İstanbul’da Üniversite Öğrencisinin Aylık Maliyeti 23 Bin Liraya Çıktı

İPA’nın “Öğrenci Yaşam Maliyeti Araştırması”na göre, özel yurtta kalan bir üniversite öğrencisinin yaşam maliyeti bir sene içerisinde yüzde 57,17 oranında artış göstererek aylık 22 bin 920 liraya çıktı.

Araştırmaya göre, üç kişilik bir evde kalan bir öğrencinin aylık maliyeti bir yıl içerisinde yüzde 49,59’luk artışla 12 bin 535 liradan asgari ücretin de üstüne çıkarak 18bin 750 liraya yükseldi.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı İstanbul Planlama Ajansı’nın (İPA) “İstanbul’da Öğrenci Yaşam Maliyeti Araştırması 2024/2025” araştırması yayınlandı. Araştırmada, İstanbul’da yaşayan bir üniversite öğrencisinin aylık ve yıllık yaşam maliyetinin ne kadar değiştiği hesaplandı.

Öğrenci Yaşam Maliyeti Araştırması’na göre, özel yurtta kalan bir üniversite öğrencisinin yaşam maliyeti bir sene içerisinde yüzde 57,17 oranında artış göstererek aylık 22 bin 920 TL’ye yükseldi.

Üç kişilik bir evde kalan bir öğrencinin aylık maliyeti bir yıl içerisinde yüzde 49,59’luk artışla 12 bin 535 TL’den asgari ücretin de üstüne çıkarak 18 bin 750 TL’ye yükseldi. En yüksek artış kültür sanat ve kırtasiyede gözlenirken en düşük artış ulaşım ve teknoloji harcamalarında gözlendi.

İPA’nın araştırmasına göre, barınma, büyük kentlerde öğrenci olanların en büyük gider kalemi olmakla birlikte; yükseköğrenim gören gençlerin pek çok ihtiyacı artan enflasyon oranları ile birlikte daha maliyetli hale geldi.

Hesaplamada, öğrencilik durumuna özgü yaşam maliyetini oluşturan unsurlar olarak tanımlanabilecek barınma, market ve dışarıdan yemek gideri, fatura ödemeleri, kültür sanat, kırtasiye, kişisel bakım, ulaşım harcamaları gibi temel harcama kalemlerine yönelik veriler kullanıldı.

Barınma, market ve dışarıdan yemek harcaması, fatura ödemeleri gibi kalemler aylık harcama düzeyinde hesaplanırken; kıyafet ve teknoloji giderleri gibi düzenli olmayan harcamalar yıllık hesaplandı. Harcama kalemleri içerisinde en yüksek artış kültür sanat ve kırtasiyede olurken, en düşük artış ulaşım ve teknoloji harcamalarında oldu.

Üniversite öğrencilerinin yaşam maliyetleri içerisinde yer alan barınma ve fatura ödemelerinin payını doğru tespit edebilmek amacıyla hane tiplerine göre farklı hesaplamalar yapılırken, üniversite öğrencileri; özel yurtlarda ve öğrenci evinde yaşama durumlarına göre farklı kategorilerde değerlendirildi.

Özel yurtlarda kalan gençlerin barınma masrafı yapılan saha araştırmasından elde edilen değerlerin ortalaması üzerinden değerlendirilirken, öğrenci evi ücretleri için ise İstanbul’da mahalle düzeyinde elde edilen kira birim fiyatları üzerinden gerçekleştirilen kümeleme yöntemi sonucu İstanbul’da üniversite öğrencilerinin sıklıkla ev kiraladığı mahalleler üzerinden ortalama kira birim fiyatı belirlenerek; ortalama 120 metrekare, 3+1 odalı, 3 öğrencinin barınacağı bir ev için kişi başına düşen kira maliyeti hesaplandı.

2023-2024 yılında özel yurtta kalan bir öğrencinin İstanbul’da aylık yaşam maliyeti 14 bin 583 lira olurken, 2024-2025 öğretim döneminde bu maliyet yüzde 57,17 oranında artışla 22 bin 920 liraya çıktı. Aynı hesaplama, kiralık bir evde 3 kişi yaşayan öğrenciler için 12 bin 535 liradan 18 bin 750 liraya çıktı.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

“Türk Telekom” Kaynaklı “Varlık Fonu” Borçları 53 Milyar Lirayı Aştı

Türkiye Varlık Fonu’nun (TVF) 2023 yılı faaliyet raporunda, kurumun Türk Telekom için çektiği kredinin Türk Lirası cinsinden karşılığının 53 milyar 754 milyon liraya ulaştığı belirtildi.

2005 yılında özelleştirilen Türk Telekom kötü yönetim nedeniyle uçurumun kenarına sürüklendi. Türkiye Varlık Fonu (TVF), şirketin çoğunluk hisselerini Mart 2022’de aldı. 2024 itibarıyla borca saplanan kurumun kaderi adeta bankaların eline terk edildi.

CHP Milletvekili ve TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu Üyesi Cevdet Akay, Türkiye Varlık Fonu Raporu’na mercek tutarak Türk Telekom’un içinde bulunduğu batağı ortaya koydu. Türk Telekom’un hisselerinin alınması için Varlık Fonu tarafından 11 bankadan çekilen kredinin yalnızca sekiz ayda 5 milyar TL’nin üzerinde artarak 53 milyar TL’yi aştığı öğrenildi.

CHP’li Akay’ın çalışmasından edinilen bilgiye göre, Varlık Fonu, Türk Telekom’un hisselerinin alabilmek için 2022 yılında, toplam 11 bankadan 1 milyar 581 milyon 790 bin ABD Doları tutarında kredi çekti. 31 Aralık 2022 itibarıyla toplam 184 milyar 878 milyon TL olan Varlık Fonu’nun finansal borcunun 32 milyar 715 milyon TL’sinin Türk Telekom paylarının alımı amacıyla bankalardan çekilen kredilere ilişkin anapara, faiz ve kur farkı giderlerinden oluştuğu bildirildi.

Varlık Fonu’nun gecikmeli olarak yayımlanan 2023 yılı faaliyet raporu ise kredi borcunun katlanarak arttığını ortaya koydu. Varlık Fonu’nun Türk Telekom için çektiği kredinin Türk Lirası cinsinden karşılığının, ocak-ağustos döneminde artarak 53 milyar 754 milyon TL’ye ulaştığı belirtildi.

