Açlık Sınırı 31 Bin Lirayı Aştı

Ocak ayında dört kişilik bir ailenin sağlıklı ve dengeli beslenmesi için aylık yapması gereken harcama tutarı yani açlık sınırı 31 bin 223 liraya yükseldi. Bu harcama tutarı sadece gıda için yapılması gereken minimum tutardır.

Haber Merkezi / Açlık sınırı üzerinden hanehalkı tüketim harcamaları esas alınarak yapılan hesaplama sonuçlarına göre ise yoksulluk sınırı ise 101 bin 706 lira oldu.

Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu (Türk-İş), ocak ayına ilişkin açlık ve yoksulluk raporunu açıkladı. Buna göre; Ankara’da yaşayan dört kişilik bir ailenin yalnızca sağlıklı, dengeli ve yeterli beslenebilmesi için yapması gereken aylık gıda harcaması tutarı 31.223,88 TL’ye çıktı.

Gıda harcamasının yanı sıra barınma, ulaşım, eğitim, sağlık gibi diğer temel ihtiyaçlarla birlikte toplam yaşam maliyeti ise 101.706,40 TL olarak belirlendi. Bekâr bir çalışanın aylık yaşama maliyeti de 40.540,91 TL’ye yükseldi.

TÜRK-İŞ’in verilerine göre, Ocak ayında mutfak enflasyonu bir önceki aya göre yüzde 3,58 oranında arttı. On iki aylık dönemdeki artış oranı yüzde 41,08 olurken, yıllık ortalama artış yüzde 39,79 olarak hesaplandı. Geçtiğimiz yılın ocak ayında 22.131 TL seviyesinde olan açlık sınırı, bir yılda yaklaşık 9 bin TL artarak 31.224 TL’ye ulaştı. Yoksulluk sınırı ise aynı dönemde 72 bin TL’den 101 bin TL’ye yükseldi. Bu veriler, çalışanların temel yaşam ihtiyaçlarına erişimde yaşadığı zorlukları gözler önüne serdi.

Ocak ayında süt, yoğurt ve peynir grubunda fiyat artışı önceki aylara göre daha sınırlı kaldı ancak bu ürünlerin aile bütçesi üzerindeki yükü sürdü. Dana, kuzu ve tavuk eti fiyatlarında artış devam etti. Balık fiyatları da yükselirken, yumurtada sınırlı bir gerileme yaşandı. Sebze fiyatları genel olarak artarken, meyve fiyatlarında sınırlı bir düşüş görüldü.

Ortalama sebze fiyatı 89,94 TL, meyve fiyatı 109,06 TL olarak belirlendi. Tahıl ürünlerinde un ve makarna fiyatları yükselirken, bulgur fiyatı düştü; ekmek ve pirinç fiyatlarında ise değişiklik gözlenmedi. Ayçiçek yağı, tereyağı ve margarin fiyatları sabit kalırken zeytinyağı dalgalı seyrini sürdürdü. Çay ve ıhlamur fiyatları artarken, salçada hafif bir düşüş yaşandı.

TÜRK-İŞ, yoksulluk sınırı tutarının işçiye ödenmesi gereken maaş olarak değil, haneye girmesi gereken toplam gelir düzeyi olarak değerlendirilmesi gerektiğini vurguluyor. Ancak gelir kaynaklarının sınırlı olması nedeniyle bu tutarın çoğu zaman olması gereken ücret düzeyi olarak görüldüğü belirtiliyor. Raporda şu ifadeye yer veriliyor:

“Yoksulluk sınırı tutarı, işçinin eline geçmesi gereken ücret düzeyi değildir. Bu değerlendirme eksik bir yaklaşımın ifadesi olacaktır. Yoksulluk sınırı tutarı, ailenin yapması gereken insan onurunun gerektirdiği harcama düzeyidir ve bir bakıma, haneye girmesi gereken toplam gelirin alt sınırını ortaya koyan önemli bir göstergedir.”

Gelir yetersizliği nedeniyle dar gelirli ailelerin sağlıklı ve dengeli beslenme olanağına erişemediği vurgulanan çalışmada, birçok hanenin zorunlu giderleri karşılayabilmek için gıda harcamalarından kısmak zorunda kaldığı kaydediliyor. Bu durumun sonuçları da şu sözlerle ifade ediliyor:

“Sonuçta, gelir düzeyinin düşük ve yetersiz olması, dar gelirli kişi ve ailelerin sağlıksız ve dengesiz beslenme yapmasına yol açmaktadır.”

Paylaşın

TÜİK’e Göre İşsizlik Oranı Yüzde 28,6

Zamana bağlı eksik istihdam, potansiyel işgücü ve işsizlerden oluşan atıl işgücü oranı 2025 yılı aralık ayında bir önceki aya göre 0,3 puan azalarak yüzde 28,6 oldu.

Haber Merkezi / 15 – 24 yaş grubunu kapsayan genç nüfusta işsizlik oranı bir önceki aya göre 1,1 puan azalarak yüzde 14,1 oldu.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), “İşgücü İstatistikleri, Aralık 2025” verilerini açıkladı.

