmen iradesi açısından da değerlendirilmesi gerektiğini savundu.

Genel Merkez önünde toplanan partililere hitap eden CHP lideri Özgür Özel, oldukça sert ifadeler kullandı: “Müesses nizamın makbul muhalefet partisi olmayacağız. Biz buradayız, halkın iradesi burada. Yapsınlar baskın seçimi, bekliyoruz. Türkiye’de demokrasiye inanan herkesi bu hukuksuzluğa karşı ses yükseltmeye davet ediyorum.”

Özel’in konuşması sık sık sloganlarla kesilirken, parti yöneticileri de örgütlerin sürece sahip çıkacağını ifade etti.

Ekrem İmamoğlu: “Bu Karar Millet İradesine Müdahaledir”

Kararın ardından açıklama yapan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, gelişmeyi yalnızca CHP’ye yönelik bir karar olarak görmediklerini söyledi.

İmamoğlu açıklamasında şu ifadeleri kullandı: “Bu karar yalnızca CHP’ye yönelik değildir. Doğrudan millet iradesine, demokrasiye ve hukuk güvenliğine yönelik bir müdahaledir. Yargı eliyle siyaset dizayn edilmeye çalışılıyor. Buna karşı demokratik mücadelemizi sürdüreceğiz.”

İmamoğlu’nun açıklaması kısa sürede sosyal medyada gündemin ilk sıralarına yükseldi.

Mansur Yavaş’tan Sağduyu Çağrısı

Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş ise daha temkinli bir açıklama yaptı.

Yavaş, hukuki sürecin dikkatle takip edilmesi gerektiğini belirterek şunları söyledi: “Kararın tüm yönleriyle incelenmesi gerekiyor. Hukuk yolları açıktır. Ancak partimizin birlik ve beraberliğini koruyacak şekilde hareket etmesi büyük önem taşıyor. Gerekirse en kısa sürede demokratik yöntemlerle yeniden kurultaya gidilmesi değerlendirilebilir.”

Yavaş’ın açıklaması parti içindeki farklı yaklaşımların da işareti olarak yorumlandı.

81 İl Başkanından Ortak Bildiri

CHP’nin 81 il başkanı da ortak açıklama yayımlayarak Özgür Özel yönetimine destek verdi. Açıklamada, parti örgütlerinin seçilmiş yönetimin yanında olduğu vurgulanırken, hukuki mücadele sonuna kadar sürdürüleceği belirtildi.

Bazı il başkanları kararı “siyasi mühendislik girişimi” olarak değerlendirirken, parti tabanında da geniş çaplı destek kampanyaları başlatıldı.

Kemal Kılıçdaroğlu Sessizliğini Kısa Bir Mesajla Bozdu

Mahkeme kararının ardından gözlerin çevrildiği isimlerden biri de CHP’nin eski Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu oldu.

Karar doğrultusunda tedbiren göreve dönmesi öngörülen Kılıçdaroğlu, ilk değerlendirmesinde yalnızca: “Hayırlı olsun.” ifadelerini kullandı.

Kılıçdaroğlu’na yakın kaynaklar ise sürecin tamamen hukuki zeminde değerlendirilmesi gerektiğini savunuyor. Eski yönetim çevresinde yapılan değerlendirmelerde, parti içinde yeni bir çatışma görüntüsü verilmesinin CHP’ye zarar vereceği görüşü dile getiriliyor.

Hükümet Cephesinden İlk Mesajlar

İktidar kanadında ise kararın ardından yapılan açıklamalarda yargı bağımsızlığı vurgusu öne çıktı.

Adalet Bakanı Yılmaz Tunç yaptığı değerlendirmede şu ifadeleri kullandı: “Yargı, önüne gelen uyuşmazlıkları anayasa ve kanunlar çerçevesinde değerlendirir. Mahkemelerin verdiği kararlar eleştirilebilir ancak hukuk devletinde bu kararların denetim mekanizmaları da bellidir. Siyasi tartışmaların yargı süreçlerini gölgelemesine izin verilmemelidir.”

Hükümet kaynakları da sürecin tamamen yargısal bir mesele olduğu görüşünü dile getirdi.

Muhalefet Cephesinde “Yargı Müdahalesi” Tartışması

Muhalefetin diğer partilerinde ise kararın zamanlamasına yönelik değerlendirmeler ön plana çıktı. Parti temsilcileri, ana muhalefet partisinin uzun süreli bir iç tartışmaya sürüklenmesinin Türkiye siyasetinde yeni sonuçlar doğurabileceğine dikkat çekti.

Kulislerde birçok muhalefet temsilcisi kararın yalnızca CHP’nin iç yapısını değil, olası erken seçim senaryolarını, muhalefet ittifaklarını ve yerel seçim sonrasında şekillenen siyasi dengeleri de etkileyebileceğini ifade ediyor.

Piyasalar ve Kulisler Alarmda

Kararın ekonomik etkileri de kısa sürede hissedildi. Borsa İstanbul’da yatırımcıların satış yönlü işlemleri artırmasıyla birlikte endekste sert hareketler yaşandı. Döviz piyasalarında da volatilite yükselirken yatırımcılar gelişmeleri yakından izlemeye başladı.

Ankara kulislerinde ise tek bir soru konuşuluyor: Yargıtay süreci ne kadar sürecek ve CHP bu tarihi krizden yeni bir kurultayla mı çıkacak, yoksa parti içinde çok daha kapsamlı bir yeniden yapılanma mı yaşanacak?

Bu sorunun yanıtı önümüzdeki günlerde hem Türk siyasetinin yönünü hem de ana muhalefet partisinin geleceğini belirleyecek en kritik başlıklardan biri olarak görülüyor.

Paylaşın

İBB Davası’nda 41. Duruşma: Türkiye’nin Hukuk Sınavı

402 sanığın yargılandığı İBB davası 41. duruşmaya ulaşırken, süreç yalnızca bir yolsuzluk dosyası olmaktan çıkıp Türkiye’de yargı bağımsızlığı ve demokrasi tartışmalarının merkezine yerleşti. 

Haber Merkezi / İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne (İBB) yönelik yolsuzluk ve örgüt suçlamalarıyla açılan ve aralarında İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da bulunduğu 402 sanığın yargılandığı dava, 41. duruşmaya ulaşırken hem Türkiye’de hem de uluslararası kamuoyunda yoğun tartışmalara sahne oluyor.

Uzun süredir tutuklu bulunan İmamoğlu’nun durumu, duruşma salonunda yaşanan gerilimler ve uluslararası insan hakları kuruluşlarının raporları, davayı sıradan bir yargı sürecinin ötesine taşıyarak siyasi ve demokratik bir sınama hâline getirdi.

Kırk Birinci Duruşma: Hukuki Süreç ve Değerlendirmeler

Kırk birinci duruşma, İstanbul Büyükşehir Belediyesi davasında verilen önceki kararın ardından tarafların hukuki sürece ilişkin değerlendirmelerini yaptığı oturum olarak kayıtlara geçti. Mahkeme heyeti, bir önceki duruşmada açıklanan kararın gerekçeli metnine ilişkin usul işlemlerinin devam ettiğini belirtti.

Savunma tarafı, kararın hukuki açıdan tartışmalı yönler içerdiğini savunarak gerekçeli kararın ayrıntılı biçimde inceleneceğini ifade etti. Ayrıca, sürecin üst yargı mercileri ve uluslararası hukuk boyutları açısından değerlendirileceği, gerekli başvuruların gündeme alınabileceği dile getirildi.

İddia makamı ise verilen kararın yargılama süreci içerisinde usule ve esasa uygun şekilde tesis edildiğini savunarak, mahkeme kararının hukuka uygun olduğunu ve yerinde bir hüküm teşkil ettiğini belirtti.

Duruşmada ayrıca kararın kamuoyu üzerindeki etkileri ve siyasi tartışmalara yansımaları da gündeme geldi. Taraf avukatları, kamuoyunda oluşan değerlendirmelerin yargı sürecinden bağımsız ele alınması gerektiğini vurguladı.

Mahkeme heyeti, dosyaya ilişkin idari ve teknik işlemlerin tamamlanmasının ardından sürecin resmî olarak kapanacağı bilgisini paylaşarak duruşmayı sona erdirdi.

Kırkıncı Duruşma: Sürecin Resmî Olarak Tamamlandığı Açıklandı

Kırkıncı duruşma, dava sürecine ilişkin tüm yargısal ve idari işlemlerin tamamlandığı oturum olarak kayıtlara geçti.

Mahkeme heyeti, dosyanın ulusal hukuk süreci bakımından sonuçlandığını belirterek gerekli resmî işlemlerin tamamlandığını açıkladı.

Savunma tarafı, hukuki değerlendirmelerin süreceğini ifade ederken, iddia makamı verilen kararın kesin hüküm niteliği taşıdığını savundu.

Böylece dava dosyası, uzun süren yargı sürecinin ardından resmî olarak kapanmış oldu.

Otuz Dokuzuncu Duruşma: Dosyada Son İncelemeler Yapıldı

Otuz dokuzuncu duruşmada mahkeme heyeti, dosyadaki son usul işlemlerinin tamamlandığını açıkladı.

Savunma tarafı, sürecin tüm yönleriyle yeniden değerlendirilmesi gerektiğini savunurken, iddia makamı mevcut kararın hukuki geçerliliğini koruduğunu ifade etti.

Mahkeme heyeti, dosyanın işlem yönünden tamamlanma aşamasına geldiğini belirtti.

Otuz Sekizinci Duruşma: Sürecin Toplumsal Etkileri Tartışıldı

Otuz sekizinci duruşmada davanın kamuoyunda oluşturduğu etkiler ve siyasi yansımaları öne çıktı.

Savunma tarafı, kararın yalnızca hukuki değil toplumsal sonuçları bakımından da değerlendirilmesi gerektiğini belirtirken, iddia makamı yargı bağımsızlığı vurgusu yaptı.