BirGün’den Mustafa Bildirci’nin aktardığına göre; İktidarın hatalı uygulamalarının faturasının yurttaşın omuzlarına yüklendiğinin altını çizen CHP Milletvekili Cevdet Akay, Türk Telekom kaynaklı Varlık Fonu borçlarına yönelik şu değerlendirmelerde bulundu:

“TVF’nin Türk Telekom’u satın almak için 11 bankadan aldığı 1 milyar 581 milyon dolarlık kredinin çekildiği tarihteki karşılığı 32 milyar TL’ye tekabül ederken, bugün bu tutar tahakkuk edecek olan faiz giderleri hariç 53 milyar 754 milyon TL’ye tekabül etmektedir. Bu durum, öngörüsüz politikaların ekonomimize verdiği zararı, yönetilemeyen kurumların devleti nasıl borç batağına sapladığının en büyük kanıtıdır.”

Paylaşın

Emeklilik Sistemi Kökten Değişiyor: Yeni Formül Belli Oldu

Emeklilik sisteminde köklü değişiklikleri içeren bir paketin hazırlığına devam eden ekonomi yönetimi, tüm seçeneklerin ayrı ayrı bütçeye getirisi ve götürüsünü hesaplıyor.

Ortaya konulacak çözüm yöntemlerinden hangisi için kanuni düzenleme hangisi için ikincil mevzuat düzenlemesi yapılacağı konusunda bir rapor hazırlanarak siyasilere sunulacak.

Hem maaş farkı, hem en düşük emekli aylığı sorunu aynı pakette gündeme gelebilir. Hesaplama yöntemi kaynaklı 2024 yılında emekli olacakların aylıklarının 2025’te emekli olacaklara göre yüzde 30 daha yüksek olması sebebiyle yığılmaların önlenmesine yönelik çalışmalar sürüyor.

Ekonomim’de yer alan bilgilere göre, ekonomi yönetimi şu anda uygulamanın etki analizi üzerinde çalışıyor. Bir yandan uygulamanın bütçeye getirisi ve götürüsüne bakılırken, diğer yandan da düzenlemenin hangi yöntemle yapılacağı yönünde çalışmalar yapılıyor. Çalışmanın sonucuna göre yönetmelik gibi ikincil mevzuat yeterliyse, sorun yasal düzenleme yapılmadan çözülecek.

Aylıklarda hesaplama yöntemi kaynaklı 2024 yılında emekli olacakların, takip eden yıllara göre yüzde 30 daha yüksek aylık alacak olmaları bu yıl emekli olacakların sayısında ciddi artış yaşatacak.

Halen sigortalı olarak çalışanlardan hem prim hem de gelir vergisi alınmayacağı gibi bunlara SGK tarafından aylık ödenecek olmasının bütçeye büyük yük getireceği bekleniyor.

Ekonomi yönetimi bunun önüne geçmek için emeklilik hakkı kazananların, hangi yıl emekli olursa olsun en yüksek hangi yıla karşılık geliyorsa o yıl için hesaplanan aylığı almasına yönelik bir çalışma başlatıldı.

Ancak bu çalışma ile birlikte genel emeklilik sistemini de bir anlamda kökünden değiştirebilecek başka bir düzenleme üzerinde çalışılıyor. Halen en düşük emekli aylığı 12 bin 500 lira düzeyinde ve kök aylığı bunun altında olan yüzbinlerce emeklinin aylığı bu rakama tamamlanıyor.

Aylıkların tamamlanması uygulamasından vazgeçilerek, bu tutara karşılık gelen sosyal destek verilmesi yöntemi üzerinde çalışma yapıldığı, daha önce gündeme gelmişti. Çalışmada aylık bağlama esaslarında da bir değişiklik yapılarak, prim günü ile aylıklar arasındaki dengesizliğin de giderilmesi amaçlanıyor.

Yani 7 bin gün prim ödeyen ile 9 bin gün prim ödeyen kişiler aynı aylığı almayacak. Edinilen bilgilere göre yeni yapılacak çalışmada bu iki konu bir arada gündeme getirilecek.

Bununla ilgili genel bir paket hazırlanacak. Şu anda bürokratlar ve ekonomi yönetimi, yapılacak çalışmaların etki analizi üzerinde duruyor. Tüm seçeneklerin ayrı ayrı bütçeye getirisi ve götürüsü hesaplanıyor. Etki analizi uyarınca ortaya konulacak çözüm yöntemlerinden hangisi için kanuni düzenleme hangisi için ikincil mevzuat düzenlemesi yapılacağı konusunda da bir rapor hazırlanarak siyasilere sunulacak.

Paylaşın

Vatandaşın Yıllık Enflasyon Beklentisi Yüzde 71,6

12 ay sonrası yıllık enflasyon beklentileri, piyasa katılımcıları için 1,2 puan azalarak yüzde 27,5, reel sektör için 2,7 puan azalarak yüzde 51,1, hanehalkı için 1,5 puan azalarak yüzde 71,6 seviyesine geriledi.

Haber Merkezi / Gelecek 12 aylık dönemde enflasyonun düşeceğini bekleyen hanehalkı oranı bir önceki aya göre 0,6 puan azalarak yüzde 29,0 seviyesinde gerçekleşti.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), Sektörel Enflasyon Beklentileri Eylül 2024 verilerini açıkladı.

Buna göre; 2024 yılı Eylül ayında 12 ay sonrası yıllık enflasyon beklentileri, piyasa katılımcıları için 1,2 puan azalarak yüzde 27,5 seviyesine, reel sektör için 2,7 puan azalarak yüzde 51,1 seviyesine, hanehalkı için 1,5 puan azalarak yüzde 71,6 seviyesine geriledi.

Gelecek 12 aylık dönemde enflasyonun düşeceğini bekleyen hanehalkı oranı bir önceki aya göre 0,6 puan azalarak yüzde 29,0 seviyesinde gerçekleşti.

Sektörel Enflasyon Beklentileri, Piyasa Katılımcıları Anketi, İktisadi Yönelim Anketi ve Türkiye İstatistik Kurumu iş birliğiyle yürütülen Tüketici Eğilim Anketi ile finansal ve reel sektör uzmanlarının, imalat sanayi firmalarının ve hanehalkının 12 ay sonrası yıllık tüketici enflasyonu beklentileri derlenerek elde edildi.

Paylaşın

Allianz Raporu: Türkiye’de Orta Sınıf Eriyor

Allianz’ın Küresel Varlık Raporu’nda, Türkiye, Brezilya, Hindistan, Rusya, Endonezya ve ABD’nin de aralarında olduğu 15 ülkede “orta sınıfın küçüldüğü” belirtildi.

Rapora göre, dünyanın özel hanelerin sahip olduğu servete göre en zengin ülkeler sıralamasında ise Türkiye kişi başına ortalama 3 bin 240 euroluk maddi varlık ile 46. sırada bulunuyor.