Buna göre; Hanehalkı İşgücü Araştırması sonuçlarına göre; 15 ve daha yukarı yaştaki kişilerde işsiz sayısı 2025 yılı Aralık ayında bir önceki aya göre 286 bin kişi azalarak 2 milyon 736 bin kişi oldu. İşsizlik oranı ise 0,8 puan azalarak yüzde 7,7 seviyesinde gerçekleşti. İşsizlik oranı erkeklerde yüzde 6,3 iken kadınlarda yüzde 10,5 olarak tahmin edildi.

İstihdam edilenlerin sayısı 2025 yılı Aralık ayında bir önceki aya göre 42 bin kişi azalarak 32 milyon 685 bin kişi, istihdam oranı ise aynı seviyede kalarak yüzde 49,1 oldu. Bu oran erkeklerde yüzde 66,8 iken kadınlarda yüzde 31,7 olarak gerçekleşti.

İşgücü, 2025 yılı Aralık ayında bir önceki aya göre 328 bin kişi azalarak 35 milyon 421 bin kişi, işgücüne katılma oranı ise 0,5 puan azalarak yüzde 53,2 olarak gerçekleşti. İşgücüne katılma oranı erkeklerde yüzde 71,3 iken kadınlarda yüzde 35,5 oldu.

15-24 yaş grubunu kapsayan genç nüfusta işsizlik oranı bir önceki aya göre 1,1 puan azalarak yüzde 14,1 oldu. Bu yaş grubunda işsizlik oranı; erkeklerde yüzde 12,0, kadınlarda ise yüzde 18,2 olarak tahmin edildi.

İstihdam edilenlerden referans döneminde işbaşında olanların, mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış haftalık ortalama fiili çalışma süresi 2025 yılı Aralık ayında bir önceki aya göre 0,8 saat artarak 43,1 saat olarak gerçekleşti.

Zamana bağlı eksik istihdam, potansiyel işgücü ve işsizlerden oluşan atıl işgücü oranı 2025 yılı Aralık ayında bir önceki aya göre 0,3 puan azalarak yüzde 28,6 oldu. Zamana bağlı eksik istihdam ve işsizlerin bütünleşik oranı yüzde 18,1 iken işsiz ve potansiyel işgücünün bütünleşik oranı yüzde 19,5 olarak tahmin edildi.

Paylaşın

Asgari Ücret 6 Bin 574 Lira Eridi

22 bin 104 lira olarak belirlenen asgari ücretin alım gücü, on bir aylık süre içerisinde 6 bin 574 lira eridi ve asgari ücretin reel değeri 15 bin 530 liraya geriledi.

Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu Araştırma Merkezi (DİSK-AR) Kasım ayı enflasyon bültenini yayımladı.

Bültende, asgari ücretlinin yılbaşından bu yana yaşadığı kaybın 6 bin 574 TL’ye ulaştığı bildirildi. TÜİK’in açıkladığı yüzde 31,07’lik yıllık TÜFE oranının ardından yayımlanan raporda, düşük gelirli kesimlerin yaşadığı geçim sıkıntısının derinleştiğine dikkat çekildi.

TÜİK verilerine göre Kasım ayında tüketici fiyat endeksi (TÜFE) aylık yüzde 0,87 arttı. Yıllık bazda artış yüzde 31,07, 12 aylık ortalamalara göre ise yüzde 35,91 olarak gerçekleşti. Gıda fiyatlarındaki yıllık artış ise yüzde 27,44 oldu.

Raporda, asgari ücretin satın alma gücünde yaşanan düşüşün belirgin hale geldiği ifade edildi. Ocak ayında 22 bin 104 TL olarak belirlenen net asgari ücretin, yılın 11. ayı itibarıyla enflasyon karşısındaki kaybı 6 bin 574 TL olarak hesaplandı. DİSK-AR, “Baz etkisiyle enflasyonun artış hızı yavaşlasa da fiyatlar düşmüyor, ücretliler her ay biraz daha yoksullaşıyor” değerlendirmesinde bulundu.

2003 bazlı TÜFE endeksi Kasım 2025 itibarıyla 3.483’e yükselirken, aynı bazlı gıda fiyatları endeksi 4.832 oldu. Buna göre genel fiyatlar 34,8 kat artarken, gıda fiyatları 48,3 kat yükseldi. Bu farkın özellikle düşük gelirli grupları daha fazla etkilediği ifade edildi.

DİSK-AR, düşük gelirli hanelerin bütçesinde gıdanın payının yüzde 30’a yaklaştığını, yüksek gelirli hanelerde ise bu oranın yüzde 13’ün altına indiğini aktardı.

Rapora göre en yoksul yüzde 20’lik kesimin bütçesinde gıdaya ayırdığı pay 2023’te yüzde 36,6 iken, 2024’te yüzde 30,4’e geriledi. Buna karşılık konut ve ulaştırma harcamalarının oranı yükseldi. Bu durum, düşük gelirli grupların temel ihtiyaçlarını karşılamada daha fazla zorlandığına işaret ediyor.

DİSK-AR, “Giderek gıdaya daha az pay kalıyor; bu, yaşam kalitesinin düşmesinin ötesinde temel ihtiyaçlara erişimin zorlaştığını gösteriyor” ifadelerine yer verdi.

