Çin Budist Sanatının İlk Zirvesi: Yungang Mağaraları

Kaya mimarisinin olağanüstü örneklerinden olan Yungang Mağaraları, Çin’in Shanxi eyaletinde, Datong şehrinin yaklaşık 16 kilometre batısında yer alan eski Budist tapınak mağaralarıdır.

Haber Merkezi / 2001 yılında UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne alınan mağaralar, Kuzey Wei Hanedanı (386-534) döneminde, özellikle 5. ve 6. yüzyıllarda inşa edilmiştir ve Çin’in en ünlü üç Budist heykel alanından biri olarak kabul edilir (diğerleri Longmen ve Mogao mağaralarıdır).

Mağaralar, Wuzhou Shan dağlarının eteğinde, Shi Li nehri vadisinde, yaklaşık 1 kilometre uzunluğunda bir kumtaşı kayalığının güney yüzüne oyulmuştur. Toplamda 53 ana mağara, 51 binden fazla Buda heykeli ve nişi ile birlikte yaklaşık bin 100 küçük mağara bulunmaktadır.

Heykellerin boyutları birkaç santimetreden 17 metreye kadar değişir ve detaylı oymalarıyla dikkat çeker. Bu eserler, Güney ve Orta Asya’dan gelen Budist sanatının Çin kültürel gelenekleriyle başarılı bir şekilde harmanlandığını gösterir.

Yungang Mağaraları’nın yapımı, Kuzey Wei’nin Budizm’i devlet dini olarak benimsemesiyle başlamıştır. Başkentleri Pingcheng (bugünkü Datong) olan bu hanedan, mağaraları hem dini hem de politik bir sembol olarak kullanmıştır.

İlk mağaralar (16-20 numaralı mağaralar), 460’lı yıllarda ünlü rahip Tanyao’nun önderliğinde, hanedanın beş kurucu imparatorunu anmak için oyulmuştur. Daha sonraki dönemlerde ise sanat tarzı gelişmiş, heykellerde daha zarif ve Çin’e özgü özellikler ön plana çıkmıştır.

Mağaralar zamanla hava koşulları, kirlilik ve Gobi Çölü’nden gelen kum fırtınaları gibi tehditlerle karşı karşıya kalmıştır. Liao ve Qing hanedanları döneminde restorasyon çalışmaları yapılmış, 1950’lerden itibaren ise modern koruma çabaları hız kazanmıştır. Yungang Mağaraları hem tarihi hem de sanatsal değeriyle önemli bir turistik merkezdir.

Paylaşın

Semerkant: Kültürlerin Kesişme Noktası

Tarihi İpek Yolu üzerinde stratejik bir konuma sahip olan Semerkant, 2 bin 500 yılı aşan tarihiyle medeniyetlerin, kültürlerin ve ticaretin kesişim noktası olmuştur.

Haber Merkezi / Semerkant, Persler, Yunanlar, Araplar, Moğollar, Timurlular ve Ruslar gibi birçok farklı gücün egemenliği altında şekillenmiştir.

Semerkant, 14. yüzyılda Timur’un (Tamerlan) başkent seçmesiyle altın çağını yaşamıştır. Timur, şehri bir sanat, mimari ve bilim merkezi haline getirmiştir.

Bu dönemde inşa edilen Registan Meydanı, Bibi Hanım Camii, Gûr-ı Emir Türbesi ve Şah-ı Zinde Türbeleri, Semerkant’ın eşsiz mimari mirasını oluşturdu.

Registan Meydanı: Semerkant’ın kalbi olan bu meydan, üç büyük medreseyle çevrilidir: Uluğ Bey Medresesi (1417-1420), Tilla-Kari Medresesi (1646-1660) ve Şir-Dor Medresesi (1619-1636). Meydan, Timurlu mimarisinin en görkemli örneklerinden biridir.

Bibi Hanım Camii: Timur’un eşi adına inşa edilen bu cami, 14. yüzyılın en büyük camilerinden biriydi. Çini işlemeleri ve devasa kubbesiyle dikkat çeker.

Gûr-ı Emir Türbesi: Timur’un ve ailesinin mezarlarının bulunduğu bu türbe, mavi kubbesi ve süslemeleriyle ünlüdür.

Şah-ı Zinde Türbeleri: Afrasyab Tepesi’nde yer alan bu nekropol, 11.-15. yüzyıl arasında inşa edilmiş türbelerden oluşur. İslam tarihindeki önemli isimlerin mezarları burada yer alır.

Uluğ Bey Gözlemevi: 15. yüzyılda Uluğ Bey tarafından kurulan bu gözlemevi, astronomi tarihinde çığır açan çalışmalara ev sahipliği yaptı.