Dünyanin en büyük sigorta şirketlerinden Allianz tarafından yaynlanan Küresel Varlık Raporu’na göre özel hanelerin dünya genelinde sahip olduğu servet, 2023 yılında bir önceki yıla oranla yüzde 7,6 artarak 239 trilyon euroya yükseldi.

Rapora göre, geçen sene hisse senetlerinin borsalarda yükselişe geçmesi sebebiyle 2024’te de servet artışı tahminen yüzde 6,5 oranında devam edecek.

Allianz’ın raporu Türkiye’de geçen yıl özel hanelerin servetinde yüzde 68,7’lik bir artış yaşandığını ve bu servetin toplamda 381 milyar euroya yükseldiğini ortaya koyuyor.

Ancak dünya genelinde yüzde 64,6 enflasyona sahip Kolombiya ile birlikte Türkiye de, resmi rakamlara göre yüzde 68’lik enflasyonla bir hiperenflasyon ülkesi olarak değerlendiriliyor. Bu da yaşanan servet artışının enflasyondan arındırıldığında kayda değer bir oranda olmadığını gösteriyor.

Raporun dikkat çekici bir başka noktası ise, Türkiye’nin aralarında Brezilya, Hindistan, Rusya, Endonezya ve ABD’nin de olduğu 15 ülke ile birlikte “orta sınıfın küçüldüğü” ülkeler arasında gösteriliyor olması.

Dünyanın özel hanelerin sahip olduğu servete göre en zengin ülkeler sıralamasında ise Türkiye kişi başına ortalama 3 bin 240 euroluk maddi varlık ile 46. sırada bulunuyor.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Mehmet Şimşek: Kayıt Dışı Kazançların Peşindeyiz

Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, “Kayıt dışılığın neden olduğu haksız rekabeti ve vergi kaybını gidermek için sektörel saha denetimlerimizi yoğun şekilde sürdürüyoruz” dedi ve ekledi:

“Vergilendirilmeyen kazançla çok harcayanları, lüks harcama yapan ancak vergi matrahını düşük gösterenleri yakından izlemeyi sürdüreceğiz. Kayıt dışı kazançların peşindeyiz. Vergide adaleti ve etkinliği artırmak amacıyla kayıt dışılıkla mücadelemiz hız kesmiyor.”

Hazine ve Maliye Bakanlığı, “çok kazanan ancak az vergi veren” mükelleflere yönelik incelemeleri kapsamında lüks yat ve tekne satışlarını takibe alırken, bu kapsamda 2021-2023 yıllarındaki satışlardan 1,4 milyar liralık vergi kaybı saptadı.

AA muhabirinin bakanlıktan edindiği bilgilere göre, Gelir İdaresi Başkanlığı, yüksek gelir elde eden, lüks tüketimde bulunan ancak buna uygun vergi ödemeyen mükellefleri yakından izliyor.

Kayıt dışı ekonomiyle mücadele kapsamında turizm bölgelerindeki lüks harcamaları yakından takip eden Gelir İdaresi, özel yat ve tekne satışlarını inceleme altına aldı.

Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığından elde edilen verilerle uluslararası bilgi değişimi kapsamında elde edilen bilgileri kendi verileriyle çapraz kontrole tabi tutan Başkanlık, 2021-2023 yıllarındaki satışların büyük kısmında yüksek miktarda vergi kaybı tespit etti. Riskli mükelleflere odaklanan Başkanlık, söz konusu 3 yılda 45 binin üzerinde özel tekne ve yat satışı yapıldığını belirledi.

Söz konusu lüks taşıtların sigorta verileriyle kasko değerlerini de inceleyen Başkanlık, yaptığı bu analizlerle yürüttüğü saha çalışmalarıyla satışların gerçek bedelle beyanlara yansımadığını saptadı.

Analizlerde 15 bin gerçek kişi ve 1527 şirketin özel tekne ve yat satışlarında beyan edilen satış bedeliyle gerçek satış fiyatı arasında büyük fark bulundu. Bu mükelleflerin para transferleri inceleme altına alınırken, ilk tespitlere göre 1,4 milyar liralık kayıt dışı hasılat tespit edildi.

Bu arada, Gelir Vergisi Kanunu’na göre, gemi ve yat gibi taşıtların 5 yıl içinde elden çıkarılmasından doğan kazançlar, değer artışı kazancı sayılıyor. Yat ve tekneleri aldıkları tarihten başlayarak 5 yıl içinde elden çıkaranların alış maliyetleri ve satış bedeli arasında oluşan fark üzerinden vergilendirme yapılıyor. Bu satışların ticari kazanç sayılması durumunda ise hem gelir veya kurumlar vergisi hem de satış bedeli üzerinden ayrıca KDV alınması gerekiyor.

Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, konuya ilişkin değerlendirmesinde, “Çok kazanan ancak az vergi verenlerin kapısını çalmaya devam ediyoruz. Kayıt dışı ekonomiyle mücadelemiz sektör sektör genişliyor. İncelemeler sonucunda, satış bedellerini düşük gösterenlerden gerekli vergi ve cezalar talep edilecek.” dedi.

Gelir İdaresince bu alanda yapılan çalışmalara devam edileceğini ve yeni denetim yöntemlerinin de devreye alınacağını bildiren Şimşek, şunları kaydetti:

Kayıt dışılığın neden olduğu haksız rekabeti ve vergi kaybını gidermek için sektörel saha denetimlerimizi yoğun şekilde sürdürüyoruz. Vergilendirilmeyen kazançla çok harcayanları, lüks harcama yapan ancak vergi matrahını düşük gösterenleri yakından izlemeyi sürdüreceğiz. Kayıt dışı kazançların peşindeyiz. Vergide adaleti ve etkinliği artırmak amacıyla kayıt dışılıkla mücadelemiz hız kesmiyor.

Paylaşın

Patronlara Göre De “Ekonomide En Kötü Geride Kaldı”

TÜSİAD Başkanı Orhan Turan, “Enflasyon açısından bakarsak aslında ekonomide en kötü geride kaldı diyebiliriz. Çünkü Yüzde 70’leri, 60’ları gördük. Şimdi yüzde 50’lerdeyiz” dedi.

Türk Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (TÜSİAD) Başkanı Orhan Turan, Nasıl Bir Ekonomi TV’de yayınlanan Ekonomi Masası’nda açıklamalarda bulundu.

