Reel Sektör Enflasyon Artışı Bekliyor

Mart 2026’da hanehalkı enflasyon beklentisi yüzde 49,89’a yükseldi, reel sektör ve piyasa katılımcıları da artış öngörüyor; enflasyon düşer beklentisi geriledi.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), Mart 2026 Sektörel Enflasyon Beklentileri verilerini yayımladı. Piyasa katılımcıları, reel sektör ve hanehalkı tarafından yapılan 12 ay sonrası yıllık tüketici enflasyonu beklentileri derlenerek analiz edildi.

Mart ayında 12 ay sonrası enflasyon beklentileri, piyasa katılımcıları için 0,07 puan artışla yüzde 22,17, reel sektör için 0,90 puan artışla yüzde 32,90, hanehalkı için ise 1,08 puan yükselişle yüzde 49,89 olarak kaydedildi.

Gelecek 12 ayda enflasyonun düşeceğini bekleyen hanehalkı oranı bir önceki aya göre 5,19 puan azalarak yüzde 15,14’e geriledi. Analistler, hanehalkının enflasyon algısındaki yükselişin tüketici davranışlarını ve yatırım kararlarını etkileyebileceğini vurguluyor.

Paylaşın

Hanehalkının Enflasyon Beklentisi Yüzde 49,89

Hanehalkı gelecek yıl enflasyonun yükselmesini beklerken, gıda ve enerji fiyatları öne çıkıyor; altın yatırımda tercih edilirken, konut ve döviz beklentilerinde sınırlı artış gözleniyor.

Haber Merkezi / Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), 2026 yılı Mart ayı Hanehalkı Beklenti Anketi’ni yayınladı.

Hanehalkının gelecek 12 ay için yıllık enflasyon beklentisi bir önceki aya göre 1,08 puan artışla yüzde 49,89’e yükseldi. Katılımcılar, fiyatların en çok arttığını ve önümüzdeki yıl en çok artmasını bekledikleri ürün grupları olarak “gıda” ve “yakıt-enerji”yi işaret etti. Gıdada fiyat artışını en yüksek görenlerin oranı ise 0,6 puan azalarak yüzde 40,5 oldu.

Konut fiyatları beklentisi bir önceki aya göre 0,36 puan düşerek yüzde 35,05, ABD Doları kuru beklentisi ise 0,59 TL artarak 52,15 TL olarak gerçekleşti. Yatırım tercihlerinde “altın alırım” diyenler yüzde 55,2 ile ilk sırada yer alırken, “ev/dükkan/arsa alırım” diyenlerin oranı 1,5 puan azalarak yüzde 28,5 oldu. Analistler, hanehalkının yatırımda temkinli davranmayı sürdürdüğünü ve altının güvenli liman rolünü koruduğunu belirtiyor.

Paylaşın

Türkiye, Gıda Enflasyonunda Dünya Liderleri Arasında

Türkiye, yıllık yüzde 36,44 gıda enflasyonu ile dünya genelinde Arjantin’i geride bıraktı. Artan fiyatlar, sağlıklı beslenmeyi toplum için lüks hâline getirdi.

Haber Merkezi / Türkiye’nin mutfak harcamalarındaki kronik artış, küresel istatistiklerde üst sıralara tırmanmaya devam ediyor. TÜİK’in Şubat 2026 verilerini analiz eden Sözcü yazarı ve vergi uzmanı Ozan Bingöl, gıda fiyatlarındaki yıllık yüzde 36,44’lük artışın Türkiye’yi 175 ülke arasında en yüksek enflasyona sahip üçüncü ülke konumuna getirdiğini belirtti.

Ocak ayında dünya sıralamasında dördüncü olan Türkiye, Şubat ayında bir basamak yükselerek Arjantin’in önüne geçti. Bingöl’ün paylaştığı verilere göre Türkiye, Avrupa ve G20 ülkeleri arasında gıda enflasyonu liderliğini açık ara koruyor.