Bugün Semerkant, Özbekistan’ın ikinci büyük şehri ve önemli bir turizm merkezidir. Tarihi yapılar restore edilmiş ve şehir, modern altyapıyla donatılmıştır. Şehirde her yıl kültürel festivaller düzenlenir ve İpek Yolu’nun mirasını yaşatmak için etkinlikler yapılır.

2001 yılında UNESCO, Semerkant’ı “Kültürlerin Kesişme Noktası” olarak Dünya Mirası Listesi’ne aldı.

Paylaşın

Gece Gökyüzünde Görebileceğiniz “Evrenin 7 Harikası”

“Dünyanın Yedi Harikası”, antik çağın en dikkat çekici eserlerinin bilinen listesidir: Giza’daki Büyük Piramit, Rodos Heykeli, İskenderiye Feneri, Halikarnas Mozolesi, Artemis Tapınağı (Diana), Olimpiya’daki Zeus Heykeli ve Babil’in Asma Bahçeleri.

Haber Merkezi / Gece gökyüzünde görebileceğiniz “Evrenin 7 Harikası” kavramı ise, antik dünyanın yedi harikasına bir gönderme olarak, evrenin en etkileyici ve çıplak gözle ya da teleskopla gözlemlenebilen gök cisimlerini veya olaylarını ifade eder.

Bu, subjektif bir liste olsa da, astronomi meraklıları ve bilim insanları arasında popüler olan, görsel olarak büyüleyici ve evrensel öneme sahip bazı gök cisimlerini ve olayları kapsar.

Samanyolu Galaksisi: Kendi galaksimiz, karanlık bir gecede çıplak gözle görülebilen muhteşem bir yıldız şerididir. Yoğun yıldız kümeleri ve toz bulutlarıyla, evrenin büyüklüğünü hissettirir.

Andromeda Galaksisi (M31): Çıplak gözle görülebilen en uzak gök cismi olan Andromeda, yaklaşık 2.5 milyon ışık yılı uzaktadır. Küçük bir teleskopla spiral yapısı hayranlık uyandırır.

Orion Nebulası (M42): Orion Takımyıldızı’nda yer alan bu yıldız oluşum bölgesi, teleskopla muhteşem bir manzara sunar. Çıplak gözle bile hafif bir bulanıklık olarak fark edilebilir.

Pleiades (Ülker) Yıldız Kümesi (M45): Boğa Takımyıldızı’nda bulunan bu açık yıldız kümesi, çıplak gözle görülebilen parlak yıldızlarıyla dikkat çeker. Teleskopla daha da büyüleyici görünür.

Kuzey Işıkları (Aurora Borealis): Dünya’nın manyetik alanının güneş rüzgarlarıyla etkileşime girmesiyle oluşan bu ışık şöleni, gece gökyüzünde renkli dans eden ışıklar olarak görünür. Kutup bölgelerinde gözlemlenir.

Satürn’ün Halkaları: Küçük bir teleskopla bile Satürn’ün ikonik halkaları gözlemlenebilir. Bu görüntü, evrenin estetik harikalarından biridir.

Meteor Yağmurları (ör. Perseidler): Yılın belirli zamanlarında (örneğin, Ağustos’taki Perseid meteor yağmuru), gökyüzünde saatte onlarca kayan yıldız görülür, bu da görsel bir şölen sunar.

Paylaşın

İnsanlığın Beşiği: Sibiloi Milli Parkı

Kenya’nın kuzeyinde, Turkana Gölü’nün kuzeydoğu kıyısında yer alan ve ve “İnsanlığın Beşiği” olarak anılan Sibiloi Milli Parkı (Sibiloi National Park), UNESCO Dünya Mirası Alanı’dır.

Haber Merkezi / 1973 yılında kurulan ve 1.570 km²’lik bir alanı kaplayan park, özellikle Koobi Fora bölgesindeki arkeolojik ve paleontolojik buluntularıyla ünlüdür; bu buluntular, insan evrimine dair en önemli bilgiler sağlamıştır. Park, fosil yatakları, vahşi yaşamı ve eşsiz manzaralarıyla dikkat çeker.

Park, yarı çöl ekosistemi, volkanik oluşumlar ve açık ovalarla karakterizedir. Turkana Gölü, dünyanın en büyük kalıcı çöl gölü olarak bilinir ve “Yeşim Denizi” adıyla anılır.