Ekonomim’in haberine göre Turan şunları kaydetti: Enflasyon açısından bakarsak aslında ekonomide en kötü geride kaldı diyebiliriz. Çünkü Yüzde 70’leri, 60’ları gördük. Şimdi yüzde 50’lerdeyiz. Ama genel ekonomideki büyüme finansmana erişim, finansman maliyetleri açısından baktığımız zaman henüz en kötü geride kaldı diyemeyebiliriz. Geçen sene hep insan kaynağı ve finansman konuşulurdu. Şimdi finansmana erişim ve finansmanın maliyetleri konuşuluyor.

Son birkaç aydır değişik sektörlerden duyuyorum. Aranan kadroların daha rahat istihdam edilebildiği ile ilgili birkaç aydır sinyaller alıyorum. Pandemide bilişim teknolojileriyle ilgili şirketlerin korkunç bir kadro açığı vardı. 3 sene önce IT çalışanı bulmak çok zordu. Geçen son 2 yılda da iş gücünün her kademesinde sıkıntı yaşandı. Gebze’de 50 yıllık bir şirketin sahibi “Geçen sene ilk olarak kapıya niteliksiz eleman arıyorum diye tabela astım”  demişti. Ama son 2 aydır daha rahat eleman bulunduğunu görüyorum. Önceden bir pozisyona 60 günde eleman bulunuyordu ama şimdi bir haftada bulunduğu sinyallerini alıyorum.

Merkez Bankası’nın faiz indirimi konusunda erken davranmaması gerekiyor. Kasımda veya aralıkta 250 baz puan indirim olabilir. Çok erken yaparsa aynı döngüyü sürekli yaşarız. Fikir Üreten Fabrika kitabına baktım. 50 yıl önce de döviz kuru, kayıt dışılık, vergi maddeleri konuşuluyormuş. Şimdi de aynı maddeleri konuşuyoruz. Dönüyoruz, dolaşıyoruz, aynı yerlere geliyoruz. Yani onun için biraz sabırlı olmamız gerekiyor. Bu iş tabii para politikası yanında maliye politikasıyla desteklenmeye çalışılıyor ama biraz daha. Maliye politikasının daha etkin olması lazım ama bunu biz yapısal reformlarla desteklemezsek, korkarım 3-4 sene sonra da aynı şeyleri konuşuruz.

Geçen gün bir üyemizle konuşuyorduk. “Eskiden 500, 600 dolarlık ya da 700 dolarlık iş yapıyorduk. Şimdi 2.000 dolarlık iş yapmamız lazım” diyor. Hep konuşuyoruz. İhracatımıza baktığımız zaman yüksek teknolojinin payı yüzde 3’ü geçmiyor. 2000 yılında bizim yüksek teknoloji ihracatımız 1,6 milyar dolar, Vietnam’ın 500 milyon dolarmış. 2022 yılında biz 2 milyar dolara çıkarmışız, Vietnam 137 milyar dolara çıkarmış. Tabii ki yüksek teknolojiye ulaşmak bugünden yarına olacak, kolay bir şey değil. Nitelikli insan kaynağı ve bunu sağlayacak eğitim gerekiyor. Türkiye’nin artık insan kaynağı, Ar-Ge, bilim, inovasyon, kurum ve kurallara yatırım yapması lazım. Bunları yaparsak biz ancak 20 sene içerisinde 30.000 dolara çıkacağımızı görüyoruz. 23 sene geçmiş. İhracatımızda yüksek teknolojinin payı hâlâ yüzde 2-3’lerde. Bu koşullar aslında bir anlamda da zorluyor. Türkiye’yi. Türkiye kabuk değiştiriyor.

Mario Draghi, Avrupa Birliği’nin sanayi stratejisiyle ilgili çok kapsamlı bir rapor hazırladı. Avrupa Birliği’nin de dünya ekonomisinden aldığı pay azalıyor. Buna göre çözüm üretmeye çalışıyor. Her yıl 700-800 milyar dolar yatırım yapmaları gerekiyor. Çünkü Çin geliyor, ABD sıkıştırıyor. ABD’de enerji daha ucuz. Avrupa Birliği enerji yoğun işlerden çıkıyor. Türkiye’nin de artık enerji ve emek yoğun işleri orta vadede masanın üstüne koyması lazım. Geçtiğimiz dönemde eylül ayında doğalgaza yüzde 50 zam geldiğinde çimentocular Fas, Mısır bizim elimizden iş alıyor dedi. Çimentoda da yüzde 70-75 enerji yoğun bir sektör. Türkiye’nin sanayi, kalkınma, büyüme stratejisini tekrar masaya yatırması gerekiyor.

Yurtdışından gelen büyükelçiler Türkiye’nin önemini anlatıyorlar. Türkiye özellikle pandemi de global tedarik zincirinde ön plana çıktı. Avrupa ülkeleri, Amerika tek bir ülkeye bağlı kalmamayı öğrendi.  Tedariki çeşitlendirmek istediklerinde Vietnam ve Türkiye öne çıkıyordu. Ama biz içeride gereksiz, anlamsız regülasyonlarla zaman kaybettiğimiz için globaldeki trendi kaçırıyoruz. Türkiye bir üretim üssü. Bizim ciddi bir sanayi deneyimimiz var. Eleştirsek bile yetişkin kadrolarımız var. Fakat Türkiye’nin şunu yapması gerekiyor: Her şeyi üretmenin ötesinde daha katma değerli üretim yapmamız lazım ve bunu da ihraç etmemiz gerekiyor. Bu da yine iyi bir eğitim, nitelikli insan kaynağına dayanıyor.

Ben İMSAD başkanıyken birim değerde 1 dolara yapı malzemeleri ihracatı yapıyorduk.  Şimdi 48-50 sent. Ben 2011’de başkanlığı bıraktım.  İthalatımıza bakıyorum, inşaat yapı malzemeleri 3,5-4 dolar. Pahalı ithal ediyoruz, ucuz ihraç ediyoruz. O anlamda bu değişim de bir anda olmaz. Bu bir strateji gerektirir. Sanayi stratejimizi tekrar gözden geçirmemiz lazım. Yani biz şeyi üretmek yerine daha katma değerli ve marka değerini güçlendirecek ürünler üreterek ihraç etmeliyiz.

Biz karar vericilerle konuştuğumuz zaman doğal olarak HIT-30 Programı’nda   selektif kredi yapmak istediklerini söylüyorlar. Avrupa Birliği’nin ikiz dönüşümü var. Dijital dönüşüm ve yeşil dönüşüm. HIT-30’da bu teknolojik değişimi yapmak isteyen şirketlere yönelik bir program. Dönüşümü bunlarla desteklememiz lazım. Daha az enerji tüketen, atmosferi daha az kirleten, daha verimli şirketlere teşvik verilmesi gerekir. Aslında Türkiye dünyada en fazla teşvik uygulayan ülkelerden biri ama etki analizi yapılmıyor. Şimdi HIT-30, daha spesifik, ihracata dayalı teknoloji üretecek, dijital dönüşüm ve yeşil dönüşüme uyum sağlayacak şirketlere destek verilmesini amaçlayan bir program.