Paylaşın

Yoksulluk Sınırı 97 Bin Lirayı Aştı

Dört kişilik bir ailenin sağlıklı, dengeli ve yeterli beslenebilmesi için yapması gereken aylık gıda harcaması tutarı yani açlık sınırı 2 bin 828 liraya yükseldi.

Haber Merkezi / Gıda harcaması ile giyim, konut (kira, elektrik, su, yakıt), ulaşım, eğitim, sağlık ve benzeri ihtiyaçlar için yapılması zorunlu diğer aylık harcamalarının toplam tutarı yani yoksulluk sınırı 97 bin 159 liraya çıktı.

Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu (TÜRK-İŞ) tarafından Kasım 2025 dönemi için yayımlanan açlık ve yoksulluk sınırı verileri, çalışanların geçim koşullarındaki bozulmanın katlanarak devam ettiğini ortaya koydu.

Dört kişilik bir ailenin yoksulluk sınırı 100 bin TL’lik kritik eşiğe yaklaşırken, bekar bir çalışanın yaşama maliyeti ise mevcut asgari ücretin 1,7 katına çıktı.

TÜRK-İŞ’in araştırmasına göre, Ankara’da yaşayan dört kişilik bir ailenin yalnızca sağlıklı, dengeli ve yeterli beslenebilmesi için yapması gereken aylık gıda harcaması (Açlık Sınırı) 29 bin 828 TL olarak hesaplandı.

Giyim, kira, ısınma, ulaşım, eğitim ve sağlık gibi zorunlu harcamalar bu rakama eklendiğinde ise dört kişilik ailenin aylık toplam gelirinin (Yoksulluk Sınırı) 97 bin 159 TL’ye yükseldiği belirlendi.

Rapordaki en dikkat çekici bulgu, bekar bir çalışanın aylık yaşama maliyeti ile mevcut asgari ücret arasındaki fark oldu:

Bekar Çalışanın Aylık Maliyeti: 38 bin 752 TL
Mevcut Asgari Ücret: 22 bin 104,67 TL
Fark: 16 bin 648 TL

Bu fark, tek bir kişinin insanca yaşama maliyetinin, mevcut asgari ücreti 16 bin 648 TL ile aştığını, dolayısıyla asgari ücretle çalışanların yoksullukla mücadele ettiğini gözler önüne serdi.

TÜRK-İŞ’in mutfak enflasyonu hesaplamalarına göre;

Aylık Artış: Kasım ayında gıda harcamalarındaki artış yüzde 4,98 oldu.
Yıllık Artış: Yıllık gıda enflasyonu yüzde 45,07’ye tırmandı.

Konfederasyon, ücretlerde yalnızca enflasyon kadar bir artış yapılmasının, zaten olumsuz olan geçim koşullarını değiştirmeyeceği ve yoksulluğun kalıcı hale gelmesine yol açacağı uyarısında bulundu.

TÜRK-İŞ, dar ve sabit gelirli kesimlerin enflasyonun nedeni değil mağduru olduğunu vurgulayarak, ekonomik ve sosyal politikaların gecikmeksizin bu kesimi koruyacak şekilde uygulanması çağrısını yineledi.

Paylaşın

Türkiye’de Her Dört Çalışandan Biri Sigortasız

Türkiye’de toplam istihdam 33.09 milyon kişi olurken, bu çalışanlardan 8.91 milyonu herhangi bir sosyal güvenlik kuruluşuna kayıtlı değil. Başka bir ifadeyle Türkiye’de ortalama her dört çalışandan biri sigortasız.

Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) 2025 yılı üçüncü çeyrek verileri, çalışma hayatındaki “kayıt dışı” gerçeğini ve bunun ekonomiye faturasını bir kez daha gözler önüne serdi. Çalışma çağındaki 66,5 milyon kişinin yarısının bile istihdamda olmadığı Türkiye’de, çalışanların önemli bir bölümü sosyal güvenlik şemsiyesinin dışında kalıyor.

Dünya Gazetesi’nden Naki Bakır’ın aktardığına göre, toplam 33 milyon 69 bin kişilik istihdam ordusunun 8 milyon 910 bini kayıt dışı, yani sigortasız çalışıyor. Bu rakam, toplam istihdamın yüzde 26,9’una denk geliyor.

Kayıt dışılıkta cinsiyet ve sektör dağılımı ise dikkat çekici:

Erkeklerde yüzde 23,9 olan kayıt dışı çalışma oranı, kadınlarda yüzde 33,1’e yükseliyor.
Tarım dışı sektörlerde kayıt dışılık yüzde 16,9 seviyesindeyken, tarım sektöründe bu oran yüzde 83,3’e fırlıyor.
“Ücretsiz aile işçisi” olarak tanımlanan grupta kayıt dışılık oranı yüzde 88,1 ile zirve yapıyor.

Kayıt dışı istihdamın SGK bütçesi üzerindeki etkisi hesaplandığında ortaya çıkan tablo ise çarpıcı.