Koobi Fora’da bulunan Homo habilis, Homo erectus ve Australopithecus gibi erken hominid fosilleri, insan evrimine dair kritik bilgiler sunar. Ayrıca dev kaplumbağa ve antik timsah fosilleri gibi kalıntılar da bulunur. Koobi Fora Müzesi’nde, bu fosillerin replikaları sergilenir.

Park, çöl koşullarına uyum sağlamış türleri barındırır:

Memeliler: Grevy zebrası, Beisa antilobu, gerenuk, aslan, leopar, çita, sırtlan ve çakal.
Kuşlar: 350’den fazla kuş türü, flamingolar, pelikanlar, Mısır kazları ve yırtıcı kuşlar gibi. Central Island, flamingoların yoğun olduğu bir bölgedir.
Sürüngenler: Turkana Gölü, dünyanın en büyük Nil timsahı popülasyonuna ev sahipliği yapmaktadır.

Bitki Örtüsü: Seyrek ve çöl koşullarına dayanıklıdır; akasya ağaçları, doum palmiyeleri ve kurakçıl otlar bulunur.

Diğer Cazibe Merkezleri:

Taşlaşmış Orman: Prehistorik döneme ait ağaç fosillerinin bulunduğu alan.
Jarigole Sütunları: Demir Çağı öncesi mezar alanı ve arkeolojik buluntuların bulunduğu yer.
Karsa Su Çukuru: Yaban hayvanlarının su içmek için toplandığı nadir bir su kaynağı.

Paylaşın

Han Mağaraları: Ardenler’in Altında Muhteşem Yeraltı Dünyası

Avrupa’nın en geniş ve ünlü mağara sistemlerinden biri olan Han Mağaraları, Belçika’nın Namur Eyaleti sınırları içerisindeki Han-sur-Lesse tepelerinin altında yer alır.

Haber Merkezi / Ardenler, Belçika, Lüksemburg ve Fransa’yı kapsayan, ormanlık tepeler, vadiler ve nehirlerle dolu bir bölgedir.

Lesse Nehri tarafından milyonlarca yılda şekillendirilen Han Mağaraları, etkileyici stalaktit ve stalagmit oluşumlarıyla ünlüdür.

Mağara sistemi birkaç kilometre uzunluğundadır ve geniş galeriler, yeraltı nehirleri ve büyük salonlar içerir.

Mağaranın en ünlü bölümü, devasa stalaktit ve stalagmitlerin bulunduğu “Salle du Dôme” (Kubbe Salonu) adlı geniş salondur.

Mağaralarda ayrıca, prehistorik kalıntılar bulunmuştur ve arkeolojik açıdan da önemlidir.

Mağaralar, Belçika’nın başkenti Brüksel’e yaklaşık 1,5 saatlik mesafededir. Genellikle nisan-ekim ayları arasında yoğun turistik ziyaret alır, ancak yıl boyunca açıktır.

Paylaşın

Altmış Kubbeli Cami: Ortaçağ Mimarisinin Harikalarından Biri

Altmış Kubbeli Cami, Bangladeş’in Bagerhat şehrinde, 15. yüzyılda Türk asıllı komutan Uluğ Han Cihan tarafından inşa edilmiş, Bengal Sultanlığı’nın en büyük camilerinden biridir.

Haber Merkezi / Adı “60 kubbeli” olsa da, aslında 81 kubbe ve 60 taş sütuna sahiptir. Fırınlanmış tuğladan yapılan cami, 48.7 m uzunluk, 32.9 m genişlikte olup, 11 kapılıdır ve içindeki mihraplar sade ama zariftir.

UNESCO Dünya Mirası Alanı olan Bagerhat Tarihi Cami Şehri’nin en önemli yapısıdır. Çevresinde Uluğ Han Cihan’ın türbesi ve bir su deposu bulunur.

Gerçek adı Han Cafer Han olan Han Cihan, Delhi Sultanlığı’ndan Bengal’e gelerek Sultan I. Gıyaseddin Azam Şah döneminde yüksek bir mevkiye yükseldi.

Bangladeş’in Bagerhat bölgesinde “Bagerhat” adıyla bilinen şehri kurdu; bu şehir günümüzde UNESCO Dünya Mirası Alanı olan Bagerhat Tarihi Cami Şehri’dir.

Uluğ Han Cihan, adil bir yönetici olarak tanınır; yerel halka İslam’ı yaymış ve tarımı geliştirmiştir. Ölümünden sonra şehir ormanla kaplansa da, türbesi caminin yakınında ziyaret edilen bir yerdir.