“Türkiye’nin en öncelikli problemi enflasyonla mücadele”

Biz bu programı destekliyoruz. Türkiye’nin en öncelikli problemi enflasyonla mücadele. Enflasyonu tek haneye düşüremediğimiz sürece yapısal adımları atma şansımız yok. Tabii ki programda ince ayarlar yapılması gerekiyor. Mesela Orta Vadeli Program’da 2025 enflasyon hedefini biraz iyimser görüyoruz. Yüzde 4 büyüme ve enflasyon hedeflerinde  uyumsuzluk var. Yani hem büyüyelim hem enflasyon düşsün hem de verimliliği artırmayalım. Biraz çelişiyor. Ancak bu sene için tahminlerimize yakın OVP’deki tahminler.

Asgari ücreti günün koşullarına göre revize edilmesi lazım. Gelişmiş ülkelerde hane halkının giderinin yüzde 9’unu gıda oluşturuyor. Bizde yüzde 30’ların üzerine çıkmış. Bizde biraz hizmet sektörünün de etkisi var. Bayramlarda ve tatil döneminde insanlar hep Yunan adalarına gitti. Çünkü daha ekonomik. Bunu çözmemiz lazım.

Türkiye’nin katma değerli üretim yapıp ihraç edebilmesi için nitelikli insan kaynağına ihtiyacı var. Bu da eğitime dayanıyor. Sanayide ana eleman konusu memleket meselesi. Sanayide çalışmayı özendirmemiz lazım. Şu andan insanlar sanayide çalışmak yerine AVM’de güvenlik görevlisi ve motokurye olmayı tercih ediyor. Ekonomi 2025’te bir şekilde toparlamaya başlayacak. Enflasyonda tek hanelere yaklaştıkça talepte ciddi bir hareketlilik olacak. O zaman arzda problem çıkabilir. Şimdiden söyleyeyim. 2026’da arzla ilgili problemimiz olabilir. Yani iş gücü yeterince olmadığı için üretim yapamayan şirketler olduğunu duyuyorum. Belki önümüzdeki birkaç ay boyunca hissetmeyeceğiz ama 2025’in 5’inci, 6’ncı ayından itibaren ana eleman kadro konusu sorun olacak. Şu anda bekleyen bir talep var. 2025’in 2’nci yarısında veya 2026’nın başında arz problemi çıkacağını öngörüyorum.

Biz uluslararası doğrudan yatırım da çekemiyoruz. 2000’lerin başlarından itibaren 22 milyar dolara kadar çıktık. Şu anda binde 8’e düştük. Çoğu da gayrimenkule geliyor. Bu da son dönemlerde biraz azaldı. Şimdi bizim bu uluslararası doğrudan yatırım hedefimiz 2028 için yüzde 1,5. Polonya’da şu anda yüzde 3, Brezilya’da yüzde 5. Yani biz uluslararası doğrudan yatırımı da çekmek zorundayız. Onun için de tabii ki öngörülebilirlik, hukuk, kurumlar, kurallar önemli. Bunlar netleştiği zaman daha fazla yatırım çekebiliriz.”

Paylaşın

Enflasyon Tek Haneye Düşecek Mi? Şimşek Açıkladı

Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, “Türkiye’nin şu an en büyük problemi geçim sıkıntısı ve gelir dağılımının bozulmasıdır. Kalıcı refah artışı için enflasyonu tekrar tek haneye indireceğiz. AK Parti daha önce bunu başardı” dedi ve ekledi:

“90’lı yıllarda ortalama enflasyon 70’lerin üzerinde. Kolay değildi. Ama biz 2003 sonrasında enflasyonu tek haneye düşürdük ve orada tuttuk. Hain darbe girişime kadar. 2025’in ikinci yarısında rahatlama çok belirgin bir şekilde hissedilecek. Fiyatlardaki artış hızı zaten yavaşladı. Genelde hizmet enflasyonu kemikleşir, katılaşır ve onu indirmek daha çok zaman alır. Bakın çünkü geriden geliyor. Örnek olarak kira.

Kira hizmet enflasyonun içinde yani önemli bir kalem. Kiraları yönelik bir %25 uygulama yani üst limit getirilmişti. Bu kalktı. Şimdi neye bakarsanız bir önceki yılın enflasyonunu. Yani yeni kiralar yenilenirken son 12 aylık enflasyonu yazdırırsınız değil mi? Dolayısıyla hizmet enflasyonu daha katıdır ve daha yavaş düşer. Gelecek sene haziran ve temmuzda yüzde 20 yansıyacak. Bundan dolayı zamana ihtiyacımız var. Yani fiyat artışlarındaki yavaşlama hissedilir derecede.”

Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, CNN Türk’e konuştu. Ülkenin dış kırılganlığını azaltmak istediklerini belirten Bakan Şimşek ”Birincil önceliğimiz ülkenin dış kırılganlığını azaltmak. Bu bizim ana hedeflerimizden bir tanesiydi. İkinci başlığımız da enflasyonu kontrol altına almak. Bizim geçen sene başlarken makro finansal istikrar derken bunu kastettik. Geçen sene mayıs ayı itibarıyla 57 milyar dolarlık cari açığımız vardı. Cari açığı 19 milyar dolar civarına indirdik. Çok önemli bir kazanım. Cari açığı önemli ölçüde azalttık. Uluslararası rezervlerimiz bugün itibarıyla 147 milyar dolar civarına çıktı. 153 milyar dolar üzerinde rezerv olacak. Net rezervlerimiz 78 milyar dolar iyileşti. Yaklaşık 90 milyar dolar üzerinde cuma günü itibarıyla iyileşme var. Bu da kırılganlığımızı azalttı. Ülkemizin uluslararası rezervleri arttı” dedi.

Risk primlerini 700 baz puandan 270’in altına indirdiklerini belirten Mehmet Şimşek şunları söyledi: “Ülkemizin mayıs ayında risk primi çok yükselti. 700 baz puanın üzerindeydi. Şu an itibarıyla 270’in altına düştü. Risk primimizdeki düşüş bize benzer ülkelere göre çok daha iyi. 700 baz puandan 270 baz puanın altına düşürdük. Hala yüksek ama doğru yoldayız. Dış borçlanma maliyetimiz düştü.”