Mevcut asgari ücret (Brüt 26.005 TL) baz alındığında, bir çalışan için SGK’ya ödenmesi gereken aylık toplam prim (işçi ve işveren payları dahil) 8 bin 516 TL seviyesinde. Bu, çalışan başına yıllık 102 bin 201 TL’lik bir prim geliri anlamına geliyor.

Eğer 8,9 milyon kayıt dışı çalışan sisteme asgari ücret üzerinden dahil edilebilseydi:

Aylık İlave Gelir: 75,9 milyar TL,
Yıllık İlave Gelir: 910,6 milyar TL olacaktı.

Bu rakam, SGK’nın 2025 yılı için hedeflediği 3 trilyon 752 milyar liralık toplam prim gelir hedefinin dörtte birine tekabül ediyor.

SGK’nın 2025 yılı bütçe hedeflerinde 322,8 milyar TL açık öngörülmüştü. Yılın ilk sekiz ayında açık 74,1 milyar TL olarak gerçekleşti. Kayıt dışı istihdamın oluşturduğu yıllık 911 milyar TL’lik teorik gelir kaybı, kurumun finansman açığını fazlasıyla kapatabilecek bir potansiyeli barındırıyor.

Uzmanlar, özellikle 3,2 milyon kişiyle en büyük grubu oluşturan ücretli ve yevmiyelilerin kayıt altına alınmasının bile kuruma yıllık 322 milyar TL kazandıracağını, bunun da sistemin sürdürülebilirliği için hayati önem taşıdığını vurguluyor.

Paylaşın

KKTC’de Seçimi Tufan Erhürman Kazandı

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde (KKTC), resmi olmayan sonuçlara göre seçimleri ana muhalefetteki Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) lideri Tufan Erhürman kazandı.

CTP Genel Başkanı Tufan Erhürman oyların yüzde 62,80’ini, mevcut Cumhurbaşkanı Ersin Tatar ise oyların yüzde 35,77’sini aldı.

KKTC’de cumhurbaşkanlığı büyük oranda sembolik bir rol ancak Kıbrıs sorununun çözümüne dair müzakerelerde Kıbrıslı Türkleri temsil edeceği için oldukça önemli. Ersin Tatar ve Tufan Erhürman Kıbrıs meselesi, Türkiye ile ilişkiler ve dış politika konularında farklı ekolleri temsil ediyor.

CTP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı adayı Tufan Erhürman, eşi Nilden Bektaş Erhürman ile birlikte Gönyeli Dr. Suat Günsel İlkokulu’nda oyunu kullandı. Oy kullanmasının ardından basına açıklama yapan Erhürman, uzun bir seçim sürecinin geride kaldığını belirterek şunları söyledi:

“Bu seçim, çocuklarımızın seçimi. Bu bilinçle hareket ettik. Burada verilecek karar, geleceğimiz üzerinde etkili olacak. Kıbrıs Türk halkı demokrasiyi içine sindirmiş bir halk. Bu süreç içerisinde büyük bir olgunlukla seçim sürecinde yerini aldı. Bugün iradesini sandığa yansıtacak. Halkımızın iradesi herkes için hayırlı olsun.”

KKTC Cumhurbaşkanı ve bağımsız cumhurbaşkanı adayı Ersin Tatar ise eşi Sibel Tatar ile oyunu Şehit Tuncer İlkokulu’ndaki 157 numaralı sandıkta kullandı. Oy kullanmasının ardından açıklamalarda bulunan Tatar, Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Türkiye hükümetine destekleri için teşekkür etti.

Cumhurbaşkanlığı seçimini “referandum niteliği taşıyan bir varoluş seçimi” olarak tanımlayan Tatar, “Önemli olan Kıbrıs Türk halkının bu topraklarda verdiği yaşam mücadelesi, önümüzdeki dönemde refahının artması, Kıbrıs Türkü’nün asli unsur olarak Kıbrıs’ın iki halkından bir tanesi olarak hakkıyla, hukukuyla, egemenliğiyle geleceğe güçlü bir şekilde yürüyüşüdür” dedi.

Paylaşın

Sanayi Sektöründe Çalışan Sayısı Yüzde 3,6 Azaldı

TÜİK’in verilerine göre; Ücretli çalışan sayısı bir önceki yılın aynı ayında 15 milyon 904 bin 602 kişi iken, ağustos ayında yüzde 1,2 artarak, 16 milyon 89 bin 450 kişi oldu.

Haber Merkezi / Ağustos ayında ücretli çalışan sayısı yıllık olarak sanayi sektöründe yüzde 3,6 azalırken, inşaat sektöründe yüzde 7,2 ve ticaret-hizmet sektöründe yüzde 2,6 arttı.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Ücretli Çalışan İstatistikleri Ağustos 2025 verilerini açıkladı.

Buna göre; Sanayi, inşaat ve ticaret-hizmet sektörleri toplamında ücretli çalışan sayısı ağustos ayında bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 1,2 arttı. Ücretli çalışan sayısı bir önceki yılın aynı ayında 15 milyon 904 bin 602 kişi iken, ağustos ayında 16 milyon 89 bin 450 kişi oldu.