Mahkeme heyeti, duruşmada yapılan açıklamaların dosya kapsamına ekleneceğini bildirdi.

Otuz Yedinci Duruşma: Yeni Başvuru Hazırlıkları Gündeme Geldi

Otuz yedinci duruşmada savunma tarafı, uluslararası hukuk kurumlarına yapılabilecek olası başvurulara ilişkin hazırlıkların sürdüğünü açıkladı.

İddia makamı ise mevcut kararın bağlayıcı olduğunu ve yeni girişimlerin hukuki sonucu değiştirmeyeceğini savundu.

Mahkeme heyeti, tarafların beyanlarını kayıt altına aldı.

Otuz Altıncı Duruşma: Hukuki Sürecin Sonuçları Ele Alındı

Otuz altıncı duruşmada taraflar, verilen kararın hukuki sonuçlarına ilişkin kapsamlı değerlendirmelerde bulundu.

Savunma tarafı, kararın ilerleyen süreçte farklı hukuki tartışmalara yol açabileceğini belirtirken, iddia makamı kararın kesinleşme sürecinin tamamlandığını ifade etti.

Mahkeme heyeti, dosyada yeni bir işlem bulunmadığını belirterek oturumu kapattı.

Otuz Beşinci Duruşma: Kamuoyundaki Tartışmalar Duruşmaya Yansıdı

Otuz beşinci duruşmada dava sürecine ilişkin kamuoyunda yapılan değerlendirmeler ve siyasi tartışmalar gündeme geldi.

Savunma avukatları, dava sürecinin toplumsal etkilerine dikkat çekerken, iddia makamı yargı sürecinin kamuoyu tartışmalarından bağımsız değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti.

Mahkeme heyeti, yargılamanın yalnızca hukuki çerçevede ele alınacağını vurguladı.

Otuz Dördüncü Duruşma: Dosyadaki Yeni Talepler Değerlendirildi

Otuz dördüncü duruşmada taraf avukatlarının dosyaya sunduğu ek değerlendirmeler ve yeni talepler ele alındı.

Savunma tarafı, bazı delillerin yeniden değerlendirilmesi gerektiğini belirtirken, iddia makamı mevcut kararın yeterli hukuki zemine dayandığını savundu.

Mahkeme heyeti, taleplerin incelenmesine ilişkin sürecin devam edeceğini açıkladı.

Otuz Üçüncü Duruşma: Uluslararası Başvuru İhtimali Tartışıldı

Otuz üçüncü duruşmada savunma tarafı, iç hukuk yollarının büyük ölçüde tüketildiğini belirterek uluslararası hukuk mekanizmalarının gündeme gelebileceğini ifade etti.

İddia makamı ise yargı sürecinin şeffaf ve hukuka uygun şekilde yürütüldüğünü savunarak yeni başvuru girişimlerinin sonucu değiştirmeyeceğini öne sürdü.

Mahkeme heyeti, tarafların beyanlarını dosyaya geçirerek oturumu tamamladı.

Otuz İkinci Duruşma: Gerekçeli Karar Süreci Gündeme Geldi

Otuz ikinci duruşmada, yüksek yargı tarafından açıklanan kararın gerekçeli metnine ilişkin değerlendirmeler öne çıktı. Taraf avukatları, kararın ayrıntılı incelenmesi için ek süre talebinde bulundu.

Savunma tarafı, gerekçeli kararın bazı bölümlerinde hukuki çelişkiler bulunduğunu savunurken, iddia makamı kararın usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğunu ifade etti.

Mahkeme heyeti, tarafların taleplerini kayıt altına alarak sürecin yasal prosedür çerçevesinde devam edeceğini belirtti.

Otuz Birinci Duruşma: Kararın Ardından Hukuki Süreç Tartışıldı

Otuz birinci duruşma, yüksek yargı kararının ardından tarafların hukuki sürece ilişkin değerlendirmelerini yaptığı oturum olarak kayıtlara geçti. Mahkeme heyeti, önceki duruşmada açıklanan kararın gerekçeli metnine ilişkin usul işlemlerinin sürdüğünü belirtti.

Savunma tarafı, kararın hukuki açıdan tartışmalı yönleri bulunduğunu savunarak, gerekçeli kararın ayrıntılı biçimde inceleneceğini ifade etti. Ayrıca sürecin uluslararası hukuk boyutunun da değerlendirileceği ve gerekli başvuruların gündeme alınabileceği belirtildi.

İddia makamı ise verilen kararın yargı süreci içerisinde hukuka uygun şekilde oluştuğunu savunarak, mahkeme kararının yerinde olduğunu dile getirdi.

Duruşmada ayrıca, kararın siyasi ve toplumsal etkilerine ilişkin değerlendirmeler de gündeme geldi. Taraf avukatları, kamuoyunda oluşan tartışmaların yargı sürecinden bağımsız değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti.

Mahkeme heyeti, dosyaya ilişkin idari işlemlerin tamamlanmasının ardından sürecin resmî olarak kapanacağını belirterek oturumu sonlandırdı.

Otuzuncu Duruşma: Yüksek Yargı Kararının Açıklandığı Son Oturum

Otuzuncu duruşma, temyiz sürecinin tamamlandığı ve yüksek yargı kararının açıklandığı nihai oturum olarak kayıtlara geçti. Mahkeme heyeti, dosyaya ilişkin tüm incelemelerin tamamlandığını belirterek kararını açıkladı.

Kararın açıklanmasıyla birlikte taraflar, sürecin hukuki değerlendirmesini yapacaklarını ifade etti. Savunma tarafı, kararın gerekçesini ayrıntılı biçimde inceleyeceklerini ve gerekli görülmesi halinde uluslararası yargı yollarına başvurabileceklerini dile getirdi.

İddia makamı ise verilen kararın hukuka uygun olduğunu belirterek sürecin tamamlandığını savundu.

Böylece dosya, ulusal yargı süreci bakımından sonuçlanırken, kararın etkileri ve olası yeni başvuru yolları kamuoyunda tartışılmaya devam etti.

Yirmi Dokuzuncu Duruşma: Temyiz İncelemesinde Son Aşamaya Gelindi

Yirmi dokuzuncu duruşma, temyiz incelemesinin son aşamasına yaklaşıldığını gösteren önemli bir oturum olarak kayıtlara geçti. Üst mahkemenin dosyaya ilişkin değerlendirmelerini büyük ölçüde tamamladığı ve karar aşamasına geldiği belirtildi.

Savunma tarafı, son beyanlarında bir kez daha adil yargılanma hakkına vurgu yaparak, dosyada yer alan çelişkilerin giderilmesi gerektiğini ifade etti. Ayrıca, kararın yalnızca hukuki değil, aynı zamanda toplumsal etkileri bakımından da dikkatle değerlendirilmesi gerektiği dile getirildi.

İddia makamı ise önceki mütalaasını yineleyerek, temyiz başvurusunun reddedilmesi ve alt derece mahkemelerinin kararlarının onanması yönündeki talebini sürdürdü.

Duruşma sonunda, nihai kararın bir sonraki oturumda açıklanacağı belirtildi.

Yirmi Sekizinci Duruşma: Dosyanın Yüksek Yargı Gündemine Alınması

Yirmi sekizinci duruşma, dosyanın temyiz incelemesine alınması sürecine ilişkin gelişmelerin ele alındığı oturum oldu. Üst mahkeme tarafından yapılan ön incelemenin ardından dosyanın esastan incelenmesine karar verildiği bilgisi paylaşıldı.

Savunma tarafı, temyiz dilekçesinde yer alan hususları ayrıntılandırarak, özellikle hukuki değerlendirme hatalarına ve delil takdirine ilişkin itirazlarını yineledi. Ayrıca, dosyanın yalnızca teknik değil, temel haklar açısından da değerlendirilmesi gerektiği vurgulandı.

İddia makamı ise önceki görüşünü koruyarak, yerel mahkeme ve istinaf kararlarının hukuka uygun olduğunu savundu.

Mahkeme sürecin bundan sonraki aşamasının tamamen yüksek yargı incelemesine bağlı olduğunu belirterek, tarafları gelişmeler hakkında bilgilendirmek üzere duruşmayı ileri bir tarihe erteledi.

Yirmi Yedinci Duruşma: Temyiz Sürecinin Başlatıldığı Oturum

Yirmi yedinci duruşma, istinaf kararının ardından dosyanın bir üst yargı merciine taşınması sürecinin resmen başladığı oturum olarak kayda geçti. Kararın gerekçesinin açıklanmasının ardından savunma tarafı, daha önce işaret ettiği hukuki eksiklikleri detaylandırarak temyiz başvurusunu mahkemeye sundu.

Savunma, gerekçeli kararda yer alan değerlendirmelerin maddi gerçeği yansıtmadığını, delillerin yorumlanmasında hatalar bulunduğunu ve yargılama sürecinin bütününde adil yargılanma ilkesinin ihlal edildiğini ileri sürdü. Bu kapsamda, dosyanın üst mahkeme tarafından yeniden incelenmesi talep edildi.

İddia makamı ise istinaf kararının hukuka uygun olduğunu savunarak, temyiz başvurusunun reddi yönündeki görüşünü dile getirdi.

Mahkeme heyeti, temyiz başvurusunun usulüne uygun olduğunu belirterek dosyanın ilgili yüksek yargı merciine gönderilmesine karar verdi. Böylece yargılama süreci yeni bir aşamaya taşındı.

Yirmi Altıncı Duruşma: İstinaf Kararının Açıklandığı Kritik Oturum

Yirmi altıncı duruşma, istinaf sürecinin en belirleyici aşaması olarak kayda geçti. Daha önceki oturumlarda tamamlanan incelemeler, taraf beyanları ve ek raporların ardından mahkeme heyeti, dosyaya ilişkin nihai kararını açıkladı.