Risk primlerinin düşmesi nedeniyle daha ucuz borçlanıldığını belirten Bakan Şimşek şunlara değindi: “İkinci olarak ülkenin rezervlerini biz iyileştirdik. Uluslararası rezervlerimiz geçen sene Mayıs ayında brüt olarak 98,5 milyar dolar. Bugün itibariyle açıklanan, yani geçen Perşembe günü açıklanan resmi rakamlar 147 milyar dolar civarına çıktı. 98,5 milyar dolardan 147’ye çıktı.

Ama Cuma kapanışı itibariyle söyleyebilirim, 153 milyar doların üzerinde bir rezervimiz var. Rezervlerimiz arttı. Swap hariç piyasada çok tartışılan bir konu. Yani yurt dışından veya içerideki bankalardan geçici olarak, diyelim ki Alman dövize karşı TL verilmiş. Yani bu 98,5 milyar dolar swap dahil. Swapları hariç tuttuğumuzda eksi 60,5 milyar dolarımız vardı. Şimdi biz bunu yaklaşık 78 milyar dolar iyileştirdik.

Yani rezervlerimiz, net rezervlerimiz swap hariç, net rezervlerimiz 78 milyar dolar iyileşti. Bu çok ciddi bir rakam. Çünkü şöyle bir perspektif vereyim; Mesela bizim en iyi dönemimiz 2003-2013’tür. Bu 10 yıllık süreçte net rezervlerimizdeki artış yaklaşık 38 milyar dolardı. Şimdi ne kadar? Şimdi son bir yılda net rezervlerimizdeki artış açıklanan rakamlar üzerinden 78 milyar dolar. Ama muhtemelen dediğim gibi bu son haftada çok ciddi girişler var. Yani yaklaşık 90 milyar doların üzerinde net rezervlerde cuma günü itibariyle bir iyileşme var. Bu da kırılganlığımızı azalttı.

Neden? Çünkü rezerv olduğu zaman dış şoklara karşı tepki verilmiyorsunuz. En önemli bileşenlerden bir tanesi bu. Kırılganlığın azalması? Tabii, dış kırılganlığın azalması. Şimdi ben size parça parça anlatayım. Mesela ülkemizin risk primi geçen sene çok yüksektir. Risk primimiz 700 baz puanın üzerindeydi. Şu an itibariyle 270’in altına düştü. Ve bizim Risk primimizdeki düşüş, bize benzer ülkelere göre çok çok daha iyi. Dolayısıyla biz 700 baz puandan Risk priminin 270 baz puanın altına düşürdük.

270 baz puanın Risk primi yüksek bu arada, hala yüksek. Ama doğru yoldayız. Şimdi Risk primi ne işe yarar diye vatandaşlarımız sorabilirler. Genelde siz yurt dışından borçlandığınız zaman, aynı vadedeki, Amerikan tahvil, Amerika’nın sattığı kağıdın getirisini baz alıyorlar. Ona Risk free diyorlar, yani risksiz getiriyorlar. Onun üzerine sizin mutlaka Risk priminizi en az ekliyorlar. Dolayısıyla bizim dış borçlanma maliyetimiz düştü.

Bakın size bir rakam vereyim. Geçen sene Ocak ayında bizim bir borçlanmamız olmuş, 10 yıl vadeli. yüzde 975’ten, yaklaşık yüzde 10’dan dolar bazında borçlanmıştık. Dolar bazında geçen sene 10 yıl vadeli yüzde 10 civarında bir faizle borçlanmıştık. Bugün itibariyle bu 6.8’e kadar düştü. Dolayısıyla biz dışarıdan şimdi daha ucuza borçlanıyoruz.”

Gri listeden çıkmanın çok önemli olduğunu belirten Mehmet Şimşek ”Türkiye gri listeden çıktı. Bu önemli bir kazanım. Yurt dışında hesap açmak zorunda kalırsanız o zaman gri listedeki ülkelerin vatandaşların şirketlerine özel bir inceleme süreci var. Bizim itibarımız arttı. Türkiye’nin itibarı arttı. Bunlar dış kırılganlığımızı azaltan, dayanıklılığımızı artıran unsurlar” dedi.

“En zor süreç geride kaldı”

İlk yılın enflasyonun geçiş dönemi olduğunu açıklayan Mehmet Şimşek KKM riskini ve kur riskini yönettiklerine değinerek şu ifadeleri kullandı: “Enflasyonda ilk yılı geçiş yılı olarak kabul ettik. Bizde finansal istikrarı önceliklendirdik. Çünkü kırılganlıklarımız vardı. Onları giderdik. Kırılganlıkları yönetmeniz lazımdı. Bakın politika yaparken, çerçeve çizerken, her zaman en kritiğinden başlarsınız diğerlerini zamana yararsınız. Koşullar önce enflasyonu yükseltecek nitelikte. Daha sonra biz indirebilecek para politikası gecikmeyle geliyor.

Biz KKM riskini yönettik, kur riskini yönettik, bütçe açığını kontrol altına aldık. Bunları yapmasaydık, enflasyon çok farklı düzeyde olabilirdi. Şimdi üç teknik birimimiz oturuyor diyorlar ki, kur, petrol fiyatları vs. şöyle şöyle olursa modelleri var tahmin ediyorlar. Biz de programımızda bunun ortalamasını aldık. Herhangi bir müdahalemiz olmadı. Petrol fiyatlarını tuttursak, bir takım önemli varsayımlarımız var. Gerçek dünya çok kompleks ve karmaşık.

Modelleme ile tahminler yapıyorsunuz ve çok büyük tahminler içeriyor. En zorlu süreci geride bıraktık. Finansal riskleri yöneterek, önemli bir eşiği aştık. Sıkıntıların farkındayız, vatandaşlarımız şikayette haklı. Markete pazara gidiyorum, geçen hafta eşim Esra hanım dedi ki, markete uğrayalım. Vatandaşlarımız geldi, şikayetleri doğru. Haklılar, bir geçim sıkıntımız var. Enflasyon en kötü ve adaletsiz vergidir. Gelir dağılımını bozuyor.

Ne yapıp edip, kalıcı refah ve alım gücü için enflasyonu kontrol altına alıp aşağıya indirmemiz lazım. Enflasyonun 40 civarına inmesi fiyatların düştüğü anlamına gelmiyor. Enflasyon hızındaki düşüş geçen sene ortalama bir sepetin artışı yüzde 65 idi, bu sene ise yüzde 40 arttı. Fiyatlar artıyor ama daha yavaş artıyor. Şunun altını tekrar çizmek istiyorum. Vatandaşın dar gelirlinin çok etkilendiğinin farkındayız ama kestirme çözümler yok.”