Ücretli çalışanların alt detaylarına bakıldığında; Ağustos ayında ücretli çalışan sayısı yıllık olarak sanayi sektöründe yüzde 3,6 azalırken, inşaat sektöründe yüzde 7,2 ve ticaret-hizmet sektöründe yüzde 2,6 arttı.

Sanayi, inşaat ve ticaret-hizmet sektörleri toplamında ücretli çalışan sayısı ağustos ayında bir önceki aya göre yüzdesel olarak değişim göstermedi.

Ücretli çalışanların alt detaylarına bakıldığında; Ağustos ayında ücretli çalışanlar aylık olarak sanayi sektöründe yüzde 0,6 azalırken, inşaat sektöründe yüzde 0,4 ve ticaret-hizmet sektöründe yüzde 0,2 arttı.

Paylaşın

Türkiye, Avrupa’da En Uzun Mesai Yapılan Ülke

Türkiye, haftada 45 saatin üzerinde çalışanların oranında yüzde 45,8 ile Avrupa’nın açık ara lideri konumunda. Yunanistan yüzde 20,9, Kıbrıs yüzde 16,6 ve Malta yüzde 14,6 ile Türkiye’yi takip etti.

Avrupa İstatistik Ofisi (Eurostat), 2025 yılının ikinci çeyreğine ilişkin haftalık fiili çalışma sürelerini açıkladı. 20-64 yaş arası istihdam edilen bireyler arasında yapılan araştırma, Avrupa genelinde büyük farklara işaret ederken, Türkiye dikkat çekici bir orana ulaştı. Verilere göre Türkiye, haftada 45 saatin üzerinde çalışanların oranında yüzde 45,8 ile Avrupa’nın açık ara lideri konumunda.

AB ülkelerinde haftada 45 saatten fazla çalışanların ortalaması yüzde 10,8 olarak ölçüldü. Bu oran, hem ana iş hem de ikinci işte çalışan toplam süreyi kapsıyor. Ancak Türkiye’de bu oran yüzde 45,8’e çıkarak Avrupa ortalamasını neredeyse dört katına ulaştı.

Eurostat’ın hazırladığı haritada, Türkiye koyu kırmızı renkle işaretlenirken diğer tüm ülkeler açık tonlarda kaldı. Türkiye’yi takip eden ülkeler arasında en yüksek oran Yunanistan’da (yüzde 20,9) ölçüldü. Onu Kıbrıs (yüzde 16,6) ve Malta (yüzde 14,6) izledi. Bu ülkelerdeki oranlar dahi Türkiye’nin yarısından az seviyede kaldı.

Avrupa genelinde haftada 45 saatten fazla çalışanların en düşük oranlara sahip olduğu ülkeler ise dikkat çekici. Bulgaristan’da bu oran sadece yüzde 2,5. Onu Letonya (yüzde 4,1) ve Romanya (yüzde 5,9) takip ediyor. Bu ülkelerde çalışanların büyük bölümü daha kısa sürelerle iş yaşamını sürdürüyor.

Eurostat verilerine göre, haftalık 20 ila 44 saat arasında çalışanlar Avrupa genelinde en büyük grubu oluşturuyor. Bu kategoride çalışanların oranı AB genelinde yüzde 72,3. Bu modelin en yaygın olduğu ülkeler ise Bulgaristan (yüzde 92,8), Romanya (yüzde 90,6) ve Letonya (yüzde 86,9) oldu. Bu ülkelerde çalışanların büyük çoğunluğu, mesai saatlerini bu aralıkta tutuyor.

Haftalık 0 ila 19 saat arası çalışanların oranı AB genelinde yüzde 16,9 olarak kayıtlara geçti. Bu kısa süreli çalışma modeli özellikle Hollanda (yüzde 26,8), Danimarka (yüzde 25,5) ve Avusturya (yüzde 25,3) gibi refah seviyesi yüksek ülkelerde yaygın. Buna karşın Romanya (yüzde 3,5), Bulgaristan (yüzde 4,6) ve Yunanistan (yüzde 6,1) gibi ülkelerde bu oran oldukça düşük.

Paylaşın

Türkiye, Gelir Eşitsizliğinde Avrupa Birincisi

Türkiye, Avrupa’da gelir eşitsizliğinin en yüksek olduğu ülke haline geldi. Bu durum, milli gelirin toplumun geniş kesimlerine ulaşmamasına, zenginlerle yoksullar arasındaki makasın açılmasına ve orta sınıfın giderek yok olmasına yol açtı.

Haber Merkezi / Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu’na (DİSK) bağlı Genel-İş Sendikası, “Türkiye’de Gelir Eşitsizliği ve Yoksulluk Raporu” yayınlandı. Raporda öne çıkan bölümler şu şekilde:

“Yoksulluk sadece ekonomik değil; aynı zamanda sosyal, siyasi ve insani bir krizdir. Kişi başına düşen millî gelirin azalmasıyla başlayan bu süreç, ortalama yaşam süresinden beslenmeye, sağlık hizmetlerinden yararlanmadan temiz içme suyuna erişmeye kadar birçok temel hakkı doğrudan etkilemektedir. Türkiye’de her geçen gün artan ekonomik ve siyasal krizler, toplumun yaşam koşullarını ağırlaştırdı. Adaletsizlik; adliyelerden emekçilerin cüzdanlarına kadar hayatın her alanında arttı.