Duruşmada ilk olarak mahkeme başkanı, dosyanın tüm yönleriyle değerlendirildiğini ve hukuki incelemelerin tamamlandığını belirtti. Ardından, istinaf başvurularına ilişkin karar okunmaya başlandı.

Savunma tarafı, karar öncesinde son kez söz alarak önceki itirazlarını yineledi; dosyada yer alan çelişkilerin giderilmediğini, delillerin yeterince değerlendirilmediğini ve hukuki eksikliklerin sürdüğünü ifade etti. Sanıklar adına beraat talebi bir kez daha vurgulandı.

Ekrem İmamoğlu ve diğer sanıklar, son sözlerinde adil yargılanma ilkesine dikkat çekerek, verilecek kararın yalnızca mevcut delillere değil, hukukun evrensel ilkelerine de uygun olması gerektiğini dile getirdi.

İddia makamı ise önceki mütalaasını tekrar ederek, dosyadaki delil durumunun yeterli olduğunu ve ilk derece mahkemesi kararının hukuka uygun bulunduğunu belirtti. Bu doğrultuda, istinaf başvurularının reddedilmesi ve kararın onanması yönündeki talebini sürdürdü.

Mahkeme heyeti, yapılan değerlendirmeler sonucunda istinaf başvurularına ilişkin kararını açıkladı.

Kararın açıklanmasıyla birlikte duruşma salonunda dikkat çekici bir sessizlik oluşurken, taraflar kararı hukuki çerçevede değerlendireceklerini belirtti. Savunma tarafının, kararın gerekçesinin açıklanmasının ardından dosyayı temyiz yoluyla üst yargıya taşıyabileceği ifade edildi.

Duruşma sonrasında kamuoyunda geniş yankı uyandıran kararın, davanın seyrini doğrudan etkileyen bir dönüm noktası olduğu değerlendirildi. Özellikle temyiz sürecinin açık olması, dosyanın yüksek yargı mercileri tarafından yeniden incelenmesi ihtimalini gündemde tutuyor.

Yirmi altıncı duruşma, böylece istinaf sürecinin sona erdiği ve yargılamanın yeni bir aşamaya taşınabileceğinin netleştiği kritik bir oturum olarak kayıtlara geçti.

Yirmi Beşinci Duruşma: Nihai Karar Aşamasında Kritik Oturum

Yirmi beşinci duruşma, istinaf sürecinde artık kararın açıklanmasının beklendiği ve yargılamanın en kritik eşiğine gelindiğini gösteren bir oturum olarak kayda geçti. Önceki duruşmalarda tamamlanan incelemeler, sunulan ek raporlar ve taraf beyanları çerçevesinde mahkeme heyeti dosyayı son kez değerlendirmeye aldı.

Duruşmada savunma tarafı, önceki tüm itirazlarını tekrar ederek dosyada yer alan çelişkilerin giderilmediğini ve hukuki eksikliklerin devam ettiğini ileri sürdü. Ek raporların da bu çelişkileri ortadan kaldırmadığı vurgulanarak, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılması ve sanıklar hakkında beraat kararı verilmesi talebi yinelendi.

Ekrem İmamoğlu ve diğer sanıklar, son beyanlarında adil yargılanma ilkesine vurgu yaparak, kararın yalnızca mevcut deliller değil, hukukun temel ilkeleri doğrultusunda verilmesi gerektiğini ifade etti.

İddia makamı ise dosyadaki delil durumunun yeterli olduğunu ve ilk derece mahkemesi kararının hukuka uygun bulunduğunu belirterek, istinaf başvurularının reddi ile kararın onanması yönündeki görüşünü sürdürdü.

Mahkeme heyeti, dosyada değerlendirmelerin tamamlandığını ve karar aşamasına gelindiğini belirtti. Ancak nihai kararın yazımı ve son incelemelerin tamamlanması için ek süreye ihtiyaç duyulduğu ifade edilerek, kararın bir sonraki duruşmada açıklanacağı yönünde güçlü bir işaret verilerek oturum ertelendi.

Duruşma sonrasında kamuoyunda beklenti en üst seviyeye ulaşırken, açıklanacak istinaf kararının davanın geleceğini doğrudan belirleyeceği değerlendirildi. Kararın ardından temyiz yolunun açık olması, sürecin yüksek yargıya taşınma ihtimalini de gündemde tutmaya devam ediyor.

Yirmi Dördüncü Duruşma: Karar Öncesi Son Değerlendirmeler

Yirmi dördüncü duruşma, istinaf sürecinde karar aşamasına artık çok yaklaşıldığı bir oturum olarak kayda geçti. Mahkeme heyeti, önceki duruşmalarda istenen ek incelemeler ve tamamlanan raporlar üzerinden dosyayı kapsamlı şekilde değerlendirmeye aldı.

Duruşmada savunma tarafı, önceki beyanlarını tekrar ederek dosyada yer alan usul ve esas yönünden eksikliklerin giderilmediğini savundu. Özellikle yeni gelen ek raporların da çelişkileri ortadan kaldırmadığı belirtilerek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılması ve beraat yönünde hüküm kurulması talebi bir kez daha yinelendi.

Ekrem İmamoğlu ve diğer sanıklar, son beyanlarında yargılamanın adil ve tarafsız yürütülmesi gerektiğine vurgu yaparak, dosyanın yalnızca teknik değil, aynı zamanda hukuki bütünlük içinde değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti.

İddia makamı ise mevcut delil durumu ve ek raporlar ışığında ilk derece mahkemesi kararının hukuka uygun olduğunu savunarak, istinaf başvurularının reddedilmesi ve kararın onanması yönündeki görüşünü sürdürdü.

Mahkeme heyeti, dosyada gelinen aşamada değerlendirmelerin büyük ölçüde tamamlandığını, taraf beyanları ve ek raporların nihai karar sürecine dahil edildiğini belirtti. Kararın açıklanmasına yönelik hazırlıkların sürdüğü ifade edilirken, bir sonraki duruşmanın kritik önem taşıyacağına işaret edildi ve oturum ertelendi.

Duruşma sonrasında kamuoyunda beklentinin daha da arttığı gözlemlenirken, istinaf mahkemesinden çıkacak kararın davanın seyri açısından belirleyici olacağı yönündeki değerlendirmeler öne çıktı. Sürecin ardından temyiz yolunun açık olması, yargılamanın üst yargı aşamasına taşınma ihtimalini de gündemde tutmaya devam ediyor.

Yirmi Üçüncü Duruşma: Karar Aşamasına Doğru Kritik Bekleyiş

Yirmi üçüncü duruşma, istinaf sürecinde karar aşamasına yaklaşıldığının güçlü sinyallerinin verildiği bir oturum oldu. Önceki duruşmalarda talep edilen ek incelemeler ve raporlar mahkeme heyeti tarafından değerlendirildi.

Duruşmada savunma tarafı, önceki itirazlarını yineleyerek dosyada yer alan çelişkilerin giderilmediğini ve kararın kaldırılması gerektiğini savundu. Özellikle yeni gelen raporların da önceki bulguları desteklemediği ifade edilerek beraat talepleri yinelendi.

Ekrem İmamoğlu ve diğer sanıklar, son beyanlarında adil yargılanma vurgusunu yineleyerek davanın hukuki zeminde değerlendirilmesi gerektiğini dile getirdi.

İddia makamı ise ek incelemelerin mevcut kararı değiştirecek nitelikte olmadığını belirterek, ilk derece mahkemesi hükmünün onanması yönündeki talebini sürdürdü.

Mahkeme heyeti, dosyanın büyük ölçüde olgunlaştığını ve karar için gerekli değerlendirmelerin tamamlanmak üzere olduğunu belirtti. Nihai kararın bir sonraki duruşmada açıklanabileceği yönünde güçlü bir işaret verilerek duruşma ertelendi.

Duruşma sonrasında kamuoyunda beklenti zirveye ulaşırken, verilecek istinaf kararının davanın geleceği açısından belirleyici olacağı yönündeki değerlendirmeler ağırlık kazandı. Sürecin ardından temyiz yolunun açık olması ise davanın yüksek yargıya taşınma ihtimalini gündemde tutuyor.

Yirmi İkinci Duruşma: Ek Deliller ve Usul Tartışmaları Gündemde

Yirmi ikinci duruşma, istinaf incelemesinin daha da derinleştiği ve dosyaya ilişkin ek delil ile usul tartışmalarının öne çıktığı bir aşama olarak kayda geçti. Mahkeme heyeti, önceki duruşmalarda dile getirilen itirazlar doğrultusunda dosyaya sunulan yeni talepleri ele aldı.

Duruşmada savunma tarafı, bazı delillerin hukuka aykırı şekilde elde edildiği yönündeki iddialarını genişleterek bu delillerin dosyadan çıkarılmasını talep etti. Ayrıca, bilirkişi raporlarının yetersiz olduğu ve yeni bir uzman incelemesine ihtiyaç duyulduğu ifade edildi.

Ekrem İmamoğlu ve diğer sanıklar da söz alarak, yargılama sürecinin adil yürütülmediği yönündeki görüşlerini yineledi. Sanıklar, istinaf incelemesinin yalnızca şekli değil, maddi açıdan da kapsamlı bir değerlendirme içermesi gerektiğini vurguladı.

İddia makamı ise savunmanın taleplerine karşı çıkarak, dosyada yer alan delillerin hukuka uygun olduğunu ve yeniden değerlendirme gerektirmediğini savundu. Mevcut kararın yerinde olduğu ve istinaf başvurularının reddedilmesi gerektiği yönündeki görüşünü korudu.

Mahkeme heyeti, tarafların taleplerini değerlendirerek bazı ek incelemelerin yapılmasına karar verdi. Özellikle bilirkişi raporlarına ilişkin taleplerin incelenmesi ve gerekli görülmesi halinde ek rapor alınması için duruşma ileri bir tarihe ertelendi.