Paylaşın

Bahla Kalesi: İslam Mimarisinin Olağanüstü Örneği

Orta Çağ İslam mimarisinin etkileyici bir örneği olan Bahla Kalesi, Umman’ın Bahla Vahası’nda, Djebel Akhdar (Yeşil Dağ) eteklerinde yer alan tarihi bir kaledir.

Haber Merkezi / 12. yüzyıldan 15. yüzyılın sonlarına kadar bölgeye hakim olan Banu Nabhan (Nabhani) kabilesi tarafından inşa edilen Bahla Kalesi, Umman’ın en eski ve en önemli kalelerinden biri olarak kabul edilir.

Kil (kerpiç) kullanılarak yapılmış surları ve yapılarıyla dikkat çeken kale, savunma amaçlı inşa edilmesinin yanı sıra, Nabhani Hanedanlığı döneminde bölgenin idari ve kültürel merkezi olarak da hizmet vermiştir. Yaklaşık 500 yıl boyunca Umman’ın başkenti olma özelliğini taşıyan Bahla, bu dönemde stratejik ve ticari açıdan önemli bir konuma sahiptir.

1987 yılında UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne alınan Bahla Kalesi, ancak 1988’den 2004’e kadar “Tehlike Altındaki Dünya Mirasları” listesinde yer almıştır. 2012 yılında tamamlanan kapsamlı restorasyon çalışmalarıyla kale yeniden ziyarete açılmıştır.

Bahla Kalesi’nin çevresindeki vaha, antik sulama sistemi “aflaj” ile beslenir ve bu sistem de Umman’ın kültürel mirasının bir parçasıdır. Kale, hem tarihi hem de mimari açıdan zengin bir deneyim sunar. Günümüzde Umman’ın en çok ziyaret edilen turistik noktalarından biridir.

Paylaşın

Sanat Tarihinin En Ünlü Beş Otoportresi

Koşan insanlar çizen ilk mağara adamından, eserleriyle yalnızlığı ve yabancılaşmayı gösteren modern, çağdaş sanatçılara kadar, sanat insanların çeşitli mesajlar iletmesine yardımcı olmuştur.

Haber Merkezi / Bu mesaj iletme yöntemlerinden biri de otoportrelerdir. İşte tarihin en ünlü otoportrelerinden beşi:

Vincent van Gogh’un ‘Sargılı Kulağı Olan Otoportre’si

Gelmiş geçmiş en üzücü otoportrelerden biri Vincent van Gogh’un ‘Sargılı Kulağı Olan Otoportre’sidir. Vincent van Gogh, ünlü ressam Paul Gauguin ile kavga ettikten sonra kendi kulağının bir kısmını kestikten sonra resmetmiştir.

Vincent van Gogh kendisini kürk astarlı bir palto ve yaralı kulağını kapatan bir bandajla gösterir. Yüzü oldukça solgun ve sarı görünür, gözlerinin arasında bir gerginlik hissi vardır.

Frida Kahlo’nun ‘Kısa Saçlı Otoportre’si

Frida Kahlo’nun ‘Kırpılmış Saçlı Otoportre’si, isyan ve özgür düşler haykıran bir otoportredir. Bu otoportre, kendisiyle son derece sorunlu bir ilişkisi olan Diego Rivera’dan boşandıktan sonra yapılmıştır.

Frida, resimde kendini büyük bir erkek takım elbisesiyle, elinde bir makasla ve uzun saçlarını yere sererek çizer ve insanlara isyanının ve değişiminin, ayrıntılı uzun saç kimliğini elinden alarak nasıl başladığını gösterir.

Claude Monet’nin ‘Bereli Otoportre’si

Monet’nin yaratımları klasik ve ikoniktir ve otoportresi de buna uygundur: Yumuşak renkler, gevşek fırça darbeleri ve belirgin bir ifade.

Monet resimde kendini açık mavi bir arka plana resmeder, kıyafetleri arkadaki açık renkle kontrast oluşturur. Gözleriyle izleyicinin arkasına bakıyormuş gibi görünür, sanki kendisinin yarattığı yaratımı görmeye kimin geldiğini görür gibi.

Gustave Courbet’in ‘Çaresiz Adam’ı

En ikonik ve etkileyici otoportrelerden biri de Gustave Courbet’nin ‘Çaresiz Adam’ıdır. Courbet kendini genç bir adam olarak resmeder, gözleri şaşkınlıkla kocaman açılmış ve elleri başının üstündedir. Bu çekimde o kadar çok ham duygu ve yoğunluk vardır ki insanlar durup tepkiyi neyin tetiklemiş olabileceğini düşünürler.

Gustave Courbet’yi geniş, dehşete kapılmış gözleri ve saçlarını kavrayan elleriyle oldukça yakışıklı bir genç adam olarak gösterir.