TÜİK’in Gelir ve Yaşam Koşulları Araştırmasına göre Türkiye’de en az 17 milyon 821 yurttaş en temel ihtiyaçlarını dahi karşılayamayacak kadar yoksul. Yoksulluk oranı yüzde 21,2’ye yükselirken her on yurttaştan ikisi yoksul hale geldi. Yoksulluk sınırı 2014 yılına göre tam 12 kat arttı. 2014 yılında 6 bin 665 TL olan yoksulluk sınırı, 2024’te 81 bin 742 TL’ye yükseldi. Bu artış, özellikle 2022 sonrası dönemdeki yüksek enflasyonun etkisiyle dramatik bir şekilde hızlandı. 2022’de 21.296 TL iken 2023’te 38.531 TL’ye, 2024’te ise 81.742 TL’ye çıktı.

Türkiye’de milyonlarca yurttaş, çalışmasına rağmen kendisini ve ailesini geçindirebilecek bir ücrete ve insanca yaşam koşullarına sahip olamadığı için yoksuldur. Düşük asgari ücret, ağır vergiler ve adaletsiz gelir dağılımı, çalışan yoksulluğunu her geçen gün artırmaktadır. 2024 yılında Türkiye’de çalışanların yoksulluk oranı yüzde 10,7’dir. İşsizliğin yüksekliği, bu yoksulluğun daha geniş kitleleri ve aileleri etkilemesine yol açmaktadır.

“Asgari ücret açlık sınırının altında”

Ücretler enflasyon karşısında hızla erirken, milyonlarca emekçinin alım gücü her geçen gün daha da düşmektedir. Bugün Türkiye’de ücretli çalışanların çok büyük bir bölümü asgari ücret düzeyinde maaş almakta, bu durum ise yoksulluğun kitlesel bir hâl almasına yol açmaktadır. Veriler, çarpıcı gerçeği bir kez daha ortaya koymaktadır:

2025’in Ağustos ayında açlık sınırı 26 bin 149 TL olarak belirlenmiştir, yoksulluk sınırı ise 90 bin 450 TL’dir.

Asgari ücret ise yalnızca 22 bin 104 TL’dir.

Aynı dönemde en düşük memur maaşı 50 bin 503 TL, en düşük memur emekli aylığı ise 22 bin 671 TL seviyesinde kalmıştır.

2024 yılında 18 yaşından küçük çocukların yüzde 38,9’u yoksul ya da sosyal dışlanma riski altında. TÜİK’in açıkladığı verilere göre bu oran; 18–64 yaş grubunda yüzde 26,3, 65 yaş üstünde ise yüzde 23,3’tür. Toplam yoksulluk ve sosyal dışlanma riski altında olanların oranı ise yüzde 29,3 seviyesindedir. Çocukların hayatlarının en çok ihtiyaç duydukları döneminde sağlık, beslenme ve eğitim gibi temel haklardan mahrum kalmaları, onların fiziksel ve zihinsel gelişimini olumsuz etkilemektedir.

Çocuk yoksulluğunun yüksek olması, yalnız bugünün değil, geleceğin de ağır bir yoksulluk sarmalıyla karşı karşıya olduğunu göstermektedir. Yoksulluk içinde büyüyen çocuklar, erken yaşta çalışma hayatına girmek zorunda kalmakta ve çocuk işçiliği hızla artmaktadır.

2023’te toplam hanehalkı başına aylık ortalama tüketim harcaması 24 bin 383 TL iken, 2024’te bu tutar neredeyse iki katına çıkarak 45 bin 344 TL’ye ulaştı. Bu artış, yüksek enflasyon ve temel ihtiyaç kalemlerindeki fiyat yükselişlerinin harcamaları doğrudan etkilediğini ortaya koymaktadır. Özellikle konut ve kira harcamalarının payı yüzde 23,9’dan yüzde 26’ya yükselmiş, ulaştırma ise yüzde 21,9’dan yüzde 21,6’ya çok az bir düşüş göstermesine rağmen hâlâ hanehalkı bütçesinin en büyük kalemlerinden biri olmayı sürdürmüştür.

Gıda ve alkolsüz içecekler ise payını yüzde 20,6’dan yüzde 18,1’e düşürmüştür; ancak nominal değerler dikkate alındığında gıda harcaması 5 bin 25 TL’den 8 bin 138 TL’ye yükselmiştir. Diğer kalemlerde ise özellikle eğitim harcamalarında (Yüzde 1’den yüzde 1,6’ya) ve eğlence, spor ve kültür harcamalarında (Yüzde 1,9’dan yüzde 2,3’e) oran bazında artış görülmektedir.

“Gelir eşitsizliğinde Avrupa birincisiyiz”

Türkiye’nin içinde bulunduğu ağır sosyoekonomik kriz, gelir dağılımındaki adaletsizliği daha da büyütmüş ve ülkeyi Avrupa’da gelir eşitsizliğinin en yüksek olduğu ülke hâline getirmiştir. Bu durum, millî gelirin toplumun geniş kesimlerine ulaşamamasına, zenginlerle yoksullar arasındaki makasın açılmasına ve orta sınıfın giderek yok olmasına yol açmıştır.