Duruşma sonrası yapılan değerlendirmelerde, sürecin teknik boyutunun öne çıktığı ve dosyanın detaylı inceleme aşamasına girdiği yorumları yapıldı.

Yirmi Birinci Duruşma: İstinaf İncelemesinde Kritik Değerlendirme

Yirmi birinci duruşma, istinaf incelemesinin derinleştirildiği ve dosyadaki kritik unsurların yeniden ele alındığı bir aşama olarak öne çıktı. Mahkeme heyeti, önceki duruşmada sunulan itirazlar doğrultusunda dosyayı ayrıntılı şekilde değerlendirdi.

Duruşmada, özellikle delillerin hukuka uygun elde edilip edilmediği, tanık beyanlarının çelişkileri ve ilk derece mahkemesinin gerekçeli kararındaki değerlendirmeler detaylı biçimde tartışıldı. Savunma tarafı, kararın hem maddi vakıa hem de hukuki yorum açısından hatalı olduğunu yineledi.

Ekrem İmamoğlu ve diğer sanıklar, duruşmada yaptıkları beyanlarda yargılamanın siyasi baskılar altında yürütüldüğünü iddia ederek beraat taleplerini sürdürdü. Ayrıca, dosyada yer alan bazı delillerin geçersiz sayılması gerektiği yönünde talepler dile getirildi.

İddia makamı ise önceki görüşünü koruyarak, ilk derece mahkemesi kararının hukuka uygun olduğunu savundu ve istinaf başvurularının reddedilmesi gerektiğini belirtti.

Mahkeme heyeti, dosyadaki tüm unsurların yeniden değerlendirilmesi için kapsamlı bir inceleme sürecine girildiğini belirterek duruşmayı erteledi. Kararın bir sonraki aşamada açıklanabileceği sinyali verildi.

Duruşma sonrasında kamuoyunda beklenti daha da yükselirken, verilecek istinaf kararının davanın nihai kaderi üzerinde belirleyici olacağı ifade edildi. Sürecin ardından temyiz yolunun da açık olması, davanın uzun vadede yüksek yargıya taşınabileceğini gösteriyor.

Yirminci Duruşma: İstinaf Sürecinin Başlangıcı

Yirminci duruşma, ilk derece mahkemesinin açıkladığı kararın ardından başlayan istinaf sürecinin ilk önemli aşaması olarak kayda geçti. Taraflar, nihai karara yönelik itirazlarını resmen sunarken, dosya bölge adliye mahkemesinin incelemesine açıldı.

Duruşmada savunma avukatları, önceki kararda yer alan delil değerlendirmelerinin hatalı olduğunu ve yargılama sürecinde usule aykırılıklar bulunduğunu ayrıntılı biçimde dile getirdi. Özellikle tanık beyanlarının güvenilirliği, bilirkişi raporlarının yeterliliği ve sanıkların tutukluluk süreçleri yeniden tartışmaya açıldı.

Ekrem İmamoğlu ve diğer sanıklar da duruşmada hazır bulunarak, verilen kararın hukuki dayanaktan yoksun olduğunu savundu. Sanıklar, adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini öne sürerek beraat taleplerini yineledi.

İddia makamı ise ilk derece mahkemesinin kararının yerinde olduğunu belirterek, itirazların reddedilmesi gerektiğini ifade etti. Dosyada yer alan delillerin yeterli ve hukuka uygun şekilde değerlendirildiği vurgulandı.

Mahkeme heyeti, tarafların itirazlarını ve dosya kapsamını incelemek üzere duruşmayı ileri bir tarihe erteledi. Bu süreçte, eksik görülen hususların tamamlanması ve gerekli görülmesi halinde ek raporların alınması kararlaştırıldı.

Duruşma sonrasında hukuk çevrelerinde yapılan değerlendirmelerde, istinaf sürecinin davanın seyrini belirleyecek kritik bir aşama olduğu vurgulandı. Kamuoyu, bölge adliye mahkemesinin vereceği kararın hem hukuki hem de siyasi etkilerini yakından izlemeye başladı.

On Dokuzuncu Duruşma: Nihai Karar Açıklanıyor

On dokuzuncu duruşma, yargılama sürecinin en kritik aşaması olarak kayda geçti ve mahkeme heyeti uzun süredir beklenen nihai kararını açıkladı. Önceki duruşmalarda tamamlanan savunmalar, delil değerlendirmeleri ve taraf beyanlarının ardından mahkeme, dosyayı hükme bağladı.

Duruşma salonunda yoğun güvenlik önlemleri ve yüksek bir dikkat ortamı hâkimdi. Sanıklar ve avukatları hazır bulunurken, basın mensupları ve gözlemciler de süreci yakından takip etti. Mahkeme heyeti, karar öncesinde dosyanın kapsamlı bir özetini sunarak delillerin nasıl değerlendirildiğini ve hangi hukuki gerekçelere dayanıldığını açıkladı.

Ekrem İmamoğlu ve diğer sanıklar karar duruşmasında hazır bulundu. Karar öncesinde son kez söz alan sanıklar, önceki beyanlarını tekrar ederek beraat taleplerini yineledi ve yargılamanın adil olmadığı yönündeki görüşlerini dile getirdi.

Mahkeme tarafından açıklanan hüküm, davanın başından bu yana tartışılan deliller, tanık beyanları ve hukuki yorumlar çerçevesinde şekillendi. Kararın gerekçesinde, dosyada yer alan unsurların nasıl değerlendirildiği ayrıntılı biçimde ortaya konulurken, savunma ve iddia makamının argümanlarına da tek tek yanıt verildi.

Savunma avukatları, kararın ardından yaptıkları ilk değerlendirmelerde hükme itiraz edeceklerini ve üst yargı yollarına başvuracaklarını açıkladı. Özellikle delil değerlendirmesi ve tutukluluk sürecine ilişkin itirazların devam edeceği ifade edildi. İddia makamı ise kararın hukuka uygun olduğunu savundu.

Duruşma sonrasında kamuoyunda ve hukuk çevrelerinde geniş yankı oluştu. Kararın yalnızca davanın tarafları açısından değil, Türkiye’de yargı bağımsızlığı, hukuk devleti ilkesi ve demokratik standartlar açısından da önemli sonuçlar doğuracağı yönündeki değerlendirmeler öne çıktı.

Uluslararası kamuoyu ve insan hakları kuruluşları da kararı yakından takip ederek ilk tepkilerini açıklamaya başladı. Özellikle kararın gerekçesi, uygulanma biçimi ve temyiz sürecinin nasıl işleyeceği, Türkiye’nin küresel hukuk ve demokrasi algısı açısından belirleyici unsurlar olarak değerlendiriliyor.

Böylece uzun süredir devam eden yargılama süreci ilk derece mahkemesi açısından tamamlanırken, dava yeni bir aşamaya—istinaf ve temyiz süreçlerine—taşınmış oldu.

On Sekizinci Duruşma: Karar Öncesi Son Oturum

On sekizinci duruşma, davanın karar öncesi son oturumu olarak öne çıktı. Mahkeme heyeti, dosyada yer alan tüm delilleri, tanık beyanlarını ve tarafların kapsamlı savunmalarını dikkate alarak nihai değerlendirme sürecine geçti.

Bu duruşmada, Ekrem İmamoğlu ve diğer sanıklar son sözlerini sundu. İmamoğlu, yaptığı açıklamada sürecin siyasi yönüne dikkat çekerek, adil ve tarafsız bir karar beklentisini dile getirdi. Diğer sanıklar da benzer şekilde beraat taleplerini yineledi.

Savunma avukatları, dosyada suçlamaları kesin şekilde destekleyen bir delil bulunmadığını vurgularken, uzun tutukluluk sürelerinin hukuki açıdan sorunlu olduğunu bir kez daha mahkeme kayıtlarına geçirdi. İddia makamı ise önceki görüşlerini tekrar ederek cezai taleplerini korudu.

Duruşma boyunca mahkeme salonunda dikkatli ve kontrollü bir atmosfer hâkim olurken, önceki oturumlara kıyasla daha temkinli bir süreç izlendi. Tüm tarafların beyanlarının tamamlanmasının ardından mahkeme heyeti, kararın açıklanacağı tarihi belirlemek üzere duruşmayı erteledi.

Hukuk çevreleri, bu duruşmayı “karar öncesi son eşik” olarak tanımlarken, verilecek hükmün yalnızca davanın tarafları için değil, Türkiye’de yargı bağımsızlığı, hukuk devleti ilkesi ve demokratik standartlar açısından da kritik bir dönüm noktası olacağını vurguladı.

Uluslararası kamuoyu ve insan hakları kuruluşları ise gözlerini artık tamamen mahkemenin açıklayacağı nihai karara çevirmiş durumda. Kararın gerekçesi ve uygulanma biçiminin, Türkiye’nin küresel ölçekteki hukuk ve demokrasi algısını doğrudan etkilemesi bekleniyor.

On Yedinci Duruşma: Nihai Aşamaya Yaklaşırken Kritik Bekleyiş

On yedinci duruşmada, yargılama sürecinin büyük ölçüde tamamlandığı ve mahkemenin nihai hüküm için son değerlendirme aşamasına geçtiği görüldü. Taraflar, önceki duruşmalarda sundukları beyanları büyük ölçüde tekrar ederken, dosyaya yeni bir delil sunulmadı.

Savunma avukatları, başından bu yana dile getirdikleri “somut ve kesin delil eksikliği” vurgusunu yineleyerek beraat taleplerini sürdürdü. Tutukluluk sürelerinin uzunluğu da bir kez daha gündeme taşınarak, ölçülülük ve adil yargılanma ilkeleri çerçevesinde eleştirildi.