Artemisia Gentileschi’nin ‘Resmin Alegorisi Olarak Otoportre’ adlı eseri

Artemisia Gentileschi’nin ‘Resmin Alegorisi Olarak Otoportre’ adlı eseri yalnızca bir otoportre değil, aynı zamanda sanatçının olağanüstü yeteneklerinin de kanıtıdır.

Gentileschi resimde kendini, elini tuvale hafifçe yerleştirmiş ve gözleri fırça darbelerinin istediği gibi olup olmadığını analiz ederken gösteriyor.

Paylaşın

Madara Atlısı: Avrupa’da Türünün Tek Örneği

“Madara Süvarisi” ya da “Madara Binicisi” olarak da bilinen Madara Atlısı, Bulgaristan’ın kuzeydoğusunda, Şumen yakınlarındaki Madara köyü civarında bulunan tarihi bir kaya kabartmasıdır. 

Haber Merkezi / Madara Atlısı, 100 metre yüksekliğindeki bir kayalığın yaklaşık 23 metre yukarısına oyulmuştur. Kabartma, bir atlı figürünü tasvir eder; atlı, mızrağıyla bir aslanı vururken, önünde uçan bir kartal ve peşinden koşan bir köpek de sahnede yer alır. Bu kompozisyon, genellikle zafer ve güç sembolü olarak yorumlanır.

Yüzyılın başlarında, Birinci Bulgar Devleti’nin kuruluşundan kısa bir süre sonra yapıldığı tahmin edilen Madara Atlısı, Bulgar tarihinin ve kültürünün önemli bir simgesidir.

Birçok tarihçi, kabartmanın Han Tervel’i temsil ettiğini ve 705 yılında Bizans İmparatoru II. Justinianus’a yardım ederek kazanılan zaferi kutladığını öne sürer. Anıtın etrafındaki Yunanca yazıtlar da bu döneme dair bilgiler sunar ve Bulgar hanları Tervel, Krum ve Omurtag’dan bahseder.

Madara Atlısı, Avrupa’da Erken Orta Çağ’dan kalma tek kaya kabartması olmasıyla eşsizdir ve bu özelliğiyle 1979 yılında UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne alınmıştır. Bulgaristan’ın milli sembollerinden biri olarak kabul edilir ve ülkenin kültürel kimliğinde önemli bir yer tutar.

Paylaşın

Sri Lanka’nın Kutsal Şehri Polonnaruwa

Polonnaruwa Antik Kenti, Güney Asya ülkesi Sri Lanka’nın Kuzey Merkez Eyaleti’nde yer alan ve ülkenin ikinci en eski krallığı olan Polonnaruwa Krallığı’nın başkenti olarak tarihe geçmiştir.

Haber Merkezi / 11. ve 13. yüzyıllar arasında, yani yaklaşık üç yüzyıl boyunca Sri Lanka’nın siyasi ve kültürel merkezi olan Polonnaruwa, 993 yılında Anuradhapura’nın yıkılmasının ardından önem kazanmıştır.

Polonnaruwa, 1070 yılında Kral Vijayabahu I tarafından Chola istilacılarına karşı zafer kazanılarak başkent ilan edilmiş ve bu dönemde büyük bir gelişim göstermiştir.

Polonnaruwa, özellikle Kral Parakramabahu I döneminde (1153-1186) altın çağını yaşamıştır. Bu dönemde inşa edilen Parakrama Samudra adlı devasa sulama sistemi, bugün bile bölgedeki tarımı destekleyen bir mühendislik harikasıdır.

Kent, görkemli sarayları, tapınakları, stupaları ve Buda heykelleriyle ünlüdür. Gal Vihara’daki kaya oyma Buda heykelleri, Quadrangle’daki dini ve Lankatilaka Tapınağı gibi yapılar, buranın mimari ve sanatsal zenginliğini gözler önüne sermektedir.

1982 yılında UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne alınan Polonnaruwa Antik Kenti, Sri Lanka’nın en iyi korunmuş arkeolojik alanlarından biri olarak kabul edilir. Hem Chola hem de Sinhala krallıklarının izlerini taşıyan bu bölge, Budist kültürünün ve tarihin önemli bir merkezi olmuştur.

Ziyaretçiler, antik kenti bisikletle ya da yürüyerek keşfedebilir ve bu büyüleyici tarihe tanıklık edebilir. Polonnaruwa, Sri Lanka’nın Kültürel Üçgeni içinde yer alır ve tarih meraklıları için mutlaka görülmesi gereken bir duraktır.

Paylaşın