Eurostat’ın verileri, bu gerçeği net biçimde ortaya koymaktadır: AB ülkelerinin ortalama Gini katsayısı: 0,344, Türkiye’nin Gini katsayısı: 0,461. Bu oran, Avrupa’daki hiçbir ülke tarafından görülmemektedir. Rekor seviyedeki Gini katsayısı, yalnızca ekonomik açıdan değil, aynı zamanda toplumsal ve siyasal krizlerin derinleşmesine de neden olmaktadır.

Gelir eşitsizliğinin artarak sürmesi, toplumda zengin kitleler ile yoksullar arasındaki uçurumun derinleşmesine yol açmaktadır. Eurostat verilerine göre, Avrupa Birliği ülkelerinde en zengin yüzde 20’lik kitleyle en yoksul yüzde 20’lik taban arasındaki gelir farkını gösteren S80/S20 oranı 4,66 iken Türkiye için bu oran 9,06’dır. Türkiye’deki zengin tabaka Avrupa ortalamasının iki katı olacak şekilde yoksulların 9 katı gelir elde etmektedir.

Bu durum, Gini katsayısında olduğu gibi gelir adaletsizliği açısından da Türkiye’yi Avrupa ülkeleri arasında en olumsuz konuma yerleştirmektedir. Belçika, Almanya, Slovenya ve Norveç gibi pek çok Avrupa ülkesinde S80/S20 oranı 3–4 kat arasında seyretmektedir. Türkiye’de ise en zengin kesimin geliri, en yoksul kesimin gelirinin yaklaşık 9 katına ulaşmaktadır. Avrupa ülkeleri arasında Türkiye’ye en yakın değer Bulgaristan’da görülmekte olup, bu oran 6,96’dır.

2024 yılı itibarıyla Türkiye’de kişi başına düşen milli gelir 15 bin 463 dolardır. Bu rakam, Avrupa ortalaması olan 36 bin 590 doların oldukça altında kalmakta ve Türkiye’yi Avrupa ülkeleri arasında kişi başına düşen milli geliri en düşük ülke konumuna getirmektedir. Gayrisafi yurt içi hasıla (GSYH) içindeki işçi sınıfının payının azalması ve yoksulluğun artması, bu durumun başlıca nedenleri arasında yer almaktadır.

“Her 10 kişiden 6’sı borçlu”

Konut masrafı dışındaki giderler nedeni ile 2024 yılında kurumsal olmayan nüfusun yüzde 60,9’u borçlu hale gelmiştir. Buna göre her 10 kişiden 6’sı borçlu durumdadır. TÜİK verileri incelendiğinde nüfusun sadece yüzde 39,1’inin borçlu olmadığı, halkın yüzde 12,5’inin ise borçlarını ödemekte çok zorlandığı tespit edilmiştir. Nüfusun yüzde 43,3’ü için borçların biraz yük getirdiği, yüzde 5,2’nin ise yük olmadığı görülmüştür.

Emek ve sermaye gelirleri arasındaki dengesizlik önemli bir sorun olarak devam ediyor. Son verilere göre, işgücü ödemelerinin milli gelir içindeki payı 2020 yılında yüzde 32,5 iken 2024 yılında yüzde yüzde 37’dir. Bu, işçilerin elde ettiği gelirin milli gelir içindeki payının arttığını göstermektedir. Ancak bu artışa rağmen, işverenlerin milli gelirden aldığı pay hâlâ emeğin aldığı payın neredeyse iki katıdır.

Özellikle sermayenin aldığı payın, yani net işletme artığının, 2020 yılında yüzde 49,7 iken; 2024 yılında yüzde 43,1’e gerilemesi dikkat çekicidir. Bu durum, sermaye sahiplerinin milli gelirden aldığı payın azaldığını, ancak hâlâ emeğin önemli bir kısmının sermaye lehine kullanıldığını göstermektedir.

Talepler:

Krizin faturasını halka ve işçilere yükleyen ekonomi politikalarından vazgeçilmelidir.

Gelir dağılımı eşitsizliğinin temel kaynağı olan emek ve sermaye arasındaki eşitsizlik son bulmalıdır. Tüm ücretliler, ürettikleri değerin karşılığını eşit ve adil bir şekilde almalıdır.

Kamusal haklar olan eğitim, sağlık, barınma gibi haklardan herkes eşit şekilde faydalanmalı, bu temel haklar nitelikli ve parasız olmalıdır.

Gelirde adalet ve vergide adalet sağlanmalı, az kazanandan az, çok kazanandan çok vergi alınması uygulamasına gidilmelidir.

Herkes için temel bir gelir güvencesi sağlanmalıdır.

Asgari ücret ve tüm ücret düzeyleri insan onuruna yaraşır düzeye çekilmelidir. Asgari ücret hesaplaması bir kişinin harcamasına göre değil, en az 4 kişilik bir ailenin giderleri üzerinden yapılmalıdır.