İddia makamı ise önceki mütalaasını koruyarak, dosyada yer alan delillerin suçlamaları desteklediğini ve mahkemenin hüküm kurması için yeterli olduğunu savundu. Savcılık, davanın geldiği aşamanın karar vermeye elverişli olduğunu ifade etti.

Duruşmada en dikkat çeken başlıklardan biri, mahkemenin nihai karar için işaret ettiği sürecin giderek daralması oldu. Hukuk çevreleri, bu aşamayı “karar öncesi son teknik değerlendirme süreci” olarak nitelendirirken, davanın artık fiilen hüküm aşamasına ulaştığını belirtti.

Uluslararası gözlemciler ve insan hakları kuruluşları da duruşmayı yakından izlemeye devam etti. Özellikle kararın gerekçelendirilme biçimi, şeffaflık düzeyi ve adil yargılanma ilkeleriyle uyumu konusundaki değerlendirmeler öne çıktı.

Basın ve kamuoyunda beklenti daha da yükselirken, mahkemenin vereceği nihai kararın yalnızca sanıklar açısından değil, Türkiye’de hukuk devleti ve demokrasi tartışmaları bakımından da belirleyici olacağı yönündeki görüşler güç kazandı.

On Altıncı Duruşma: Savunmalar Sürüyor, Tutukluluk Tartışmaları Gündemde

İBB davasının on altıncı duruşmasında, tutuklu sanıkların savunmaları alındı ve duruşma salonunda yoğun tartışmalar yaşandı. Yargılamanın kritik aşamalarından biri olarak değerlendirilen bu duruşmada, mahkeme sürecin seyrine ilişkin herhangi bir ara karar açıklamadı; savunmaların tamamlanması bir sonraki duruşmaya bırakıldı.

Mahkeme salonunda, görevden uzaklaştırılmış İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu ve aralarında bazı belediye başkanlarının da bulunduğu tutuklu sanıklar savunmalarını sundu. İmamoğlu, mahkeme çıkışında yaptığı açıklamalarda iddianameyi eleştirdi, tutukluluk sürelerinin uzun olduğunu belirtti ve tutuksuz yargılama çağrısında bulundu.

Duruşma sırasında, bazı sanıklar cezaevi koşullarına dair şikâyetlerde bulunurken, savunma avukatları da dosyada somut ve kesin delil bulunmadığını tekrar vurgulayarak beraat taleplerini sürdürdü. İddia makamı ise mevcut delillerin yargılama için yeterli olduğunu belirterek cezai taleplerini korudu.

Salondaki atmosfer gergin geçti; sözlü tartışmalar ve karşılıklı eleştiriler duruşmanın dikkat çeken yanları oldu. Medya ve basın mensuplarının duruşmayı takip etme koşulları da zaman zaman gündeme geldi.

Yargılama süreci teknik olarak savunma aşamasında ilerliyor ve nihai hükme ulaşılması bir sonraki duruşmaya bırakıldı. Hukuk çevreleri, bu duruşmayı davanın “son savunma evresi” olarak değerlendiriyor ve nihai kararın hem sanıklar hem de Türkiye’de hukuk ve demokrasi tartışmaları açısından belirleyici olacağını vurguluyor.

On Beşinci Duruşma: Ara Karar Açıklandı, Gözler Nihai Hükümde

On beşinci duruşmada, mahkeme heyeti dosyanın geldiği aşamayı değerlendirerek kritik bir ara karara imza attı. Yargılamanın büyük ölçüde tamamlandığı bu aşamada verilen ara karar, davanın seyrinin artık doğrudan nihai hükme doğru ilerlediğini ortaya koydu.

Mahkeme, mevcut delil durumu ve dosya kapsamını dikkate alarak bazı usule ilişkin talepler hakkında karar verirken, yargılamanın tamamlanmasına yönelik takvimi de netleştirdi. Ara karar kapsamında, tarafların ek delil sunma taleplerinin büyük ölçüde reddedildiği, dosyanın mevcut haliyle hükme esas alınabileceği yönünde bir yaklaşım benimsendi.

Savunma avukatları, ara kararın ardından yaptıkları değerlendirmelerde dosyada somut ve kesin delil bulunmadığı yönündeki itirazlarını yineleyerek beraat taleplerini sürdürdü. Ayrıca uzun tutukluluk süresine ilişkin itirazlar da bir kez daha mahkeme kayıtlarına geçti.

İddia makamı ise ara kararın, dosyada yer alan delillerin yeterliliğini teyit ettiğini savunarak cezai taleplerini korudu. Savcılık, yargılamanın geldiği aşamanın hüküm kurmaya elverişli olduğunu vurguladı.

Duruşmada en dikkat çeken başlıklardan biri de mahkemenin nihai karar için işaret ettiği takvim oldu. Hukuk çevreleri, ara kararı “karar öncesi son eşik” olarak nitelendirirken, davanın artık teknik olarak hüküm aşamasına geçtiğini ifade etti.

Uluslararası gözlemciler ve insan hakları kuruluşları, ara kararı da sürecin önemli bir dönüm noktası olarak değerlendirerek; özellikle kararın gerekçesi, şeffaflığı ve adil yargılanma ilkeleriyle uyumu üzerinde durmaya devam etti.

Basın ve kamuoyunda beklenti daha da artarken, mahkemenin vereceği nihai kararın yalnızca sanıklar açısından değil; Türkiye’de hukuk devleti, yargı bağımsızlığı ve demokrasi tartışmaları açısından da belirleyici bir dönemeç olması bekleniyor.

On Dördüncü Duruşma: Karar Beklentisi ve Kritik Bekleyiş

On dördüncü duruşmada, mahkeme heyeti önceki oturumlarda sunulan deliller, tanık beyanları ve tarafların kapsamlı savunmaları doğrultusunda dosyayı nihai değerlendirme aşamasına taşıdı. Taraflar, önceki beyanlarını tekrar ederken yeni bir delil sunulmadı ve yargılamanın büyük ölçüde tamamlandığı izlenimi oluştu.

Savunma avukatları, dosyada somut ve kesin delil bulunmadığını vurgulayarak beraat taleplerini yineledi. İddia makamı ise mevcut delil setinin suçlamaları desteklediğini savunarak cezai taleplerini korudu.

Duruşmada dikkat çeken en önemli unsur, mahkemenin karar için takvim belirleyip belirlemeyeceğine ilişkin beklentiler oldu. Hukuk çevreleri, bu aşamayı “karar öncesi son değerlendirme süreci” olarak nitelendirirken, davanın artık hüküm aşamasına fiilen ulaştığını ifade etti.

Uluslararası gözlemciler ve insan hakları kuruluşları, süreci yakından izlemeyi sürdürürken; özellikle kararın gerekçesi, şeffaflığı ve hukuki dayanaklarının Türkiye’nin yargı bağımsızlığına ilişkin küresel algı üzerinde belirleyici olacağına dikkat çekti.

Basın ve kamuoyunda ise beklenti giderek yükselirken, mahkemenin vereceği kararın yalnızca sanıklar açısından değil, Türkiye’de hukuk devleti, demokrasi ve siyaset ilişkisi bakımından da geniş yankı uyandırması bekleniyor.

On Üçüncü Duruşma: Karara Doğru Son Aşama

On üçüncü duruşmada, tarafların son savunmaları tamamlandı ve mahkeme, karar öncesi nihai değerlendirmeleri yapmak üzere oturumu tamamladı. Savunma avukatları, müvekkillerinin beraatini talep ederken; iddia makamı önceki mütalaasını tekrar ederek cezai taleplerini yineledi.

Uluslararası ve ulusal gözlemciler, bu duruşmayı davanın “karara en yakın aşaması” olarak nitelendirirken, mahkemenin vereceği hükmün Türkiye’de hukuk devleti, yargı bağımsızlığı ve demokratik standartlar açısından önemli bir ölçüt olacağını vurguladı.

Hukuk çevreleri, dava sürecinin özellikle delil değerlendirmesi, tanık beyanlarının güvenilirliği ve mahkeme prosedürlerinin şeffaflığı açısından örnek teşkil ettiğini ifade ediyor. Basın ve insan hakları kuruluşları ise sürecin, Türkiye’de siyasi davaların ve demokratik denetimin nasıl işlediğine dair bir referans noktası olacağını belirtiyor.

On İkinci Duruşma: Uzlaşma ve Yeni Gelişmeler

On ikinci duruşmada, mahkeme heyeti tarafından dosyaya giren ek belgeler ve yeni deliller değerlendirildi. Savunma ve iddia makamı, önceki duruşmalarda sunulan beyanların özetlerini mahkeme huzurunda tekrar etti. Bazı sanıkların savunmalarında, sürece ilişkin prosedürel itirazlar öne çıktı.

Uluslararası gözlemciler, duruşmada gözlenen prosedürlerin “adil yargılanma” standartlarıyla uyumlu olup olmadığını değerlendirmeye devam etti. Bu aşamada, yargılama sürecinin uzunluğu ve delillerin çok katmanlı yapısı, davanın karar süresini daha da uzatabileceği tartışmalarını gündeme getirdi.

Basın mensupları, duruşmayı yakından takip etmeye devam ederken, mahkemenin halka açık oturum düzenlemeleri ile şeffaflık vurgusu dikkat çekti. Analistler, bu duruşmanın davanın siyasi ve hukuki boyutunu ulusal ve uluslararası kamuoyuna yeniden hatırlattığını belirtti.

On Birinci Duruşma: Karar Öncesi Son Viraj

On birinci duruşmada, tarafların son beyanlarını büyük ölçüde tamamlamasıyla birlikte dava karar aşamasına daha da yaklaştı. Savunma avukatları, müvekkillerinin beraatini talep ederken; iddia makamı önceki mütalaasını güçlendirerek cezai taleplerini yineledi. Ulusal ve uluslararası gözlemciler, bu duruşmayı “karar öncesi son viraj” olarak nitelendirirken, mahkemenin vereceği hükmün hem iç hukuk hem de uluslararası kamuoyu açısından geniş yankı uyandırması bekleniyor.