Türkiye’nin en büyük probleminin geçim sıkıntısı ve gelir dağılımının bozulması olduğunu belirten Bakan Şimşek şunları söyledi: “Türkiye’nin şu an en büyük problemi geçim sıkıntısı ve gelir dağılımının bozulmasıdır. Kalıcı refah artışı için enflasyonu tekrar tek haneye indireceğiz. AK Parti daha önce bunu başardı. 90’lı yıllarda ortalama enflasyon 70’lerin üzerinde. Kolay değildi.

Ama biz 2003 sonrasında enflasyonu tek haneye düşürdük ve orada tuttuk. Hain darbe girişime kadar. 2025’in ikinci yarısında rahatlama çok belirgin bir şekilde hissedilecek. Fiyatlardaki artış hızı zaten yavaşladı. Genelde hizmet enflasyonu kemikleşir, katılaşır ve onu indirmek daha çok zaman alır. Bakın çünkü geriden geliyor. Örnek olarak kira. Kira hizmet enflasyonun içinde yani önemli bir kalem.

Kiraları yönelik bir %25 uygulama yani üst limit getirilmişti. Bu kalktı. Şimdi neye bakarsanız bir önceki yılın enflasyonunu. Yani yeni kiralar yenilenirken son 12 aylık enflasyonu yazdırırsınız değil mi? Dolayısıyla hizmet enflasyonu daha katıdır ve daha yavaş düşer. Gelecek sene haziran ve temmuzda yüzde 20 yansıyacak. Bundan dolayı zamana ihtiyacımız var. Yani fiyat artışlarındaki yavaşlama hissedilir derecede.”

Deprem bölgesinde 201 bin yeni konutun teslim edileceğini belirterek arzın artacağını belirten Mehmet Şimşek şu ifadeleri kullandı: “Örneğin konut arzını artıracağız. Deprem bölgesinde bu sene 201 bin konut teslim edilecek. Gelecek sene 250 bin ilave konut sunulacak. İstanbul’da da konut arzını artıracak programlar var. Hizmetteki düşüş daha da belirgin şekilde hissedilecek. Mal enflasyonunda çok büyük bir eşiği aşmak üzereyiz.

Hizmet enflasyonu da düşecek. Zamana ihtiyacımız var, sabır gerekiyor. Biz bir şok terapi uygulamadık. O seçeneğin doğru olmadığını gördük. Bizim buradaki maksadımız, biz hayat pahalılığını kabul ediyoruz ve ilk yıl makro istikrarı öncelediğimizi söylüyorum. Rezerv bir sorun olmaktan çıkmıştır. Büyük riskleri azalttık. Sabra ve zaman ihtiyacımız var. Cumhurbaşkanımızın da desteği tam.”

IBAN ile ödeme yasağının kara para ve illegal işlere tedbir olarak alındığını belirten Bakan Şimşek ”IBAN’ın birkaç boyutu var. Gençlerimizin özellikle bilmedikleri şahıslara kendi ibanlarını kullandırtmalarının ciddi tehlikeleri var. Gönderdiğiniz hesap, kara para aklıyor olabilir. Terörün finansmanında kullanılabilir.

Bizdeki en önemli konu kayıt dışılık. Mesela gidiyorsunuz bir yere kredi kartı geçmiyor diyorlar. Bunu hiçbir müessese diyemez, çünkü yazar kasa ile pos makinesini birleştirdik. Ticari bir IBAN ise zaten sorun yok. Biz de çok sofistike yazılımlar var. Bakıyoruz bir akrabalık mı var, yoksa ticari bir ilişki mi var? İlgisiz hesaplardan sürekli bir para akışı varsa o zaten şüpheli bir durumdur” ifadesinde bulundu.

Paylaşın

Sağlıklı Beslenmenin Maliyeti Günlük 890 Lirayı Geçti!

BES-AR’a göre, 4 kişilik bir memur ailesinin sağlıklı beslenmesi için aylık yapması gereken harcama tutarı eylül ayında 27 bin 270 liraya yükseldi. Başka bir ifadeyle sağlıklı beslenmenin maliyeti günlük 890 lirayı geçti!

Haber Merkezi / Büro Emekçileri Sendikası Araştırma Merkezi (BES-AR) 2024 Eylül açlık ve yoksulluk sınırı verilerini açıkladı.

Buna göre; Gıda madde fiyatları üzerinden yapılan hesaplamaya göre dört kişilik bir memur ailesinin sağlıklı beslenmesi için aylık yapması gereken harcama tutarı eylül ayı için 27 bin 270 lira, tek bir (bekâr) çalışanın yaşam maliyeti 32 bin 120 lira, gıda harcaması ile giyim, konut (kira, elektrik, su, yakıt), ulaşım, eğitim, sağlık ve benzeri ihtiyaçlar için yapılması zorunlu diğer aylık harcamalarının toplam tutarı, kısacası yoksulluk sınırı ise 73 bin 651 lira oldu.

17 bin 002 lira alan asgari ücretlinin 27 bin 270 lira olan açlık sınırının yüzde 60,39 altında ücret alarak sadece karnını doyurabildiğini belirten BES-AR, açıklamasında şu noktalara dikkat çekti:

“- Sağlıklı beslenmenin maliyeti günlük 890 lirayı geçti!
– 2024 yılında da asgari ücret açlık sınırının altında kaldı!
– Büyükşehirlerde kamu emekçileri, barınma ihtiyacını karşılamak için neredeyse maaşının %75-80’ini kiraya ödemek zorunda kalıyor!
– Büyükşehirlerde kamu emekçileri, barınma ihtiyacını karşılamak için öğrenci evi gibi 3 ya da 5 kişi bir arada yaşamak zorunda kalıyor!”

Paylaşın

Her 100 Liralık Verginin 12 Lirası Sigara Ve İçkiden

Tütün ve tütün ürünlerinden, alkollü içkilerden alınan vergilerin toplam vergi gelirleri içindeki payının yüzde 12’yi aştığı bir dönemde Erdoğan’ın imzasıyla yayımlanan 8958 sayılı karar uyarınca tütün ve tütün ürünlerine uygulanan Özel Tüketim Vergisi’nde (ÖTV) önemli değişiklikler yapıldı.

Buna göre, tütün ve tütün içeren ürünlerinde ÖTV oranı yüzde 45’ten yüzde 53,5’e çıkarılırken, maktu vergi tutarı da 4,80 liradan 7,8 liraya yükseltildi. Bu da, iktidarın ekonomik krizin faturasını (alkollü içkiye yapacağı yeni vergi zamlarıyla birlikte) halka ödettirmeye devam edeceği anlaşılıyor.