Enflasyonla mücadelede gerçekçi ve koruyucu ekonomi politikaları uygulanmalıdır.

Yoksullukla mücadele için sosyal koruma programları oluşturulmalı ve yoksulluktan en fazla etkilenen kesimler olan kadınlar ve çocuklar için sosyal koruma politikaları hayata geçirilmelidir.

Çalışan yoksulluğunu önlemek için asgari ücret başta olmak üzere tüm ücretlilere insanca yaşayabilecekleri bir gelir güvencesi sağlanmalıdır.

Borçluluğu azaltmak için sosyal koruma politikaları hayata geçirilmelidir.

Sosyal yardımlar bireysel değil, herkes için ulaşılabilir olmalıdır ve nitelikli bir şekilde sağlanmalıdır.”

Paylaşın

Asgari Ücretli Dokuz Ayda 64 Bin Lira Kaybetti

2025 yılı başında net 22 bin 105 lira olarak belirlenen asgari ücretin reel karşılığı, eylül itibarıyla 16 bin 483 liraya geriledi. Aynı dönemde asgari ücretlinin toplam kaybı 64 bin 652 lirayı buldu.

Devrimci İşçi Sendikaları Araştırma Merkezi’nin (DİSK-AR) Ekim 2025 tarihli raporuna göre, Türkiye’de sigortalı işçilerin dokuz aylık toplam ücret kaybı 1 trilyon 328 milyar lirayı aştı. Enflasyon ve artan vergi yükü, maaşların ortalama yüzde 41’ini silip süpürdü.

Türkiye’de işçilerin maaşları, yükselen enflasyon ve giderek ağırlaşan vergi sistemi altında adım adım eriyor. Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu Araştırma Merkezi (DİSK-AR) tarafından yayımlanan 6 Ekim 2025 tarihli “Ücret Kayıpları İzleme Raporu”na göre, yalnızca 2025’in ilk dokuz ayında 17 milyon sigortalı işçinin toplam gelir kaybı 1,3 trilyon lirayı geçti.

Yalnızca eylül ayında işçi başına ortalama kayıp 12.767 TL olurken, ortalama ücretin yaklaşık yüzde 41’i enflasyon, vergi ve prim kesintileri nedeniyle buharlaştı.

2025 yılı başında net 22.105 TL olarak belirlenen asgari ücretin reel karşılığı, eylül itibarıyla 16.483 TL’ye geriledi. Aynı dönemde asgari ücretlinin toplam kaybı 64.652 TL’yi buldu. Bu da maaşın yaklaşık dörtte birinin ortadan kalktığı anlamına geliyor.

Raporda, “Asgari ücrete yıl içinde ara zam yapılmaması kayıpları artırdı” vurgusu yer alırken, en düşük gelir grubunun alım gücündeki düşüşün toplumun tamamı üzerinde zincirleme etkiler yarattığına dikkat çekildi.

Rapor, ücret düzeyi yükseldikçe yaşanan kaybın da büyüdüğünü ortaya koydu. Eylül 2025’te:

Brüt 39.008 TL kazanan bir işçinin net maaşı 23.003 TL’ye düştü. Toplam kaybı: 16.005 TL
Brüt 52.011 TL kazanan bir işçi 27.215 TL harcanabilir gelirle yetinmek zorunda kaldı. Kaybı: 24.796 TL
Brüt 78.017 TL maaş alan bir işçinin reel net geliri 38.916 TL’ye geriledi. Kayıp: 38.916 TL

Bu düzeyde çalışan işçiler, yılın ilk 9 ayında gelirlerinin ortalama yüzde 40’ını vergi ve enflasyona karşı kaybetti.

“İşçilerden zenginlere kaynak aktarımı var”

DİSK-AR raporunda, yaşanan bu kayıpların sadece bireysel değil, sınıfsal bir dönüşümün göstergesi olduğu ifade edildi. Raporda şu çarpıcı değerlendirme yer aldı:

“Enflasyon işçi sınıfını yoksullaştıran bir emme basma tulumbadır. İşçilerden alıp zenginlere kaynak aktarmaktadır. Adaletsiz vergi sistemi, gelir eşitsizliğini daha da derinleştirmektedir.”

DİSK-AR’a göre, gelir tarifelerinin enflasyona paralel artırılmaması nedeniyle milyonlarca işçi hızla daha yüksek vergi dilimlerine giriyor. Bu durum, reel ücretlerdeki kaybı hızlandırıyor.

Raporda, “Hükümetin izlediği alım gücünü ve ücretleri bastırmayı amaçlayan ekonomi politikası enflasyonun faturasının emek gelirleri üzerine yüklenmesine yol açmaktadır. Enflasyon ve adaletsiz vergi-kesinti sistemi emek gelirlerini eriterek gelir bölüşümü daha da adaletsiz hale getirmekte ve yoksulluğu artırmaktadır.” değerlendirmesi yer aldı.

Enflasyonun resmî verilerle olduğundan düşük ölçüldüğü uyarısı yapılırken, gerçek kaybın açıklanandan daha yüksek olabileceği belirtildi.

Paylaşın