Bingöl durumu şöyle özetliyor: “Ocak ayında yüzde 6,59, Şubat ayında ise yüzde 6,89 olan sadece bir aylık gıda enflasyonumuz, dünyadaki 145 ülkenin yıllık toplam enflasyonunun üzerine çıkmıştır. Bu tablo, mevcut tarım ve bütçe politikalarının gıda enflasyonunu durdurma noktasında yetersiz kaldığının kanıtıdır.”

Gıda arz güvenliğinin yalnızca bir ekonomi başlığı olmadığını vurgulayan Bingöl, sağlıklı gıdaya erişimin kısıtlanmasının toplumsal yapı üzerinde kalıcı hasarlar bırakabileceğine dikkat çekti. Ona göre, sağlıklı ve erişilebilir gıda arzı sağlamak, iktidarların en öncelikli milli güvenlik görevi olmalı.

Bingöl ayrıca tarım politikalarındaki tercihlerin ve bütçe dağılımının gıda fiyatlarını düşürmeye yönelik bir ufuk sunmadığını savunuyor. Artan fiyatların toplumun büyük kesimi için yeterli beslenmeyi lüks hâline getirdiği ifade ediliyor.

Paylaşın

Tüketicinin Ekonomiye Güveni Mart’ta Geriledi

Şubat ayında 85,7 puan olan tüketici güven endeksi, Mart ayında 85,0 seviyesine geriledi. Tüketici güven endeksinin 100’den büyük olması tüketici güveninde iyimser durumu, 100’den küçük olması tüketici güveninde kötümser durumu göstermektedir.

Haber Merkezi / Türkiye İstatistik Kurumu ve Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası işbirliğiyle yürütülen tüketici eğilim anketinin sonuçları, Mart ayında tüketici güveninde hafif bir düşüş yaşandığını ortaya koydu. Şubat ayında 85,7 puan olan tüketici güven endeksi, Mart ayında yüzde 0,8 azalarak 85,0 seviyesine geriledi.

Endeksin alt kalemlerine bakıldığında, mevcut dönemde hanenin maddi durumu 71,3’ten 72,8’e yükselerek olumlu bir tablo çizdi. Ancak gelecek 12 aylık dönemde hanenin maddi durum beklentisi 86,8’den 85,6’ya düşerken, genel ekonomik durum beklentisi 81,4’ten 79,1’e geriledi.

Dayanıklı tüketim mallarına yönelik harcama düşüncesi ise 103,2’den 102,7’ye hafif bir azalış gösterdi. Uzmanlar, tüketicilerin mevcut mali durumlarındaki iyileşmeye rağmen ekonomik belirsizliklerin gelecek beklentilerini olumsuz etkilediğine dikkat çekiyor.

Ekonomistler, Mart ayındaki bu küçük düşüşün endeksin genel olarak istikrarlı seyrini bozmadığını, ancak önümüzdeki dönemde küresel ve iç ekonomik gelişmelerin tüketici güveni üzerinde belirleyici olacağını belirtiyor.

Tüketici güven endeksi nedir ve neden önemlidir?

Tüketici güven endeksi, aylık tüketici eğilim anketi ile tüketicilerin maddi durum ve genel ekonomiye ilişkin mevcut durum değerlendirmeleri ile gelecek dönem beklentileri, harcama ve tasarruf eğilimleri ölçülmektedir.

Anket sonuçlarından hesaplanan tüketici güven endeksi 0-200 aralığında değer alabilmektedir. Tüketici güven endeksinin 100’den büyük olması tüketici güveninde iyimser durumu, 100’den küçük olması tüketici güveninde kötümser durumu göstermektedir.

Tüketici eğilimine ilişkin endekslerden, tüketimin finansmanı amacıyla borç kullanma ihtimali endeksinin artması iyimser durumu, azalması ise kötümser durumu göstermektedir.