Onuncu Duruşma: Tanık İfadeleri ve Delil Tartışmaları

Onuncu duruşmada, dosyaya giren yeni tanık ifadeleri ve mevcut delillerin değerlendirilmesi ön plana çıktı. Tanık beyanlarının çelişkili olduğu yönündeki savunmalar, mahkeme salonunda tartışmalara neden olurken; savcılık, delil bütünlüğünün suçlamaları desteklediğini ileri sürdü. Hukukçular ise bu aşamada delillerin niteliği ve güvenilirliği üzerine yoğunlaşarak, davanın seyrini etkileyebilecek kritik bir döneme girildiğini ifade etti.

Dokuzuncu Duruşma: Karar Sürecine Doğru

Dokuzuncu duruşmada, iddia makamı ve savunma tarafı son değerlendirmelerini daha güçlü şekilde ortaya koydu. Gözler artık mahkemenin vereceği karara çevrilmiş durumda.

Yabancı basında yer alan analizlerde, yalnızca kararın değil, sürecin işleyişinin de Türkiye’nin demokratik standartlarına dair küresel algıyı etkileyeceği vurgulanıyor. Bazı yorumlarda dava, “siyasi davalar” kategorisinde değerlendiriliyor.

Sekizinci Duruşma: Baskı ve Tepkiler

Sekizinci duruşmada, hem iç kamuoyunda hem de dış basında eleştiriler yoğunlaştı. İnsan hakları örgütleri, tutukluluk süresi ve savunma hakkına ilişkin endişelerini yinelerken, bazı Avrupa kurumları sürecin yakından izlenmesi gerektiğini vurguladı.

Aynı dönemde uluslararası analizlerde, davanın Türkiye’de hukuk devleti algısı üzerinde belirleyici bir rol oynayabileceği ifade edildi.

Yedinci Duruşma: Kritik Eşik

Yedinci duruşmada taraflar daha kapsamlı argümanlar sunarken, uluslararası gözlemcilerin ilgisi artarak devam etti. Hukuk çevreleri, davanın artık yalnızca bir yolsuzluk dosyası olmaktan çıkıp sistemsel bir tartışmaya dönüştüğünü belirtti.

Altıncı Duruşma: Uluslararası Gündeme Taşındı

Altıncı duruşmayla birlikte dava uluslararası alanda daha görünür hâle geldi. Avrupa merkezli insan hakları kuruluşları ile uluslararası hukuk gözlemcileri, yayımladıkları raporlarda “adil yargılanma hakkı”, “tutukluluğun ölçülülüğü” ve “siyasi etki” başlıklarına dikkat çekti.

Uluslararası medya organları da davayı Türkiye’deki seçim süreçleri ve muhalefetin konumu bağlamında değerlendirerek, yargı sürecinin siyasi sonuçlar doğurabileceğine işaret etti.

Beşinci Duruşma: Yargılama Süresi Tartışması

Savunmaların sürdüğü bu aşamada, davanın uzunluğu ve yargılama süreci eleştiri konusu oldu. Hukuk çevreleri, “makul sürede yargılanma” ilkesinin ihlal edilip edilmediğini tartışmaya açtı.

Dördüncü Duruşma: Basınla Gerilim

Mahkemenin gazetecileri salonun arka sıralarına yönlendirmesi, basın mensuplarının tepkisine yol açtı. Yaşanan tartışmalar duruşmanın ertelenmesine neden olurken, şeffaflık tartışmaları da alevlendi.

İkinci ve Üçüncü Duruşmalar: Siyaset Gölgesi

Sanıklar arasında belediye yöneticileri, iş insanları ve siyasi aktörlerin yer aldığı bu aşamada savunmalar alınırken, dava ülke siyasetinin ana gündemlerinden biri hâline geldi. Muhalefet “yargı baskısı” eleştirilerini dile getirirken, iktidar cephesi sürecin bağımsız yürüdüğünü savundu.

İlk Duruşma: Gergin Başlangıç

Silivri’de görülen ilk duruşma, davanın seyrine dair önemli sinyaller verdi. İmamoğlu’nun söz almasına izin verilmemesi salonda tansiyonu yükseltirken, kapsamlı iddianame ve yüksek cezai talepler davanın boyutunu gözler önüne serdi.

Demokrasi ve Hukuk Tartışmaları Derinleşiyor

Basın özgürlüğü ve insan hakları alanında faaliyet gösteren uluslararası kuruluşlar, davayı Türkiye’de yargı bağımsızlığı açısından kritik bir test olarak görüyor. Eleştiriler, sürecin muhalefet üzerinde baskı oluşturabileceği yönünde yoğunlaşırken, resmi makamlar yargının bağımsız ve hukuka uygun işlediğini savunuyor.

Paylaşın

CHP Birinci Parti, AK Parti İle Fark 3,7 Puan

Piar Araştırma tarafından gerçekleştirilen “Türkiye Siyasi Gündem Araştırması Mayıs 2026” anketi, seçmen tercihlerine ilişkin dikkat çekici sonuçlar ortaya koydu.

Ankete göre, kararsız seçmenlerin dağıtılmasının ardından CHP yüzde 35,4 oy oranıyla ilk sırada yer alırken, AK Parti yüzde 31,7 ile ikinci sırada kaldı.

4-8 Mayıs tarihleri arasında 26 ilde toplam 2 bin 386 kişiyle yapılan araştırmada katılımcılara, “Bu pazar genel seçim olsa hangi siyasi partiye oy verirsiniz?” sorusu yöneltildi.

Kararsız seçmenlerin dağıtılmasıyla oluşturulan sonuçlara göre, ana muhalefetteki Özgür Özel liderliğindeki CHP yüzde 35,4 oy oranına ulaşarak birinci parti konumuna yükseldi. Recep Tayyip Erdoğan liderliğindeki AK Parti ise yüzde 31,7 ile ikinci sırada yer aldı. Böylece iki parti arasındaki fark 3,7 puan olarak ölçüldü.

Araştırmada üçüncü sırayı yüzde 8,8 ile Milliyetçi Hareket Partisi alırken, onu yüzde 8,6 ile DEM Parti izledi.

Diğer partilerin oy oranları ise şöyle sıralandı:

İYİ Parti: %5,1
Zafer Partisi: %3,8
Yeniden Refah Partisi: %3,4
Diğer partiler: %3,2

Anket sonuçları, CHP’nin birinci parti konumunu koruduğunu gösterirken, AK Parti ile arasındaki farkın birkaç puan seviyesinde olduğunu ortaya koydu. Cumhur İttifakı’nın iki ortağı AK Parti ve MHP’nin toplam oy oranı yüzde 40,5 olurken, CHP ve DEM Parti’nin toplam desteği ise yüzde 44 seviyesinde hesaplandı.

Araştırma, seçmen eğilimlerinin önümüzdeki dönemde siyasi partilerin stratejileri açısından belirleyici olmaya devam edeceğine işaret ederken, kararsız seçmenlerin dağılımının seçim yarışındaki dengeleri önemli ölçüde etkileyebileceğini gösterdi.

Paylaşın

Özgür Özel: CHP’yi Teslim Etmeyiz

CHP Genel Başkanı Özgür Özel, parti içindeki tartışmalardan kurultay sürecine, cumhurbaşkanlığı adaylığı senaryolarından erken seçim ihtimaline kadar birçok başlıkta dikkat çeken açıklamalarda bulundu.

Özel, hem parti yönetimine yönelik yargı müdahalesi iddialarına sert tepki gösterdi hem de Ekrem İmamoğlu ve Mansur Yavaş hakkında yürütülen tartışmalara ilişkin net mesajlar verdi.

Gazete Pencere’ye konuşan Özel, CHP’nin iktidar yürüyüşünün çeşitli yöntemlerle engellenmeye çalışıldığını savunarak, parti iradesinin mahkeme kararlarıyla değiştirilemeyeceğini söyledi.

Parti içindeki “mutlak butlan” tartışmalarına değinen Özel, kurultay sonucunu kabul etmeyen bazı çevrelerle iktidar arasında bir iş birliği bulunduğunu öne sürdü.

Özel, CHP’de delegenin vermediği bir yetkinin yargı yoluyla elde edilmeye çalışıldığını savunarak, “19 Mart darbecileriyle kurultay sonucunu hazmedemeyenlerin oluşturduğu ittifaka meydan okuyorum” ifadelerini kullandı.

CHP yönetiminin mahkeme kararıyla değiştirilmesinin mümkün olmadığını belirten Özel, parti örgütlerinin bu tür girişimlere karşı duracağını vurguladı.

Eski CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun yayımladığı “arınma” videosuna ilişkin değerlendirmelerde bulunan Özel, Kılıçdaroğlu’nun “butlan” tartışmalarına karşı daha net bir tutum ortaya koymasını beklediğini söyledi.

Özel, “Partide genel başkanın nasıl seçileceği bellidir. Kemal Bey’in de bu konuda açık bir duruş sergilemesini beklerim” dedi.

Cumhurbaşkanlığı adaylığı tartışmalarında adı sıkça gündeme gelen Mansur Yavaş hakkında da konuşan Özel, Yavaş’ın herhangi bir adayın “yedek ismi” olarak değerlendirilmesine karşı çıktı.

Yavaş’ın Ankara Büyükşehir Belediyesi’ndeki çalışmalarına odaklandığını ve kamuoyu araştırmalarında yüksek destek gördüğünü belirten Özel, erken bir adaylık tartışmasının hem Yavaş’ı hem de muhalefeti yıpratabileceğini ifade etti.

Özel, Ekrem İmamoğlu’nun adaylığına ilişkin tartışmalar hakkında da net konuştu.