T24 yazarlarından iktisatçı Mustafa Durmuş’un yazısına göre, AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın imzasıyla yayımlanan 8958 sayılı karar uyarınca tütün ve tütün ürünlerine uygulanan Özel Tüketim Vergisi’nde (ÖTV) önemli değişiklikler yapıldı.

Buna göre, tütün içeren sigaralar, purolar ve sigarilloların ÖTV oranı yüzde 45’ten yüzde 53,5’e çıkarılırken, maktu vergi tutarı da 4,80 TL’den 7,8 TL’ye yükseltildi.

Durmuş, yapılan bu düzenlemenin özellikle düşük gelirli sigara kullanıcılarını olumsuz etkileyeceğine dikkat çekiyor. Vergi uzmanı Dr. Ozan Bingöl’ün paylaştığı verilere göre, 60 liralık bir paket sigaradaki vergi yükü yüzde 82,99’dan yüzde 86,42’ye yükselirken, 80 liralık bir paketteki vergi yükü ise yüzde 80,84’ten yüzde 79,92’ye düştü.

Bu durum, düşük fiyatlı sigaraların daha yüksek vergiye tabi tutulduğunu gösteriyor. Bingöl, bu değişiklikleri “Düşük fiyatlı sigara satmayın demek” olarak yorumladı.

Yazının tamamı şu şekilde: Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın imzasıyla dün Resmi Gazetede yayımlanan 8958 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı uyarınca tütün ve tütün ürünlerine uygulanan Özel Tüketim Vergisi’nde (ÖTV) oranlar ve maktu tutarlar değiştirildi.

Buna paralel olarak sigaradaki vergi yükleri de sigaranın fiyatına göre değişti. Vergideki bu değişiklikler sigara fiyatlarına yansıtılacaktır.

Bu düzenleme konusunda vergi uzmanı Dr. Ozan Bingöl’ün aşağıdaki tweeti paylaştı: “Bu değişiklikle 60 liralık bir paket sigarada vergi yükü yüzde 82,99’dan yüzde 86,42’ye yükselirken, 80 liralık bir paket sigaradaki vergi yükü yüzde 80,84’ten yüzde 79,92’ye düştü”.

Söz konusu düzenlemeler sonrası sosyal medya hesabından paylaşım yapan Tekel Bayileri Yardımlaşma Derneği Başkanı (TBYD) Erol Dündar:

“Sigarada yeni fiyat geçişlerine hazır mıyız? 8958 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile Tütün içeren Sigaralar, Purolar, sigarillolar, Enfiye ve çiğnemeye mahsus tütünlerin ÖTV ’si yüzde 45’den yüzde 53,5’a yükseltildi. Maktu (sabit) vergi tutarı da 4,8058 liradan 7,8 TL’ye çıkarıldı” paylaşımında bulundu.

Düşük fiyatlı sigara satmayın!

Yani daha yüksek fiyatlı sigaranın vergisinde düşüş sağlanırken, daha düşük fiyatlı sigaranın vergisi yükseltildi. Böylece vergi yükü sigara tüketicileri arasında yeniden dağıtılmış oldu. Öyle ki bundan böyle, göreli olarak daha düşük gelirliler sigara vergisinin yükünü daha fazla taşıyacaklar.

Puronun vergisinin de artırılması vergi yükünün dağılımındaki adaletsizliği ortadan kaldırmaya yetmez zira puro satışları ve puro tüketicileri normal sigara ile kıyaslandığında son derece sınırlı. Bingöl’e göre bunun anlamı, “düşük fiyatlı sigara satmayın demek”.

Her 100 liralık verginin 12 lirası sigara ve alkollü içkiden

İlk 7 ayda Merkezi Yönetim Bütçesinin 844 milyar lira açık vermesi, iktidar açısından bu ve benzeri zamları kaçınılmaz kılıyor.

Tütün ve tütün ürünlerinden  (ve alkollü içkilerden)  alınan vergilerin toplam vergi gelirleri içindeki payının yüzde 12’yi aştığı, yani devletin topladığı her 100 liralık verginin 12 lirasından fazlasını “ötekileştirilmiş” tütün ve alkollü içki içicilerinin ödediği dikkate alındığında, iktidarın ekonomik krizin faturasını (alkollü içkiye yapacağı yeni vergi zamlarıyla birlikte) halka ödettirmeye devam edeceği anlaşılıyor.

Diğer taraftan bu kadar ağır vergiler tabiri caizse sürekli yolunan kümesteki kazları yani vergi mükelleflerini daha da zor duruma düşürürken, vergi tahsilatlarını da orta vadede azaltacaktır. Çünkü bu tür zamlar, alternatif kullanımların çoğalmasına, bu da kaçakçılığın ve kayıt dışılığın artmasına sebep olacaktır.

Adaletiniz bu mudur?

Bu zammın bir de adalet boyutu var. Dünyanın birçok yerinde de kanıtlandığı gibi, Türkiye’de de dar-düşük gelirli emekçilerin sigara tüketimi, üst gelirli gruplardan oransal olarak daha yüksek. Yani yoksullar (oransal olarak) zenginlerden daha çok sigara tüketiyorlar.

Bunu belki yoksullar açısından, “kederlendikçe yak bir sigara” sözüyle açıklamak mümkün. Ne de olsa yoksulların zenginlere göre, hayat pahalılığı, işsizlik, yalnızlık gibi kederlenecek ya da kaygılanacak çok daha fazla sebepleri var. Ama sigara fiyatları öyle arttı ki, artık “kederden içebilmek” giderek bir hayal olmaya başladı. Bu da sigara tiryakisi bu insanlara karşı yapılan bir haksızlık.

Ayrıca bu zamların “insan sağlığını korumak” gerekçesiyle yapıldığını savunabilmek çok zor. Öyle bir amaç olsaydı, günümüzde insan sağlığını bozan o kadar fazla şey var ki sigara (ve alkollü içeceklerin) bunların yanında esamisi

okunmaz. Başta doğayı kirletenler olmak üzere, bu faaliyetler ya davranışlar bırakın cezalandırmayı adeta cesaretlendiriliyorlar.

“Fakirin cuvarasına dokunma !”

Dünkü yazımızda “işçinin kıdem tazminatına dokunma” demiştik. Şimdi Bozkırın Tezenesi rahmetli Neşet Ertaş’ın ağzından: “Fakirin cuğarasına dokunma!” diyoruz.

Paylaşın