Benzer şekilde tüketici fiyatlarının değişimine ilişkin düşünce ve beklenti endekslerinin artması tüketici fiyatlarında düşüş düşüncesini/beklentisini, azalması ise tüketici fiyatlarında artış düşüncesini /  beklentisini göstermektedir. İşsiz sayısı beklentisi endeksinin artması işsiz sayısında azalma beklendiğini, endeksin azalması ise işsiz sayısında artış beklendiğini ifade etmektedir.

Paylaşın

İcra Dosyaları Sayısı Rekor Seviyelere Ulaştı

Türkiye’de icra dosyaları tarihi zirveye ulaştı. Sıkı para politikaları, ekonomik dalgalanmalar ve borç ödeme kapasitesindeki düşüş, işyerlerinin kapanmasına ve hukuki dosya yükünün artmasına yol açıyor.

Ekonomi yönetiminin enflasyonu dizginlemek amacıyla sürdürdüğü sıkılaştırma politikaları, ticari hayatta kapanan işyeri sayısını artırırken, borç ödeme kapasitesindeki düşüşü de gün yüzüne çıkarıyor. UYAP (Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi) verilerinden derlenen istatistikler, Türkiye’nin hem hukuki hem ekonomik olarak devasa bir “dosya yükü” ile karşı karşıya olduğunu gösteriyor.

Ekonomim’in haberine göre, icra dairelerine gelen yeni dosyaların sonuçlandırılanlardan düşülmesiyle elde edilen net veriler, 2026’nın ilk çeyreğinde ivmenin hızla yukarı yönlü olduğunu ortaya koyuyor:

Ocak Ayı: Toplam dosya sayısı 24 milyon 140 bine ulaşırken, günlük ortalama dosya artışı 4 bin 689 oldu.

Şubat Ayı: 28 gün süren Şubat ayında günlük ortalama dosya sayısı 6 bin 498’e çıkarak son yılların en yüksek seviyesine ulaştı.

Savaş Etkisi (28 Şubat – 11 Mart): ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarının başladığı 11 gün içinde sisteme 80 bin 529 yeni dosya eklendi.

İcra dosyalarındaki artış grafiği, son on yıldaki ekonomik dalgalanmaların bir özeti niteliğinde. 2016 yılında 15,2 milyon olan dosya sayısı, 2019’da ilk kez 20 milyon sınırını aşmıştı. 2023’te 2 bin liranın altındaki alacakların silinmesiyle geçici bir rahatlama yaşansa da, rakamlar bugün 24 milyon 402 bine ulaşarak tarihi zirveye yerleşmiş durumda.

Paylaşın

Yılın İlk İki Ayında Bütçede 190 Milyar TL Açık

Merkezi yönetim bütçesi yılın ilk iki ayında açık verdi. Ocak-Şubat döneminde giderler 2 trilyon 965 milyar TL’ye ulaşırken gelirler 2 trilyon 774,8 milyar TL’de kaldı ve bütçede 190,2 milyar TL’lik açık oluştu.

Haber Merkezi / Merkezi yönetim bütçesi, 2026 yılının ilk iki ayında açık verdi. Hazine ve Maliye Bakanlığı verilerine göre, Ocak-Şubat döneminde bütçe giderleri 2 trilyon 965 milyar TL’ye ulaşırken bütçe gelirleri 2 trilyon 774,8 milyar TL’de kaldı. Böylece yılın ilk iki ayında merkezi yönetim bütçesi 190,2 milyar TL açık verdi.

Şubat ayında ise bütçe dengesi geçici olarak fazla verdi. Şubat 2026’da merkezi yönetim bütçe giderleri 1 trilyon 329,2 milyar TL olurken bütçe gelirleri 1 trilyon 353,6 milyar TL olarak gerçekleşti. Bu dönemde bütçe 24,4 milyar TL fazla verdi.

Faiz harcamaları dışarıda bırakıldığında ise bütçede fazla dikkat çekti. Şubat ayında faiz dışı bütçe giderleri 1 trilyon 145,5 milyar TL olurken 208,1 milyar TL faiz dışı fazla kaydedildi. Ocak-Şubat döneminde ise faiz dışı giderler 2 trilyon 324,9 milyar TL olarak gerçekleşirken faiz dışı fazla 449,9 milyar TL oldu.