İmamoğlu’nun yerine yeni bir aday belirlenmesi yönündeki görüşlerin iktidarın işine yarayacağını savunan Özel, muhalefetin adayının arkasında durması gerektiğini söyledi. İmamoğlu’na yönelik hukuki ve siyasi baskıların da bu nedenle arttığını öne sürdü.

Özel, iktidarın çeşitli kanallardan CHP’ye “Ekrem İmamoğlu ile yolları ayırın” mesajı verdiğini ileri sürdü. Ancak CHP’nin iktidar hedefinden vazgeçmeyeceğini belirten Özel, böyle bir teklifi kabul etmelerinin söz konusu olmadığını ifade etti.

Muhalefette kalmanın konforunu değil, iktidarı hedeflediklerini söyleyen Özel, CHP’nin değişim sürecinin de bu amaçla başlatıldığını kaydetti.

“Çok Ani Bir Seçimi de Kazanırız”

Erken seçim tartışmalarına da değinen Özel, CHP’nin her türlü seçim senaryosuna hazır olduğunu söyledi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın seçimden kaçındığını öne süren Özel, ara seçimden erken seçime kadar farklı seçenekleri gündeme getirdiklerini belirtti. Sandığın milletin önüne gelmesi halinde CHP’nin seçimi kazanacağına inandığını dile getirdi.

Partiye yönelik olası müdahale veya kapatma tartışmalarına ilişkin de konuşan Özel, CHP’nin siyasi mücadelesini her koşulda sürdüreceğini söyledi.

“Biz partimizi bırakmayız” diyen Özel, demokratik siyasetin ve sandığın önüne engel çıkarılması halinde toplumun buna güçlü bir tepki vereceğini savundu. CHP’nin her türlü senaryoya hazırlıklı olduğunu belirten Özel, iktidarın devlet gücüyle değil, sandıkta milletin iradesiyle yarışması gerektiğini ifade etti.

Özel, Donald Trump’ın NATO Zirvesi kapsamında Türkiye’ye gelmesi halinde CHP’nin protesto düzenleyip düzenlemeyeceği sorusuna da yanıt verdi.

CHP’nin kurumsal olarak bir protesto organizasyonu planlamadığını belirten Özel, bireysel ya da sivil toplum kaynaklı tepkilerin olabileceğini ancak partinin kurumsal kimliğiyle böyle bir eylem örgütlemeyi doğru bulmadığını söyledi.

Açıklamalarında sık sık CHP’nin iktidar hedefini vurgulayan Özel, partiye yönelik baskıların arttığını savunurken, hem örgütün hem de seçmenlerin desteğiyle bu süreci aşacaklarını ifade etti.

Paylaşın

CHP’nin 81 İl Başkanından Ortak Bildiri: Özgür Özel’in Yanındayız

Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) Türkiye genelindeki 81 il başkanı, ortak bir deklarasyon yayımlayarak Genel Başkan Özgür Özel’e ve parti yönetimine destek mesajı verdi.

İl başkanları, CHP’nin kurumsal yapısına, seçilmiş organlarına ve parti hukukuna sahip çıkacaklarını vurgularken, partiye yönelik müdahale girişimlerine karşı birlik çağrısında bulundu.

Ortak açıklamada, CHP’nin köklerinin Kuvayı Milliye mücadelesine dayandığı belirtilerek, partinin meşruiyetini millet iradesinden ve gücünü 81 il örgütünden aldığı ifade edildi.

İl başkanları, partide genel başkan ve yönetim organlarının nasıl belirlendiğinin açık olduğunu belirterek, Genel Başkan Özgür Özel’in kurultay iradesiyle dört kez genel başkan seçildiğini hatırlattı.

Açıklamada, CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı olarak gösterilen Ekrem İmamoğlu’nun da parti üyeleri ve toplam 15,5 milyon vatandaşın oyuyla belirlendiği belirtilerek, Özel ve İmamoğlu’nun yürüttüğü mücadelenin CHP’yi toplumun umut merkezi haline getirdiği savunuldu.

Deklarasyonda, CHP’nin uzun yıllar sonra yeniden Türkiye’nin birinci partisi konumuna yükseldiği öne sürülerek, kamuoyu araştırmalarında partinin ilk sırada yer aldığı ve iktidar değişiminin artık zaman meselesi olduğu ifade edildi.

İl başkanları, hiçbir siyasi girişimin veya dış müdahalenin CHP’nin iktidar hedefini engelleyemeyeceğini belirterek, parti örgütünün ve delegelerin iradesinin dışında bir yetkinin yargı yoluyla oluşturulamayacağını savundu.

“Partimize ve Genel Başkanımıza Sahip Çıkacağız”

Açıklamada, son dönemde CHP’ye ve parti yönetimine yönelik girişimlerin yakından takip edildiği belirtilirken, parti örgütünün bu süreçte geri adım atmayacağı mesajı verildi.

İl başkanları, “Sandığın iradesine de partimizin hukukuna da Genel Başkanımız Sayın Özgür Özel’e de sonuna kadar sahip çıkacağız” ifadelerine yer vererek, CHP örgütlerinin birlik içinde hareket edeceğini vurguladı.

Ortak bildirinin sonunda ise CHP’nin mevcut süreçten daha da güçlenerek çıkacağı savunularak, parti teşkilatlarının demokrasi ve hukuk mücadelesini sürdürme kararlılığı yinelendi.

Paylaşın

Doğurganlık Hızı 1,42’ye Geriledi

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), 2025 yılı Doğum İstatistikleri’ni açıkladı. Veriler, Türkiye’de doğurganlık oranlarının düşüşünü sürdürdüğünü ve nüfusun kendini yenileme seviyesinin oldukça altında kaldığını ortaya koydu.

2025 yılında Türkiye’de canlı doğan bebek sayısı 895 bin 374 olarak kaydedildi. Doğan bebeklerin yüzde 51,4’ünü erkekler, yüzde 48,6’sını ise kızlar oluşturdu.

Bir kadının yaşamı boyunca doğurabileceği ortalama çocuk sayısını ifade eden toplam doğurganlık hızı, 2001 yılında 2,38 çocuk seviyesindeyken yıllar içinde düzenli olarak geriledi. 2014’ten bu yana kesintisiz düşüş gösteren oran, 2025 yılında 1,42 çocuk olarak gerçekleşti.

Böylece Türkiye’de toplam doğurganlık hızı, nüfusun kendini yenileyebilmesi için gerekli kabul edilen 2,10 seviyesinin altında dokuzuncu yılını tamamladı.

İller bazında incelendiğinde, 2025 yılında en yüksek doğurganlık hızına sahip il 3,15 çocuk ile Şanlıurfa oldu. Şanlıurfa’yı Şırnak (2,53) ve Mardin (2,23) izledi.

En düşük doğurganlık oranı ise 1,09 çocuk ile Bartın’da görüldü. Bartın’ın ardından İzmir (1,10) ile Eskişehir, Ankara ve Zonguldak (1,11) geldi.

76 İl Yenilenme Eşiğinin Altında

Doğurganlık hızının nüfusun yenilenme seviyesi olan 2,10’un altında kaldığı il sayısı dikkat çekici biçimde arttı. Bu sayı 2017’de 57 iken, 2025’te 76 ile yükseldi.

Ayrıca doğurganlık hızının 1,50’nin altında olduğu il sayısı 59’a ulaştı. 2017 yılında 10 ilde görülen “3 çocuk ve üzeri” doğurganlık düzeyi ise 2025’te yalnızca Şanlıurfa’da kaldı.

Avrupa Birliği ülkeleriyle karşılaştırıldığında Türkiye’nin doğurganlık oranı hâlâ AB ortalamasının üzerinde bulunuyor. Eurostat verilerine göre 2024 yılında AB ortalaması 1,34 çocuk olarak hesaplandı.

Türkiye’nin 2025 yılı toplam doğurganlık hızı olan 1,42 çocuk, ülkeyi AB ülkeleri arasında yaklaşık 11’inci sıraya yerleştirdi. AB’de en yüksek oran Bulgaristan’da (1,72), en düşük oran ise Malta’da (1,01) kaydedildi.

Annenin eğitim durumuna göre yapılan değerlendirme, eğitim seviyesi ile doğurganlık arasında belirgin bir ilişki olduğunu gösterdi.

2025 yılında en yüksek doğurganlık oranı ilkokul mezunu annelerde 2,51 çocuk olarak ölçülürken, yükseköğretim mezunu annelerde bu oran 1,24 çocukta kaldı.

Kentlerde Doğurganlık Daha Düşük

Kent-kır sınıflamasına göre yapılan incelemede, doğurganlığın kırsal alanlarda daha yüksek olduğu görüldü.

2025 yılında toplam doğurganlık hızı;

  • Kırsal alanlarda 1,75 çocuk,
  • Orta yoğun kentlerde 1,53 çocuk,
  • Yoğun kentlerde ise 1,33 çocuk olarak gerçekleşti.

Bin kişi başına düşen canlı doğum sayısını ifade eden kaba doğum hızı da son 24 yılda önemli ölçüde geriledi. 2001 yılında binde 20,3 olan oran, 2025 yılında binde 10,4’e düştü. Başka bir ifadeyle, doğum oranı yaklaşık yarı yarıya azaldı.

Annelik Yaşı Yükseliyor

Veriler, kadınların daha ileri yaşlarda çocuk sahibi olmaya başladığını da ortaya koydu.

2001 yılında en yüksek doğurganlık hızı 20-24 yaş grubunda görülürken, 2025 yılında zirve 25-29 yaş grubuna kaydı. Aynı dönemde adölesan doğurganlık hızı da ciddi biçimde düştü. 15-19 yaş grubunda bin kadın başına düşen doğum sayısı, 2001’de 49 iken 2025’te 9’a geriledi.

Doğum yapan annelerin ortalama yaşı 2001’de 26,7 iken, 2025 yılında 29,4’e yükseldi. İlk kez anne olan kadınların ortalama yaşı ise 27,5 olarak hesaplandı.

İlk doğumdaki ortalama anne yaşının en yüksek olduğu il 29 yaş ile Artvin oldu. Artvin’i İstanbul ve Tunceli (28,9) takip etti. En düşük ortalama ise Şanlıurfa’da 24,4 yaş olarak kaydedildi.

Annelerin son iki doğumu arasındaki ortalama süre de artış gösterdi. 2020 yılında 4,6 yıl olan ortalama süre, 2025 yılında 4,8 yıla çıktı.

İkinci çocuğunu dünyaya getiren annelerde ilk ve ikinci doğum arasındaki süre ortalama 4,3 yıl olurken, üçüncü doğumunu yapan annelerde ikinci ve üçüncü doğum arasındaki süre 5,5 yıl olarak hesaplandı.

İkinci ve birinci doğum arasındaki sürenin en kısa olduğu il 2,7 yıl ile Şanlıurfa, en uzun olduğu il ise 5,5 yıl ile Kırklareli oldu.

2025 yılında gerçekleşen doğumların yüzde 3,3’ü çoğul doğum olarak kayıtlara geçti. Toplam 29 bin 60 çoğul doğumun yüzde 96,8’i ikiz, yüzde 3,1’i üçüz, yüzde 0,1’i ise dördüz ve üzeri doğumlardan oluştu.

Doğum sırasına göre incelendiğinde, ailelerin daha az çocuk sahibi olma eğilimi dikkat çekti. 2025 yılında gerçekleşen doğumların yüzde 42,8’i ilk çocuk, yüzde 30,5’i ikinci çocuk, yüzde 15,5’i üçüncü çocuk ve yüzde 10,8’i dördüncü veya sonraki çocuklar olarak kaydedildi.

Uzmanlar, açıklanan verilerin Türkiye’nin yaşlanan nüfus yapısına doğru ilerlediğini ve doğurganlık oranlarındaki düşüşün uzun vadede iş gücü, sosyal güvenlik sistemi ve ekonomik büyüme üzerinde önemli etkiler yaratabileceğini değerlendiriyor.

Paylaşın

Erdoğan’dan Muhalefete Sert Eleştiriler

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, partisinin TBMM Grup Toplantısı’nda yaptığı konuşmada gençlik vurgusu yaparken, muhalefete yönelik sert eleştirilerde bulundu.

Erdoğan, AK Parti’nin gençlerle güçlü bir bağ kurduğunu belirterek, “Gençler arasında ayrım yapan bir kadro olmadık, bugün de değiliz” dedi.

19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı kapsamında düzenlenen etkinliklere değinen Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Millet Kütüphanesi’nde 200’den fazla gençle bir araya geldiklerini söyledi. Kocaeli’de gerçekleştirilen programda ise yaklaşık 100 bin gencin buluştuğunu ifade eden Erdoğan, “Türkiye’nin beşeri hazinesinin zenginliğine bir kez daha şahitlik ettik. Muhalefetin iddialarını çürüten bir şölen yaşandı” diye konuştu.

Gençlerin yalnızca eğitim değil, değer görmek de istediğini belirten Erdoğan, AK Parti’nin tüm gençleri aynı samimiyetle kucakladığını dile getirdi. CHP’ye yönelik eleştirilerini sürdüren Erdoğan, “CHP seçmenini utandıran bir parti haline döndü. Sokağa çıkmaya yüzleri yok” ifadelerini kullandı.

Cumhur İttifakı’nın gençlere bakışının net olduğunu vurgulayan Erdoğan, “Bu ülkenin bütün gençleri birdir, eşittir ve aynı seviyede muhabbete layıktır” dedi.

Konuşmasında AK Parti’nin iktidar sürecine de değinen Erdoğan, kesintisiz iktidarın 24 yılına yaklaştıklarını belirterek, Türkiye’ye önemli eserler kazandırdıklarını söyledi. “Türkiye asrın yıldızı olacak. Büyük ve güçlü Türkiye gençlerin omuzlarında yükselecek” diyen Erdoğan, siyasi mücadeleleri boyunca birçok engel ve saldırıyla karşılaştıklarını ifade etti.

Muhtıralar, kapatma davaları ve çeşitli baskılar gördüklerini dile getiren Erdoğan, “Teslim olabilirdik ama millet davasının peşinde koştuk” dedi. Siyasi hayatı boyunca ihanet ve nankörlüklerle karşılaştığını da söyleyen Erdoğan, buna rağmen mücadeleden vazgeçmediklerini belirtti.

Erdoğan, konuşmasının sonunda sosyal medyada eleştirilerde bulunan kesimlere gönderme yaparak, “Şimdi klavye kahramanları AK Parti’nin açtığı yolda ahkam kesiyor olabilirler. Siz hiç hayatınızda risk aldınız mı?” ifadelerini kullandı.

Paylaşın

Özel’den “Geri Dönüş Yok” mesajı

CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Journal of Democracy için kaleme aldığı “Türkiye’nin Demokrasisini Nasıl Yeniden İnşa Ederiz” başlıklı makalede, kapsamlı değerlendirmelerde bulundu.

Özel, Türkiye’nin “demokrasi ve hukukun üstünlüğü için tarihsel bir mücadelenin ortasında” olduğunu belirterek, 2013’ten bu yana ülkede süregelen bir demokratik gerileme yaşandığını savundu.

Erdoğan’ın iktidara geniş toplumsal destek ve reform vaatleriyle geldiğini hatırlatan Özel, zaman içinde demokratik kurumların zayıflatıldığını, hukukun üstünlüğünün aşındığını ve basın özgürlüğünün kısıtlandığını öne sürdü.

Özel, iktidarın ekonomik ve siyasi alanlarda “bağlı bir iş çevresi ağı” oluşturduğunu iddia ederek, toplumsal destek azaldıkça yönetimin daha baskıcı bir karakter kazandığını ifade etti.

2024 yerel seçimlerinde CHP’nin elde ettiği sonuçların partiyi “demokratik değişim umudunun güçlü bir temsilcisi” haline getirdiğini belirten Özel, Mart 2025’ten itibaren muhalefete yönelik baskıların arttığını savundu. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu başta olmak üzere bazı isimlerin tutuklandığını hatırlattı.

Özel, milyonlarca kişinin Türkiye genelinde meydanlara çıkarak serbest ve adil seçim taleplerini dile getirdiğini belirterek, bu süreci “21. yüzyılın belirleyici demokratik mücadelelerinden biri” olarak tanımladı.

Makalesinde uluslararası karşılaştırmalara da yer veren Özel, Macaristan örneğini hatırlatarak seçimlerin yalnızca iktidar değişimi değil, aynı zamanda demokratik dönüşümün yönünü belirleyen kritik eşikler olduğunu ifade etti.

Türkiye’nin jeopolitik konumuna dikkat çeken Özel, ülkenin Avrupa ile Orta Doğu arasında stratejik bir köprü, aynı zamanda Rusya’ya yakın ve Müslüman çoğunluklu bir ülke olması nedeniyle küresel ölçekte önemli bir rol oynadığını belirtti.

Özel, Türkiye’deki siyasi sürecin 2002 sonrası şekillendiğini belirterek, başlangıçta ekonomik reform ve istikrar vaatlerinin öne çıktığını, ancak ilerleyen yıllarda yargı bağımsızlığı ve toplumsal kutuplaşma tartışmalarının derinleştiğini savundu.

2016 darbe girişimi sonrası olağanüstü hal süreci ve 2017 referandumu ile parlamenter sistemden başkanlık sistemine geçildiğini hatırlatan Özel, bu dönemin “otoriterleşme sürecini hızlandırdığını” ileri sürdü.

Ekonomi, yerel seçimler ve muhalefet süreci

Ekonomik politikaların geniş kesimlerde yoksullaşmaya yol açtığını savunan Özel, buna rağmen iktidarın yeni siyasi dengeler kurduğunu ifade etti.

2019 yerel seçimlerini bir dönüm noktası olarak nitelendiren Özel, CHP’nin büyükşehirlerde kazandığı başarıyı hatırlattı. 2023 genel seçimlerinde ise muhalefet ittifakının koordinasyon eksiklikleri nedeniyle kaybettiğini belirtti.

Makalenin en dikkat çekici bölümlerinden biri “yargı baskısı” oldu. Özel, 2025 sonrası dönemde CHP’ye yönelik sistematik yargı süreçleri başlatıldığını, İmamoğlu’nun adaylığının engellenmeye çalışıldığını ve bazı CHP’li belediye başkanlarının tutuklandığını öne sürdü.

Bu süreçlerin muhalefeti zayıflatmayı ve “kontrol edilebilir bir muhalefet yapısı oluşturmayı” hedeflediğini savundu.

İstanbul Saraçhane’de başlayan protestoların ülke geneline yayıldığını belirten Özel, yüz binlerce kişinin meydanlarda demokrasi ve hukuk devleti talebiyle bir araya geldiğini ifade etti.

CHP’nin mücadelesini üç başlıkta sürdürdüğünü söyleyen Özel; sokak ve meydan hareketleri, hukuki mücadele ve yeni siyasi program inşasını bu başlıklar arasında sıraladı.

“Geri dönüş yok” mesajı

Makalesinin sonunda Özel, mücadelenin uzun soluklu olduğunu vurgulayarak şu ifadeleri kullandı: “Türkiye’nin yeniden demokratik, hukuk devletine dayalı bir cumhuriyet olması için bu yoldan geri dönmeyeceğiz.”

Özel, Türkiye’deki demokratik mücadelenin sonucunun yalnızca ülkeyi değil, küresel ölçekte demokratik eğilimleri de etkileyebileceğini belirtti.

Paylaşın