Ancak yılın ilk iki ayında giderlerin gelirlerin üzerinde seyretmesi, merkezi yönetim bütçesinde 190 milyar TL’yi aşan açık oluşmasına yol açtı. Ekonomistler, yılın ilerleyen dönemlerinde bütçe dengesinin özellikle harcama politikaları ve vergi gelirlerindeki gelişmelere bağlı olarak şekilleneceğine dikkat çekiyor.

Paylaşın

Merkez Bankası’nın Yıl Sonu Enflasyon Beklentisi Yüzde 25,38

Merkez Bankası’nın Mart ayı Piyasa Katılımcıları Anketi’ne göre piyasanın 2026 yıl sonu enflasyon beklentisi yükseldi. Katılımcıların TÜFE tahmini yüzde 24,11’den yüzde 25,38’e çıkarken, orta vadeli enflasyon beklentilerinde de sınırlı artış görüldü.

Haber Merkezi / Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) 2026 yılı Mart ayı Piyasa Katılımcıları Anketi sonuçlarına göre, piyasanın yıl sonu enflasyon beklentisi yükseldi. Reel sektör ve finansal sektör temsilcilerinden oluşan 67 katılımcının yanıtlarıyla hazırlanan ankette, 2026 yıl sonu tüketici enflasyonu (TÜFE) beklentisi yüzde 25,38 olarak gerçekleşti. Bir önceki anket döneminde bu beklenti yüzde 24,11 seviyesindeydi.

Ankette orta vadeli enflasyon beklentilerinde de sınırlı artış dikkat çekti. 12 ay sonrası TÜFE beklentisi bir önceki ankette yüzde 22,10 iken, Mart anketinde yüzde 22,17 olarak ölçüldü. 24 ay sonrası enflasyon beklentisi ise yüzde 17,11’den yüzde 17,30’a yükseldi.

Büyüme beklentilerinde ise sınırlı bir revizyon görüldü. Katılımcıların 2026 yılı GSYH büyüme beklentisi yüzde 3,9’dan yüzde 3,8’e gerilerken, 2027 yılı büyüme beklentisi yüzde 4,3 seviyesinde sabit kaldı.

Paylaşın

Hizmet Üretim Endeksi Ocak’ta Geriledi

Hizmet üretim endeksi ocak ayında yıllık bazda yüzde 0,4 gerilerken ulaştırma ve depolama sektöründeki düşüş dikkat çekti. Buna karşın bilgi-iletişim ile konaklama ve yiyecek hizmetlerindeki artış endeksteki gerilemeyi sınırladı.

Hizmet sektörünün genel performansını gösteren hizmet üretim endeksi, 2026 yılının Ocak ayında yıllık bazda düşüş kaydetti. Verilere göre hizmet üretim endeksi (2021=100), bir önceki yılın aynı ayına kıyasla yüzde 0,4 azaldı.

Alt sektörler incelendiğinde farklı eğilimler dikkat çekti. Ulaştırma ve depolama hizmetleri yıllık bazda yüzde 4,7 azalırken, konaklama ve yiyecek hizmetleri yüzde 5,9, bilgi ve iletişim hizmetleri ise yüzde 7,5 artış gösterdi. Buna karşılık gayrimenkul hizmetleri yüzde 1,3, mesleki, bilimsel ve teknik hizmetler yüzde 1,8 geriledi. İdari ve destek hizmetleri ise yüzde 0,1 ile sınırlı bir artış kaydetti.

Endeks aylık bazda da hafif bir düşüş gösterdi. 2026 yılı Ocak ayında hizmet üretim endeksi bir önceki aya göre yüzde 0,2 azaldı.

Aylık değişimde ulaştırma ve depolama hizmetleri yüzde 4,3 düşüş yaşarken, diğer birçok alt sektörde artış gözlendi. Konaklama ve yiyecek hizmetleri yüzde 0,6, bilgi ve iletişim hizmetleri yüzde 3,6, gayrimenkul hizmetleri yüzde 4,4, mesleki, bilimsel ve teknik hizmetler yüzde 5,5 ve idari ve destek hizmetleri yüzde 1,7 artış gösterdi.

Veriler, hizmet sektöründe genel endeksin sınırlı gerilemesine rağmen bazı alt sektörlerde toparlanma eğiliminin sürdüğüne işaret etti.

Paylaşın

Türkiye, OECD Ülkeleri Arasında Enflasyon Şampiyonu

OECD ülkelerinde enflasyon ortalama yüzde 3,3’e gerilerken Türkiye yüzde 30,7 ile açık ara ilk sırada yer aldı. Türkiye ayrıca gıda ve enerji enflasyonunda da diğer üye ülkelerden belirgin biçimde ayrıştı.

Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü’nün (OECD) yayımladığı Ocak 2026 tüketici fiyat endeksi verileri, üye ülkelerde enflasyonun genel olarak gerileme eğilimine girdiğini ortaya koyarken Türkiye’nin yüksek enflasyon oranıyla diğer ülkelerden belirgin biçimde ayrıştığını gösterdi.

Verilere göre OECD genelinde yıllık enflasyon yüzde 3,3 seviyesine gerilerken Türkiye’de aynı dönemde yıllık enflasyon yüzde 30,7 olarak hesaplandı. Böylece Türkiye, OECD ülkeleri arasında açık ara en yüksek enflasyona sahip ülke konumunu sürdürdü.

Ocak 2026 verilerine göre Türkiye’nin ardından en yüksek enflasyon yüzde 5,4 ile Kolombiya’da kaydedildi. İzlanda’da yıllık enflasyon yüzde 5,2 olurken Avustralya ve Meksika’da yüzde 3,8, Estonya’da ise yüzde 3,7 seviyesinde gerçekleşti.

OECD ortalamasının yüzde 3,3 olduğu tabloda birçok ülkede enflasyon oranı yüzde 3 civarında ya da altında kaldı. Birleşik Krallık’ta yıllık enflasyon yüzde 3,2, Litvanya ve Yeni Zelanda’da yüzde 3,1, Letonya’da ise yüzde 2,9 olarak ölçüldü.

Gelişmiş ekonomilerde ise daha düşük oranlar dikkat çekti. ABD’de yıllık enflasyon yüzde 2,4, Kanada’da yüzde 2,3 seviyesinde gerçekleşirken Almanya’da yüzde 2,1 olarak hesaplandı. Fransa’da yüzde 0,3 ve İsviçre’de yüzde 0,1 gibi oldukça düşük oranlar kaydedildi.

OECD verileri, gelişmiş ekonomilerde enflasyonun daha dengeli seviyelerde seyrettiğini ortaya koydu. Euro Bölgesi ekonomilerinde enflasyon genel olarak yüzde 2 civarında gerçekleşti. Almanya’da yüzde 2,1, Hollanda’da yüzde 2,4, İtalya’da ise yüzde 1 seviyeleri kaydedildi.

G7 ülkelerine bakıldığında da benzer bir tablo dikkat çekiyor. ABD’de enflasyon yüzde 2,4, Kanada’da yüzde 2,3, Almanya’da yüzde 2,1 ve Japonya’da yüzde 1,5 seviyesinde gerçekleşti. Birleşik Krallık’ta yüzde 3,2 ile G7 içinde görece yüksek bir oran görülürken Fransa’da yıllık enflasyon yüzde 0,3 olarak ölçüldü.

Bu veriler Türkiye ile G7 ve Euro Bölgesi ekonomileri arasındaki fiyat artışı farkının oldukça yüksek seviyelere ulaştığını ortaya koydu.

Gıda Fiyatlarında da Türkiye Zirvede

OECD’nin yayımladığı gıda enflasyonu verileri de Türkiye’nin diğer ülkelerden belirgin şekilde ayrıştığını gösterdi. OECD genelinde gıda fiyatları Ocak 2026 itibarıyla yıllık bazda yüzde 3,7 artarken Türkiye’de gıda enflasyonu yüzde 31,7 olarak hesaplandı.

Bu oran OECD ülkeleri arasında en yüksek gıda enflasyonu olarak kaydedildi. Türkiye’nin ardından Estonya’da gıda fiyatları yüzde 6 artarken İzlanda’da yüzde 5,9, Kolombiya’da yüzde 5,1 ve Yeni Zelanda’da yüzde 5,1 oranında yükseldi.

Birçok Avrupa ülkesinde ise gıda fiyat artışlarının oldukça sınırlı kaldığı görüldü. Almanya’da gıda enflasyonu yüzde 2,6, ABD’de yüzde 2,1, Fransa’da yüzde 2 ve İsrail’de yüzde 2,1 seviyesinde gerçekleşti.

Enerji fiyatları açısından ise OECD genelinde farklı bir eğilim gözlendi. Ocak 2026 itibarıyla OECD ülkelerinde enerji fiyatları yıllık bazda ortalama yüzde 0,6 geriledi.

Türkiye’de ise aynı dönemde enerji fiyatları yüzde 28,2 artış gösterdi. Bu oran Türkiye’yi enerji enflasyonunda da OECD ülkeleri arasında ilk sıraya taşıdı.

Türkiye’nin ardından Avustralya’da enerji fiyatları yüzde 8,8, Yeni Zelanda’da yüzde 7, İsveç’te yüzde 5,9 ve Norveç’te yüzde 5,3 oranında arttı. Buna karşılık birçok OECD ülkesinde enerji fiyatlarının gerilediği görüldü. Danimarka’da enerji fiyatları yüzde 15 düşerken Kanada’da yüzde 10,9, Fransa’da yüzde 7,3 ve İtalya’da yüzde 6,1 oranında gerileme kaydedildi.

OECD verileri, küresel ölçekte enflasyonun genel olarak kontrol altına alınmaya başladığını gösterirken Türkiye’nin hem genel enflasyon hem de gıda ve enerji fiyatlarındaki artış bakımından diğer ülkelerden belirgin biçimde ayrıştığını ortaya koydu.

Paylaşın

Ekonomide Yeni Gerçek: Yaşlılar Çalışmaya Devam Ediyor

Türkiye’de 65 yaş ve üzeri nüfus işgücünde giderek daha görünür hale geliyor; 2024’te işgücüne katılım oranı yüzde 13,1’e yükseldi, erkekler yüzde 21,4, kadınlar yüzde 6,5 ile ekonomiye katkı sağlıyor.

Haber Merkezi /Türkiye’de 65 yaş ve üzeri nüfus, son beş yılda dikkat çekici bir artış gösterdi. 2020 yılında 7 milyon 953 bin 555 kişi olan yaşlı nüfus, yüzde 20,5’lik artışla 2025 yılında 9 milyon 583 bin 59 kişiye ulaştı.

Toplam nüfus içindeki oranları ise 2020’de yüzde 9,5 iken 2025’te yüzde 11,1’e yükseldi. Yaşlı nüfusun yüzde 44,7’sini erkekler, yüzde 55,3’ünü ise kadınlar oluşturuyor.

Nüfus projeksiyonlarına göre, yaşlı nüfusun toplam nüfus içindeki oranı önümüzdeki yıllarda da artacak. Ana senaryoya göre bu oran 2030’da yüzde 13,5, 2040’ta yüzde 17,9, 2060’ta yüzde 27,0, 2080’de yüzde 33,4 ve 2100’de yüzde 33,6 olarak öngörülüyor. Düşük doğurganlık senaryosunda ise 2100 yılında yaşlı nüfus oranı yüzde 42,8’e kadar çıkabilir.

Yaş grubuna göre dağılıma bakıldığında, 65-74 yaş grubundaki yaşlılar 2025 yılında yaşlı nüfusun %62,9’unu oluştururken, 75-84 yaş grubundakiler yüzde 29,3, 85 yaş ve üzerindekiler ise yüzde 7,8’lik paya sahip. 100 yaş ve üzeri yaşlı sayısı ise 8 bin 290 olarak kaydedildi.

Türkiye, dünya genelinde yaşlı nüfus oranına göre 194 ülke arasında 75. sırada bulunuyor. Yaşlı nüfus oranının en yüksek olduğu il yüzde 21,7 ile Sinop, en düşük olduğu il ise yüzde 3,8 ile Şırnak oldu.

Yaşlı nüfus, işgücünde de giderek daha görünür hale geliyor. İşgücüne katılma oranı 2020’de yüzde 10 iken, 2024’te yüzde 13,1’e yükseldi. Bu oran yaşlı erkeklerde yüzde 21,4, kadınlarda yüzde 6,5 olarak gerçekleşti.

Yaşlı nüfusun istihdam edildiği sektörler arasında tarım yüzde 56,9 ile başı çekerken, hizmetler yüzde 32, sanayi yüzde 7,7 ve inşaat yüzde 3,4 olarak dağılıyor. İşsizlik oranı ise yaşlılar arasında 2024’te yüzde 2,9 oldu.

Türkiye’de 2022-2024 yılları için doğuşta beklenen yaşam süresi genel nüfus için 78,1 yıl, erkekler için 75,5 yıl, kadınlar için 80,7 yıl olarak belirlendi. 65 yaşına ulaşan bir kişi ortalama 18 yıl daha yaşıyor; erkeklerde 16,3 yıl, kadınlarda 19,6 yıl. 75 yaşındaki bir yaşlı için beklenen yaşam süresi 11 yıl, 85 yaşındakiler için ise 5,8 yıl.

Ölüm nedenlerine bakıldığında, 2024 yılında ölen yaşlıların yüzde 39,9’u dolaşım sistemi hastalıkları nedeniyle hayatını kaybetti. Bunu yüzde 17,2 ile solunum sistemi hastalıkları ve yüzde 14,1 ile tümörler izledi. Alzheimer hastalığından ölenlerin oranı ise yüzde 3,0 olarak kaydedildi; kadınlarda erkeklere göre daha yüksek bir orana sahip (Yüzde 3,8 vs yüzde 2,2).

Yaşlıların dijital dünyaya entegrasyonu da hız kazanıyor. 65-74 yaş grubundaki internet kullanım oranı, 2020’de yüzde 27,1 iken 2025’te yüzde 53,2’ye ulaştı. Erkeklerin internet kullanım oranı yüzde 61,3, kadınların ise yüzde 46,1 oldu.

2025 yılında Türkiye’de 26 milyon 977 bin 795 haneden 7 milyon 46 bin 560’ında en az bir yaşlı birey yaşıyor. Bu hanelerin 1 milyon 836 bin 496’sında yaşlılar tek başına yaşıyor; bu durum daha çok kadınları etkiliyor (Yüzde73,5). Tek başına yaşayan yaşlılar arasında bazıları çocuklarıyla aynı ilde ikamet etmiyor; Çankırı, bu oranla yüzde 40,9 ile en yüksek, İstanbul ise yüzde 4,1 ile en düşük orana sahip.

Yaşlı nüfusun okuryazarlık oranı 2024’te yüzde 88,4 oldu; erkeklerde yüzde 97, kadınlarda yüzde 81,5 olarak ölçüldü. Eğitim düzeyine göre ise yaşlıların yüzde 46,7’si ilkokul mezunu, yüzde 9’u yükseköğretim mezunu. Medeni duruma bakıldığında ise yaşlı kadınların yüzde 44,9’unun eşi ölmüşken, erkeklerde bu oran yüzde 10,6.

Yaşlı nüfusun yüzde 22,8’i yoksulluk veya sosyal dışlanma riski altında bulunuyor; yaşlı kadınlarda bu oran yüzde 23,6, erkeklerde yüzde 21,8.

Paylaşın